Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

357. Bölüm Vosu'ya Karşı (4)

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Zend, sonunda amacını gerçekleştirmiş olmasının verdiği mutluluk hissiyle gülümsemeden edememişti. Arkasına döndüğünde yüzünü tekrardan olumsuz bir ifade ile doldurmuştu elbette, Vosu'ya gülümsemesini gösterecek kadar aptal değildi...

 

Hızlı bir şekilde kılıcını yerden aldıktan sonra, kafasını yukarıya doğru çevirdi Zend. Şu anda pek vakti yoktu, on saniye içerisinde kullanabilirdi ancak Gecenin Parıltısı'nı. Eğer bu süreyi verimli kullanamaz, Vosu'yu öldürmeyi başaramazsa, büyüsüne başvurmak zorunda kalırdı ve bunu yapmış olmasına rağmen bile onu, daha sonra da öldüremeyebilirdi. Yani büyüsü bile, onu öldürebilmesi için yetersiz kalabilirdi. Oldukça yorgun olacaktı çünkü, biraz sonra muhtemelen enerjisinden geriye yalnızca birkaç damla kalacaktı. Daha doğrusu bu kadar da kalmayacaktı aslında, Zend, Era ile birlikte geri dönebilmeleri için bir plan yapmıştı daha önceden. Şu anda öyle oldukça az bir enerjiye sahipmiş gibi görünse bile, o son saldırısını yapmasının ardından bir büyü kullanabileceği kadar fazla enerjiye sahipti. Bunu da kullanacaktı zaten, ayarlamıştı; buradan çıktığı zaman enerjisi neredeyse sıfırlanmış olacaktı. Tamamını verimli bir şekilde kullanacaktı yani Zend enerjisinin, zaten büyük bir kısmını da bu şekilde kullanmıştı. Vosu'yu kendi istediği yere çekmişti, şimdi son darbeyi vurması gerekiyordu sadece... Gerisi önemli değildi.

 

Zend, yavaşça doğruldu tekrardan. Kılıcını bir kere daha eline almıştı, biraz önce Vosu'ya yaptığı saldırılarda, biraz sonra onu şaşırtarak direkt olarak hayatını kaybetmesini sağlamak için tüm hızını kullanmıyordu. Bu yüzden Vosu o kadar büyük bir farkla kaçabiliyordu kendisinden, Zend'i küçük görüyordu bu şekilde de. Şu anda, Zend'in bir anda hızlanmasına, üstüne kendisinin de yavaşlamasına hiç mi hiç hazırlıklı değildi. Hareket kabiliyeti Gecenin Parıltısı ile birlikte kısıtlandığı zaman, ne yapacağını bilemeyecekti adam. Tek yapabileceği, çaresizce ölmek olacaktı. Zend'in de bir anda o kadar hızlı hareket edebileceğini tahmin edemeyecekti aynı şekilde, Zend, pek çok koza sahip olmuş olmuştu yani bir süredir uğraşıyor olduğu için... Cefasını çekmişti, şimdi de sefasını sürme zamanıydı...

 

''Oh, biraz önce kılıcını bırakarak saldırımdan kaçındı, zekiceydi.'' dedi Vosu. Yüzündeki kendine güvendiğini belli eden ifade son derece dikkat çekiciydi. Ne tesadüf ama! Ankoa ve Ovaur'un da yüzlerinde aynı ifade vardı, Zend tarafından öldürülmelerinden hemen önce... ''Ancak bu sefer, kılıcını bıraksa bile kaçmasına izin vermeyeceğim.'' diyerek devam etti yaşlı adam. Görünüşe göre tam anlamıyla kazandığını hissetmeye başlamıştı artık. ''Enerjisi çok az kaldı, bununla, topu topu iki saldırı daha yapabilir, o da en iyi ihtimalle. Artık işi bitti...'' Zend'den intikam olmayı gerçekten istiyormuş gibi görünüyordu o, yaptığı hamleler buna göreydi zaten. Belli etmiyor olsa da, aslında Zend'e acayip kin tutuyordu. Ona acı çektirmek, onu öldürmek, acıdan delirmesini sağlamak istiyordu. Eğer yapabilirse, onu öldürmeden yenecekti zaten. Devamında da, defalarca kez, tekrar tekrar ölmeyi istemesini sağlayacaktı. Şimdi Beyaz Taç'a da hesap vermesi gerekmeyecekti, çünkü Zend ilk olarak saldırmıştı ona, Vosu ise yalnızca kendisini savunmuştu. Burada, suçlanacak kişi kendisi değildi.

 

Kafasındaki istekleri gerçekleştirmek için de, saldırıya geçti adam. Bu sefer can almak için saldıracaktı!

 

Zend de, aynı şekilde ona doğru ilerlemeye başlamıştı. Oldukça çaresiz bir görünüşü vardı, rolünü iyi yapıyordu yine.

 

Vosu da, onun bu halini görmesiyle birlikte iyice cesaret kazanmıştı... Kılıcı Zend'e doğru ilerlerken, onun da havaya doğru kalktığını gördü. 'Yukarıdan saldıracak, ne kadar da tahmin edilebilir bir saldırı...' diyerek içinden alay etti genç adamla, kendisi de aynı zamanda,  yavaşça kenara doğru çekilmeye başlamıştı. Kılıcın kendisine geleceği yön açıktı çünkü. Tahmin ettiği gibi de olmuştu, Zend, kılıcı aşağıya doğru indirmeye başlamıştı hızla. Ancak bir sorun vardı, genç adamın kılıcı indiriş hızı, bir anda çok yükselmişti! Biraz öncekiler gibi değildi, bu yüzden biraz paniklemişti Vosu, onun bu son hamleye her şeyini koyacağını pek iyi biliyordu ve en tehlikeli hamleler de, genelde en sonda gelenler olurdu. Buna dikkat etmesi gerekiyordu, yanlış bir adım atması hiç iyi olmazdı. Bu yüzden, yana doğru ilerlemeye devam etmişti. 'Neyse ki kurtuldum...' diye içinden geçirmişken tam, bir anda olması gerektiği kadar kenara doğru ilerleyemediğini fark etmişti. Zend hızlandığı için değildi bu, biraz öncekinden hızlıydı o, bu doğruydu; ancak bu Vosu'nun baş edemeyeceği kadar yüksek bir hız değildi. Yine rahat bir şekilde saldırıyı savuşturabilmesi gerekiyordu yani onun, hesaplamalarına göre, Zend saldırısını bitirdiği zaman kılıç ile aralarında en azından bir karışlık mesafe olacaktı...

 

Ama, işler düşündüğü gibi gitmemişti. Zend'in gözlerine doğru kaymıştı hızlı bir şekilde gözleri, hareketleri acayip yavaşlamıştı o anda! İlerleyemiyordu adeta, ancak Zend'in kılıcı son derece hızlı bir şekilde ona doğru gelmeye devam ediyordu! Eğer böyle giderse... Ölecekti, bir anda canının korkusuyla çırpınmaya başlamıştı Vosu. Normalde Gecenin Parıltısı, rakibin hareketlerini yalnızca üç saniyeliğine yavaşlatıyordu. Bu kısa olarak görülebilirdi tabii, ancak bu süre, Vosu için adeta geçmek bilmiyordu... Hareketlerinin neden yavaşladığının farkına varamamıştı, ancak ortadaki acı verici gerçek, iliklerine kadar işlemişti bir anda...

 

Kılıç, aşağıya doğru inerken kendi hayatı solup gidiyordu.

 

Hızlı değildi, öldürülecekti. Zend bir anda acayip hızlanmış, üstüne düşmanını da bir şekilde yavaşlatmayı başarmış olmalıydı. Bunu nasıl yaptığı tamamen soru işaretiydi, ancak bir şekilde yapmıştı işte.

 

'Hayır...' dedi Vosu, içinden. Havadaydı hala, hareketleri epey yavaşlamıştı ve Zend'in saldırısı, ona kafasının üzerinden yaklaşıyordu. Gökyüzünü yavaş yavaş kızıl bir nesnenin kaplamaya başladığını görüyordu, ancak ölmeye de niyeti yoktu onun! Daha önce pek çok kez ölümün kıyısından dönmüştü, bir şekilde ölmememeyi başaracaktı bir kere daha! Geçen seferlerde de böyle umutsuz hissetmişti, ancak yaptığı bir hamle onun yaşamasını sağlamıştı. Yine öyle olabilirdi, kılıcını yukarıya doğru kaldırdı hızlıca. En azından kolları, kılıcını yukarı vaktinde kaldırabileceği kadar hızlıydı. 'Sadece bu saldırıyı karşılasam...' diye düşünmeye devam etti, üzerindeki şaşkınlığı bir anda üstünden atmıştı, yine belli etmişti deneyimli birisi olduğunu. Eğer ondan başka, acemi bir savaşçı olsaydı burada, bir kısıtlama tekniğine maruz kalmasının hemen ardından acayip fazla panikler ve hatalı hamleler yapardı, bu da ölmesine yol açardı. 'Sadece bu saldırıyı karşılasam, yeterli!' dedi kendi kendine bir kere daha. 'Bunu karşılasam yetecek, emin--'' demişken, birden birkaç farklı hızlı şey, yüzüne doğru ilerlemeye başlamıştı bile, yaşlı adamın...

 

Bunlardan birisi Zend'in kılıcıydı. Vosu'nun canını almak istermişçesine aşağıya doğru iniyordu.

 

Bir diğeri ise, Zend'in kızıl kılıcının çarpmasıyla birlikte parça parça olmuş olan kılıcının bir kısmıydı... Son derece hızlı bir şekilde, Vosu'nun gözlerine doğru inmekteydi.

 

Bir diğeri ise, yine kılıcın bir başka bölgesiydi. Bunları görmesiyle birlikte sesi kesilen yaşlı adamın, kısa bir süre içerisinde vücudu yere yapışmıştı...

 

Zend, kılıcını yavaşça geri çekti. Vosu'nun ölümü de tıpkı oğlununki gibi olmuştu, kılıcı kırılmış, parçalanmış ve onun parçaları da yüzüne saplanmıştı. Son derece korkutucu bir görüntüydü, dışarıdan bakan birisi için. Zend ise, Vosu'nun ölümünün oğlununkine benzediği için son derece keyif duyuyordu baktıkça... Vosu'nun da iç organları, Zend'in kılıcının kafasına değmesiyle birlikte etrafa saçılmıştı. ''Kaybettin, salak herif seni...'' dedi Zend, Vosu'nun canını almasıyla birlikte vücuduna, kovamayacağı bir tatminlik duygusu dolmuştu. Vosu artık yoluna çıkamayacaktı...

 

Planladığı gibi gitmişti işler. Vosu, gerçekten de beyni çalışmıyormuşçasına Zend'in başlattığı o saldırıya karşılık vermişti, geri çekilmeyi reddederek. Eğer o seferde de kaçınsaydı, Zend kesin büyüsüne başvurmak zorunda kalacaktı. Ancak Vosu böyle yapmamış, biraz önce Zend'in hızının kendisininkine göre çok daha az olduğunu görmüş ve bundan aldığı öz güvenle, onunla kafa kafaya bir çarpışmaya girmişti.

 

Zend'in dövüşün başlamasından itibaren sarf ettiği çabalar karşılık vermişti sonunda. Eğer bu kadar üstüne düşmeseydi kandırma işinin, şu anda Vosu orada yatıyor olmayabilirdi.

 

''Hahahahaha...'' Zend, elini yüzüne kapatarak birkaç saniye boyunca kahkaha atmıştı. Aynı zamanda Era seslenmişti ona, şu anda oradan epey uzaklaşmışlardı, büyülü yaratık, insan ortağının rahat etmesi için dikkatleri üzerine toplayarak o alandan çıkış yapmıştı. Ancak bu işe yaradı mı, bilmiyordu. Zend Vosu'yu öldürebilmiş miydi, tehlikeli işleri mi yapmaya çalışıyordu? Aklında pek çok soru olsa da, Zend'in fazlasıyla keyifli bir şekilde kahkaha attığını duyduğu zaman, işin bittiğini direkt olarak fark etmişti. ''Ortak, ne yaptın? Vosu öldü mü?''

 

''Evet, Era.'' dedi Zend, elini yüzünden çekerek kafasını sallamış, daha sonra da yüzüğüne koymuştu kılıcını. Bugün o yeterince üstüne düşeni yapmıştı, onun sayesinde Zend şu anda buralardaydı, o ortada olmasaydı eğer diğer kılıcını kullanmak zorunda kalacaktı ve enerjisi de hızlı bir şekilde bitecekti. Ne olur ne olmaz diye, kapüşon ve maskesini hemen giydi Zend. Şu anda etraftan birkaç asker fırlayabilir, Zend'in Vosu'nun cesedinin hemen yanında devasa bir kılıçla birlikte korkutucu kahkahalar attığını görebilirdi. Yüzünün görünmemesi için bir şeyler yapması gerekiyordu sonuçta... ''Öldü o, tıpkı oğlu Ovaur gibi... Yüzüne giren onlarca kılıç parçasının ardından, bir de Ağır Kılıç'ım ona vurdu. Yere yapıştı ve iç organları etrafa saçıldı, aynı zamanda, onu daha yeni öldürmüş, üstelik kesmemiş olsam da yattığı yerde bir kan havuzu oluştu. Vosu artık yolumuza çıkmayı bırakabilir, biraz dinlensin artık...'' diyerek devam etti, içinden gelen gülme isteğini bastıramıyordu ama. ''Sen de hızlı bir şekilde işini bitir artık.'' dedi, ''Zaten zorlanıyorsun, fark etmedim değil, daha fazla orada kalırsan, bir açık falan verebilirsin...''

 

''Heh, ben mi açık vereceğim?'' dedi Era, onun sesi de mutlu geliyordu. Zend'in neşelenmesiyle birlikte kendisinin de neşelenmesi bir yana, Vosu'nun ölmesi onu da sevindirmişti ek olarak. O kadar zamandır uğraştıkları şey, sonunda bitmişti! ''Bir dakika, Zend, ödülü koyanların kim olduğunu öğrenebildin mi ondan?'' diye sordu daha sonra da, Vosu'yu neden istedikleri aklına gelmişti bir anda.

 

''Hayır, neden öğrenecekmişim ki?'' Zend de sakince cevap verdi. ''Biz sadece onu öldürmemiz gerektiği için öldürdük. Fao'ya söz vermiştim, aynı zamanda Sanmu Ailesi'nin lideri ile de anlaştık. Fozre Ailesi'nden birisini sorgulamamız iyi olurdu ama Vosu'nun zaten konuşacağını da sanmıyorum, sonunda öleceğini bildiği bir yerde intihar edecektir muhtemelen.'' diyerek devam etti.

 

''Bir saniye, eğer ödülü kaldıramayacaksak, biz onu sadece ödülde Fozre Ailesi'nin kısmının başından kaldırılması için mi öldürmüş olduk şimdi? Oh, bunu bilmiyordum... Niye uğraştık ki bu kadar, direkt olarak ona saldırsaymışız, daha iyi olurmuş...'' Era hafifçe sitemlenmişti. Sonuçta böyle bir şeyin olmasını beklemiyordu, o, Vosu'yu öldüreceklerini düşündüğü zaman daha farklı amaçlarının olduğunu hayal etmişti...

 

''Önemli değil ortak. Ödülden kurtulmak için de bir planım var, zaten bunu gerçekleştirmek için birazdan, büyümü kullanarak Renyia'nın bulunduğu odaya döneceğiz, oradan da Dustin'in yanına ilerleriz... Ama önce, bir şey yazayım şuraya. Dustin'in buraya geleceğini biliyorum ben...'' dedi, daha sonra da Vosu'nun cesedinin yanına eğildi Zend... Onun kanı, kendisi için yeterli bir boyaydı.

 

***

 

1612