Saga bile ima ediyor. ?
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
194. Bölüm Beyaz Taç'a Bir Ziyaret
At arabasının durmasıyla birlikte uyandı Zend, ödül işini düşünerek uyuyakalmıştı. Kendisine kimin böyle bir ödülü koyabileceğini düşünüyordu ama mantıklı bir açıklama bulamamıştı. Tigrund Ailesi varlıklı olsa da Beyaz Taç'a karşı çıkacak kadar güçlü değildi ve bu tür bir durumda, Beyaz Taç bir kardeşinin başına ödül konulmasını engellerdi. İşin arkasında başka bir şeyin olup olmamasından şüpheleniyordu ve karşılaştıkları arasından kimin, kendisinin başına ödül koymaya cesaret edebileceği sorusuna da bir türlü cevap bulamamıştı. Şoförün konuşmasının hemen ardından gözlerini araladı ve gözlerini açtığı anda hafifçe kalkıp Sanzirna'ya doğru döndü. ''Beyaz Taç'a gidelim hemen!'' diye hızlıca fısıldayarak, arabadan atladı.
''Al şunu bakalım,'' Berinne Zend'in arabadan indiğini görür görmez kendisini de arabadan çıkarttı ve ona kapüşonlu bir hırka verdi. ''şununla kafanı kapat ve yüzünün önüne doğru iyice çek. Beyaz Taç'a gidene kadar zorluk yaşamayalım şimdi, ne olur ne olmaz.''
Zend indiği gibi sokaktaki binalardan ikisinin arasına girecek şekilde ilerliyordu ki, Berinne'nin arkasından seslendiğini duydu. Zend kuşku ve endişe içinde uykuya dalmışken o uyanmış ve Sanzirna ya da Era'dan haberi almış olmalıydı, çünkü Zend'e dün ödül ile ilgili hiçbir şeyden bahsetmemişti, zaten bu ödüller Pounz için geçerliydi ve onun ait olduğu Renkli Yıldırım Krallığı'nda aranıyor olmayabilirdi genç adam. Her aranan her krallıkta aranmıyordu sonuçta, Pounz çapında bir şey olmalıydı bu, çünkü Yama Ailesi'nin lideri de böyle bir şeyden söz etmemişti Zend ile konuşurken. Zaten çok fazla yan yana kalmamışlardı da. ''Teşekkürler,'' Zend teşekkür ederek genç kızın ona doğru fırlattığı kapüşonlu hırkayı ve kapüşonunu kapattı.
''Ben de halkın arasındayken tanınmamak için bu tip şeyleri kullanıyorum,'' dedi Berinne ve Zend'e yolladığına benzeyen bir başka hırkayı da kendisi giyerek kapüşonunu kapattı, saçlarını da omuzlarına doğru düzelterek Zend'e bir bakış attı. ''tanınmamak için gerçekten çok işe yarıyor.''
''Bana ne yakışmaz ki, hahaha.'' Renkli Yıldırım Ailesi'nin kızı Zend'e doğru bakıyorken diğer tarafa dönerek konuştu ve güldü.
Zend de gülerek cevap verdi ve Sanzirna ile Era'nın da inmesiyle birlikte, etrafına bile bakmadan ilerlediği binanın arasından yönünü çevirip Berinne'nin yanına gitti.
Sanzirna birkaç saniye içerisinde sürücüye parasını ödedi ve Zendlerin yanına doğru ilerledi. Era ise çoktan Zend'in yeni hırkasının üzerine geçmiş, omzunun üstünde bekliyordu. Herhangi bir tehlikeye karşı tetikteydi anlaşılan, küçük büyülü yaratık.
''Özlemişim buraları!'' Zend içinden geçirdi. Beyaz Taç'a geldiğinde henüz sekiz yaşındaydı ve savaşçılık yoluna girdiği andan itibaren en çok vakit geçirdiği şehir de burası, yani Tolan Şehri'ydi. Şehrin yapısı hemen her yerde aynı olduğu için, şehirde hiç tanımadığı bir yere giden biri bile kendisinin, Tolan Şehri'nin içerisinde olduğunu anlardı.
Havayı, Tolan Şehri'nin kokusunu derince içine çeken genç adamın üzerindeki endişe ve karamsarlık, bir süreliğine başındaki ödülü unutmasıyla birlikte kaybolmuştu.
''Heh, işte böyle ol Zend. Karamsar olmana gerek yok, sana birinin zarar verebileceğini mi sanıyorsun? Beyaz Taç'ın olduğu şehirdeyiz ve bir büyülü yaratık, bir Ejderha Seviye savaşçı sana kenetlenmiş bir şekilde bekliyorlar. Üstelik ben de buradayım ve herhangi bir tehlikede hepimiz seni koruyabiliriz. Üstelik sen tek başına Hırsız Çağı'nın lideriyle birlikte tüm üyelerini çıplak elleriyle öldüren gençsin, korkmanı gerektirecek bir şey yok. İnan bana.'' Berinne biraz daha neşelenmiş olan Zend'e doğru bakarken konuştu. Başındaki siyah kapüşonla saçları tam olarak belli olmasa da, güneşin hafifçe çarpmasıyla birlikte parıldayan saçlarının ışıltısı hırkasının altından fark ediliyordu.
''Korktuğumdan değil, kimin bunu verdiğini çok merak ettiğimden dolayı böyleyim. Birinin bana niye başıma ödül koyacak kadar düşman olduğunu bir türlü tahmin edemiyorum çünkü...'' Zend minik bir gülümsemeyi yüzüne kondurdu. ''Heh... Neyse, hadi Beyaz Taç'a gidelim artık.'' diye mırıldanarak, Beyaz Taç'ın şehirdeki yerini aklına getirdi. Şu anda şehrin girişine gelmişlerdi, yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüşle Beyaz Taç'a varabilirlerdi. Ödül meselesi biraz moralini bozmuş olsa da hala Beyaz Taç'taki dostlarıyla tekrar karşılaşmak için can atıyordu. ''Oradan da Avcı Bıçağı'na gideriz.''
''Tamam,'' Berinne başıyla onayladı ve yola koyularak Beyaz Taç'a doğru sessiz bir şekilde ilerlemeye başladılar.
***
Yarım saat kadar yürüdükten sonra, Zend Beyaz Taç'ın ana binası olan kahverengi binayı görmeyi başarmıştı. Biraz fazla yürümüşlerdi çünkü Zend buraya yıllardır uğramadığı için Beyaz Taç'ın yerini tam olarak hatırlamıyordu. Biraz dolaştıktan sonra hafızasındaki yolları görmesiyle ve onları takip etmesiyle birlikte Beyaz Taç'ı gören Zend'in içi kıpır kıpırdı. Bu binayla en son karşılaşmasının üzerinden yedi yıl geçmişti, orasını kendi evi gibi görüyordu ve şu anda, evine döndüğü için aklında başka hiçbir şey yoktu.
Adımlarını hızlandırarak arkasından gelen iki kızı kontrol ettikten sonra, Era'ya mutlu bir şekilde bakıp kahverengi binaya yaklaştı. Kimler vardı acaba Beyaz Taç'ta şimdi, bugün okul olmalıydı ve muhtemelen Yun, Bournaz ve Pindlack gibi Zend'in eski sınıf arkadaşları okulda ders görüyorlardı. Saga ve Fun da öğretmen oldukları için okulda olmalılardı, yani şu anda Beyaz Taç'ta muhtemelen Zend'in grubundan kimse yoktu. Belki de bir selam verdikten sonra okulun bitmesini bekleyip Avcı Bıçağı'na gittikten sonra, herkesin burada olması muhtemel olan bir saatte gelmeliydi. Bunu düşünürken, Beyaz Taç'ın bahçesine adımını attı.
Kapıya doğru ilerlerken aklındaki tek şey, bu kapıya doğru yürüdüğü ilk seferdi. O anları unutmuyordu hiç, girer girmez zaten Yun ile biraz tartışmıştı ama zaman ilerledikçe onunla arasındaki buzlar erimişti. Derin bir nefes aldı ve kapıya doğru ilerledi, kapıda kimse yoktu. Gece vakitleri genellikle Beyaz Taç'ın büyük, geniş binasının kapı kısmında biri nöbet tutardı. Elbette bu nöbetçiler sadece kapıda değil, binanın her yerinde olurdu. Aynı şekilde Jongtham'da ve Beyaz Taç'a ait diğer yapılarda da nöbetçilere sık sık rastlanıyordu.
Kapının yanına gelip, hemen yan taraftaki mavi, parlak bir taşa yıllar önce Beyaz Taç'tan aldığı yüzüğünün üzerindeki Beyaz Taç simgesini gösterdi, ardından kapı hemen açıldı.
Zend içeri girer girmez kafasındaki kapüşonu çıkardı, burada tanınmak gibi bir sorunu yoktu çünkü. Biraz etrafa göz gezdirdi; hala her şey aynıydı, eşyalar yerli yerindeydi, duvarların boyası değişmemişti. Zend'in ilk gün buraya girdiğinde karşılaştığı manzara ile şu ankinin hiçbir farkı yoktu, nasıl bıraktıysa öyle bulmuştu burayı. Tabii bu da tatlı bir üzüntüyle geçmişi yad etmesini sağladı, genç adamın. İçeride çok kişi yoktu, iş ve okul saati olduğu için kimse Beyaz Taç'a gelmemiş gibi görünüyordu.
Etraftan meraklı gözlerle kimin geldiğini merak eden Beyaz Taç kardeşlerinin bakışları geliyordu, Zend de aynı şekilde hızlı gözlerle, Beyaz Taç'ın içerisindeki yüzleri inceledi ve tanıdık birinin olmadığını fark edince Karkan'ın odasına ulaşmak üzere ilerledi. Hatırladığı kadarıyla Karkan'ın odası giriş kattaydı ve herkesin oturduğu kısmın biraz daha ilerisindeydi. Kendi evinde birine danışmak zorunda değildi sonuçta.
Karkan'ın kapısına ulaşınca kapıya birkaç kere tıklattı. Arkasından gelen Sanzirna ve Berinne'ye bir kere bakmayı ve kendisi çıkana kadar dışarıda durmalarını söylemeyi de ihmal etmemişti. Liderin odasına üç kişi birlikte girmeleri oldukça absürtçe olurdu.
''Gel.'' İçeriden, Zend'in yedi yıldır duymadığı bir ses yükseldi ve Zend onaylanma sesini duyunca, direkt olarak mutlu bir şekilde kapıyı açtı, hemen selam verdi. ''Merhaba!''
''Zend!'' Zend selam verir vermez, oturduğu yerden kalktıktan sonra hızlıca yanına gelip boynuna atlayan biri odada onu karşılamıştı. ''Sonunda gelmişsin, özledim seni!''
''Saga?'' Zend şaşkın bir şekilde karşılık verse de Karkan'ın odasında Saga'nın olmasını beklemiyordu. ''Sen neden buradasın? Okulda olman gerekmiyor mu?'' derken, genç adamın keyfi iyice yerine gelmişti.
''Bugün dersim yoktu.'' Saga hemen cevap verdi ama Zend'e sıkı sıkı sarılmayı henüz bırakmamıştı. ''Son günlerde başına bir şey gelecek diye ödüm kopuyordu! Hahaha,'' Saga genç adamı sıkı sıkıya tutmayı bırakıp biraz geri çekildi ve onu inceledi. ''eskiden ancak göğsüme kadar gelirdin, şimdi beni geçmişsin bile! Küçük adam artık koca adam olmuş!'' diye konuşurken sesi, mutluluğuyla doğru orantılı olarak iyice yükselmişti kadının.
''Herhalde canım, çok zaman geçti.'' Zend de karşısındaki kadının yüzünü biraz inceledi. ''Sen ise hiç yaşlanmamışsın, hala epey güzelsin Saga,'' diye birazcık takıldı.
''Bak sen, eskiden böyle şeyler söylemezdin, görüyorum ki değişen şey sadece dış görünüşün değil.'' Saga geri çekildi ve biraz önce oturuyor olduğu koltuğuna tekrar gitti. ''Gel sen de otur, konuşalım biraz.'' dedi. Okuma yazmayı bile bilmiyor haldeydi Zend, Saga ile ilk karşılaşmasında ve okuldaki pek çok gelişimini bu kadın sayesinde başarmıştı. Ona sürekli sahip çıkan Saga'yı, bir nevi ablası gibi görüyordu. Kadının siyah saçları canlılığını hiç kaybetmemişti, dudakları hala kıpkırmızıydı ve pürüzsüz teni dikkat çekiyordu, yedi yıl önceki görünüşüyle şimdiki görünüşünün arasında pek bir fark yoktu. Sadece saçı biraz kısalmıştı
''Saga, konuşmaya başlamadan önce sormak istiyorum, dikkatimi çekti de.'' dedi Zend ve onun saçını gösterdi. ''Sen bir Fungyuo değil miydin? Saçın neden siyah?'' diye sordu, Fungyuo Kralı'nın Zend'i öldürmeye çalışmasının nedeni, saçının siyah olmasıydı. Ayrıca o gün Qouen'den tüm Fungyuoların kızıl saçlı olduğunu öğrenmişti, öyleyse Fungyuo olduğunu bildiği Saga'nın saçı neden siyahtı ki?
''Ah, sadece babam Fungyuo idi benim, soyadımı ondan aldığım için böyleyim ama saçımın rengi de annemden aldığım siyah. Aslında Fungyuo'dan kaçmamın sebeplerinden birisi de buydu... Sürekli hor görüldüğün zaman bir süre sonra her şeye sitem ediyorsun.'' Saga saçlarını okşayarak konuştu. ''Ama saçlarımın renginden memnunum ben, seninkiler gibi siyahlar. Bu hoşuma giden bir şey.''
''Anladım.'' Zend başını salladı.
''Beni geç de, sen bana üç yüz binlik altını kendine ödül koydurtmayı nasıl başardığını anlat bakalım!'' Saga kaşlarını çattı bir anda. ''Kaç gündür bunu düşünüp sıkıntı içine giriyordum, biliyor musun sen?!''
''İnan ben de bilmiyorum...'' diye cevap verdi Zend. Yakında bunu öğrenmeye çalışacaktı zaten...
''Üstelik bu sıradan bir para değil. Her ne yaptıysan gerçekten yüksekteki birilerini kızdırmayı başarmışsın, lider, yani Karkan daha önce bu ödülü acilen kaldırmaları için krallık ile konuşmaya gitti, ama bu ödülün, Beyaz Taç'ın isteği ile bile kaldırılamayacağı cevabını aldı. Bu da demek oluyor ki gerçekten de işin içinde tehlikeli insanlar var ve eğer biri seni Beyaz Taç'ın isteğine rağmen bile ciddi anlamda öldürmek isteyip ödülü çekmiyor ve Beyaz Taç ile karşı karşıya gelmeyi göze alıyorsa, seni öldürme işini sadece başına ödül koyarak yapmaz. Dikkatli olman gerekiyor, şu anda seninle ilgili en önemli önceliğimiz bu.'' Saga tamamen ciddiyetle doldurdu kendini.
''Biliyorum.'' Zend bir iç çekti. ''Ne yaptığımın farkında da değilim maalesef, bu kadar yüksekteki insanların benimle ne işi olur hiçbir fikrim yok.'' Zend aklına Venda'yı getirdi. O, şu ana kadar Zend'i öldürmek isteyen en yüksek kişiydi, bir Tanrı'ydı o. Zend'i öldürmek için de bizzat kendisi davranmıştı ve adamlarını yollamıştı, bu şekilde ödül koymak gibi ucuz şeyleri yapmamıştı. Biri onu gerçekten öldürmek istiyorsa yapması gereken sadece birkaç garantili adam tutup Zend'e yollamaktı. Ama bunu yapmamayı tercih etmişti anlaşılan... Belki de etmemişti, Zend şu anda hiçbir şeyden emin değildi.
''Ama merak etme, Beyaz Taç'ta güvendesin ve Karkan ile Fun çoktan seni koruması için paralı askerler tutmak için liste çıkardı bile. Ödül Evi dünya çapındaki bir kuruluştur ve eğer ödülü veren kişi ek olarak kendinin gizli tutulması için para verdiyse, Beyaz Taç ondan kolay yoldan bilgi alamaz. Dünyadaki en güçlü topluluk olsak da, bu sisteme saygısızlık yapamayız çünkü bunu biz de pek çok yerde kullanıp ondan yararlanıyoruz. Bu sebeple açık açık bu işin arkasındakini öğrenmemiz mümkün değil ancak bu ödül başına konulalı sadece bir ay kadar geçti ve bilgi kazanmak için birkaç kardeşimizi gizli bir şekilde yolladık bile. Yakında öğreneceğiz, emin olabilirsin.'' Saga uzunca konuştuktan sonra derin bir nefes aldı. ''Her neyse, Hırsız Çağı'nı tek başına bitirdiğini de göz önüne aldığım zaman zaten kolay kolay öldürülemeyeceğini anlayabiliyorum ve bu yüzden içim rahat.'' diyerek ve gülümseyerek Zend'e baktı ve göz kırptı. ''Bunu nasıl yaptığını anlat bir bakalım, üstelik bir silah bile kullanmıyormuşsun... Bunlar abartı olabilir mi yoksa?''
***
1770
Magnec