İşte buralar benim babamın
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
378. Bölüm Fungyuo Sarayı
''Ülkeyi istediğin için, diğer şeyleri görmezden geliyorsun, bu seni adeta kör etmiş!''
Zend yavaşça bir gülümseme yerleştirdi yüzüne. ''Belki de öyledir.'' diyerek Aena'nın söylediklerine karşılık vermesinin ardından, arabanın durduğunu görmesiyle birlikte ayaklanarak, dışarıya çıkmak üzere kapıya doğru ilerledi. ''Her neyse, söylediklerimi düşün Aena. Bir krallık, kötü bir gidişata sahip olmasa dahi daha iyisine sahip olabilecekken, neden aynı rayda gitmeye devam etsin ki?'' dedi ve kapıya doğru uzandı. Sürücünün buraya doğru yaklaştığını duymuştu çünkü, arabanın içi sesleri dışarı çıkarmıyor olsa da dışarıdan gelen seslerin içeri girmesine izin veriyordu, şimdi de Zend, sürücünün ayak seslerini duymuştu.
''Kraliyet Sarayı'na ulaştık, buyurun Prenses Aena.'' Aynı zamanda genç adamın tahmini de bu arada doğru çıkmış, sürücü durmasının ardından hızla kapıyı aralamış, Aena'ya seslenmişti. Tabii karşısına çıkan Zend'i gördüğü zaman hafifçe şaşırmıştı, içeride Prenses Aena'dan başka birisinin olduğunu bilmiyordu çünkü. Karşılaşmayı beklediğinin bu manzara olmamasından kaynaklı olarak kaşlarını biraz kaldırmış, ancak herhangi bir ses çıkarmamış ve saygılı bir şekilde devam etmişti. ''Siz de buyurun, Lord Zend. Burada olduğunuzu bilmiyordum, kusuruma bakmazsınız umarım.'' dedi, onun da bir savaşçı olduğunu anlamıştı o an Zend. Görünüşe göre Aena'nın korumalarından başka, üstüne bir de onun hayatını gözetmek üzere yanına verilmiş sürücüler de vardı. Bu da Fungyuo Kralı'nın ailesine epey değer verdiğini göstermekteydi, Zend şehir merkezinde onca koruma görmüştü, hatta belki de sadece arabanın etrafındaki korumaların sayısı bile birkaç yüze ulaşıyordu, üstüne sürücü bile değerlendirilmekteyse, kralın aile konusunda gerçekten de hassas olduğu söylenebilirdi.
''Yok canım, ne kusuru.'' dedi Zend, gülerek. Daha sonra da aşağı indi ve gözlerini etrafında gezdirdi bir kere, hızlıca. ''Kraliyet Sarayı da epey büyükmüş...'' diye mırıldandı, tabii ki bu onu pek fazla etkilememişti. Daha önce Pounz'un sarayını görmüştü ve bir sarayın ne kadar gösterişli olabileceğini anlamıştı, bu yüzden Fungyuo Sarayı'nın çok da şatafatlı olmadığını düşünüyordu, pek hayran olmamıştı açıkçası... Ancak, Fungyuo Kralı'nın da gösterişe epey önem verdiğini anlamıştı. Gösterişi pek umursamıyor olan birisinin evini biliyordu Zend, örneğin Gri Engerek'in evi vardı hemen etrafındaki evlerden... Gri Engerek fakir değildi, isterse en gösterişli evlerden birisini satın alabilir ya da bu şekilde yeni bir ev yaptırabilirdi kendisine, ancak o bunları tercih etmemiş, yalnızca normal bir evde yaşamayı seçmişti. İşte gösteriş yapmamak diye buna denirdi... Bu saraya bakıldığında ise, insan gerçekten de zengin birilerinin yanına geldiğini fark ediyordu.
Tabii, bu aslında gerekli bir şeydi de. Muhtemelen buraya çok fazla insan gelip gidiyordu, aynı zamanda da Kraliyet Sarayı, bir ülkenin özeti gibiydi. Yani burası, bir şekilde buraya ziyarete gelenlere Fungyuo'nun küçük halini, özetini gösteriyordu. Ek olarak diğer kral ve çeşitli liderlere göz dağı vermek için de, kralın evinin görünüşü çok önemliydi. Mesela Zend, şu anda Fungyuo'nun oldukça zengin ve güçlü olduğunu düşünmüştü dış görünüşe göre bir karara vardığı zaman. Eğer derme çatma, göze güzel gelmeyen bir yeri görüyor olsaydı şu anda, aynı şeyi düşünür müydü? Tabii ki düşünmezdi, hareket ve tavırları da doğal olarak buna göre olurdu, bir anlaşmayı imzalamayı, karşısındaki ülkeyi daha önce fakir olarak gördüğü için reddedebilirdi. Bu da, Fungyuo'nun hiç işine gelmeyen bir şey olabilirdi tabii. Kraliyet Sarayı'nın bir ülke için de önemi buydu aslında... Onun güzel görünüyor olması çok önemliydi, her şey yerli yerinde olmalıydı ve göze güzel gelmeliydi.
Fungyuo da, bu olayı güzelce anlamış gibi görünüyordu. Zend hızlı bir şekilde bahçeye doğru ilerlediği zaman, gözüne ilişmiş olan çiçeklerin tam anlamıyla sıralı ve düzgün olduğunu gördü, bu insanı rahatlatıyor, karşı tarafa sempati duymaya itiyordu otomatik olarak... Gösterişin bazı yerlerde ne kadar önemli olduğunu kavramış olan insanlarla görüşmek üzereydi genç adam, anlamıştı. Aynı zamanda içeri girebilmişti rahatça, çünkü Prenses Aena'nın arabasından inmişti ve civardaki nöbetçiler de bunu görmüştü, yani oradaki hiç kimse, ona hesap sorabilecek bir yetkiye sahip değildi. Bunu bildiklerinden, hızlıca bahçeye girmesine bir şey söyleyememişlerdi Zend'in.
''Güzel bahçe.'' dedi yavaşça, gözlerini Kraliyet Sarayı'nın etrafındaki, uzun duvarlara gidinceye kadar olan geniş bahçenin içerisinde gezdirirken. Bu sırada, kısa bir süre içerisinde görüşmeyi beklediği bir kişinin sesini duymuştu.
''Tabii, babam bu konuda çok titizdir. Tek bir çiçeğin bile yeri, baktığı taraf, yaprak sayısı ve daha birçok şeyi hatalı olamaz. Onlarca değerlendirme yolu var, onlardan herhangi birisinde bir yanlış olmamalı... Eğer böyle bir şey olursa da bahçıvanları, bahçe ile ilgilenen çeşitli insanları cezalandırır hızlı bir şekilde. Bahçeye zarar vermemeni tavsiye ediyorum, onun gazabına uğrayabilirsin, sen bile olsan bu konuda bir şeyin değişeceğini sanmıyorum...''
Zend, yanından gelen ince bir sese odaklanıp, konuşma bittiği zaman kafasını yavaşça sola doğru çevirmişti. ''Oh, Prenses Yinza! Görüşmeyeli uzun zaman oluyor...'' dedi, vücudunu tamamen o tarafa doğru döndürmüş, elini uzatmış ve gülümsemişti. Karşısında küçük kardeşi durmaktaydı şu anda, onu en son yıllar önce, Beyaz Taç'taki birkaç arkadaş ve öğretmeni ile birlikte bir tatile gittiği zaman görmüştü, gittikleri yerde tesadüfen Yinza ile karşılaşmışlardı ve Zend, onunla kısa bir süreliğine muhatap olmuştu, hatta orada, Tamar adlı bir çocukla bir düello bile yapmak üzereydi, ancak alttan alarak durumu kurtarmıştı, hatırlıyordu bunu... Yaptığı savaşları genellikle unutmuyordu Zend, onlara biraz fazla odaklanıyordu o sırada, aynı zamanda bir savaşın üzerinden günler geçmiş olsa bile yaptığı yanlışları aklından tekrar ediyordu, aynı yanlışı bir kere daha yapmamak için. Hal böyle olunca da, o dövüşü yaptığı sırada etrafta olan şeylerin de pek çoğunu hatırlıyor oluyordu. Ancak bu sefer bunu da unutmamıştı, o gün bir savaş yapmamış olmasına rağmen, Fungyuo Ailesi'nden gelen o koruma çocukla arasında olanları net bir şekilde hatırlamaktaydı. Bunun nedenini kendisi de bilmiyordu, belki de o gün tanışıp ilk kez gördüğü çok fazla kişi vardı orada, nedeni bu olabilirdi...
''Evet, gerçekten de uzun zaman oldu, on yılı geçiyor galiba... Beyaz Deniz'de karşılaşmıştık yanlış hatırlamıyorsam, Beyaz Taç'taki arkadaşlarınla birlikte gelmiştin, Fun Fuo ve Saga Fungyuo vardı yanında, onları hatırlıyorum, biraz konuşmuştuk. Beyaz Deniz soylular için epey popüler bir yer olduğundan çok da büyük bir rastlantı değil tabii...'' Yinza cevap verdi Zend'e, konuşmasını biraz uzattığını fark ettiği zaman sessizleşmeyi tercih etmişti hızlı bir şekilde. ''Ben de sana Prens Zend mi demeliyim?''
''Sana kalmış, ancak ben bir prens olduğumu pek sanmıyorum, bugüne kadar bununla ilgili bir eğitim almadım, yani bir prensin yapması gereken pek çok şeyden hiç haberimin bile olmadığını rahatça söyleyebilirim...'' diyerek cevapladı Zend, Yinza'yı. Bu kız geçmişte epey zarif ve nazikti, henüz küçücük olmasına rağmen Fun ile konuştuğu zaman, Fun ona yaşıtı gibi davranmıştı. Yani o epey yüksek kademeli birisiydi, onun seviye olarak kaçıncı seviyede olduğunu tam olarak anlayamamıştı henüz Zend, ancak kişilik olarak epey yukarıda olduğunu biliyordu Yinza'nın. Hareketleri hala zerafet doluydu, ancak eskisine göre daha samimi davranıyordu Zend'e, genç adamla Yinza'nın son karşılaşmalarında ikisinin de yaşı oldukça küçüktü, ancak buna rağmen aralarında büyük bir mesafe vardı. Yinza herkesle samimi olmayı seven birisi gibi görünmüyordu, daha önce Zend ile konuşurlarken, Zend'e ''Lord Zend''den başka bir hitap şekli kullanmamıştı, üstelik o zaman Zend daha dokuz yaşındaydı! Üstüne üstlük, Zend Yinza'nın kendisine ''sen'' dediğini bile duyduğunu hatırlamıyordu, Yinza onunla konuşurken her zaman ''siz'' kelimesini kullanmış ve saygısını korumaya devam etmişti, bu da doğal olarak Zend ile aralarına buzdan duvarların girmesine neden olmuştu... Tabii, onun düşünceli biri olduğunu da itiraf etmeliydi Zend, Yinza, yıllar yıllar önce Zend Fungyuo'dan gelen koruma çocuk ile savaşmayıp alttan aldığı, karşısındaki çocuğu rezil etmediği için o uyurken, Zend'in onun odasında kalmış olmasına rağmen kendisi geldiğinde onu uyandırmamış, hatta gece boyu Zend'in karşısındaki koltukta uyumuş ve onun uyanmasını beklemiş, daha sonra da küçük çocuk uyanınca ona teşekkür etmişti.
Sırf bir teşekkür için bile, başka bir odaya geçmemiş ve Zend'in kaçta oradan ayrılacağını biliyor olmadığı için koltukta uyumayı tercih etmişti... Nezaket kurallarını pek iyi bilmezdi Zend, ancak bu hareket, kendisine oldukça zarif gelmişti.
''Öyleyse direkt olarak Zend diyebilirim, tabii istersen ağabey de diyebilirim, aynı şekilde Zend Ağabey de diyebilirim, fark etmez...'' Yinza konuşmaya devam etti, biraz önce Zend'in düşündüğü şeyleri birazcık haksız çıkarmış ve hala resmi bir şekilde konuştuğunu belli etmişti, Zend ona baktığı zaman, gördüğü yüzdeki sabit ifade ile birlikte onunla arasında hala buzdan duvarların olduğunu düşünmüştü... Yinza bir nebze de olsa eski resmiliğini azaltmış da olsa, hala çok büyük bir fark yoktu eskisi ile arasında... Elbette, artık Zend'in son seferde gördüğü küçük kız olmadığı her halinden belli oluyordu, aşağı yukarı on sekiz yaşına gelmiş olmalıydı şu anda. Eskiden Zend ile aralarında iki yaş vardı, bu yaş farkı Zend Chibui'den çıktığı zaman beşe yükselmişti aslında, ancak bunu Yinza bilmiyordu ve belki de hiç bilmeyecekti...
''Tabii, benim için uygun hepsi.'' Zend tekrardan konuştu. ''Peki ben sana ne diye sesleneyim? Hatırladığım kadarıyla son derece resmi ve mesafeliydin, ancak şimdi birazcık bile olsa bu huyundan uzaklaşmışsın gibi görünüyor, sana Leydi Yinza falan diye seslenebilirim sanırım, hehehe...'' dedi, bunu biraz espri amaçlı söylemişti aslında, Yinza ile aralarında olan, Zend'i uzak tutan duvarlardan birkaçını hızlıca yıkabilmeyi umuyordu. Aena onu kabullenmişti ancak aynısının Yinza'da olacağını söyleyemezdi, kişiden kişiye göre değişebilen bir şeydi bu sonuçta, Yinza'nın kişiliğine bağlıydı tamamen...
''Eskiden benim için bir yabancıydın,'' dedi Yinza, birlikte Kraliyet Sarayı'nın bahçesinin girişinde bekliyorlardı şu anda. ''ancak artık ailemden birisin, yani sana herkese karşı olduğumdan daha samimi olmam normal.'' diyerek devam etti, kafasının arkasında topladığı uzun saçlarını yana doğru sarkıtmış ve başını Zend'e çevirmişti. Yüzünde ufak bir gülümseme vardı ve bilinçli olarak oraya konulmuş olduğu belliydi, bunu en iyi Zend bilirdi zaten...
''Oh, bu samimi halinse cidden yandık...'' dedi Zend gülümseyerek, elini kafasına atmış ve birkaç kere kaşımıştı saçlarını. ''Neyse, zamanla seni tam anlamıyla samimileştireceğim, o yüzden sorun yok.''
''Öyle mi diyorsun?'' Yinza sordu sessizce, yüzünde inançsız bir ifade vardı, Zend'e inanmıyormuş gibi görünüyordu bu konuda...
''Evet, öyle diyorum.'' Zend net bir şekilde cevap verdi. ''Genellikle istediğimi alan birisiyimdir, seninle yakın olmak istiyorsam bunu er ya da geç yapabileceğimi kabul edebilirsin. Aynı zamanda pek sabırlı birisi de değilimdir, yani er ya da geç değil, er olabileceğini de kabul edebilirsin...'' diyerek devam etti, öz güvenli bir konuşma tarzı vardı şu anda, insanları anlama ve üzerlerinde etki kurma konusunda kendisine gerçekten de güveniyordu çünkü. Verdiği cevaplara göre değişiyordu insanlar, bunu çok daha önce keşfetmişti Zend, rahat bir şekilde şekillendirebiliyordu artık onları. Böylece işleri çok daha kolaylaşmış oluyordu...
''Eh, peki o zaman.'' dedi Yinza, konuyu anında kapatmıştı, Zend bunun zor olacağını hissetmişti o anda... Yinza'nın yapısında varmış gibiydi çünkü mesafeli olmak, bu birazcık uzun sürebilirdi... ''Neyse, içeri girelim o halde. Babam senin için bekliyordu.''
''Tamam.'' Zend basitçe onayladı, ilerlemişti ileriye doğru, Yinza ile birlikte. Soğukluk hissediyordu, ama biliyordu ki biraz mücadele ederse, Yinza da onun dünyasının etrafında sürüklenmeye başlayacaktı... Kim bilir, belki de onu kazanmak için diğerlerinde başvurduğundan farklı bir yola başvurmalıydı.
***
1696
Magnec