Elinize sağlık :)
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
358. Bölüm Ölümün Ardından
Zend, Vosu'nun cesedinin başından kalktıktan sonra, tatmin olduğunu sonuna kadar belli ederek, gülümsemesinin yüzüne tam olarak yayılması için izin vermişti. Sakindi, biraz önce de böyleydi aslında bu. Pek değişmemişti... Rahat hissediyordu, panik yapmamıştı; planlarına uymuş ve işini düzgünce halletmeyi başarmıştı. Kafasındakilere göre gitmişti her şey, son zamanlarda genellikle yaptıkları, bir şekilde Zend'in canını sıkabilecek bir şeyi doğuruyordu ya da yapılanı düzgün bir şekilde yapmayı başaramıyordu Zend. Ancak şimdi öyle olmamıştı, yaptığı şey, tam olarak istediği şeydi ve hemen her ihtimali daha önceden hesapladığı için, şu anda bir sorun yaşama ihtimali olmamalıydı... Sonunda yaptığı şeyler, yavaşça yola girmeye başlıyordu yani... En azından, o böyle düşünüyordu şu anda. Yine bir şekilde planlarının bozulması durumuyla karşılaşmayı istemiyordu.
''Şimdi Dustin'in yanına gideceğiz.'' dedi Zend, yavaş bir şekilde konuşmuştu, hala mücadele ediyor olan ortağına bakarak. Onu görmek için bir süre yol katetmesi gerekmişti tabii... ''Onları bırakıp gelebilecek misin Era?'' Ortağının biraz zorlandığını fark etmişti genç adam. Era'nın, saldırıları savuşturmaya çalışarak rakiplerinin diğer taraflara doğru kaçmasına izin vermemeye çalışıyordu, ama tam anlamıyla bunu güzel bir şekilde ilerlettiği söylenemezdi. Karşısında üç tane Kraliyet Askeri, bir de Vosu'nun büyülü yaratığı vardı. Onların yeterince güçlü olduğu su götürmez bir gerçekti... Üstüne üstlük, bir de Era vardı karşılarında. Tek başına olan rakiplere karşı güçlü olan, avcı, Era gibi bir büyülü yaratık, o üçlüye karşı savaşırken son derece dezavantajlı bir konuma düşüyordu. Eğer karşısında bu dördünün güçlerinin toplamına göre bile daha güçlü olan, tek bir kişi olsaydı şu anda rahat bir şekilde yapacağı işi sürdürüyor olurdu. Ancak rakiplerin sayısı çoğalınca, maça geride başlamış oluyordu büyülü yaratık. Sonuçta neredeyse her saldırısı tek hedef üzerine odaklıydı, onlarla birlikte sayısı çok olan hedeflere karşı ayakta kalmak hiç de kolay olmuyordu. Ek olarak, en değerli tekniklerinin en azından yarısı zaten gizlenmesini sağlıyordu, savaşabilmesinden ziyade.
''Sanırım direkt olarak atlatamayacağım.'' dedi Era, bir saldırıyı daha savuştururken, geriye doğru çekilmişti. ''Şimdiye kadar bir yandan saldırırken, bir yandan da hepsine birden sahip olmaya çalışıyordum. Eğer hepsini bir anda bırakıp da çekilmeye çalışırsam iyice kötü bir duruma düşebilirim, eğer beni görüyorsan, etrafımın kapatılmış olduğunu da fark edebiliyorsundur zaten... Bu çemberden kolay kolay çıkamam, bana bir şekilde yardımcı olmalısın.'' diyerek devam etti, kendisi Kutsal Seviye de olsa, basit sebeplerden ötürü dört rakibe karşı savaşınca pek güçlü olamıyordu.
''Tamam.'' dedi Zend kolayca, kılıcı yüzüğüne koymuştu hızlı bir şekilde, enerjisi pek fazla kalmış olmasa da, psikolojik olarak geri çekilmelerini sağlayabilirdi şimdi. Sonuçta rakiplerinin, onun ne kadar enerjisinin kaldığını bir şekilde öğrenme imkanı yoktu. Enerjisi onları teker teker öldürmek için yeterliymiş gibi davranarak blöf yapabilirdi, bunu da kimse kolay kolay anlayamazdı. Zend'in kamuflajını anlamak her yiğidin harcı değildi.
Çantasından rastgele bir kılıç çıkardı Zend. Bunu daha önce Gri Engerek'ten almıştı, onun evinden çıkmadan hemen önce. Bir kılıca, rol yapmasının gerekebileceğini tahmin edebildiğinden ihtiyacı olduğunu düşünmüştü ve tahmini de doğru çıkmıştı, eğer o zaman bir kılıç almış olmasaydı şimdi Gri Engerek'ten aldığı kılıcı göstermek zorunda kalacaktı herkese, onu, değersiz bir şeymiş gibi etrafta yaymak istemiyordu o... Nasıl Ağır Kılıçlarını gizliyorsa, onu da o şekilde gizli tutuyordu.
''Hey,'' dedi, Üstün'den onun adına konuşması için bir izin istemesinin hemen ardından. Era ile mücadele ediyor olanlara yaklaşmıştı epey. ''ölmek istiyor musunuz,'' diye sordu, bir elini rahat bir şekilde cebine sokmuştu, yüzü de kapalıydı zaten. Biraz önce maske ve kapüşonunu giyinmişti hızlıca çünkü... ''Vosu gibi?''
Konuşmasının hemen ardından düşmanlardan her birinin yüzü, Zend'e doğru dönmüştü. Yüzlerinde bir inançsızlık vardı aslında, Vosu'nun birkaç dakika içerisinde öldürüleceğini hiç kimse düşünmemişti. Daha önce, onun buraya doğru gelerek kendilerine yardım ettiğini görmedikleri için, onun da birisiyle savaştığını tahmin etmişlerdi. Ancak bu kadar kısa bir süre içerisinde öldürüleceğini tahmin edememişlerdi, Vosu onlara göre çok daha fazla güçlüydü çünkü. Nasıl kısacık bir süre içerisinde öldürülmüş olabilirdi ki? Normalde savaşlar, en azından bir saat kadar sürerdi. Kolay kolay bitmezdi mücadeleler, Zend enerjisi bitene kadar uğraşmış da olsa, çok bir vakit kaybetmemişti biraz önce. En fazla on dakikada olmuştu tüm olan biten, bunun bir sebebi de elbette enerjisinin pek fazla olmamasıydı. Vosu'nun seviyesinde olan iki savaşçının arasında en azından iki saat boyunca savaş devam ederdi, ancak o şekilde belirlenebilirdi kazanan kişi. Enerjilerinin bitmesi pek hızlı gerçekleşmezdi çünkü, uzun uzun uğraşırlardı. Zend'e göre, Vosu'yu öldürmek için epey zaman kaybetmişti biraz önce, kendisi. Çünkü o genellikle rakiplerini birkaç saniye içerisinde öldürüyordu, birisine on dakika kadar vermesi çok sık görülen bir şey değildi. Ama herkes de Zend değildi, bu yüzden, onun yaptığı savaşı oldukça kısa bulmuşlardı...
''O, ölmüş olamaz değil mi?'' diye sordu bir Kraliyet Askeri, arkasına doğru dönmüştü hafifçe. ''Lord Vosu öyle hızlı bir şekilde öldürülebilecek birisi değildir...'' dedi, hayal kırıklığına uğramış gibiydi, yüz ifadesinden de anlaşılıyordu bu.
''Evet, öldürülmüş...'' Bu sefer konuşan, kadın olan Kraliyet Askeri olmuştu. Zend'in gözlerinin içine bakmasının birkaç saniye sonrasında, arkadaşlarının tetikte olmasından yararlanarak bir teknik aktifleştirmiş ve Vosu'nun öldüğü yeri kendi kendine göstermeyi başarmıştı, bir süre odaklanmasının ardından, Era, biraz önceden beri onun bunu kullanmasını engelliyordu. Vosu ile ilgili bir bilgiye sahip olmalarını istememişti çünkü büyülü yaratık, bu Zend'in canını sıkabilirdi... Yavaşça yukarı doğru yükselmiş olan kadın, etrafta dolaştırdığı gözlerini Vosu'nun yanına ulaştırmayı başarmıştı hızlı bir şekilde, daha sonra da onun öldürüldüğünü teyit ederek konuşmuştu zaten. Görünüşe göre Vosu, gerçekten de acınası bir şekilde öldürülmüştü şu anda. Ortadakinin başka bir açıklaması olamazdı, kim yapmış olabilirdi bunu ona? Bu Kutsal Seviye büyülü yaratığın tek başına olduğunu düşünmüştü zaten ilk başta. Ancak daha sonra, Vosu'nun yardıma gelmediğini gördüğü zaman işin içinde bir başka kimsenin de olduğunu anlamıştı. Aynı zamanda, şimdi de düşünüyordu... Kutsal Seviye bir büyülü yaratığı ortak olarak kazanmayı başarmış olan bir kişi, kim bilir ne kadar güçlü birisiydi?.. Eğer bu savaşa devam etmek isterlerse, muhtemelen dördü de hızlı bir şekilde öldürülür, perişan edilirdi... ''Onu görebiliyorum, kemikleri etrafa saçılmış, vücudunun etrafında bir kan göleti oluşmuş. Vücudunda tek bir tane bile kemik kalmamış, hepsi kırılmış, parçalanmış ve muhtemelen de yok edilmiş. Karşımızdaki her kimse, onu bir şekilde krallığa teslim etmemiz şart. Eğer böyle yapmazsak, kendimizi nasıl ilan edeceğiz savaşçı diye?
''Yok artık...'' dedi büyülü yaratık, kenarda kıvrılmıştı ve görünüşe göre insan ortağının öldürülmüş olması ona epey dokunmuştu. Kendisi de fazlasıyla sinirlenmişti bu yüzden, ortağının öldürülmüş olması hiç de iyi bir şey değildi... ''Vosu'yu...'' dedi, yavaşça. Kendisini tutamayabilirdi şimdi. Zend'in böyle bir şey yapmış olması, kendisinin yoldan çıkmasına neden olmuştu adeta. ''Gerçekten de...'' dedi, sesi titriyor, boğuk geliyordu yukarıya doğru. Vosu'nun ölümünü kabullenmekte zorlanıyordu anlaşılan... ''Onu öldürmüşsün...'' diyerek devam etti, Zend'e saldırmak için hazırlanıyordu büyülü yaratık. Ancak Zend oralı değildi hiç. Basit ve soğuk bir şekilde cevap verdi:
''Eğer bana doğru yaklaşmaya cüret edecek olursan vücudunu parçalar, öz suyunu alır ve satarım büyülü yaratık.''
''...''
Gencin konuşmasının ardından bir soğuk hava dalgası yayılmıştı etrafa. Zend'in böyle ciddileşebileceğini bilmiyorlardı, bu yüzden son derece garipsemişlerdi onun söylediklerini. Ayrıca yüzü ve kafası da kapalı olduğu için, kim olduğu bilinmeyen birisinin bu şekilde davranması, onun tehlikesinin daha da artmasına neden oluyordu. Kim bilir, nasıl devasa güçlere sahipti o. Vosu durduk yerde yenilmemişti herhalde, üstelik onu yenmek için de çok vakit kaybetmemişti, öyleyse, gerçekten de bulaşılmaması gereken birisiydi o... Kraliyet Askerleri'nin arasındaki kadın, maskeli adama saldırmak için hazır bekleyen diğer iki Kraliyet Askeri'ni omuzlarından tuttu, geriye doğru çekti yavaş bir şekilde. ''O bizim mücadele edebileceğimiz birisi gibi durmuyor, eğer büyülü yaratık ortağı da yanındaysa, kesin ölümümüzle sonuçlanır bu. Bilginiz olsun diye söylüyorum, Vosu sadece öldürülmemiş. Adeta yok edilmiş, vücudundaki en büyük parça olarak bulabileceğimiz şeyin ağırlığı bile, onun normal ağırlığının yarısı kadardır en fazla. Vosu bizden güçlü bir adamdı, ona bunu yapan bize neler yapar, bilemeyiz. Ayrıca şu büyülü yaratıkla bile dakikalardır savaşıyoruz, ancak dörde bir olmamıza rağmen herhangi bir üstünlük elde edebilmiş değiliz. Eğer büyülü yaratığı bile bu kadar güçlüyse, kendisi ne kadar güçlüdür, bir tahmin yürütün bakayım.'' dedi, o dörtlüdeki en kıdemli kişi oydu, en deneyimli de oydu zaten. Neye dikkat edilmesi gerektiğini iyi biliyordu ve şu an karşılarında duran, maskeli adam, saldırılabilecek birisi değildi. Gözlerinden ölüm saçıyordu ve gücü, şüphesiz çok yüksekteydi. Bu yüzden Kraliyet Askerleri, yani Pounz'un en güçlü ekiplerinden birinden olan üçlü bile, onunla bir savaşa girmeye cüret edemiyordu.
''...'' Erkek Kraliyet Askerleri, bir süre sessiz kaldı. Zend onların ikisini de daha önce hiç görmemişti, görünüşe göre Siyahlar'a dahil olmamışlardı. Daha sonra Kraliyet Askerleri'ne de bir göz atacaktı, şu ana kadar vakti olmamıştı ancak unutmamıştı bunu, aklındaydı.
''Öyleyse tamam.'' dedi bir tanesi, kılıcını geriye doğru çekmişti. Daha sonra da, Zend'in yapacağı hamleyi beklemeye başlamıştı. Gidecek miydi o, yoksa kalıp savaşacak mıydı. Kalıp savaşırsa eğer kayıp verebilirlerdi, bunu istemiyorlardı şu anda. Vosu'nun katilinin gitmesini izlemek elbette onlara dokunuyordu, ancak ellerinden gelecek bir şey yoktu şu anda. Düşman, kendilerine göre çok daha güçlüydü maalesef...
Askerlerin geri adım attığını gören Zend, rahat bir şekilde elini beline attı. Eğer onlar savaşmaya karar verseydi, muhtemelen büyüsünü herkesin görebileceği bir şekilde kullanmak zorunda kalacaktı. Ancak bu şekilde bir sorun olmazdı, herkes mutlu olurdu, Zend'in usulca geri çekilmesine izin verdikleri zaman...
''Öyleyse ben de gidiyorum, açım, bir yemek yiyelim yahu...'' dedi Zend, Era'ya doğru dönmüştü. Zihin yolunu kullanarak, ''Ortak, iyi iş çıkardın. Eline sağlık,'' diyerek geriye doğru birkaç adım attı. Bu sırada bir gözü hala arkasındaki düşmanlardaydı, eğer son anda savaşmaya karar verirlerse, Zend ve Era'nın bundan hızlı bir şekilde haberdar olmaları gerekiyordu. Savaş alanında düşmandan gözlerini ayırmak gibi bir hatayı asla yapacak birisi değildi genç adam.
''Aynı şekilde sen de.'' dedi Era. Zend'in Vosu'yu yenebileceğine inanıyordu ve inançları da boşa çıkmamıştı, genç adam onu hayal kırıklığına uğratmamıştı...
''Neyse, şuradan çıkalım artık.'' Zend, ağaçların arasında doğru ilerlemişti hızlıca. ''Çok enerjim kalmadı, ancak bir büyü daha yapabilirim.'' dedi, daha sonra da askerlerin görüş açısının içerisinden çıktı hızlıca... Dakikalar içerisinde de, Renyia'nın yanına geri dönmüştü.
Era çoktan küçülmüştü şu anda, Zend'in omzundan atlayarak bir koltuğun üzerine geçti hızlıca. Renyia hala yatağın üzerindeydi, biraz önce yatıyordu ve Zend'i görmesiyle birlikte hızlıca doğrulmuştu. Daha sonra da telaşlı bir şekilde bakmaya başlamıştı ona, ancak onun yorgun olduğunu anlamış ve bir şeyler söylemekten vazgeçmişti.
''Yoruldum...'' dedi Zend, kollarını kaldırmış ve birkaç saniye boyunca gerilmişti. ''Birini öldürmek insanı harbiden yoruyor.''
''Değil m?'' Era kafasını salladı. Ondan hemen sonra da söze, Renyia girmişti zaten.
''Vosu'yu öldürdünüz mü? Bir sorun çıkmadı mı?'' diye sordu hızlı bir şekilde, Zend'e bakmıştı meraklı gözlerle.
''Ne sandın, heh...'' Zend gülerek cevap verdi Renyia'ya. Daha sonra da derin bir nefes almıştı. ''Onu, bakanların acımasını hak edeceği bir şekilde öldürdüm.'' diyerek devam etti, aynı zamanda saatine gitmişti gözleri.
''Oh, şu baloya hemen tekrar katılayım. Bu günkü planlarım daha bitmiş değil.'' dedi, daha sonra da hızlıca kıyafetlerini değiştirerek, baloya doğru ilerlemeye başladı. ''Bu arada Renyia, teşekkür ederim. Bana çok yardımcı oldun...'' dedi, Zend'e çok yardım etmemişti onun büyüleri, ama yine de yeterliydi... Şimdi, Dustin'e söyleyeceği şeyleri aklında canlandırmıştı çoktan. Era'ya seslenmesinin ardından, kendisini dışarıya doğru attı.
***
1740
Magnec