hadi yen şunu :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
87. Bölüm Kılıç ve Büyü Karşılaşması #1
Ancak bu kaba istekleri hemen kabul edilemezdi. Pan Helliones ikili arasında dostça bir mücadele talep etmişti. III.Kurt bir şey söylemeyince Pan Helliones Kralın isteğine saygı duyarak geri çekildi.
Bununla beraber, ortam daha da gerildiğinden aralarındaki konuşma fazla uzun sürmedi ve diplomatlar oradan ayrılmak durumunda kaldı. Bu olanlar, diplomatların kasti hareketi de olabilirdi.
Salondaki atmosfer daha da bunaltıcı olunca, III.Kurt sessizce bir şeyler mırıldandı. ‘...Andras’ın 4.ustasının kurnazlığı yerinde.’
İmparatorluğun 4.ustası Pan Helliones... Attığı büyük adım sıradan dursa da bir o kadar sinsiceydi. Düşmanına direk saldıracakmış gibi duran gamsız duruşunu nasıl kullanacağını bilen bir üçkağıtçıydı.
Belki de daha ilk görüşmede ısrar etmekten bilerek kaçınmıştı. Yaptığı öneri kabul edilseydi, Theodore ile doğrudan konuşacak ama reddedildiği takdirde de salondan mağdur olarak ayrılacaklardı. Yani, iki türlü de Andras’ın işine gelecekti.
Mavi cübbeli Blundel başını onaylar gibi salladı. ‘İnsanı sinir eden biri. Büyük olasılıkla bu teklifini reddetmemizi bekliyordu. Bu şekilde kendine zaman kazanmış oldu.’
‘Bu sırada, diğerleri başkente gidip etraftan bilgi toplayacaktır. Kendine zaman satın almış oldu.’
‘Bence de.’
III.Kurt ve Blundell aynı hislerle surat astı.
Beyaz Kule’nin istihbarat timi diplomatları yakın takibe alacaktı ama diplomatların yanında iki kılıç ustası da bulunduğundan istihbarat ağına duvar örebilirlerdi. Kafilenin zarar görmesinden sonra farklı noktalara dağılan Beyaz Kule başkentte ikamet ediyor olsaydı işler farklı olabilirdi.
‘Onlardan mümkün olduğunca kurtulmak en iyisi.’
Pek tabii, Meltor’daki güvenlik birimleri o kadar da zayıf değildi, büyük veya önemli bir detayın gözden kaçma olasılığı çok düşüktü. Buna rağmen, en küçük ihtimal bile onlar için bir tehdit demekti. Yüzyıllardır burun buruna yaşadıkları düşmanları sınır noktalarında gürleyip duruyordu.
III.Kurt yüzünü malum kişiye döndü. Bu kişi, diplomatların ayrılmasından sonra Blundell’ın yanında kalması emredilen kişi Theodore Miller idi.
‘Bana dürüst cevap ver. Bu meydan okumayı kabul etmek zorunda değilsin. Senin için fazla olabilir,reddersen ucunda ölüm cezası da yok.’
‘Evet, Majesteleri.’
‘Ama onları bozguna uğratabilirsen, bize üstünlük kazandırmış olacaksın.’ Meltor Kralı olarak tüm ciddiyetiyle sordu. ‘Rebecca’yı yenebilir misin?’
Theodore tereddüt etmeden yanıtladı. ‘Evet, Majesteleri.’
‘Ulusal hazinenin yardımı olmadan da mı?’
‘Evet, yapabilirim.’
III.Kurt, Theodore’un bu güvenine inanmak istiyordu. Ancak, Kralın dövüş becerisi o kadar da iyi olmadığından onu net bir değerlendirmeye alamıyordu. Kararını Meltor’un iki büyük Büyü Kulesi ile istişare ettikten sonra verecekti. ‘Veronica, Blundell sizin fikirleriniz nedir?’
Veronica önceden hazırlıklı olarak öne geldi. ’10 defa karşı karşıya gelseler, sonuç yine aynı olur. Bence, bu çocuğun karşılaşmada zarar görme ihtimali yok.’
‘Hah, öyle mi?’
‘Size ismim üzerine yemin ederim, Majesteleri.’
Bu cevap III.Kurt’ü şaşırtmıştı. Karşısına alacağı rakibi, Pan Helliones’in öğrencisi olacaktı. Rebecca’nın yaşı ve hoş yüzü yeteneklerini küçük görme sebebi olamazdı. Bir sonraki neslin kılıç ustası adayı olan Rebecca’nın yetenekleri zirveye yakın olmalıydı. Aksi halde bu diplomatların arasına karışmasının yolu yoktu.
Yine de, Theo bugüne kadar pek çok zafer kazanmış biri değil miydi? O halde, kazanması yüksek ihtimaldi.
‘Hmm, bu yaşlı büyücünüz de aynı fikirde. Tek taraflı bir maç olmayacağından, Theo da ondan aşağı kalmayacaktır. Koşullar yolunda gittiği sürece, kazanmaması için bir sebep yok.’
‘O zaman bizim de onlara sırt dönmemiz için bir bahanemiz kalmadı.’ III.Kurt istişaresinin sonucunda koca bir gülümsemeyle karar verdi.
Şimdiye dek, artı ve eksilerini düşünüp diplomatların teklifini kabul etmekte tereddüte düşüyordu. Kazanacağı bir şeyin olmamasının yanında kaybedeceği çok ey olacağını düşünüp bu kumar masasına oturmaktan kaçınmıştı.
Ancak, kazanma ihtimalleri %100 ise, bu kumar olmaktan çıkardı.
‘Savunma Bakanı!’
‘Evet, Majesteleri.’
‘Son ateşkes metnine bakın.Ulaşabileceğimiz en uç sınırların rapor edilmesini istiyorum. Ayrıca, yeniden düzenlenmesi gerektiğini düşündüğün maddeleri de rapora dahil et.’
‘Savunma Bakanı, emrinizi yerine getirecektir, Majesteleri!’
Kralın kudretli sözleri, Bakanın yüzünde heyecana neden olmuştu.
Ellerine, Andras İmparatorluğundan bir şeyler almak için koz geçmişti. Bakan şu an mesaide olmasa bile, aldığı motivasonla işini uzun saatler devam ettirebilirdi. İş arkadaşları da Kralın isteği üzerine ona destek olacaktı.
III.Kurt gözlerini yeniden Theo’nun yüzüne çevirdi.
İki Kule Üstadının olumlu tepkisinden sonra bilinmez duygulara gark olan Kralın mor gözleri merakla dolup taşmıştı.
‘...Çok tuhaf. Yaşlı zombiyi yenip Ulu Elf’i kurtarmanın ardından, bir kez daha büyük bir yükü omuzladın.’
‘Majesteleri.’
‘Mütevazi olmana gerek yok. Hünerlerin artık gizleyemeyeceğin bir mertebeye çıktı.’ III.Kurt gözlerindeki ışıkla oturduğu tahtından kalktı.
Andras İmparatorluğu onun gözünde birçok askerini katletmiş bir düşmandı. Meltor’un ilk Kralından bu yana her daim savaş ve kanın sembolü olmuşlardı. Şimdi ellerini kana bulamadan Andras’ın karşısına dikilme şansını yakalamışlardı. O yüzden fazla düşünmeye lüzum yoktu.
Boşluğa bakarken boğuk bir sesle devam etti. ‘Onlar hep güç kullanarak gelirdi. Sınırlarımızı aşıp zaten az olan buğdaylarımızı çalıp, evlerimizi yağmalar yakarlardı. Askerlerimizin kanı, o ateşkes anlaşmasının mürekkebi, kırılan kol ve bacaklar yeniden çizdikleri sınırları olmuştur.’
Kralın sesinde tüm samimiyeti ve içe işleyen duyguları vardı. Bu konuşmasıyla salondaki hava ciddileşmişti. Kimisinin büyü gücünde artış olmuş, kimisi de savaş dürtüsüyle uyanmıştı. Kralın önünde diz çöken Theo’da aynı duygular içindeydi.
Meltor’daki herkes, İmparatorlukla yapılan savaşlarda birilerini kaybetmişti.
‘Theodore Miller.’
‘Evet, Majesteleri.’
Kralın sesindeki ciddiyet daha da artmıştı. ‘Meltor Krallığı adına savaş ve yen. Bu Krallığın tarihini onlara bir kez daha hatırlat! Karşılarında ne kadar büyük ve güçlü bir düşman olduğunu göster! Zaferinin karşılığını sana bizzat ben vereceğim!’
Theo bu buyruğuna gür bir sesle yanıt verdi. ‘Theodore Miller için sözleriniz bir emirdir, Majesteleri.’
***
Milli kahraman Theoodre Miller ile 7 kılıç ustasından birinin öğrencisinin yapacağı düello haberi şehirde yıldırım gibi yayıldı. Diplomatlardan kaynaklanan gerginliğin üstüne gelen bu düello, çölde bir vaha gibiydi. Seyirci sayısının sınırlandırılmasına rağmen, tribünler şimdiden dolmuştu.
Theo etrafına baktı. ‘...Wow, seyircilerin arasında tanımadığım kimse yok.’
Büyü Cemiyetinde geçirdiği 6 ay boyunca herkesle tanışmıştı. Veronica veSylvia ile olan yakınlığı sayesinde, başkentteki tüm ünlü isimlerle görüşme fırsatı olmuştu. Yine de, seyircilerin birçoğu tanınmış yüzlerden oluşuyordu. Meltor’un ulusal gücünün %2-3’lük kısmının tribünleri doldurduğunu söylemek abartıya kaçmazdı.
Bu, düelloya büyük bir ilgi olduğunun göstergesiydi. III.Kurt’ün yanında, yüzlerini nadiren gösteren Kraliyet Ailesi de katılmıştı. Bu durumda, Theodore kendini fazlasıyla baskı altında hissediyordu. O yüzden, rakibine karşı duyduğu tedirginlik onu çok da rahatsız etmiyordu.
Az sonra, hakem olarak tayin edilen Blundell sahnede belirdi. Bu, bir büyücü ile şövalye arasında yapılacak bir karılaşma olduğundan sahneyi bayapı geniş tutmuşlardı. Zıt köşelerde bekleyen iki rakip Blundell’ı can kulağı ile dinliyordu.
‘Meltor Krallığından, Theodore Miller.’
‘Evet.’
‘Andras İmparatorluğundan, Rebecca.’
‘Evet.’
Blundell ikisinden de yanıt alında asasıyla zemine vurup küt bir ses çıkardı. Bu iri yarı büyücünün gücü, zemine zarar vermeye yetmiş, ön sırada oturanlar çıkan ses yüzünden kulaklarını kapatmak zorunda kalmıştı.
Blundell seyircileri susturduktan sonra konuşmaya devam etti. ‘Düello bu ses ile başlayacak. Ondan önce, ülkelerinizi temsil etmek adına ant içeceksiniz. Kazanan kaybedene tolerans gösterecek, kaybeden ise kazanana kusur etmeyecektir. Karşılaşma son bulduğu anda birbirinize hücumda bulunmanızı engelleyeceğim.’
Theodore ve Rebecca aynı anda kafa salladı. Theo, rakibinin kalbinden geçenleri bilmese de, Blundell Adruncus’un hakemlik yaptığı bir yerde itiraz etme lüksü yoktu. Theodore ve Rebecca’nın bakışları buluşunca, Blundell asasını yerden kaldırdı.
Ardından tekrar yere vurdu. Kakang!
Daha ses kulaklardan kesilmeden Rebecca çoktan kılıçlarını kınından ışık hızıyla çekmişti. Eğri kılıç denen iki kılıç tutuyordu. O kadar hızlı atağa geçmişti ki seyircilerin bazısı onu takip etmekte zorlanmıştı. Sahnde başkası olsa daha Rebecca’nın kılıcını fark edemeden ölürdü.
Neyse ki, Theodore o gruba dahil değildi. Hatta Rebecca kılıçlarına davranır davranmaz aldığı duruşu fark etmiş, algılarındaki hareketlilik artmıştı. Onun bu hareketlerini daha önce de görmüştü. Rebecca’nın bir sonraki hamlelerini de bu sebeple tahmin edebiliyordu.
Kısa bir süre sonra...
‘Hap.’ Rebecca kısık bir nefes sesiyle Theo’nun tam karşısına gelmişti.
Panikleyecek ya da repki verecek bir anı yoktu. Rebecca’nın çifte kılıcı tedbir almasına izin vermeden ışık saçmaya başladı. Ellerinden çıkan ışık aşağı yukarı hareketlerle en sonunda Theodore’u saran bir hortuma dönüştü. Bu, kesilmemiş tek bir et parçası bile bırakmayan bir kılıç tekniğiydi.
Sağ elden 6, sol elden 6 kesik peş peşe gelmişti. Bir düzine hamle aynı anda vuku bulmuştu.
Chwaaaak!
Sahne zemini örümcek ağı gibi parça pinçik olmuştu. Şekil alan enerjisi, kıdemli büyücülerin savunma büyülerini bile alt edebilecek nitelik taşıyordu. Rebecca gücünün doruklarına çıktığından, saldırıları 5.halka savunmaları paramparça etmeye yeterdi.
İzleyen herkes Rebecca’nın şiddetli saldırıları karşısında dumura uğramıştı.
‘Ohh!’
‘Ne biçim saldırıyor...!’
‘Söylentiler doğruymuş!’
Kılıç ustalarından olan Lloyd, haykırırken yüzündeki donukluktan eser kalmamıştı. ‘...Harikasın!’
Bu bağırışlarının hedefinde, 4.usta Pan Helliones’in öğrencisi Rebecca yoktu. Aksine, 12 hamle yapan genç büyücüye dönen bakışları her zamankinden daha keskindi. Bu düzeyde bir hamlenin bir büyücüden çıkması görülmüş şey değildi.
Rebecca’nın ard arda yaptığı 12 saldırıyı boşa çıkaran genç Theodore, Rebecca’ya tüm soğukkanlılığıyla bakıyordu. Bu seri halinde gelen saldırıları önceden tahmin etmişti.
Rebecca, Miller kasabasında zombi ejderhayı öldüren asker Randolph’un kılıç tekniğini bir kez daha Theo’nun önüne sermişti. Ya akrabalardı ya da aynı okuldan mezun...
‘Bunu, kazandıktan sonra düşünürüm.’
Theo kafasından düşünceleri sildikten sonra, Rebecca’ya dönüp içindeki tüm büyü gücünü harekete geçirdi.
Magnec