ulu elf'lerin olduğu yere gidicekler yani?
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
95. Bölüm Elvenheim’ın Eyalet Misafirleri #1
Büyü Krallığı olan Meltor, diğer herkesten çok büyücüye sahipti ve her bir Büyü Kulesi devletin bir ayağını oluşturuyordu. Bilim ile entegre ettikleri büyü sistemi Meltor’un güç kaynağıydı. Savaş odaklı enerji ile karşılaştırıldığında, her bakımdan daha kullanışlıydı. Ayrıca sınırlı kaynaklarına rağmen Meltor’u Andras İmparatorluğuna rakip yapabiliyordu.
Ancak, büyücülerin kaçındığı, fesatlık ve hilenin bol kullanıldığı siyaset denilen bir konu vardı.
‘Siyasi bir sebep için çağırılmışım.’
Theodore alıştığı cübbesini giyerken aynada kendine bakıyordu.
Büyücüler dışarıda cübbe giyerdi, ancak bu ufak aksesurlar ve sofistike kumaşlar Theodore’a göre değildi. Giyinmesi için dakikalarını harcamasına gerek var mıydı? Eğer ünvanı olmasa, günlük bir kıyafetle dışarı çıkardı.
‘Bu kadar yeter.’
Son düğümünü de atıp tavanda asılı duran bir ipi çekti.
O anda içeri hazırda bekleyen bir hizmetli girdi. Dikkatli bakışlarıyla Theo’yu inceledi. Doğal olarak genç bir büyücünün bütün saray adetlerini bilmesi imkansızdı.
‘Theodore, seyirci odasına kadar sana eşlik edeceğim.’
En başta hizmetli de şaşkındı, ama sonra karşısında duran kişinin bir asil olduğunu hatırlayıp kendine çeki düzen verdi. Aslında bu hem doğru, hem de yanlıştı ama hizmetli sessizliğini korudu. Miller Ailesi artık yeniden asil bir aile sayılıyordu.
Theodore hizmetlinin aklından yaptığı tahminlerden habersiz sarayın bildiği koridorlarında yürümeye devam etti. 6 ay önce tekrar çağırıldığında geçtiği koridordan geçiyordu ve süs heykellerinin yerleri bile hala aklındaydı. Aslında, birisinin yardımı olmadan da yolu bulabilirdi. Yasak bölgeler dışında sarayın haritasını çıkartabilirdi. Diğer büyücülerin aksine, bu ona has bir özellikti.
‘Theodore.’
‘Ah, gelmişiz.’
Theo düşüncelere daldığı sırada geldiklerini fark edememişti. Kartal deseninin işlendiği kapıya geldiğinde buranın Kralın bulunduğu yer olduğu aklına geldi. Kartal deseni seyirci odası dahil sadece belli başlı yerlere yerleştirilmişti.
Ayrıca, Büyü Kulelerindeki önemli yerler de özelliklerine göre seçilmiş hayvan motiflerine sahipti. Peki Kule Üstadları kaplumbağa ya da baykuş ile mi sembolize ediliyordu? Kapı açılmaya başkayınca Theo aklındaki düşünceleri erteledi.
Kkiiik...
Kapı kısık bir sesle açıldı. Belki de iyi yağlandığı için fazla gıcırdamıyordu, ama böyle ağır bir kapıya göre gayet hafif bir sesti. Yine de, içerideki yoğun sessizlik dolayısıyla bu kadar hafif bir ses bile gürültü gibi geliyor tüm gözlerin kapıya-Theo’ya dönmesine sebep oluyordu.
Theodore onlarca yüzün ona bakmasıyla gerilmişti.
‘Ne, Niye bugün herkes böyle?’
Theo kendi çapında bir üne sahipti, ama bugün salonda toplananlara bakıldığında pek de önem arz etmiyordu. Bu salon Meltor’un asıl sahiplerinin bir araya geldiği yerdi. Önüne çıkan herkes muhakkak ya üst düzey büyücü ya da devlet erkanındandı.
Theo’nun ilgisini çeken bu insanlar, Theo’ya aynı ilgiyi göstermemişlerdi. Hem bakışlarındaki ağırlık şimdi daha farklıydı. Daha önceki Kraliyet balosu ya da düellodaki bakışlardan daha başkaydı.
Aklındaki sorular az sonra duydukları karşısında daha da artmıştı.
‘Theodore, bugün senin yerin burası.’
‘...Kıdemli koltuğu mu?’
‘Evet, sana burasını göstermem söylendi.’
Theo şaşkınlıkla etrafına baktı. Birçok lord daha alt koltuklara götürülürken, Theo sadece ona söyleneni yaptı. Etrafta hiç Vikont göremiyordu ve yanında da birkaç Marki oturmaktaydı. Bir büyücünün bulunduğu koltuğa geçmesi için en azından yaşça büyük olması gerekiyordu.
Theodore böyle yüksek bir makama buyur edileceğini hiç düşünmemişti. Bu yüzden aşağı koltuklarda oturanların kızgın bakışlarına maruz kalmıştı. Ancak hiçbiri Theodore’un oraya oturmasına ses çıkartamadı.
İlk kez böyle gösterişli bir koltuğa oturuyordu. Kumaşın ipek kumaşı diğer koltuklardan çok farklı değildi ama havası vardı.
O sırada, birisi sıcak kolunu boynuna doladı. ‘Merhaba çocuk. Nasıl gidiyor?’
‘...Kule Üstadım.’
Teni gıdıklanmıştı. Etrafına deli gibi büyü yayan tek bir kişi tanıyordu.
Kızıl saçlı Kırmızı Kule Üstadı Veronica, sesiyle Theo’nun kulağını gıdıkladı. Kendini 1 ay boyunca eğitime verdiğinden Kule Üstadının sesini duyma fırsatı olmamıştı. Refleks olarak geri çekilince, Veronica kahkaha patlattı.
‘Hadi ama... ilk kez mi Kıdemli koltuğunda oturuyorsun?’
Aralarındaki mesafe kalp sağlığı için pek de yeterli değildi. Sakin kalmaya çalışarak cevap verdi. ‘Uzun zaman oldu... Bu arada Kule Üstadım?’
‘Ha?’
‘Acaba niye burada oturduğumu biliyor musunuz? İlk kez buraya çıktığımdan ben bilmiyorum da.’
Bu sözler karşısında Veronica’nın gözleri büyüdü, ardından anlayışla kafa salladı. ‘Aha, demek hiçbir şey bilmeden geldin? Aslında bilmesen de sorun yok. Ama görünüşe göre başkaları sebebini öğrenmek için kendi yöntemlerini kullanmış bile.’
Konuşurken etrafı izledi. Ardından birkaç kişinin bakışlarındaki baskıyı hissedince öksürdü. Bu bakışların sebebi Veronica’nın da onlara delici bakışlar atmasıydı. Belki de asillerin Theodore’un burada oturmasına ses çıkartmayışının sebebi, Veronica’ydı.
Veronica onlara acıyarak bakarken ekledi. ‘Henüz ünvanın buraya oturmak için yeterli değil. Ama bence yakında olacak. Gerçi asıl mesele ünvan değil. Yine de, bugün buraya oturmayı en çok hak eden insan sensin.’
‘Bugün?’
‘Evet. Bu insanlar Meltor için değil, senin için geldi Theodore Miller.’
Sözlerinin mahiyetini idrak etmeden önce, Kraliyet şövalyesi öne çıkıp gür bir sesle bağırdı. ‘Majesteleri! Kralımız teşrif ediyor!’
Aynı anda yüzlerce insan ayağa kalktı. Perdenin arkasından III.Kurt çıkınca hepsi öne eğildi. Her zamanki gib, III.Kurt resmi prosedürlere fazla takılmayarak tahtına geçti. Konuşmasına başlamadan evvel, kalabalığın yerine oturmasını bekledi.
‘Öncelikle, herkese geldiği için teşekkür etmek istiyorum. Önümüzde tahmin edilmedik bir durum var ve bilmenizi isterim ki bu durum, ülkemiz için bir dönüm noktası olacak kadar önem taşıyor. Belki aranızda meseleyi bilenleriniz vardır bilmeyenleriniz de. O yüzden konuyu kısaca özetleyeceğim.’
Başını yukardaki koltuklara çevirdi. Daha da net olmak gerekirse, Theodore’a bakıyordu.
‘Elvenheim’dan bir elçi geldi. Tarihte ilk kez ticaret için değil dostça niyetlerle gelmişler. Bu andan sonra, elçiyi karşılıyor olacağız.’
Açıklama bitince, salonda bir uğultu yükseldi. Herkes hararetle bir şeyler anlatıyordu.
Elfler diyarı, Elvenheim dış dünyadan tamamen kopmuş bir yer değildi. Kıtadaki insan soyuyla ılımlı ve faydalı bağını her daim korumuştu. Ancak insanlar onlara dost elini pek uzatmış sayılmazdı.
Elvenheim’ı özel kılan şeyler o kadar çoktu ki, insanların hızla gelişen toplumlarını bile kabul etmişlerdi. Ancak dostluk ilişkileri her zaman reddedilmişti.
‘D-Dostluk mu...?!’
‘Eğer bu doğruysa, Kuzeyin havası değişir!’
‘Bence Elvenheim elçisi bunun için gelmiş olamaz...’
Elvenheim kendini hiçbir ülkenin safında tutmamış, düşmanlık da yapmamıştı. Her daim nötrlüğünü koruyup yapılan savaşları ve dostlukları uzaktan takip etmişti. Sınırlarındaki Büyük Ormanlar onlara kıtanın üçüncül gücü olmaları için imkan sağlamıştı.
Andras ve Meltor’un Elvenheim’a girmeye güçleri yeterdi, ancak sınırın diğer tarafındaki düşmanlarını da düşününce böyle bir riski alamazlardı. Bununla birlikte, bu denge artık bozulacaktı.
Davetliler yerlerine geçtikten sonra, III.Kurt birkaç kez alkışlayıp salon girişine baktı.
‘İçeri gelin.’
Herkes sessizliğe gömüldü.İşte çağı değiştirecek kişi, Elvenheim’ın gönderdiği elçinin kendini göstereceği an gelip çatmıştı. Salondakiler istemsizce gerilmişti. Kimi gözlüğünü yukarı itiyor, kimi kravatını düzeltiyordu. Theodore bile salondaki gerginlikten etkilenip yutkundu.
Birkaç dakika ya da saniye sessizlik devam etti. Ardından, elçi salonda gözüktü.
‘Hmm...!’
‘Elçi bu mu?’
Griye yakın sarı saçları omuzlarından aşağı dökülen, gözleri ve burnu mükemmel derecede düzgün olan elçi içeri girdi. Elfleri özel kılan şey, lakapları haline gelen güzellikleriydi. Cildi pürüzsüz, kıyafetleri ve zırhı bilinmeyen bir metaldendi. Tüm gözler büyüleyici güzelliğine çevrilmişken, Theo’nun hayranlık sebebi başkaydı.
Çünkü Theo, elfin etrafında dans eden elementleri görebiliyordu.
’23? Yok daha fazla...’
‘Çocuk da fark etti.’
Veronica, Theo’nun mırıltı halinde çıkan sözlerini duyunca kısık gözlerle elfi süzdü.
‘Ruhsal Gözcü, Ruhların Koruyucusu mu? Ormanlıkta yaşayan korkaklar en büyük kozlarını yollamış.’
‘Gözcü mü? O ne?’
‘Elflerin kullandığı bir isim. Üst elementleri idare edebilen asil elementçiler ve yüksek rütbeli savaşçı elflere verilen ünvan. Yani, usta.’
Veronica gayet sakin bir tonla konuşmuştu, ama söyledikleri Theodore’un oaniklemesine sebep oldu.
Ruhsal Gözcü, 7.halka bir büyücüye denkti! Eğer Veronica haklıysa, elçinin tek başına gelmesi mantıklıydı. Usta bir Elf ülkesini temsil edebilirdi.
Elçi öne gelip saygıyla eğildi. ‘Elvenheim’ın Akgüren sülalesinin 3.oğlu Edwin, Büyü Krallığı Meltor’un sahibini selamlar. Bir kabalığım olduysa bağışlayın.’
‘Bu nezaketinizi unutmayacağım. Edwin, Meltor’a hoşgeldin.’
Andras İmparatorluğunun aksine gayet ince bir selamlama yapmıştı. Elçi saygı çerçevesinde kendini Edwin olarak tanıtmış, III.Kurt da saygınlığını gösterip üzerinde hiçbir baskı kurmamıştı.
Bir tören eşliğinde Krala saygısını sunarak selamlama faslını tamamladı.
Aralarındaki sohbet başladığında III.Kurt ona karşı duyarlı yanını ön planda tutarak karşılık verdi. ‘Elvenheim bizim komşumuz olsa da, bizden mesafe olarak çok uzak. İnsanlara ticaret dışında yaklaşmak gibi bir niyet de gütmüyorsunuz ve biz buna saygı duyuyoruz.’
‘Evet, Majesteleri. Sözleriniz doğrudur.’
‘Bu sebeple, aklıma takılan bir konu var. Acaba komşumuz hangi amaçla bunca yolu aşıp geldi?’
Edwin bu sözleri duymayı bekliyormuşçasına başını kaldırdı.
Ayrı taraflara bakmanın bir anlamı yoktu. Theo’nun etrafındaki elementler etrafa bir koku yaymaya başladı. Bu koku bütün elflerin, güçlerine rağmen duyabildiği bir kokuydu.
Edwin ‘O’na bakıp yanıtladı. ‘O halde söyleyeyim. Buraya Elvenheim’ın 6.dansçısı Ellenoa’yı kurtaran kişi için geldim. Bu kişiyi ve arkadaşlarını Elvenheim Krallığının eyalet misafiri olmaya davet ediyorum!’
Magnec