Bölüm için teşekkürler :)
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
364. Bölüm Bir Gece Sohbeti
''Qouen'in başladığı bir iş mi?'' Tarini kollarını bağladı göğsünde, ''Fenie'nin ölümü ile ilgili olan işten mi bahsediyoruz?''
''Evet.'' Zend başını salladı hızlı bir şekilde. Fenie Qouen'in uzun süre boyunca sevip, sonunda da birlikte olmayı başardığı kadındı. Ancak daha sonra Fenie bir şekilde öldürülmüştü, daha doğrusu bir hastalıkla ölmüştü ancak Qouen bunun sadece sıradan bir hastalık olmadığını, Fenie'nin bilinçli olarak öldürüldüğünü düşünüyordu. Zend de kendisini Qouen'in manevi oğlu olarak görmekteydi, nasıl onun içine böylesine dert olan bir şeye tepkisiz kalabilirdi ki? ''Aslında bu da bir nevi intikam, benim intikamım değil ancak Qouen'in intikamı. Bu intikam da alınmalı, rahat bir şekilde yaşamam için. Eğer o intikamı da almazsam kendiminkinin yanında, rahat edemem...''
''Oh, o pek kolay olmaz ama.'' Tarini gülümsedi yavaşça. Ancak hala ortam son derece ciddiydi. ''Qouen, kendisi de ben de İlah Seviye'ye ulaştığımız zaman bile ben bu intikamda ona yardım etmek isteyince olumsuz yanıt veriyordu. Gücümüzün yetmeyeceğini söylüyordu yani, bundan da rahat bir şekilde anlayabiliriz ki, karşında olacak kişi, öyle zayıf birisi değil. Qouen ile güçlerimizi birleştirsek bile karşısında kazanamayacağımız birisini ya da birilerini, yalnız başına yenebileceğinden emin misin? Bu kadar güçlenebileceğini düşünüyor musun?'' diyerek devam etti, Zend'in kararlılığını ölçmek istiyormuş gibiydi. Gözlerinde bir öğrenme isteği vardı, Zend'in ne kadar değerli birisi olduğunu ölçmek istiyordu sadece... Kendi hayatını bile, rahat bir şekilde emanet edebileceği kadar değerli birisi olmayı başarmış mıydı bu genç, henüz on yedi yaşındayken? Yeterince gelişmiş miydi bu yaşında?
''Elbette.'' Zend tereddütsüz cevap verdi. ''İkinizden de güçlü olacağıma inanıyorum, güçlerinizi birleştirmiş halinize göre bile güçlü olacağım, bir amacım da bu zaten...'' dedi, kararlı ve öz güvenliydi şu anda, gözlerini bir kere daha dikmişti gökyüzüne. Hayallerini düşündüğü zamanlarda nedense yukarıya bakmak istiyordu. Sanki gözlerini gökyüzüne yolladığı zaman, Tanrılarla göz göze geliyordu. Gerçekten garip bir his uyanıyordu içinde... ''Ama önemli olan bu değil, hiç güçlü olmasam bile karşımdaki, son derece güçlü olan birisini bir şekilde öldürmeyi başarabilirim.'' diyerek devam etti ve kafasını yavaşça Tarini'ye doğru çevirdi. ''Tarini, bunu sen de pek iyi biliyorsundur. Birini öldürmek için ondan güçlü olman şart değil, oranla güçsüz olduğun birisini bile kafanı kullanarak öldürebilirsin. Yalnızca eline geçen fırsatları değerlendirmek gerekiyor, durum bu. Kişinin gücü, bu fırsatların seyrekliğini belirleyen etken oluyor. Eğer güçlü birisini öldürmek istiyorsan eline bir fırsatın geçmesi epey uzun sürecektir, sana düşen de bu nadir fırsatların elinden kayıp gitmemesini sağlamak. Eğer böyle yapabilirsen, kendinden güçlü insanları öldürmen mümkün. Örneğin birini zayıf noktasından vurabilir, kendi kendisini öldürmesini bile sağlayabilirsin. Eğer öldürmek istediğin asıl kişinin yerine ölmeyi tercih edebileceği birisi varsa, üstüne bir de bu kişi ona göre güçsüzse, işin çok daha kolaylaşır mesela. Tek yapman gereken, öldüreceğin kişi tarafından değer verilen kişiyi yakalayıp, güzel bir sistem kurarak, asıl hedefin güzelce sana gelmesini sağlamak. Daha sonra da onu rahat bir şekilde saf dışı bırakabilirsin, tarihte bu yöntem pek çok kez kullanılmış...''
''Haklısın, böyle bir yol mevcut. Ancak bunu yapmak da pek basit değildir, söylemesi kolay; ancak böyle bir planda onlarca zorlukla karşılaşırsın, emin ol. Hiçbir şey planlandığı kadar kolay olmaz, ne kadar iyi bir plan kurarsan kur, her zaman bir şeyler ters gidiverir. Bunların ne kadar sorun oluşturacağı belli olmaz tabii, bazen ters giden şey, seni hiç etkilemeyebilir bile. Çünkü planın o kısmı geride kalmış olabilir, aynı şekilde olmayabilir de; işte o zaman asıl sorun ortaya çıkar. Daha önce ben de bu şekilde bir sürü şey denedim, ancak emin ol, birisini öldürmek için en garantili olan yol ondan güçlü olmaktır. Eğer Vosu'dan güçlü olmasaydın onu nasıl öldürebilecektin mesela?'' Tarini'nin sesinde bir uyarı tonu vardı.
''Bir şekilde Fozre Ailesi'nin çeşitli sırlarını ele geçirir, bunlarla onu tehdit ederdim. Onun değer verdiği kişileri öldürmüş olduğum için, onu bu şekilde yakalamam imkansız. Ama zaman bana çok farklı fırsatlar verirdi, işte bundan kesin olarak emin olabilirim. Bu fırsatları da değerlendirmek bana kalmış... Elbette, bu biraz vakit alırdı. Ancak er ya da geç, Vosu'yu öldürmek için elime bir fırsat geçerdi.'' Zend, Tarini'ye bakarak konuşmasının ardından gözlerini ondan çekmiş, hafifçe ayaklarını oynatarak arkasına doğru dönmüş ve bitkilerin sarayın bu yüzüne sunmuş olduğu manzaranın içerisinde gözlerinin çeşitli yerlere doğru ilerlemesine izin vererek, tekrardan konuşmuştu.
''Heh...'' Bir nefes verdi Tarini. ''Tıpkı Maızk gibi konuşuyorsun, o da böyle şeyleri söyleyip dururdu. Sanırım suikastçilik kanımda yok...'' dedi ve kafasını iki yana sallayarak biraz güldü daha sonra da. ''Ben direkt olarak savaşmayı seviyorum, bana bu daha doğru geliyor. Birisini hayattan çıkarmak istiyorsan, ondan güçlü olman gerekir. Diğer türlü haksızlık oluşur, haksız mıyım? O o kadar emek vererek çalışıyor ve güçlü bir hale geliyor, ancak sen onun kadar çalışmamışken onu öldürmeyi başarabiliyorsun... Adaletsizliktir bu!'' dedi kadın, sesi hafifçe yükselmişti.
''Tarini, bahsettiğin şey savaş kuralları içerisinde geçerli. Yenmek ve öldürmek kavramları arasında fark var, ne yenmek öldürmek demektir, ne de öldürmek yenmek... Birisini öldürdüğün zaman onu yenmiş olmazsın, yani bir savaşçı, yenilmez olarak ölüyorum diyebilir. Bu onu fazla üzmeyebilir aynı zamanda, ancak bana sorarsan, öldüğün zaman yenilmemiş olmanın pek bir önemi kalmamış olur. Bu yüzden önemli olan yenilmemek değil, ölmemek. Böylece daha da güçlenmeye fırsatın olur, güçlenir ve savaşmaya devam edersin. Ama eğer öldürülürsen durum böyle olmaz, zaten bir kere komple silinmiş oluyorsun, elinden fırsatların alınmış oluyor. Senin bahsettiğin şey bu, dünya, onurlu bir savaşçının yeri değil. Savaşın onur ve şerefine değer vermemiz gerekli, biliyorum. Aynı şekilde senin kadar uzun da yaşamış değilim, ancak bugüne kadarki hayatımda şunu fark ettim ki, önemli olan onurlu olmak değil, zaferi kazanmış olmak... Ölmemiş, hayatta kalmış olmak! Eğer onur için savaşırsan, onursuz birisi tarafından öldürülürsün. Bu bir hiledir belki, haklı olabilirsin. Haksızlık, adaletsizliktir. Ancak bu konuda yapabilecek pek bir şeyimiz yok, onur ve şereften habersiz olan insanlar her zaman var olmaya devam edecek. Bu, hayatımızı, bu dünyayı oluşturan kişinin adaletsizliği. Bu konuda söz hakkımız yok yani...''
Tarini Zend'in söylediklerini dinlerken bir iç çekti. ''Şimdi de Qouen gibi konuşuyorsun...'' dedi, Zend'in yanına doğru yaklaştı. ''Genç adam, sanki benim hayatımda büyük yer tutan, güçlü ve kudretli, hayran olunası adamların birleşimiyle oluşmuş gibisin, hahahaha...'' diyerek devam etti ve bir kahkaha patlattı. ''Bu, bende senin de gelecekte işlere imza atacağına dair bir inancın oluşmasını sağlıyor, gençlere inanmayı pek sevmem, çünkü genellikle inancım boşa çıkar sonunda... Sana inanmamda bir sorunun olmayacağına inanmak istiyorum, umarım, Qouen'in öylesine değişmesine neden olan şeyi bulup, onun yarım bıraktığı işi bitirebilirsin. Ne dersin, sana inanabilir miyim?''
Zend kaşlarını kaldırmıştı birazcık, Tarini gibi büyük ve güçlü birisinin ona bunları söyleyeceği aklının ucundan bile geçmezdi. Çünkü bu konuşmada Zend'in Tarini'ye karşı bir inanç içerisinde olması gerekiyordu, tam tersi olması gerçekten de ilginç olmuştu, Tarini'nin sert birisi olduğunu düşünmüştü Zend daha önceden. O çok güçlüydü, bu yüzden de Zend'e göre bambaşka bir dünyaya sahipti. Pounz'un en güçlü kişisiydi sonuçta, dünyada da ilk sıralarda gösteriliyordu. Her ne kadar esprili ve samimi tavırlara sahip olsa da, iradesinin son derece sağlam ve kırılmaz olduğunu düşünüyordu Zend, Tarini'nin. Hatta onun, hiç kimseden bir beklenti içine girmeyecek birisi olduğu yönündeydi fikirleri. Tarini'nin kendisinden bir şeyleri umuyor olması, Zend'in gerçekten de kendisiyle gurur duymaya başlamasına neden olmuştu... Hem de bu gururun pek bir nedeni yoktu, yalnızca Tarini'nin söylediği birkaç kelimeden kaynaklamaktaydı.
''Tabii, inanabilirsin... Ama Tarini, senin gibi güçlü birisinin, sana oranla epey güçsüz olan benim gibi bir gençten bir şeyler ummasını garip buluyorum.'' dedi Zend, açık bir şekilde. Hislerini saklamaya gerek duymamıştı açıkçası... Zaten Tarini'ye güveniyordu, kendisini saklamasına gerek olmadığını düşünüyordu. ''Sonuçta benim yapabileceğim şeyleri sen de yapabiliyor olmalısın, Qouen'le güçlerinizi birleştirmiş halinizden bile daha güçlü olacağımı söyledim, ancak bu sadece bir amaç, belki de gerçekleşmeyecek. Bana güvenmen bir kenara, senin bu dünya üzerinde gerçekten de çok isteyip yapamayacağın bir şey var mı ki?'' dedi, Tarini şu anda onun gördüğü en güçlü insanlardan birisi olduğu için, onun kafasına koyduğu bir şeyi yapamıyor olması bir hayli garip gelmişti Zend'e.
''Qouen'e göre varmış demek ki...'' dedi Tarini, hızlı bir şekilde. Aklında Qouen canlanmıştı belli ki, eski dostunun içinde olduğu anılar, kısa bir süre boyunca geçmişte kaybolmasına yol açmıştı onun... ''Kendini zayıf bir genç olarak görüyorsun, değil mi? Benim yanımdayken yani...'' diyerek Zend'e baktı tekrardan. Gözleri deliciydi, içlerinde şefkat ve sevgi olsa dahi Zend, onların kendisine dikildiğini hissettiği zaman hafifçe tedirgin oluyordu. Bu gözlerin, daha önce pek çok kişinin son gördüğü şey olduğunu biliyordu çünkü... ''En başta, herkes senin gibidir, zayıftır. Tabii senin ne kadar zayıf olduğun da bir tartışma konusu, daha biraz önce Vosu gibi, uzun bir süredir çalışıp güçleniyor olan birisini öldürmeyi başardın. Ancak benimle kıyaslandığında tabii zayıfsın, her neyse... Qouen'in de, Maızk'ın da senin gibi genç oldukları zamanı hatırlıyorum ben. Kafalarında onlarca hayaller, gelişmek ve güçlenmek istiyorlardı. Yanlarında da onlarca kişi vardı tabii, şimdi onlardan da geriye kalan pek fazla bir şey değil... Qouen'in kendisi bile artık burada değil zaten, onların yanında olanlardan bahsetmemize gerek bile yok. Neyse, şu anda hayal ettiğin zaman sana çok güçlü gelen herkes, aslında senden çok daha zayıf bir çocuktu, geçmişteki günlerden birisinde. Örneğin Maızk, onun daha ikinci seviyede olduğu zamanı hatırlıyorum, krallığa faydalı olacağını söyleyerek dolaşıp duruyordu etrafta, sonra krallığı yöneten kişinin bile korkup, adımlarını değiştirmesine yol açacağı birisi haline geldi. Üstelik, sana boş yere Pounz tarihindeki en büyük dahi demiyorlar... Yani sen, onun yaşına geldiğin zaman Gri Engerek'ten de güçlü olacaksın, bundan kesinlikle eminim. Tabii o yaşa gelene kadar hayatta kalabilirsen, hahahahahaha... Ancak, nedensizce bunu yapabileceğine inanıyorum işte. Bu yüzden sana güveniyorum, benim bile yapamayacağım şeyleri yapabileceğini düşünüyorum. Güvenim, kime olursa olsun bir şekilde beni pişman etmeyi başarmıştı daha önce. Tek isteğim, bunun sende de olmaması...'' diyerek devam etti, bir iç çekmişti kadın. ''Bu arada, Yuna ile yaptığın konuşmayı duydum, Dustin'in işin içinde olduğundan kesin olarak emin olabiliyorsan, bu ödülde parmağı olan diğer kişilerin de ismi vardır sende, değil mi? Niye katıldın Kraliyet Askerleri'nin arasına, tek derdin Dustin'in seni öldürmeyi başaramaması ise, bunu Kraliyet Askeri olarak yapmak yerine başka savunma yolları ile başarabilirdin, şimdi o kadar yıl boyunca Dustin'in isteklerini yerine getirmek zorunda kalacaksın...''
Zend'in sinsi gülüşü ortaya çıkmıştı bu sefer. Ağzını araladı yavaşça...
***
1645
Magnec