Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

352. Bölüm Saldırı Başladı

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

''Sonunda, geliyor!'' dedi Zend, heyecanlı bir şekilde, ortağı Era'ya bakmıştı birkaç saniyeliğine, kulağı da yoldaydı, diğer yolları kontrol etmelerine gerek kalmamıştı çünkü Eralkavender, enerjisiyle civardaki yollardan geçenlerin olup olmadığını kontrol edebiliyordu. Kutsal Seviye olmanın ona sağladığı avantajlardan birisi de buydu, büyülü yaratığın hissetme çemberi oldukça genişti. Aynı zamanda endişeleri olmuyordu, çünkü Zend biliyordu ki, Vosu'nun bir at arabasıyla birlikte hareket ederken kendi enerjisini onlardan gizleyemeyecekti. Yani Vosu'yu kaçırma ihtimalleri yoktu, Era, gözden kaçırmazdı onu.

''Evet, sanırım o.'' dedi Era da Zend'e bakarak. O da biraz heyecanlanmıştı, sonuçta neyin olup biteceğini o da merak ediyordu genç adamın ortağı olarak. Ayrıca kendisinin de bir sürü şey yapması gerekebilirdi, bunları da hesaba katarak kabataslak bir plan çıkarıyordu kendisine. ''Yolunu keseceğiz, değil mi? Özel bir arabayla geliyor olmalı, enerjim, arabanın içinde olanları anlayamıyor. Bu da Vosu'nun geldiğine bir kanıt bile olabilir aslında, biraz önceki arabalarda böyle bir sorunla karşılaşmamıştık.'' dedi, kafasından hızlıca hesaplamıştı geçen vakti. ''Evet evet, Tarini'nin Vosu'yu bırakmasının üstünden yaklaşık on dakika geçti. Yani gelen kesin Vosu'dur, evinde böyle bir kargaşanın çıkması onu tepetaklak etmiştir, hızlı bir şekilde arabasına atlamış ve koşa koşa gelmeye başlamıştır... Evet evet, bu en mantıklı olan seçenek. Zaten böyle olduğu zamanda da, Vosu'nun şu sıralarda eve yaklaşmış olması gerekiyor. Yani bu arabadakinin Vosu olduğundan net bir şekilde emin olabiliriz, yalnızca onun yanında kimlerin olduğunu bilemiyoruz. Bunu bilmemiz de çok önemli değil tabii, biraz önce Fozre Ailesi'nin neredeyse tüm askeri birlikleri eve vardı, Sanzirna da bundan sonra geri çekilmeye başladı zaten. Yani onun yanında Fozre Ailesi'nden bir asker olamaz, aynı zamanda Kraliyet Askeri de olamayacak. Olsa da sayı olarak az olacak, çünkü Kraliyet Askerleri'nden birkaçı zaten Fozre Ailesi'nin ana malikanesine daha önce geldi, Vosu'nun başına pek fazla asker verilmiş olamaz. Elbette bunu söyleyebilmemdeki asıl neden, şu anki baloda da Kraliyet Askerleri'nin bulunmasının gerekli olması... Sonuçta bir sürü asil var orada, eğer onlardan birine zarar gelirse Dustin'in başı epey derde girer. Soylulardan birisinin, onun düzenlediği bir baloda öldürülmesi civar krallıkların da ona sorun çıkarmasına neden olacak. Bunu göze alamaz, bu yüzden baloda Kraliyet Askerleri'nin de bulunması şart.'' dedi büyülü yaratık, net ve ciddi bir şekilde konuşmaktaydı şu anda.

''Anlıyorum...'' dedi Zend, bunu kendisi de düşünmüştü geçmişte. Vosu'nun yanında asker bulundurması zorunluydu, bu gece bir balo düzenlemiş olduğu için Kraliyet Askerleri'nin bir iki tanesinden fazlasını yollayamazdı, tehlikede olduğunu düşündüğü Vosu'nun yanında. Elbette bu düşüncesinde haklıydı da... Askerlerin pek fazlasını ona veremiyor olması Zendlerin de epey işine gelmekteydi. Sonuçta, Vosu'nun ne kadar az koruması olursa o kadar kolay hallederlerdi işi... Konuşmasının ardından, kafasını tekrar yola doğru çevirdi. Şu anda Vosu'nun biraz sonra geçeceği yolun kenarında, birkaç ağacın arkasında gizli bir şekilde bekliyorlardı. Enerjileri hissedilemeyecekti, çünkü kendilerini bayağı bir gizlemişlerdi. Bu sayede biraz önce buralardan geçip giden askerler de onları hissetmek için bir fırsat yakalayamamıştı zaten, kendisini, sadece bunun için ciddi anlamda epey bir geliştirmemiş olan birisinin, avına odaklanmış; gizlenmekte olan bir avcıyı hissetmesi neredeyse imkansızdı. Bu sebeple de endişelenmemişlerdi... ''Geliyorlar, epey yaklaştılar. İlk olarak sen atlıyorsun değil mi?'' dedi Era'ya, Zend, kendi kızıl kılıcı ile savaşacaktı. Çünkü siyahı nasıl kullanacağını henüz bilmiyordu, onu ne zaman kullanmaya çalışsa vücudundaki siyah lekeler hızla büyümeye başlıyor, kılıç sarı bir şekilde parlıyor ve Zehirli Güneş Akrebi'nin zehri ile birlikte saldırmaya imkan tanıyordu. Ancak bir sorun oluyordu, bu sorun da; zehirsiz saldırmanın mümkün olmamasıydı. Zend henüz bunu keşfedememişti ve zehirsiz saldıramayınca da, enerjisinin çok büyük bir kısmını kaybediyordu yaptığı her bir saldırıda. Bunu göze alamazdı, çünkü zaten Gecenin Parıltısı da epey enerjisini yemekteydi. Uzun bir süre dövüşmesi gerekebilirdi ve hızlı bir şekilde enerjisini tüketmesi, isteyeceği son şey olurdu. Elbette tüm enerjisini bir anda kullanarak yapmasının mümkün olduğu en güçlü saldırıyı yapması ve Vosu'yu anında saf dışı bırakması da bir seçenekti, ancak eğer Vosu bu saldırıyı bir şekilde savuşturmayı başarırsa işler çok can sıkıcı bir hale girerdi. İmparator Seviyesi'ne ulaşmış birini kesinlikle küçümsememek gerekiyordu, aksi halde, Zend'in bu savaşı kaybetme ihtimali bile mevcuttu. Tek bir saldırıya güvenemezdi, çünkü o bir saldırının hedefi bulacağından asla emin olamazdı. Risk almak için yeterli lükse sahip değildi.

''Evet, ilk olarak ben gideceğim.'' dedi Era, hızlı bir şekilde. Birazcık bile gerilmiş gibi görünmüyordu, zaten yüz yılı aşkındır aynı şeyi yapıyordu o, bu yüzden hiç heyecan yapmaması normaldi. Alışkın olduğu bir şeyi yapıyordu yani, Zend gibi acemi değildi Eralkavender. Soğukkanlıydı... ''Atın önüne en büyük formumla birlikte çıkmam, zaten onun bir anda korkup kenara kaçmasına neden olacaktır. Yani arabanın düşmesine neden olacağız, planımız da bizim, hızlı bir şekilde Vosu'nun dışarı çıkmasını beklememizle devam edecek. Vosu aşağıya inen ilk isim olmayacaktır muhtemelen, Dustin onu kesin uyarmıştır böyle bir şeyin olabileceğini tahmin etmesinden ötürü. Saldırıya uğrama ihtimalinin farkındadır yani, düşüncesizce hareket etmez. Dışarı ilk olarak bir asker çıkacaktır, daha sonra da biraz kontrol edecektir ve arkasından bir arkadaşı daha gelecektir. İkinci asker çıktığı anda ben ikisine de bir anda saldıracak ve onları öldüreceğim, ikinci çıkana kadar da, yere düşmüş olan atın yanında küçük formuma geçmiş bir şekilde beklemem gerekiyor. Kendimi direkt olarak belli etmem hoş olmaz, gizli kalmamız en iyisi. İkinci asker öldüğünde de sen devreye gireceksin. Hemen arabanın içine gir ve bir şekilde Dustin'i dışarı çıkar, bunu nasıl yapacağın sana kalmış.'' diyerek devam etti, Vosu'yu yakalama planı Zend'e düşmüştü, onu nasıl öldürecekleri ise Era'ya kalmıştı, çünkü bu ikiliden birilerini öldürmek konusunda deneyimli olan kişi tartışmasız Era'ydı. Zend de bunu kabulleniyordu zaten, nasıl reddederdi ki?

''Tamam, daha sonra da bire bir savaşacağız, değil mi?'' dedi Zend, normalde Era'nın da ona yardım edebileceğini düşünmüştü, ancak daha sonra anlamıştı ki, o büyük ihtimalle birileriyle uğraşıyor olacaktı Zend savaşırken. Ayrıca ikiye bir yapılan bir savaş epey onursuzca olurdu, bunu kabul etmek istemezdi genç adam. Zaten bire birde yenebilirdi Vosu'yu, kendisine güvenmekteydi. Eğer ikiye bir savaşırlarsa daha sonradan vicdan azabı çekerdi, bunu kabul edemezdi, o, savaşın onur ve şerefini biliyordu, bunları koruyacaktı. Ustasından, Gri Engerek'ten ve en önemlisi de, onu büyütmüş olan kişi Qouen'den bunları öğrenmişti. Savaşın onuru, asla kirletilemezdi.

''Evet, ben muhtemelen arabanın içerisinden çıkan diğer Kraliyet Askerleri ile mücadele ediyor olacağım, onları alıp uzağa çekmeye çalışacağım ancak ne kadar gelirler bilmiyorum, buna da dikkat etmemiz gerek. Sana yardım etmem mümkün değil yani, kısacası. Vosu'yu nasıl yeneceğin, biraz önce de söylediğim gibi sana kalmış. Ben orasına karışamam, zaten Gri Engerek de senin savaşına karışmamamı özellikle söylemişti. Sonuçta bir suikast gerçekleştirecek de olsak, Vosu'ya iki kişi saldırmamız hiç adil olmaz. Onun büyülü yaratığını da üstüme alacağım bu arada, Vosu'nun savaşın onuruna ne kadar değer vereceğini bilmiyoruz, bu yüzden karşısındaki kişi büyülü yaratık ortağına sahip olmamasına rağmen kendisi, ortağı ile birlikte saldırmayı seçebilir.'' dedi Era, sabit bir şekilde cevap vermişti. Bu sırada da bekledikleri kişi olan Vosu, iyice yaklaşmıştı onlara doğru. Era'nın atlaması gereken zaman, kısa bir süreç içerisinde gelip çatacaktı.

''Tamamdır.'' dedi Zend. Era olmasaydı ne yapardı? Gerçekten de, onun işlerinin birçoğuna yardımcı oluyordu büyülü yaratık. Eğer o olmasaydı, Zend şu an yapabilecek hiçbir şey bulamazdı. Hem taktiksel olarak, hem pratikte, Zend'in sürekli olarak kurtulmasını sağlıyordu o. 

Kısa bir süre içerisinde, araba gelip yanlarına kadar ulaşmıştı... Daha sonra da Era, bir anda devasa bir forma girmiş ve gördüğü at arabasını çeken ata doğru saldırıya geçmişti. Tabii onu öldürmeyecekti, sadece korkutmak için saldırıyordu. Bu yüzden de, son derece tehditkâr bir şekilde kükremişti anında...

At sesli bir şekilde kişnedi ve Era'nın ölümcül bakışlarını, korkunç pençelerini görür görmez geriye doğru döndü, bu da dört nala koşuyor olan onun, bir anda yere düşmesine neden olmuştu... Av içgüdüsü vardı onda, doğal olarak korkuyordu. Era bir avcıydı, doğal ortamlarında zaten Era gibi büyülü yaratıklar avlıyordu onun gibi atları, bir av içgüdüsüne sahip olan at da, panikle geri çekilmişti bu yüzden...

Atın düşmesinin hemen ardından, araba da yana doğru yuvarlanmıştı. At çok sert bir şekilde düşmüştü çünkü, öyle bir korkmuştu ki, geriye doğru koşmayı başarabilecek kadar vakti bile olmamıştı. 

Araba yana devrildikten sonra kısa bir süre geçmişti, kimse bir şey yapmamıştı bu sürede, karşı tarafın görebileceği bir şekilde. Era hızlıca küçük formuna geçmiş ve atın yanına gitmişti, hayvan da onu birden gözden kaybettiği için şaşırmış olsa da, ne yapacağını bilememişti. Halbuki Era onun hemen arkasındaydı, ancak ne olduğunu anlayamamıştı işte, bu yüzden o bir büyülü yaratık değildi zaten...  

Kısacık bir süre daha geçtikten sonra, arabanın üst tarafta kalan kapısı hızlıca açıldı. Dışarı bir asker fırladı, Fozre Ailesi'nin bir askeri gibi görünüyordu. Görünüşe göre liderin yanında kalan, çok az sayıdaki askerlerden birisi de buydu, biraz sonra onlardan kaç tane varsa dışarı çıkacaktı büyük ihtimalle. Era'nın düşüncesi bu yöndeydi... 

Doğru da olmuştu, asker dışarı çıkıp etrafa bakınmış, ancak bir şey görmeyi başaramamıştı. Daha sonra da onun arkasından bir asker daha çıkmıştı, o da bir Fozre askeriydi. Ancak ondan sonra başka birisi ilerlememişti dışarıya... Sürücü kenara fırlamıştı atın arka tarafından atılarak, o hala orada, Zend'in karşı tarafındaydı. Bir ağaca kafasını vurmuştu anlaşılan, baygın bir şekilde yerde yatmaktaydı... Askerler, dışarı çıkar çıkmaz kılıçları ile birlikte biraz önce önlerine çıkan büyülü yaratığı aramaya başlamışlardı.

''Görebiliyor musun bir şeyi?'' diye sordu birisi, ötekine seslenmişti.

''Hayır, görünüşe göre karşımıza çıkan sadece bir yabani hayvandı. Bu at ürkek epey, o yüzden hemen korkmuş olması normal. Sadece bir kükreme duymuş bile olabilir, içeriden bir şey görmedik sonuçta...'' diyerek cevap vermişti arkadaşına diğeri de... Etrafta gizlenen, sessiz ve ölümcül bir yırtıcının olduğundan habersizdi.

Era şu anda atın arkasındaydı, saldırının hemen ardından enerjisini tekrar gizlemişti, biraz önce, Zend ile birlikte saklanırken gizlemiş olduğu enerjisinin pek fazlasını açığa çıkarmamıştı, bu yüzden onu tekrardan hızlıca gizlemesi onun için sorun olmamıştı. Eğer enerjisinin tamamını açığa vurmuş olsaydı, onu tekrardan gizlemek için biraz vakit harcaması gerekecekti. Aynı zamanda vücudu da küçülmüş olduğu için, panikle yere düşmüş hayvanın arkasında rahat bir şekilde kamufle olabiliyordu. Ne zaman saldıracaktı acaba?.. Zend tüm heyecanını dindirmeye çalışmıştı biraz önce, çünkü şu anda önemli bir işin ortasındaydı. Zaten bu onun için pek zor olmamıştı, genç adam için duygularını bastırmak çocuk oyuncağıydı...

''Evet, bence de.'' dedi, ilk konuşmuş olan. ''Öyleyse şu arabayı bir kaldıralım da, yola devam edelim. Ben kaldırırım, sen git de sürücüye bak. Eğer ciddi bir sorunu varsa ben kullanmaya devam edeceğim, acelemiz var.'' diyerek devam etti, arabaya doğru ilerlemişti.

''Hayır!'' Aynı zamanda, arabanın içerisinden bir başka asker daha çıkmıştı. ''Önümüze büyük bir büyülü yaratık çıktı, şu anda onu göremiyor olmamızın asıl nedeni kendisini gizliyor olmasıdır... Bu bizim için çok daha kötü, onu bir an önce bulmamız gerekiyor. Onu hissedemiyorum bile, bu, karşımızdaki büyülü yaratığın epey tehlikeli bir şey olduğunun kanıtı... Hemen birlik olun ve etrafı arayın, Lord'u herhangi bir şekilde tehlikeye atmamamız gerekiyor!''

''Hayır, hayır.'' dedi, arabadan çıkan son isim. Kraliyet üniforması taşıyor olan askerin konuşmasının ardından konuşmuştu. ''Birileri bize tuzak kurmuş gibi görünüyor, şu atın arkasını kontrol edin. Orası şu an, bize saldırmış olan bir büyülü yaratığın gizlenebileceği en iyi nokta. Daha sonra da etrafı bizzat ben arayacağım...''

***

1780