Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

102. Bölüm Büyük Orman #4

Çevirmen: Gecekuşu / Editor: Gecekuşu

‘Ratatoskr?’

-Evet, bu mitolojide geçen bir gevezenin adı. Yggdrasil’de yalnızca Ulu Elflerin erişebileceği bir alemin varlığını keşfetti.

Ellenoa dünya ağacının çekirdeğini Mitra’ya yolladığında, böyle bir şeyin sonuç verceğini düşünmemişti. En iyi olasılıkla Mitra’nın becerilerinin bir seviye daha yükseleceğini umut ediyordu. O zamana kadar sessizliğini koruyan Ulu Elf Ellenoa söze girmişti. –Dmitra...Dünya ağacının yeryüzünün tanrılık makamına dikilmesi... Belki bizden daha üstün biridir... Hmmm.

-Ü-üstün mü?

-Tam olarak emin değilim... Sadece bir tahmin...Ama muhtemelen yarı haklıyım...

Durum bu şekilde gelişirse, Ellenoa büyük bir olaya imza atmış olacaktı. Ancak bunu açıkça ifade eden Ulu Elf’in sesinde en ufak bir kızgınlık yoktu. Sesindeki yumuşaklığı dinleyen Theo’nun gözkapakların git gide daha da ağırlaşıyordu.

-Bir insan bu şekilde Ratatoskr’a erişmeye hak kazandı. Neyse ki, ormanın seslerini dinlemesinin ona çok bir getirisi olmayacak... En fazla, biraz büyü ödünç alabilir...?

-Bu çok sorun olmaz.

-Evet. Eğer bununla kalacaksa sorun yok.

Sessiz kalan sesler bu fikri onayladı. Telepati gücü ve büyü ödünç alma özelliklerini düşününce, bu, Ulu Elf’in onu mevcut durumdan en iyi kurtarma şekliydi. Zaten, bütün büyücülerin gösterişli bir yanı olurdu.  Ama hepsinden öte, dünya ağacının çekirdeğini verme kararı Ellenoa’ya ait olduğundan söyleyecekleri bir söz kalmıyordu.

Theodore Miller her türlü istisnai bir mevzu sayılıyordu.

Meseleyi çözdükleri vakit, neşeli bir elf heyecanla bağırdı. –Hadi konuyu değiştirelim.Meltor heyeti ormana girdi mi? sandığımızdan daha çabuk geldiler, o yüzden onları karşılamak için geç kaldık. Ama yine de, kim gitmek ister? Ben mi? Yoksa ben mi?

-Ben gitmeyeceğim. O yüzden sen de gitmiyorsun.

-...Ben uyuyacağım.

-Onları görmek isterdim, ama bizim yerimize daha nitelikli biri var.

Elflerin dördünden de farklı fikirler çıkmıştı. Ama onların da söylediği gibi, buna hakkı olan tek bir kişi vardı.

Sessiz kalan Ulu Elf Ellenoa yavaşça elini kaldırdı... Göremeyip yalnızca sesleri duyabilen Theo bile, Ellenoa’nın onları selamlayacağını hissetmişti.

Bu sonuca ulaştıklarında, Ulu Elfler Ratatoskr’u birer birer terk etti.

-Adının Theodore olduğunu söylememiş miydin? Seninle tekrar görüşeceğiz!  Neşeli ses, dağ tarafına doğru yankılanarak kaybolurken, canavarımsı sses çıt çıkarmamıştı.

-Size iyi bir karşılama haızrlayacağız. Bu anı 4 gözle bekliyorum. Kibar ses bunları söyledikten sonra gitti.

-...İyi geceler, uykulu sesi olan Ulu Elf kısa sözlerinin ardından ayrıldı.

Bu elfler gerçekten kendilerine has kişiliklere sahiplerdi. Theo sadece seslerinden onları tanıyabiliyordu. Theodore hepsine gülümseyerek veda etti. En sonunda, Theo ve Ellenoa Ratatoskr’da kalan tek kişiler olmuştu.

Ellenoa onu heyecanla tekrar selamladı. –Görüşmeyeli uzun zaman oldu, Theodore! Seni yeniden gördüğüme sevindim.

‘Ellenoa, davetin için teşekkür ederim. Beni eyalet misafiri olarak davet edeceğini düşünmemiştim.’

-Bunun olacağını ben de tahmin etmiyordum. Ama bu makamdayken, fazla bir şey yapmış sayılmam.

Aslında tam olarak öyle değildi. Edwin usta seviye olup aynı zamanda elflerin en iyi savaşçısıydı. Elf milletine büyük bir saygı duyduğundan, Ellenoa’yı kurtaran kahramanı görmezden gelemezdi.

Ancak, Ellenoa Elvenheim da değil de, küçük bir ormanda doğduğundan bu işler ona yük olmuştu.

-Sohbete Ratatoskr’dan devam etmek rahatsız edici değil mi? dedikten sonra, Theodore’un anlayamayacağı kelimeler söyledi. –Yani, sana geleceğim.

‘Ha?  Nasıl?’

-Huhu, yakında anlarsın. Ellenoa Ratatoskr ağını kapatmadan önce hafifçe güldü. Bulundukları yere hala uzak kalan Elvenheim’dan nasıl geleceğini söylememişti.

Theo, tam karşısındaki kişinin yüzünü görebilmek için gözlerini açtı.

‘Kardeşim!’

‘Ah, Bay Edwin?!’

Edwin’in birden konuya girmesi hızlıdan ziyade dehşet vericiydi. ‘Onlarla konuştun mu? Bizim atalarımızın erişebildiği Ratatoskr’a girerek mi yaptın?’

‘M-Muhtemelen?’

‘Ohh! Siz sahiden de sıradan bir insan değilsiniz!’

Theo kesinlikle farklı biriydi. Büyü Kitabı Obur’un sahibi, eski bir elementin sorumlusu ve eski bir savaş kahramanının özelliklerini taşıyan biriydi... Tek bir ünvana sahip olmasına rağmen, ‘sıradan’ kelimesi ona mutlak surette yakışmıyordu.

Edwin’in tepkisine binaen, sıradan elfler sahip oldukları yeteneklere rağmen Ratatoskr’a giriş yapamıyor, bu hak yalnızca Ulu Elflere veriliyordu.

‘Ah, bu biraz tehlikeli olabilir.’

Diğer büyücüler Edwin’in arkasından meraklı gözlerle bakarlarken, Theo’nun sırtı ter içinde kalmıştı. Daha önce hiç duymadıkları ‘Ratatoskr’ kelimesini duydukları anda merakları kabarmıştı. Bundan sonra soru yağmuruna tutulma ihtimalleri onu krize sokabilirdi.

O sırada, havadaki büyü gücü bir anda titremeye başladı.

Wuuoooooong!

Yer altında olan ağaç kökleri flüt sesleri çıkarıyor, çimler de melodi çalıyordu. Esen rüzgar, sanki tenlerini okşar gibi geçip gidiyordu. Bu his, vahşi bir enerji ya da çok güçlü bir büyü gücünden çok farklıydı. Yalnızca Theo ve Edwin bu tuhaf büyü gücünü tanıdık bulmuştu.

‘Bu...!’

Bu, aynı zamanda Prana da denilen yaşam gücü(canlılık) idi.

Yerden yeşil bir ışık çıkmaya başladı. Ardından bir miktar çamur, yaprak ve ağaç kökü kısa bir sürede insan görünümünü aldı. Şahit oldukları manzara büyücüleri bile şaşkınlığa uğratmıştı.

Prana’nın görkemi onları kuşattıkları sırada, ortaya çıktı. (Herkese merhaba.)

Doğal güzelliğiyle Ellenoa önlerindeydi.  Bu görüntü karşısında herkes sessziliği bürünürken, Edwin saygıyla eğildi.

‘ Ataların üçüncü kolundan gelen Beech kabilesi’nin oğlu Edwin, 6.dansçıyı selamlar.’

(Eğilmene gerek yok, Edwin. Bu bedenim Ratatoskr ile oluşturduğum bir kopya.)

‘Yine de, kabile üyesi olarak bunu yapmam gerek. Siz bedenen burada olmayabilirsiniz ama ruhunuz burada.)

Ellenoa iç çekip Theo’ya baktı. Theodore onun burada olduğunu idrak ettiğinde ona yaklaşıp ekledi. ‘Bu şekilde geleceğin aklımdan geçmemişti. Gerçekten çok şaşırdım.’

Theo övmek için değil aksine tüm samimiyetiyle bunu söylemişti. Onlarca, hatta muhtemelen yüzlerce kilometre öteden vücudunun yanılsamasını göndermişti. Bunu, Theo’nun bildiği büyülerle gerçekleştirmenin bir yolu yoktu. ‘Ratatoskr’un yalnızca sohbet etmeye yarayan bir ağ olmadığı kanısına o anda varmıştı.

Ellenoa gülümseyip kollarını salladı. (Bunu hala yapıp yapamadığımı görmek için geldim. Ama size buradan sonra ben eşlik edeceğim. Yolculuğunuzun 2 hafta süreceğini düşündüm ama siz bayağı çabuk gelmişsiniz.)

Beyaz Kule Üstadı bir adım öne yaklaşıp kibarca yanıtladı. ‘Öncelikle, davetinize müteşekkiriz, Ulu Elf Ellenoa... Mümkünse, bir şey sorabilir miyim?’

(Evet, elbette.)

‘Buraya gelmenize memnun olduk, ancak merak etmenize gerek yok. Edwin’in bize eşlik ediyor olması yetmez mi?’

Orta haksız sayılmazdı. Edwin işinin ehli bir yardımcı olduğundan Ellenoa yardım etmese bile Elvenheim’a ulaşmaları çok zor olmayacaktı. Ayrıca, Theo da ikinci rehber olarak iş başındaydı. O yüzden, Orta’nın Ulu Elf’in yardımını kabul etmesi için sebebi kalmıyordu.

Buna rağmen, Ellenoa bu sözleri duymayı bekliyor gibi gülümsedi. (Bu orjinal planımızın bir parçasıydı, o yüzden rahatsız olmanıza gerek yok. Hem Edwin’in yeteneklerini hor görmek istemem ama ormanda Ulu Elf’in size eşlik etmesinden daha iyi bir şey yoktur.)

Bu sözleri söyledikten sonra, hızla arkasını dönüp, heyetin gideceği yeri işaret etti. Dal ve yapraklar parmağının gösterdiği yöne doğru uçmaya başladı. Basit bir hareket olsa da, kimsenin inkar edemeyeceği mucizevi bir görüntüydü.

‘Hah...!’

‘B-Bu çok saçma...’

Daha önce orada olmayan bir yol açıldı. Bitki örtüsünün kendiliğinden yana çekilip yol göstermesiyle oluşan bir yoldu. Ağaçların kökü yer altında hareket edip kenara çekilirken, yaprak ve dallar da yolun diğer tarafına taşınıyordu. Tepeler gelen heyeti selamlıyormuş gibi alçalıp yere birleşti.

Gözlerinin önünde Büyük Orman boyunca uzayan, ağaç ve çalılıklarla kaplı dümdüz bir yol vardı!

‘Bu son derece mükemmel.’Beyaz Kule Üstadı bile maskesinin altından ağzı açık kalmış izliyordu. Doğaya zarar vermeden yüzlerce bitkiyi kontrol altına alıp onlara bir yol mu açmıştı? 8.halka büyücü Blundell bile böyle görkemli bir gösteriyi onlara sunamazdı.

Orta, Elvenheim ile ilgili değerlendirmelerini gözden geçirip üç level yukarı taşıdı. En azından Büyük Orman sınırlarında Meltor ve Andras’ın dokunamayacağı bir ülkeydi.

(Geriye kalan büyü sayesinde, yaratıklar bu yola yaklaşamaz. Bu taraftan gidersek Elvenheim’a daha çabuk varırız.)

Beyaz Kule Üstadı, Ellenoa’nın açtığı yola sükunetle bakıp mırıldandı. ‘...Dünya ağacının ürettiği güç...düşününce bu şekilde de kullanılabilir.’

Dünya ağacının varlığı tüm yaratıkları öldürmeye yetecek miktarda güç üretiyordu. O yüzden, köklerinin uzandığı yerde, yaratıkların yaşaması imkansızdı. Nefesinin estiği yerde, yaratıklar oraya yaklaşmaktan acizdi. Bu yol, Yggdrasil’in sinirsel ağı Rotatoskr ile üretilen ve her tür yaratığı def eden bir yoldu.

Ama, Veronica isimli canavar bu yolu aleve verebilirdi. Beyaz Kule Üstadı ona endişe veren anıyı kafasından atıp Ellenoa’ya döndü. ‘Bu yol üzerinde dümdüz mü gideceğiz?’

(Evet, yaklaşık 3 günümüzü alacak.)

‘Hmm, yani yarım gün. O zaman Ellenoa, bu halin asıl vücut direnciyle aynı direnci mi taşıyor?’

Ellenoa’nın kafası karışınca, Orta yine o bilindik kutusunu çıkardı.

Bu, birçok nedenden ötürü ormanda kullanamadıkları bir büyüydü, ama yol önlerinde uzanıp gidiyorsa durum farklı olabilirdi. Heyetteki herkes gümüş yüzükleri parmağına taktı. En son, Ellenoa’nın yanılsaması da yüzüğü parmağına takınca, Beyaz Kule Üstadı heyetin önüne geçti.

İşte o anda, yeşil bir ışık onların kestirmesi oldu.