Yaa aena taş koyma üvey kardeşinin yoluna sen o doğunca çok sevinmiştinnn
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
238. Bölüm Her Zaman Kurtarmaz
Zend Berinne ile birlikte bu saatte geri gelmesi için ayarladıkları, onları Tolan Şehri'nden buraya getirmiş olan at arabasının sürücüsünü görür görmez, binecekleri arabayı tanıdı ve Berinne ile birlikte herkese veda ederek, kendilerini gönderen Prenses Yuna ve Prens Fintan'a son bir selam yolladıktan sonra arabaya doğru ilerlediler. ''Berinne, ben biraz sonra arabadan çıkacağım ama bunu kimseye çaktırma, arabanın içi dışarıdan görünmüyor, bu yüzden ben sana işaret verene kadar, zamanı geldiğinde diğerlerinin yapacak olduğu gibi sen de arabadan çıkma. Ben geri gelip sana söylediğim zaman arabadan atlayacaksın ve birlikte, onların yanına gideceğiz. Sorun var mı?''
''Hayır, anladım ama Ovaur için gideceksin, değil mi?'' Berinne, söylediklerini onaylamasıyla birlikte Zend arabadan çıkıp ilerlemeye başlayacakken genç adamı elinden tutup, içeride bir süre daha kalmasını sağladı. ''Eğer onun için gideceksen şimdi gitmen garip olmaz mı? Bekle de diğerleri dağılsın, onların yanında istediğini yapamazsın. Ayrıca gizli kalmak isteyeceğini tahmin ediyorum, ama hata yaparsan çok kötü sonuçlar doğar. Bekle de yalnız kalsın onların arabası...'' Berinne Zend'e güveniyor olsa da, onun bu şeyi kusursuz bir şekilde yapmayı başarıp başaramayacağı konusunda tam olarak emin değildi.
''Berinne, Abnea Ailesi'nin Pounz'daki malikanesinin Fozre Ailesi'nin ana malikanesinin hemen yanında olduğunu biliyorsun değil mi? Bu da demek oluyor ki Fozre Ailesi'nin arabası ile Abne Ailesi'nin arabası aynı yoldan, birlikte gidecek. Tek başlarına kalmayacaklar yani, ayrıca Mahendra Krallığı'na ve Fungyuo'ya da geri dönüş için, öncelikli olarak Tolan Şehri'nden geçmeleri gerekiyor. Yani kısaca bizimle birlikte gelecek olan en azından iki araba olacak, diğer ülkelere gitmek için buradan hangi yolları kullanılması gerektiğini tam olarak bilmiyorum ama beraberimizde olacak olan arabalara bakılınca, minimum sayı iki. Yani Fozre Ailesi'nin arabasını uzaktan bile olsa takip etmemiz çok zor olacak, ayrıca Ranfan da bizimle birlikte gitmek isteyecektir, Güneş Ailesi Beyaz Taç'ın Pounz'daki evi gibi görülen Tolan Şehri'nde yaşıyor ve doğal olarak, o da oraya gidecek. Yani yan yana gideceğiz, hatta aynı arabada bile olabiliriz yolculuk ilerledikçe. Yani şimdi gitmediğim zaman hiçbir zaman şüphe çekmeden gidemeyeceğim, anlatabiliyor muyum? Endişelenmene gerek yok, ben hiçbir hata yapmadığımdan emin olacağım.'' diye konuştu ve Berinne'nin çaresiz bir şekilde kafasını sallamasını gördükten sonra, aşağı indi ve arabalar ilerlemeden önce, on beş metre kadar ilerleyerek düz yol boyunca gizlenebileceği bir yer için gözlem yaptı. Daha sonra gözüne çarpan ilk yere hızlıca gidip, uzun bitkilerin arasına gizlendi ve uygun zamanın gelmesi için beklemeye koyuldu.
Kısa bir süre içerisinde toprak, tekerlek seslerini Zend'e iletmeye başlamıştı.
''Geliyorlar.'' Zend kendini kapüşonu ile birlikte gizleyip yüzüne de geçenlerde seçtiği koyu mavi kumaş parçasını taktı. ''İlk olarak kimin geçeceğine bir bak bakalım. Berinne diğerlerinin hazırlanmasını bekledi, yani en önde olan kişinin o olmama ihtimali var.'' diyerek Era'ya seslendi tekrardan ve büyülü yaratık ortağının, bir anda ortadan kaybolup, art arda bu tarafa doğru gelen arabalara göz atışını izledi.
''Ovaur en son sıradaki arabaya binmiş, diğerlerinin arkasından geliyor. En önde Berinne var, işini hallettiğin anda oradan çıkman gerekli. Ranfan, Aena ve diğerleri, düşük seviyeli kişiler değil. Eğer seninle hep birlikte savaşırlarsa değil kimliğini gizlemek, zar zor canlı çıkmayı başarabilirsin. Ciddi bir çatışmada hemen yanımızdaki Kraliyet Sarayı'ndan buraya akın edecek olan savaşçı ve büyücüleri saymıyorum bile...'' Era arka taraflarındaki uzun otların bulunduğu bölgede biraz ilerleyerek diğer tarafları görebileceği bir pozisyonu yakaladıktan sonra zihinlerindeki bağ aracılığıyla Zend'e gördüğü şeyleri aktardı.
''Anladım.'' Zend sessiz bir şekilde mırıldandı. ''Demek en arkada Ovaur var, hah, işimiz daha kolay olacak desene.'' diye söyledikten sonra Era'ya, Kral Modu'nu ve Savaş Tanrısı'nın Heyecanı'nı aktifleştirerek beklemeye başladı. ''Era, sen şimdi yolun kenarında bekle ve Berinne'nin içinde olduğu araba buradan geçerken onun içine atla. Oradaki herkes seni gördü, yani seni benim yanımda görmemeleri gerek. Bu yüzden şimdilik geride kal. Eğer ki bir sorun olursa benim için geri gelebilirsin.'' diyerek Era'nın yolun kenarında Berinne'nin arabasını beklemeye başlamasını sağlayan genç adam, şu anda bir savaş için son derece tetikteydi ama bir savaş, kesinlikle gerçekleşmeyecekti. Daha çok, bu tek taraflı bir saldırı olacaktı sadece. Karşı tarafın karşılık vermeye bile fırsatı olmamalıydı.
''Tamam, ben gidiyorum. On ya da on beş saniye içerisinde ilk araba senin önünden geçmiş olacak, hazırlıklı olmayı sakın unutma!'' Era Zend'i bir kere daha uyardıktan sonra çalıların arasında ilerleyerek Berinne'nin arabasına atladı diğerlerinin fark edemeyeceği bir şekilde, tüyleri benekleri haricinde sarı olsa da, gecenin karanlığı altında kolayca gizlenebiliyordu o büyülü yaratık. Sonuçta o yırtıcı bir hayvandı ve işin içinden Ki Enerjisi çıkarılsa dahi, yaşamını sürdürmek için gizlenip avlanması gerekiyordu. Bu onun için normal bir şey sayılabilirdi yani.
Era'nın arabaya atladığını gördüğü anda, Zend enerjisini sonuna kadar gizlemiş ve topraktaki titreşimlerden, arabaların ne kadar yaklaştığını tahmin etmeye çalışmaya başlamıştı. Normalde kendini sadece görünüş olarak gizlemeye çalışan birini, o arabaların içinde geliyor olan, yüksek kademeli savaşçı ve büyücüler rahatça fark edebilirdi. Ancak Zend kendi enerjisini de, ilk olarak Hollis'ten öğrendiği yolları geliştirerek edindiği bir gizlenme yeteneğiyle birlikte gizlemiş, kimsenin onu fark etmesine olanak vermemişti. Daha doğrusu vermeyecekti, böyle düşünüyordu genç adam. Birinden gizlenmek için, ondan daha güçlü olmak gerekmiyordu sonuçta, dünyada yenemeyeceğiniz kişi sayısı, gizlenemeyeceğiniz kişi sayısından kesinkes daha fazla olurdu.
İlk araba çok yüksek olmayan bir hızla, Berinne ve Era'yı içinde barındırarak geçti Zend'in önünden.
İkinci araba da geçti, üçüncü araba da...
Son araba geliyordu artık, Zend göz ucuyla baktığı şekilde, son arabanın yaklaşmakta olduğunu anlamıştı. ''Bir...'' dedi ve bir nefes daha aldı.
''İki...''
''Üç!'' Son arabanın önünden geçiyor olduğunu gören Zend, Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi ile birlikte giderken havada yüzüğüne dokunmuş, Siyah Gökyüzü'nden yapmış olduğu Ağır Kılıç'ını çıkararak yere koymuş ve arabanın ona doğru olan yüzünde, dışarıdan bakıldığında içeriyi göstermeyen bir cama yumruğunu vurup, içeride gördüğü, henüz tepki vermeye fırsatı olmamış ve olan biteni fark etmeyi bile başaramamış olan Ovaur'u kıyafetinin yakasından tutarak arabadan çıkardı ve yan taraftaki çalılara doğru sürükledi.
''Sen...'' Ovaur kendine henüz gelmişti ki, iki adet kılıcı direkt olarak yüzüğünden çıkarmış ve daha önce Zend ile savaşırken aktifleştirmiş olduğu tekniklerini hızlı hızlı tekrar aktifleştirmişti. ''Sen de kimsin, ne yapıyorsun?! Benim ailemi tanıyor musun sen?!'' diye hiddetli bir şekilde sormuşken, Zend yüzündeki kumaş parçasını hafifçe araladı.
''Hah...'' Ovaur, Zend'in yüzünü görür görmez adeta rahatlamıştı. Az önce biraz korktuğu bir gerçekti ona göre, ancak onu arabadan çıkartanın aslında sadece Zend olduğunu gördüğü zaman rahat bir nefes almıştı çünkü Zend'i, burada öldürebileceğini bile düşünüyordu. ''Bu sefer ölmek mi istiyorsun yoksa?'' diye şeytani bir şekilde gülerek konuştu, iki elinde de olan süslü, oldukça fazla işlemeye sahip olan kılıçları Zend'e doğru tuttu.
''Bariyerlerini aktifleştirmeyi umarım unutmamışsındır.'' dedi Zend, onun arabasının sürücüsünün aşağıya doğru inip arkadaki cam kırılma sesinin arkasında ne olduğuna bakmaya çalışırken onları göreceğinin farkındaydı. Bu yüzden, tek bir şansı olduğunu biliyordu. Bu ona yeterdi de.
''Gel de bu sefer seni ciddi bir şekilde sakatlayayım, bana saldıran kişi sen olduğun için bahanem de hazır. Bu şansı bana tanıdığın için sana minnettarım, küçük böcek! Ayrıca evet, aktifleştirdim, hahahaha! Bana zarar veremeyeceğin için öfkelendin mi yoksa, ne kadar da ciddileşmişsin böyle! '' diye bir kahkaha daha attı Ovaur.
Zend yerdeki Ağır Kılıç'ını, Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi ile onun yanına ilerlerken aldı. ''Bariyerler sizi her zaman kurtarmaz, değerli Ovaur.'' diye konuştuktan sonra, kılıcını yerden anında aldı ve yukarı taraftan, Ovaur'a doğru tüm gücüyle saldırdı! Kılıcı bu sefer siyahtı ama, Zehirli Güneş Akrebi'nin zehri harekete geçmemişti anlaşılan. Zend onun ne zaman harekete geçip geçmediğini bilmiyor olsa da, yakında öğreneceği için bunu umursamadan, saldırısını tüm gücüyle birlikte devam etmeye odaklanmıştı!
''İşe yaramayacak, kılıçlarımla da savunuyorken bana zarar verebileceğini mi sanıyorsun sen?! Hahahah, seni böc--''
BAM!
'Boş laflar da seni kurtarmaz, salak herif.' diye kendi kendine söyledi Zend, saldırısını yaptıktan sonra kılıcını hızlıca geri çekerek yüzüğüne koymuştu, çünkü işi çoktan bitmişti... Yüzünü tekrar kapattı ve arkasına döndü.
Ancak arkasında, şu an orada olması en çok muhtemel olan kişi, yani Fozre Ailesi'nin sürücüsü vardı. Neyse ki hava karanlıktı ve Zend'i kolayca seçemezdi o adam. Zend kılıcını yüzüğüne koymasının hemen ardından çalıların arasına girdi ve adamın, son derece sesli bir şekilde attığı çığlığını duydu.
''Lanet!'' diye kendi kendine tekrar konuştu ve adamı saf dışı bırakmak için, sahip olduğu tüm enerjisinin yarısını kullanarak aurasını birden etrafa tehditkâr ve ölümcül bir şekilde yayarak, onu şoka sokup bayılmasını sağladı. Ardından da Ovaur'a bile tekrar bakmadan, hemen arabaya dönmek için çalıların arasından ilerlemeye başladı.
Bu sırada beklemediği biri daha çıkmıştı karşısına tabii, biraz önce yaymış olduğu enerji dalgası sayesinde birçok kişinin henüz hızlıca hareket etmeye olanak bulamamış olduğunu düşünüyordu, ama ne yazık ki şu anda karşısında, kızıl saçları ayın ışığı ile oynarken gözlerini hiç kırpmadan ona bakan bir kız vardı. ''Sen kimsin?!'' diye konuştu Aena, ancak elinden yolladığı büyünün, Zend'in hızına yetişmesi mümkün değildi...
Kendini iyice çalıların içine attıktan sonra, tüm enerjisini gizleyen Zend, biraz sağa ilerledikten sonra Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi sayesinde bir anda kendini iyice ileriye atmıştı, Aena bunu görüp, onu durdurmak için hızlıca onun yoluna doğru ilerlemişti, ama Zend'i durdurmaya bu da yetmemişti.
Zend'i gözleriyle yakalamasına rağmen, çalılardan dolayı onu birkaç saniye içerisinde kaybetmişti Aena. Bunu kabul edip hemen enerjisini yollamıştı etrafa ve Zend'i, enerjisiyle birlikte hissetmeye çalışmıştı.
Ancak, beklemediği bir şekilde nafile bir çaba olmuştu bu. Zend'i, yani kapüşonlu ve maskeli adamı enerjisi ile de takip edememişti Aena ve bu onu epey şaşırtsa da, vazgeçmemeye kararlı gibi görünüyordu. Ama elbette, göremediği bir hedefin kullandığı bir hız tekniğini de fark etmesi mümkün değildi genç kızın. Zend Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi ile geçerken, sadece bakmakla yetinebilmişti.
Genç kızın burnunun dibinden geçerken onun gözleri ile kendi gözleri karşı karşıya gelmişti genç adamın, ancak Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'nin hızına, onun ancak gözleri yetişebilmişti. Bu yüzden direkt olarak kurtulmayı başarmıştı Zend, kıyafetlerinden dolayı siyah bir karaltı halinde görülmüştü Aena'ya büyük ihtimalle...
Bu sebeple endişelenmesi gereken bir şey olmamalıydı. Arabasının yanına ulaşmasıyla birlikte, derin bir nefes altı ve üzerindekileri hızlıca yüzüğüne koyduktan sonra arabanın içine son derece hızlı bir şekilde girdi. Görev başarılı olmuştu! Bugün Ovaur'un, gerçekten de hızlı bir şekilde kaçabilmesini sağlayabilecek bir tekniğe sahip olup olmadığını öğrenmek için hareket etmişti Zend. Eğer böyle bir şey varsa planı bozulacak ve Ovaur'u öldüremeyecekti çünkü, ondan hızlı bir şekilde kaçabilirse eğer Fozre Ailesi'nin varisi, Zend'in istediğini yapmaya yönelik bir umudu kalmamış olacaktı. Bu yüzden bu kadar zorlamış, onun, onu epey hızlandıran bir tekniğe sahip olup olmadığını Zend'e göstermesi için ısrar etmişti. Ancak Ovaur pek zeki olmadığından, Zend ona saldırırken kaçmayı denememişti bile. Tabii bunun bir sebebi de Zend'in bir Ağır Kılıç kullandığını tam olarak görememiş olmasıydı muhtemelen, çünkü Siyah Gökyüzü'nden yapılmış Ağır Kılıç'ı son derece karanlıktı ve gece vakti nitelikli olmayan gözler tarafından seçilmesi pek kolay değildi. Zend'in normal bir kılıç tuttuğunu sanmış bile olabilirdi o...
Zend derin bir nefes aldı ve son derece sessiz bir şekilde, Berinne'ye doğru baktı. ''Plan başarılı.'' diye fısıldadı ve Era'nın başını birkaç kere okşadı, ''Sen de iyi iş çıkardın ortak.''
***
1710
Magnec