vay be kardeşlermiş :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
90. Bölüm Kılıç ve Büyü Karşılaşması #4
Theodore’un yüzü Rebecca’nın sözleri üzerine yüzü karardı. Buraya onunla işi olduğundan gelmiş ancak görünüşe bakılırsa yanlış anlaşılmıştı. Aynısı onları odada yalnız bırakan güvenlik görevlileri için de geçerliydi.
Bu ndedenle, Theo da kazananın haklarını sormaya karar verdi. ‘Kazanan kişinin hakları neler?’
‘…Üzgünüm. Büyücü Theodore, Andras kanunlarını bilmiyorsun tabi.’ Diyen Rebecca yüzüne bakmayı bırakıp anlatmaya başladı. ‘İmparatorluk kaybedenin canını bağışlamaz. Sadece kazanan kişi, rakibinin canını sağ bırakmak isterse yaşayabilir. Bunun karşılığında kaybedenin ona bir şey vermesi gerek. Düellonun şartlarına uygun bir anlaşma yapılır ve eğer reddedersen ailen dahil cezalandırılırsın.’
‘…’ Theodore bu sert açıklamaya verecek yanıt bulamamıştı.
Sahiden de Barbar İmparatorluğun kelimeler yerine kılıç ve kaba kuvvet kullandığı mübalağa değildi. Kazanan güçlü, kaybeden güüçsüzdü. Ahlak ve sağduyudan uzak besin zinciri gibi bir sistemleri vardı.Güçlü olanın sırf güçlü olduğu için canının istediğini yaptığı bir toplum, toplum olmaktan çıkar ve hayvan sürüsüne dönerdi.
Theo böyle ilkel bir sistemle işleyen bu milletin İmparatorluk kurmasına şaşırmıştı.
‘Aslında, belki de bu sayede imparatorluk kurabildiler.’
İnsanların çocukluklarından itibaren hayatta kalmak adına yoğun eğitimlere katılması gerekiyordu. Topluma karıştıkları anda düello adı verilen savaşlardan da sağ çıkmalıydılar. İşte bu şekilde eğitimli katiller olabilirlerdi. Kıtanın Kuzeyinde kalan en güçlü ordu 7 kılıç ustasından…Kan ve haraç alışkanlıkları Andras İmparatorluğunun bu büyüklüğünü korumadaki en önemli unsurlardan biriydi. Sonuçta tüm açılardan mantığa sığmayan bir devletti.
Theo yaşadığı kültür şokuyla afalladı. Bir müddet sonra kendine gelip konuşmaya devam etti. ‘Burası Andras İmparatorluğu değil. Acaba sorumu dinleyecek misin?’
‘Evet. Andras Şövalyesi olarak dinliyorum.’
‘…Anlamak çok güç. İsteklerim ne kadar yükseğe çıkabilir?’
Rebecca ağzını açmadan önce biraz düşündü. ‘Zenginlik, makam ve hatta yetenek bile isteyebilirsin. Kölelik olmadığı için köle talebi kabul edilmiyor. Ama onun yerine tek seferlik olmak üzere karşı taraftan birini talep edebilirsin. Şayet iki taraftan kişilerin cinsiyeti zıt ise, o durumda özel bir istek yapılabilir.’
‘Özel istek mi?’
‘…Tek gecelik teklif yani.’ Geldikleri konu doğal olarak Rebecca’nın utanmasına ve sesinin kısılmasına sebep olmuştu. Bakışlarını aşağı indirirken yüzü kızardı.
Theodore ise ne tepki vereceğini şaşırmıştı. Boğazını temizlemeden önce bilinçsizce, yatakta uzanan Rebecca’yı incelemeye başladı. Rebecca az sonra bakışlarını yakaladı.
Theo’ya donuk bakışlar atarken ekledi. ‘Kusura bakma, benim de bu konuda tecrübem yok. Hem bu haldeyken de beni istiyorsan her şeyle senin ilgilenmen gerekecek. Kıyafetlerim bayağı kalın ve tek başına üstümdekileri çıkartmak durumunda kalacaksın.’
Theo bu pervasız sözlerle utanca boğulurken ellerini salladı. ‘Hayır, kesinlikle böyle bir niyetim yok!’
‘Öyle mi gerçekten? Galibe Theo Bey’i benim gibi biri tatmin edemeyecek. Üzgünüm.’
‘…Şövalye Rebecca, benimle alay etmeyi bırak, lütfen.’ Rebecca’nın şaka yaptığını anlayınca derin nefes alıp başını aşağı düşürdü.
‘Ah, afedersin. Düşündüğümden daha masum çıktın.’
İlk görüşmelerinden şimdiye kadar, Theo onun eski-kafalı biri olduğunu sanmıştı, ancak böyle espriler de yapabiliyordu. Rebecca’nın yüzünde alaylı bir gülümseme vardı ve bu sırıtmasıyla Randolph’a çok benziyordu.
O zaman Theo aklındaki sorusunu hatırladı. ‘Aslında sana bir şey sormak için geldim, Rebecca.’
‘Ne?’
‘Randolph adında birini tanıyor musun?’
Adını işittiği anda yüzündeki gülümseme yarıda kesildi.
Rebecca, Theo’nun yüzüne şeytan görmüş gibi bakıyordu. Soluklaşan ten rengiyle bir heykel gibi kalakaldı. Gizleyemediği bu tepkisi Randolph’u tanıdığının ispatıydı.
Konuşurken kekeledi. ‘O-o adı, nereden duydun?’
‘Önce, seninle ilişkisi neydi onu öğrenmem gerek. Yoksa onu ifşa edemem.’
‘…Anlıyorum.’ Bir anlığına coşan heyecanı kısa süre sonra durulunca nefesini düzenledi ve ifadesi daha da normalleşti.
Rebecca’nın hareketleri Theo’ya benziyordu. Bir kılıç ustasının öğrencisi seçilmesi için gereken zeka ve bedene sahipti. Fikrini değiştirmeden önce sessizce Theo’ya baktı.
‘Theodore, bu odayı ses geçirmez yapabilir misin?’
Ardından Theo sessiz duvarı büyüsünü aktive etti.
***
Andras İmparatorluğu her şeyin kaba kuvvet ile çözüldüğü yerdi. 7 kılıç ustalığı en üst seviye olup halkı bu kılıç ustaları idare ediyordu. Kısaca, İmparator hariç herkesin üzerinde hakimiyet hakları vardı.
Eyalet veya küçük toprak parçaları onlar için anlamsızdı. Yürüyen bir fırtınaya benzeyen bu kılıç ustaları için bunun ne gibi bir kıymeti olabilirdi? Tüm İmparatorlukta yüce bir makama sahiplerdi bir defa.
7 kılıç ustasının mensup olduğu aileler, Andras İmparatorluğunun kalbini oluşturuyordu.
‘Ailemiz Clovis bir zamanlar İmparatorlukta büyük nam salmış ve 7 kılıç ustalarından birini oluşturan bir aileydi.’
Rebecca’ya göre yaklaşık 130 yıl önce Clovis ailesi kılıç ustaları vasıtasıyla şöhrete gark olmuştu. İlk kez o zaman evi şık avizeler ve lüks mobilyalarla dolmuştu. Yüzyıllar boyu bu güvenin süreceğine inanmışlardı.
Ancak, o inançları paramparça oldu.
‘Bir gün, Majesteleri bir ferman verdi. İmparatorluğu mahveden büyücüyü bulup kellesini almak.’
Kılıç ustaları İmparatora sadıktı.Clovis ailesinin yegane kılıç ustası emre itaat edip sınırları aşınca çakallar ona musallat olup adını bir anda listeden sildiler.
Randolph ve Rebecca da aynı ailenin çocuklarıydı.
‘Babamın kendi marifetleri vardı. Yeterli güce sahip olmadığından yetenekli bir kadın bulup kendi zürriyetini yaydı.’
‘Yani…’
‘Randolph ve ben üvey kardeşiz.’ Derken gözleri boşluğa bakıyordu, sanki orada biri duruyormuş gibi. ‘Sahip olduğu tüm çocukları sorunluydu. Randolph ve ben ise sonradan farklı ailelere satıldık. Kılıç ustası yetiştirebilmek adına, ailenin tüm potansiyelini bir çocuğa yüklemesi gerekiyordu.’
Büyücüler oldukları gibi doğarken, İmparatorluk kendi enerji savaşçılarını kendi bildiği gibi geliştiriyordu. Zeki olan çocuklar seçilip üzerlerinde birkaç oynama yapılıyor ve sonra mevcut kılıç ustası tarafından eğitiliyordu. Bu şekilde eğitilen çocukların bir sonraki kılıç ustası haline gelmeleri yüksek olasılıktı.
Randolph ve Rebecca’nın orta paydası zeki olmalarıydı. Ancak Clovis ailesinin ikisine de yetecek gücü yoktu. Ortada, sülalenin ikisinden birini terk etmesi gereken bir durum vardı. O zamanlar, kişinin yeterliliğini ölçen bazı testler yapılırdı. Yani randoplh ve Rebecca rakip olmaya zorlandı.
İşler bu hale gelince, Randolph Clovis bir gece evi terketti. Bunu, kız kardeşinin iyiliği için yapmıştı.
‘Beni görmeye geleceğini söyleyen bir mektup bıraktı, ama... o zamandan beri ondan hiç haber alamadım.’ Dedikten sonra susup Theodora’a döndü. Yemyeşil gözleri biraz ıslanmıştı. Anlattıkları yalan yanlış şeyler gibi durmuyordu. Hem Rebecca’nın yalan söylemek için bir nedeni de yoktu. Niye Andras İmparatorluğunun iklimini bile bilmeyen Theodore’a böyle acıklı bir tiyatro kurgulamaya ihtiyaç duyacaktı ki?
İşte bu yüzden, Theo anlatmaya karar verdi. ‘Randolph ile yaklaşık 6 ay kadar önce tanıştım.’
Sessizlik duvarı sebebiyle sesi dalga dalga duyuluyordu. Rebecca onu dinlerken yüzünde bir umut belirdi. Randolph’un atalarından kalan ikili kılıcı aradığını duyunca çok şaşırmış ve yaşlı zombinin ininde onları bulduğunu öğrenince de keyfi yerine gelmişti. O anda tıpkı kendi yaşıtları gibi gözükmüştü.
‘Anladım. Randolph hala benim kardeşim.’
Mutlu bir ifadeyle yatağına gömülmeden önce hoşuna giden yerleri tekrar tekrar dinlemişti. Kırık kaburgalarının acısını unutmuş gibi bir hali vardı. Aralarındaki muhabbet de sessizlik duvarı gibi az sonra son bulacaktı.
Ding! Saat akşam 9’da Sarayın çanları gecenin başladığını haber vermişti.
Yetişkin bir erkekle bir kızın aynı odada kalmasının iyi olmadığı saatlerdi. Theo ne kadar süredir orada olduğunu kestirememiş ve yerinden kalkmıştı. Her halükarda keyif aldığı bir zaman dilimiydi.
‘O zaman ben kalkayım. Yaralı birine bunu söylemenin komik olacağını biliyorum ama yine de, dikkatli ol.’
‘Ah, Theodore-‘ Rebecca ona seslenmeye çalışınca kemikleri sızladı ve parçalanan kemiklerinin sonucu olarak hiç ses çıkartamadı.
Odanın kapısı kapanıp onu odada tek bıraktı. Rebecca bir elini kapıya doğru uzatırken odadaki sessizlik daha da artmıştı. Daha yenilgisinin bedelini ödeyememişti.
‘…Gelecekte tekrar karşılaşalım, Theodore.’
Gözlerini kapatmadan önce, ona olan borcunu birgün muhakkak ödeyeceğine ant içti.
***
Ondan sonra yaşananlar ise tam anlamıyla rezaletti.
Theo odadan ayrılınca kapıdaki güvenlik görevlilerine umursamaz bir şekilde bakıp, içindeki şüphelerle odasına döndükten sonra her zamanki gibi Obur’u iki kitapla besledi. Ardından kendine bir idman programı hazırlayıp uykuya daldı.
Ertesi gün, idmanda Slyvia ve blundell’dan gelen ataktan hemen önce, Veronica’dan onu eğitmesi istemek için planlar yapmakla meşguldü.
İşte o anda, Theodore etrafa yayılan bir dedikodunun farkında varmış ve aklına Rebecca’nın alaylı sırıtması gelmişti.
‘O nefret dolu iki kardeş aslında aynı kişiymiş!
Randolph’un böyle bir sürprizle geri döneceği aklının ucundan geçmemişti. Blundell’ın onu sıkıca tutmasına karşı koymak yerine sonunda pes etti.
Magnec