Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

246. Bölüm Dönüş Yolculuğu (2)

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

''Ölümsüz Kütüphane mi?'' Berinne şaşkın bir şekilde Zend'e baktı bir anda. ''Ölümsüz Kütüphane'ye girip de ne yapacaksın?'' 

''Okumam gereken şeyler var.'' Zend hızlıca cevap verdi. Berinne'ye bazı şeyleri söyleyebilirdi, evet, ama Raddha Ailesi'ni hiçbir şekilde, kimseye anlatmamalıydı. Çünkü bu bir güven meselesi değildi, kimsenin bilmemesi gereken bir şeydi, çünkü birisi bilirse eğer Zend'in başı, kesinlikle bir dertten ayrılmazdı. Çünkü Raddha Ailesi'nin geçmişte dünyada pek çok şey yapmış olduğunu biliyordu genç adam, Tanrılar'ın bile, izini silmek için çalıştığı bir aileydi. Zaten Zend'in bir Raddha olduğu duyulsaydı, muhtemelen insanlardan dolayı endişe etmesi gerekmezdi onun. Çünkü Tanrılar ile yeterince kötü durumda olurdu, izini silmeye çalıştıkları bir aileden gelen bir çocuğu hayatta bırakırlar mıydı? Elbette bırakmazlardı, bu yüzden herkesten bunu gizlemesi gerekiyordu genç adamın. ''Çok gizli şeyler, inan bana, bu sefer söyleyebileceğim bir şey yok. Çünkü bu güvenle alakalı bir şey değil, ustama dahi söylemeyeceğim bir şey. İnan bana.'' diye devam etti, Ölümsüz Kütüphane'nin ismini duyduğu anda bir şok dalgası ile karşılaşmış olan Berinne'ye bakarak. 

Berinne'nin yüzü tekrar asılsa da, görünüşe göre anlayış göstermişti genç kız. Çünkü o somurtkan ifadeyi fazla yüzünde tutmamıştı. Bir nefes verdi tekrardan, başını önce birazcık öne eğdi ve daha sonra konuşmaya başlayarak, yukarı doğru kaldırdı. ''Pekâlâ... Herkesin sırları olur sonuçta, değil mi?'' diye konuştu ve elini çenesine yollayarak, bir yandan düşünüp bir yandan konuşmaya başladı. ''Gerçi Ölümsüz Kütüphane'ye girme ihtiyacı duymanı sağlayan sırrı da çözemedim... Her neyse, Ölümsüz Kütüphane'ye girmenin hiçbir imkanı yok. Oranın nerede olduğunu bile bilmiyoruz, her zaman yer değiştirme büyüleri babamın elinde oluyor, kendi yüzüğünde saklıyor onları. Üstelik girmek isteyenleri de kolay kolay almıyor, çok özel sebepler olmalı izin vermesi için. Ben bile sadece bir kere girmiştim, onda da babam kendisi girerken beni yanında götürmüştü çok istediğim için, henüz bir çocuktum. Orada dünyanın en karanlık büyülerinin ve tekniklerinin saklandığını söylüyor sürekli olarak, kendisi bile nadiren gidiyor oraya. Gizli kalması gereken sırlar varmış kütüphanede, açığa çıktığı takdirde Tanrılar'ın canını sıkabilecek bir sürü gizem varmış ve bir keresinde, son otuz bin yılda dünya üzerinde var olan, birkaç teknik hariç her tekniğin kütüphanede var olduğunu söylemişti babam. Oraya gitmen ne için gerekiyorsa, bu şeyi başka bir yoldan çözmenin bir yolunu bul. Başka bir kütüphaneden bulmaya çalış öğrenmek istediğin şeyi, Ölümsüz Kütüphane ile ilgili bir umut taşıma çünkü boşuna olur, babam oraya Pounz Kralı Dustin'in bile girmesine izin vermemişti geçenlerde. Çok acil bir durum olsa dahi, bir başkasının girmesine izin vermeyip gerekli bilgiyi içeren argümanı, kendisi gidip alıp getirir. Dünyada onlarca kütüphane var, başka bir tanesinde işine yarayacak bilgiler mutlaka vardır, onları denemeye bak.'' Berinne tamamen olumsuzlukla dolu bir konuşma yapmıştı. 

''Ama aradığım şey, oradan başka hiçbir yerde mevcut olmayabilir.'' Zend dürüst bir şekilde konuştu. Raddha ile ilgili kayıtların dünyanın birkaç yerinde var olduğunu duymuştu daha önce, ama bundan emin değildi. Bu yüzden Raddha Ailesi ile alakalı bilgileri içeren bir kitabın, sadece o Ölümsüz Kütüphane'de olma ihtimali vardı. 

''Öyleyse o şeyi öğrenemeyeceksindir, babamın ne kadar inatçı olduğunu en iyi ben bilirim. Dört Büyük İmparatorluk Turnuvası'na girip de birinci olsan dahi, oraya girmek için babamdan izin alamazsın. Diğer kütüphaneleri önüne döker belki, ama Ölümsüz Kütüphane'nin değeri onun için bir başkadır. Bir arkadaşın olarak gönülden söylüyorum, unut bunu.'' Berinne Zend'in omzuna elini koydu ve umut kırıcı bir şey söylüyormuşçasına konuşarak, sesini hafifçe alçalttı.

''Olumsuzluklar beni yıldıramaz, hehehehe...'' Zend bir elini yumruk yapıp öteki elinin avuç içine vurdu, daha sonra da gülümseyen bir yüzle konuşmaya devam etti: ''Zamanında bir savaşçı okuluna girmek istediğimde de, bunun imkansız olduğunu söyleyip beni vazgeçirmeye çalışmışlardı. Ayrıca ilk görüştüğümüzde sana sorsam, Siyahlar'ın içinde on beşinci olmamın imkansız olduğunu söylerdin, adım gibi eminim. Ancak oldum, değil mi?'' 

''Hayır hayır, bu farklı çaptaki bir imkansızlık. Babamı hiç tanımadın Zend, o, senin baş edebileceğin biri değildir, özellikle Ölümsüz Kütüphane gibi özel, önemsediği bir konuda kesinlikle kararından vazgeçiremezsin onu. Ne olursa olsun, sözünden dönmektense ölmeyi tercih eden biridir ve bu teklifi ilk olarak onu götürdüğün zaman sana ilk olarak söyleyeceği şey, doğal olarak bir reddediş olacaktır. Daha sonra da bu sözünü asla çiğnemez.'' Berinne ellerini kaldırarak avuç içleri Zend'e bakacak şekilde konuşmaya devam etti. 

''Beni de kararımdan vazgeçiremezsin Berinne, aklında olsun. Bir kere o Ölümsüz Kütüphane'ye girmeyi kafaya koymuşum, sence vazgeçer miyim? Ne yapıp edip o kütüphaneye gireceğim, bu da sana sözüm olsun.'' diye konuştu Zend kararlı bir şekilde. Diğer, kim bilir dünyanın neresinde olan diğer bilgi kaynaklarına gitmek yerine basitçe Ölümsüz Kütüphane'ye girecek ve soyuyla ilgili öğrenebileceği her şeyi öğrenecekti. Bunu hiçbir şey bozamazdı onun kafasında, gerçekleştirmek için de her yola başvuracaktı. ''Eğer söylediği şeyi bir daha çiğnemiyorsa, ben de onun, bana giremeyeceğimi söylemesini engellerim ve böylece sorun çözülmüş olur, değil mi?'' diye devam etti daha sonra da.

''Heh...'' Berinne tekrar bir nefes daha vermişti. ''Henüz babamla hiç karşılaşmamış olduğun için böyle konuşabiliyorsun, ama onun otoriterliğini bir kere tat, daha sonra ona karşı gelemeyeceğini anlarsın. O gün gelene kadar böyle düşünmeye devam edebilirsin. Dünyanın en güçlü adamıyla konuşmak ne demek, hiçbir fikrin yok.'' 

''Berinne, o da bir insan, değil mi? O halde zayıflıkları vardır, kandırılabilir, kullanılabilir. Sadece diğerlerine göre daha zordur, değişen şey bu olur. O dünyanın en güçlü insanı olabilir, hatta belki de en yaşlısı da. Ancak sonuçta bir insan, etten bir bedene sahip. İradesi sonunda kırılabilir, mağlup edilebilir, baskın gelinebilir. Ayrıca birisi ile yeterli bir pazarlık yaparsan, gereken koşulları yerine getirip tam yerinde, düzgün hareketler sergilersen, sonunda onun sana her şeyini sunabildiğini görürsün. Yani Renkli Yıldırım Krallığı'nın kralının da bana gerekli şeyleri yaptığım zaman Ölümsüz Kütüphane'ye girmem için izin vereceğini biliyorum, hatta eminim!'' Zend siyah gözleri karanlık bir şekilde parlarken Berinne'ye bakmıştı dikkatli bir şekilde. ''Tabii ki bunda, senin gibi üstün, eşsiz, çok değerli birinin de yardımı gerekebilir, hehehehe...'' 

Berinne pes ederek, başka bir şey söylememeye karar vermişti. ''Öyle olsun bakalım, eğer yardımımla birlikte Ölümsüz Kütüphane'ye girmeyi başarabileceksen, senden yardımımı esirgemeyeceğim. Umarım düşündüğün gibi ilerler her şey, hayal kırıklığına uğramış bir yüz ifadesiyle birlikte görmek istemiyorum seni.'' 

Zend kendine güvenen bir yüz ifadesiyle birlikte gülümseyerek, Siyahlar listesini incelemeye devam etti ve sıradan şeyleri konuşarak, Tolan Şehri'ne kadar gittiler. Onlarla birlikte gelen, hemen arkalarında, Prenses Yuna'nın doğum gününde birlikte oldukları asillerden birkaçının arabası da vardı.

***

Tolan Şehri'ne varmaları pek de uzun sürmemişti. Şehre vardıktan sonra Berinne Zend'e seslenmişti yavaşça: ''Zend, ben buradan devam ederek kıyıya kadar arabayla gideyim. Oradan da bir bilet alır, gemiyle Renkli Yıldırım Krallığı'na doğru yola çıkarım. Sanırım burada yollarımız ayrılıyor şimdilik.'' diyerek arabadan aşağıya atlayan Zend'in peşinden giden genç kız, ellerini vücudunun ön tarafında birleştirip, ona doğru dönmüş olan genç adamın gözlerine bakarak kafasını azıcık yukarı kaldırmıştı. 

''Ah, doğru, onu unuttum bir an.'' diye konuştu Zend, kafasının arkasına yollamışken elini. ''Öyleyse görüşmek üzere.'' diyerek el salladı ve veda etti Berinne'ye. ''Zaten en geç bir yıl sonra tekrar görüşeceğiz.'' 

''Evet.'' diye kafasını salladı Berinne. ''Bir dahaki görüşmemizde daha güçlü olmaya çalış, bildiğin şeylerde ustalaşmazsan benden güçlü olmak için beş yıldan fazlasına ihtiyacın olur, unutma sakın, hahaha... Sonra beni geçemezsin falan da ömür boyu seninle dalga geçerim.'' 

''Merak etme, eğitimi fazla yapmayacağımı söylemiş olsam da elbette antrenmana epey bir vakit ayıracağım.'' diye cevap verdi Zend, vedalardan hiç hoşlanmazdı ve zaten doğru düzgün vedalaşmayı da beceremezdi. Hiç sevmiyordu böyle anları, neden birileri ile ayrılmak zorunda kalıyordu ki insanlar?

''Ayrıca, bu sene içerisinde Renkli Yıldırım'a ziyarete de gelebilirsin, bir sürü tarihi yer var, gezdiririm oraları. Rehbere de para vermemiş olursun,'' dedi ve bir göz kırptı Zend'e Berinne. ''herkese de teklif etmem bunu, hehehehe...'' diyerek sessizce güldü. Şu anda Etrafta insanlar olduğu için ikisi de gizlenmekteydi, kapüşonları ve yüzlerini gizleyecek eşyaları mevcuttu.

''Zaman bulursam gelmeye çalışırım, hem Qiawshi ile de bi' tanışmış olurum.'' Zend hızlıca cevap verdi. 

''Pekâlâ.'' Berinne de tekrar kafasını salladı. ''Biraz garip bir vedalaşma oldu ama neyse, zaten uzun bir vade için değil. Hadi görüşürüz!'' dedi ve arabanın içine geri döndü. 

Zend de aynı şekilde onayladı, ''Görüşmek üzere!'' diye seslendi son olarak ve Berinne'nin kapıyı kapayıp uzaklaşmasını izledi. 

''Heh...'' Era da Zend'in omzunda, fazla yatmaktan dolayı yorgun düşmüş gibi bir şekilde beklemeye başlamıştı. ''Güzel kız, değil mi? İleride belki evlenirsin.'' dedi biraz patilerini yaladıktan sonra.

''Yok canım,'' Zend hızlıca cevap vermişti ortağına gülümseyerek. ''iyi biri ve gerçekten iyi anlaştık, fakat yalnızca arkadaşım. Ayrıca evlendiğin kızın babasının Qiawshi gibi biri olmasını ister misin? Bir yanlış yapsam gelip idam eder, kaçamam. Mümkünse eşimin babası benden güçlü olmasın, hahaha...'' diye mırıldandı ve Beyaz Taç'a doğru, yürümeye başladı. Ancak aklına gelen bir başka şeyle birlikte, yüzükleri bırakmış olduğu adamın dükkanına doğru gitmeye başladı. ''Hazır gelmişken, şu yüzüklerin parasını da alayım. Boşa mı o kadar adamın yüzüğünü aldık sonuçta?'' diye konuştu kendi kendine.

Bir sürelik, gizli yerlerden yapılan yürüyüşün ardından istediği yere varmayı başarmıştı Zend. Kapıyı açtı ve içeri girip, bir selam verdi. Yüzü yine kapalıydı, geçen seferki gibi. ''Merhaba!'' 

Yüzükleri daha önceden bırakmış olduğu adamın yüzü, Zend'i görmesiyle birlikte solmuştu adeta. Zend henüz konuşmaya başlamadan zar zor konuşmaya çalışmış, kekelemişti. ''E-Efendim, s-siz miydiniz?'' diye sordu yavaşça. Elleri titremeye başlamıştı...

''Bir sorun mu var?'' Zend adamın telaşlı halini görür görmez yüzükler için endişelenmiş, direkt olarak sormuştu. Adamın Zend'i görmesiyle birlikte böyle bir tepki vermesi, onlara bir şey olduğunu gösteriyordu. Üstelik bu olan şeyin de pek iyi bir sonuç doğurmadığı açıktı. ''Geçenlerde bir torbayla yüzük bırakmıştım, değerini ölçüp karar vermeniz için. Onların başına bir şey gelmedi, değil mi?'' diyerek adama bir soru daha yöneltti.

''Efendim... Ben sizin verdiğiniz yüzüklerin içinden çıkan şeylerin tamamının değerini öğrenebilecek kadar nitelikli değildim, bu yüzden bir arkadaşımı çağırdım ve birçok farklı türde olan silahlarla, tekniklerin değerini ölçmesini istedim. Ancak o da tam olarak ölçebileceğini düşünmedi, çünkü hangi metalden yapıldığını bilmediğimiz silahlar vardı... Biz de bir uzmanı çağırdık, bir savaşçıyı. Bu savaşçı ise, bunların tamamına el koyduğunu söyledi ve onların bir sahibi olduğunu söylediğimde, sahibinin isterse Kadim Kaplan'a gelip bunları tekrar alabileceğini söyledi... Ben de sizin kim olduğunuzu bilmediğim için ona isminizi göstererek geri çekilmesini sağlayamadım, kusura bakmayın... Benim yapabileceğim hiçbir şey yoktu, üzgünüm, beni affedin.'' Adam konuşurken Zend'in yüzüne bakmak istemiyormuş, daha doğrusu bakmaya cesaret edemiyormuş gibiydi çoğunlukla. 

Zend duyduklarıyla birlikte hafifçe öfkelense de, dişlerini gıcırdatarak, sakin bir şekilde konuşmayı başarmıştı. ''Bir rahat durun be...'' diye mırıldandı ve daha sonra, sesli bir şekilde önündeki, başını öne eğmiş adama baktı. ''Bu Kadim Kaplan'ın Pounz'daki merkezi neredeydi?'' 

***

1689