iki eliyle kafasını mı ayırdı fatality mi atıyon zend hayırdır
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
368. Bölüm Padolf'un Sonu
Zend'in ölümcül bakışlarını gören Kadim Kaplan üyeleri, çareyi sessiz kalmakta bulmuştu. Biraz önceki saldırganların nasıl yenildiğini görmüşlerdi, görünüşe göre Zend, onları yenmek için en fazla ufak bir emek harcardı. Şu ana kadar yaptığı şeyleri bile kılıcını kullanmadan yapmıştı, buna bakılırsa; eğer gerçek kılıcını kullanmaya başlarsa burada bir katliam bile yapabilirdi... İnsanlar onun kılıç kullanıyor olmadığını ilk olarak anlayamamıştı bile, rakipleri bir anda öldürmüştü çünkü, sanki yıllardır birlikte vakit geçirdiği bir kılıç ile birlikte savaşmaktaydı orada... Ama aslında gerçek çok farklıydı elbette, bunu gördüklerinde ise, donup kalmaktan başka bir şey yapamamışlardı.
Ona saldırmak için biraz önce bir fırsat kolluyor olanlar da hareketsiz bir şekilde kalmıştı şimdi, Zend'in ne kadar güçlü olduğunu anlamaları pek uzun sürmemişti. Genç adamın böylesine güçlü olacağı akıllarına gelmemişti daha önce, ancak şimdi gerçeği fark etmişlerdi ve onların da, Zend'e karşı çıkmak için bir umudu kalmamıştı... O çita ortada bile yokken böylesine yıkıcı bir güce sahip olan kişi, kim bilir ortağı yanına geldiğinde neler neler yapabilirdi... Ona şimdi zarar vermeyi başarsalar bile, hızlı bir şekilde ortağı buraya gelecekti muhtemelen, daha sonra da Zend'e saldıranlar dezavantajlı bir konuma düşecekti. En mantıklı senaryo buydu, eğer birisi zor duruma düşerse, doğal olarak ilk yardımını isteyeceği kişi kendi ortağı olurdu... Aynı zamanda Eralkavender'in ne kadar güçlü olduğunu herkes biliyordu aslında, onun Kutsal Seviye olduğu gerçeği tüm krallıkta yayılmıştı daha önce. Eğer o bir savaşa girerse, rakiplerin hiçbir şansı kalmazdı. Zaten Zend'e zarar verebilmek için tek yolun, onun büyülü yaratığının ortalıkta olmadığı bir vakti kollamak olduğunu biliyordu Kadim Kaplan üyeleri, ancak görmüşlerdi ki; Eralkavender ortalıkta olmadığında bile Zend zaten epey bir güçlüydü. Onun Era'ya ihtiyacı yoktu, buradakileri yenmek için...
Bir anda, kapı sarsılarak açıldı ve içeriye doğru bir vücut fırlatıldı. Bu vücut bir erkeğe aitti, içeriye girmesinin ardından hızlı bir şekilde yerde birkaç takla atmak zorunda bırakılmıştı, daha sonra da dışarıda korkutucu, içeridekilerin tüylerinin ürpermesini sağlayan bir kükreme duyulmuş, Era yavaş adımlarla içeriye girmişti... Görünüşe göre kaçmaya çalışan birisini getirmişti şu anda, Zend'in onu dışarı yollamasının karşılığı şimdi alınmıştı. Risk almıştı evet, ancak eğer risk almasaydı, yerde sürünen bu herifin arkasından bir süre boyunca koşmak zorunda kalabilirdi, bu da haliyle zaman kaybetmesini sağlardı...
Era şu anda asıl boyutuna dönmüştü, bir insanın yaklaşık bir buçuk katı kadar uzundu büyük vücudu, onu tanımayan, hatta onu tanıyıp da aralarında iyi ilişkilerin olmadığını bilen birisi şu anda onu görmesiyle birlikte arkasına bile bakmadan kaçardı büyük ihtimalle. Bu avcının avı olmak, herkesi korkutabilecek bir şeydi çünkü... Zend'de böyle bir korku olmasa da, içerideki diğer kişiler için aynı şeyin söylenmesi mümkün değildi.
''Kaçmaya çalışıyordu, iyi düşünmüşsün Zend.'' diyerek ortağını birazcık övdü, Eralkavender. Aynı zamanda küçülerek onun yanına doğru ilerlemişti, büyük olduğu zaman tüm bakışlar onun üzerinde toplanıyordu ve bu da biraz rahatsız ediciydi, gizlenip avlanmayı seven bir avcı için. Göz önünde bulunmak pek hoş bir şey değildi ona göre... ''Ama benden kaçmak için pek bir imkanı yoktu zaten...''
''Oh, iyi iş çıkarmışsın ortak.'' dedi Zend, ellerini beline dayamış ve bir gülücüğü yüzüne kondurmuştu. ''Senden kaçamayacağını biliyordum, tüm hızını kullandığın zaman senden kaçabilecek ya da seni yakalayabilecek kim vardır ki burada? Kadim Kaplan'ın Pounz Krallığı'ndaki kolunun içerisinde olan birisinin bunu yapabileceğini pek düşünmüyorum, onlar senin kadar üst seviyeli bir büyülü yaratığı daha önce görmemiş bile olabilir.'' diyerek devam etti, ortağını hafifçe övmek istemişti o da. Eralkavender kadar hızlı bir ortağa sahip olmasaydı da, şu anda Padolf'u ellerinden kaçırma ihtimali olacaktı.
''Heheh, beni utandırıyorsun Zend.'' Era güldü ve kafasını salladı iki yana. Onun konuşmasının ardından henüz Zend cevap vermeye fırsat bulamamışken, Padolf'un konuşması Kadim Kaplan'ın ana binasını doldurmaya başlamıştı. ''Bulamadım, bulamadım, bulamadım!'' demişti adam, konuşmasının ardından da genç adam, dikkatini ortağından çekmiş ve Padolf'a doğru dönmüştü. Anlaşıldığı üzere Padolf, Zend'in söylediği şeyi yapamamıştı. Sefil bir şekilde görünmekteydi, korktuğu belliydi. Aynı zamanda çekiniyordu da, aynı kelimeyi defalarca kere söylemesinin bir nedeni de buydu. Aynı şekilde, söyleyeceği şeylerin Zend'in canını sıkabileceğini de biliyordu. Bu yüzden bu duruma öfke duymuş, sinirlenerek konuşmuştu, elinden gelen en iyi şeyin kaçmak olduğunu düşünmüştü Zend'in buraya geldiği haberinin kendisine ulaşmasının ardından...
''Yüzükleri bulamadın mı?'' Zend, biraz önce Padolf'un dirsek ve dizlerini yere koymasının ardından, vücudunun altındaki ahşapları birkaç kere yumruklamasının ardından söylediği şeyleri duymamış gibi yapmış, sormuştu hızlı bir şekilde. Yüzünde son derece ciddi bir ifade vardı.
''Hayır, bulamadım.'' dedi Padolf, kafasını salladı iki yana sertçe. ''Çoktan satılmış gitmişler, üstelik sattığım adamlardan bazıları ölmüş bile!'' diyerek devam etti, sitem ediyormuş gibi görünüyordu, yaptığından pişman olduğunu anlamak için dahi olmak gerekmiyordu; bir de bunu düzeltemediği için iyice üzgün gibiydi.
''Oh, anlıyorum...'' dedi Zend. ''Eğer onları bulamazsan, seni öldüreceğimi söylemiştim. Zamanın tam olarak bitmek üzere, hatırlıyorsun değil mi?'' diyerek devam etti basit bir şekilde.
''Evet... Ama bana izin verebilirsin, sana bir şekilde aldığım her şeyin parasını ödeyebilirim, lütfen, affet beni...'' diyerek Zend'e doğru ilerledi Padolf, yenemeyeceğini bildiği için savaşmaya cüret bile etmiyordu şu anda. Zaten son sefer bunu denediğinde Zend ona ağzının payını iyice vermişti, Padolf ondan aşağıda olduğunu zaten biliyordu yani. Karşılık vermeye çalışması, durumun iyice kötüleşmesine neden olurdu yalnızca. Bunun da farkındaydı... Yani tek çaresi, gidip affedilmeye çalışmaktı. Zend'in onu bir şekilde affetmesini sağlayabilirse hayatta kalmayı başarabilirdi. Yoksa hayatını sürdürmek için pek bir umudu yoktu, bunun pek iyi farkındaydı o da...
''Ama böyle anlaşmamıştık, değil mi? Gördüğün eşyaya direkt olarak, sahibinin kim olduğunu bile düşünmeden el koyup; üstüne onları satmandan dolayı sana sinirlenmiştim, değil mi? Daha sonra da seninle bir anlaşma yaptık, bu anlaşmaya göre sen bana her şeyi bire bir olarak getirecektin, verdiğim süre içerisinde. Şimdi ise gelip bana bunu yapamadığını söylüyorsun, anlaşmamızın bozulduğunu görüyorum... Ama üzülmene gerek yok, ülkeden falan giderek canımı iyice sıkmadığın için seni öldürmeden önce bayılmanı sağlayacağım.'' Zend'in soğuk cevabı Padolf'un iyice umudunu kaybetmesine neden olmuştu şu anda, ancak yapabileceği bir şey yoktu, bu dünya böyleydi, eğer gücünüz yoksa haklı olsanız bile bir şey söylemeye hakkınız olmazdı. Tabii bu durum biraz farklıydı, Padolf burada hem güçsüz olan taraftı, hem de haksız... Yani kısacası tam olarak bataklığın dibindeydi şu anda. Zend'in, Padolf'un ölümü ile ilgili olan kelimelerini duyduğu anda kalbi duracakmış gibi olmuştu, aslında buna minnettar olmalıydı, öyle bir durum da vardı, acı çekmeyeceğin söylemişti çünkü o. Ölümlerden bir ölüm beğenmesi gerekirse, bunu seçerdi o da. Ama tabii, bir ölümü seçmek zorunda bırakılmak istemiyordu Padolf! Hayatı için yalvarması gerekiyordu şu anda, farklı bir ülkeye kaçmadığı için Zend'in ona biraz şans vereceğini düşünmüştü, ancak onun öfkeli bir şekilde Kadim Kaplan'a geldiğini duyduğu zaman ne yapacağını bilememiş ve binanın dışına çıkmış, kaçmaya çalışmıştı. Ama ne yazık ki, hızlı bir avcı onun peşine takılmıştı...
''Evet, biliyorum; fakat düzeltebilirim...'' Padolf Zend'in ayaklarına kadar gelmiş, genç adamın kıyafetinin paçalarını tutarak ağlamaya başlamıştı, affedilmesi gerekiyordu, bir şekilde bunu yapması mümkünse eğer, diğer insanların, onun hakkında ne düşüneceği umrunda bile değildi. Yaşamaya çalışıyordu o, bunu istiyordu... ''Sadece bana biraz şans ver... Hepsini sana ödeyebilirim, para kazanırım...''
''Kaçmaya çalışmasan, belki bir kere düşünebilirdim...'' dedi Zend, o sırada elini aşağıya doğru indirmiş, Padolf'un sırtüstü yatmasını sağladıktan sonra onu boynundan yakalayarak, yukarı kaldırmıştı. Eğer Padolf kaçmaya çalışmamış, normal bir şekilde borcunu ödeyebileceğini anlatmış olsaydı ona gerçekten de bir şans verebilirdi. Ancak o böyle bir şey yapmamış, Zend ile daha konuşmamışken kaçmaya çalışmış ve Zend'in, Kara Yaprak'ın içerisinde birilerinin saldırısına uğramasını sağlamıştı. Bunun nedeni Era'nın onun yanından ayrılmış olmasıydı sonuçta... ''Ama artık bir umut kalmadı, üzgünüm.'' diyerek devam etti, bir nefes almasının ardından. Yüzünde herhangi bir ifade yoktu hâlâ, Padolf'un öldürüleceğini anlamalarına rağmen, buradaki insanlardan tek bir kişi bile karşı çıkmayı başaramıyordu. Zend'e saldırmayı biraz önce denemiş olanların yerinde olmayı kimse istemiyordu çünkü...
''Lütfen...'' demişti Padolf, ellerini boğazındaki Zend'in sağ eline götürmüştü. Genç adamın eli sabitti, hiç oynamıyordu ne yazık ki... Padolf tüm gücüyle birlikte nefes almasını yavaş yavaş zorlaştırıyor olan eli itmeye çalışsa da, herhangi bir şeyi başarabildiği söylenemezdi. Boğazındaki parmaklar iyice içeri doğru ilerliyorken, kendisi ancak çırpınabiliyordu... ''Merhamet...'' diyerek devam etmişti ki, akciğerlerine ilerleyen havanın Zend'in elleri yüzünden önce yavaşlayıp, sonra da tam olarak durmasıyla birlikte gözleri yavaşça kapandı... Nefes alamamak, kişinin bayılması için son derece yeterli bir durumdu.
Zend, Padolf'un bilincini görmesiyle birlikte iki elini kullanarak onun kafasını vücudundan hızlı bir şekilde ayırdı. Yeterince güce sahip olduğu için bu tür şeyleri yapması zor olmuyordu, yalnızca birkaç damar vardı sonuçta orada, Zend'in kısacık bir süre boyunca güç uygulaması, bunun için yeterli olmuştu. ''Aptallara merhamet etmek de aptallığın bir göstergesidir,'' diye mırıldandı ve daha önceden söylediği gibi, Padolf'un başını, Kadim Kaplan'ın ana binasının giriş kapısının en üstüne, aynı zamanda ortasına yerleştirdi... Bir kere böyle yapacağını söylemişti, bu yüzden geri dönüşünün olmadığını biliyordu. Eğer şimdi Padolf'u öldürmeseydi, ileride kendisine düşman olma potansiyeline sahip olan birisini hayatta bırakmış olacaktı ve belki de değer verdiği bir arkadaşını, bugün yapması gereken bir şeyi yapmamış olduğu için kaybedecekti... Bunu göze alması mümkün değildi, Chibui'de Hollis'ten öğrendiği en büyük şeylerin başında, rakibe acımamak geliyordu. Rakibine merhamet gösteren bir kişinin, ertesi zamanlara hayatta devam etme ihtimali azalırdı.
''Neyse, hadi gidelim o zaman...'' diyerek devam etti, Era ile birlikte dışarı çıkıp, Fozre Ailesi'nin evine doğru ilerlemeye başladı Zend. Uyumaya başlamasının ardından birkaç gün geçmişti, yani muhtemelen şu anda Fao ele almıştı kontrolü, bir yanlışlık olmadıysa durum bu olmalıydı... Doğrusu, durumu kontrol etmek istemişti. O gece gelecekti diğer kardeşler, hatırladığına göre. Fao hızlı hareket etmediyse eğer işleri pek yolunda gitmemiş olabilirdi, Karkan bundan bahsetmemişti Zend'e, aynı zamanda Sanzirna da olan bitenden habersizdi. Bu yüzden birazcık endişelenmişti aslında genç adam...
Kısa bir süre içerisinde, Fozre Malikanesi'ne gelmişti. Geçtiği zamanlarda bu malikanede birkaç şey yapmıştı, isteklerine yönelmesini sağlayan bu eylemleri onu bu zamana getirmeyi başarmıştı... ''İçeri bir girelim bakalım,'' dedi, kapıdaki nöbetçi Zend'i görmesiyle birlikte herhangi bir şey yapmamış, sessiz bir şekilde beklemeye devam etmişti kendi bölgesinde. Genellikle Zend'i gören nöbetçiler zaten de böyle yapıyordu zaten...
''Ortam çok sesli...'' diye mırıldandı Zend. İçeride bir şeyler farklıymış gibiydi, genellikle bu evin önüne geldiği zaman böyle hissetmiyordu.
***
1625
Magnec