Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

62. Bölüm İkinci Görev #2

Çevirmen: Gecekuşu / Editor: Gecekuşu

Veronica’nın çağrısından kısa bir süre sonra Kule Üstadı’nın odasına koşturan Vince, Veronica’nın anlattıkları sayesinde olaylardan ve sevk edilecek iki kişiden biri olduğundan haberdardı. Zaten ‘köle’ kelimesini ilk duyduğu anda yüzü ciddileşmişti. Onun için, para uğruna aklı başında varlıkları satan örgütler, ciğeri beş para etmez insanlardı.

‘Görevi anladım.’ Derken Vince’in sesi her zamanki soğukluğundan farklı bir tonda çıkmıştı. ‘Köleleri ‘Köstek’denen organizasyondan kurtarıp, aynı organizasyona bağlı kişileri ortadan kaldıracağız. Ayrıca, Meltor Krallığına neden geldiklerini sorgulayıp neler planladıklarını araştıracağız, değil mi?’

‘Kesinlikle. Eğer bir oda falan bulursanız, liderlerini kaçırın. Yapamazsanız işkencenin ardından hepsini öldürün.’

‘Anlaşıldı.’

Aralarında gaddarca bir muhabbet geçse de, Kırmızı Kule görevleri genelde bu şekilde oluyordu. Bazen işler her zaman olduğu gibi uysal gitmezdi, bazen şiddeti de katmak gerekirdi. Kraliyet Ailesi, Kırmızı Kule’den olanlara şiddet kullanabilmeleri için gerekli izni vermişti. Hatta Kırmızı Kule büyücülerinin belli koşullarda idam etme hakkı bile vardı.

Dahası, bilgi edinebilmek amacıyla uygulanan işkence metodları, elbette, makul görülebilirdi. Bu nedenle, Meltor Krallığında yaşayan caniler bile kırmızı cübbelilere karşı gelmekten sakınırdı. Savaş büyücüleri tam manasıyla onların ulaşamayacağı bir seviyedeydi.

Verilen görevin zorluğunun yanı sıra, öğrencisinin böyle kirli işlere ayak bulaştırmasına razı değildi. Vince’in ellerinin kirlenmesi ikisi için yeterdi. Bu kadarcık zorluğa tek başına göğüs gerebilmeliydi.

Yine de, Veronica aklından geçenleri okumuş ancak kafa sallamıştı. ‘Hayır, içimde kötü bir his var. Beyaz Kule’den aldığımız bilgiler harika, ama sonuç olarak her detaya ulaşmış sayılmazlar. Şayet gizlenmiş fazladan güçleri varsa, kendi başına yeterli olmayabilirsin. Sen çocuğu yanına al.’

‘Theodore daha 19 yaşında.’

‘...Ve 5.halka büyücüsü. Ben bizzat, kendisinin gelecek vadeden bir genç olduğunu gözlerimle gördüm.’

İkisinin bakışları birbiriyle çakıştı. İkisi de Theo’nun yeteneklerinden zerre şüphe etmiyordu. Ne de olsa, Theo bir orta seviye büyücüden daha fazla kapasiteye sahipti ve hocası Vince ile bunu daha da ilerletebilirdi. Üstelik, bu işe dahil olan Theodore’un bu görevi reddetmek gibi bir niyeti yoktu.

Theo bir adım öne geldi ve ikili arasındaki konuşmayı böldü. ‘Yapacağım.’

‘Yapacak mısın?’

‘Hocamı öyle tehlikeli bir yere tek gönderemem. Eğer yardımcınız olabileceksem, lütfen beni yanınıza kabul edin.’

Bu tavrı Veronica’yı gülümsetmişti. ‘Çocuk diyeceğini dedi, Vince.’

‘... O halde yapacak bir şey yok.’

‘Bunu, mükemmel bir öğrenciye sahip olmanın bedeli olarak düşün. İyi iş çıkaracağından endişen olmasın.’

Sonunda, Vince’e gülümsedi ve masasının çekmecesinden bir parça parşömen çıkarmasının ardından bir kalemle kağıda bir şeyler karalayıp altına mühür vurdu. Bu mührün, yalnızca Kırmızı Kule’den kişilerin kullanabileceği özel bir mürekkebi  ve Veronica’nın adını taşıyan bir vesikası vardı.

Sonrasında parşömeni Vince doğru atıverdi. ‘Bu, benim mühürlü talimatım. Gerekirse, Earl Bergen’den yardım istemek için kullan. Bu organizasyonu iki kişi bitiremeyebilirsiniz.’

‘Ha? Bu durum, sizi sıkıntıya sokmaz mı?’

‘Hey, eğer sana bir şey veriyorsam, sessizce kabul edersin.Şimdi ne bu söylediğin?’ diye bağıran Veronica, bu şekilde keyfi kaçan Vince’i kağıdı alması için zorlamıştı.

Vince bunun iyi bir fikir olduğunu düşünmese de, yine de teşekkürlerini sundu. Bir şey daha çıkartırken lafını bitirmediği anlaşılıyordu. ‘Çocuk, al bunu.’

‘Ha? Ah.’ Theodore’un avcuna küçük bir kese konmuştu.  Kesenin dışı ona tandıık geliyordu. Veronica anlatmaya başlamış, Theo’ya unuttuğu bir şeyi hatırlatmıştı. ‘Bakıyorum ki, boyut cebin henüz teslim edilmemiş? O sebeple, sana kendiminkini ödünç veriyorum.’

‘Düşündüğünüz için çok teşekkür ederim...Ha?’ Kesenin garip ağırlığını fark edince istemsiz bir ses çıkardı.

‘Kule Üstadım, içinde bir şeyler mi var?’

‘İçindeki dağınıklığı görmezsin umarım. İksirler, parşömenler falan...Benim işime yaramadıklarından keseye koymuştum.’

‘Değersiz şeyleri neden boyut cebinde tutsun ki?’ Theodore kendi kendine bunları soruyordu. Veronica’nın temas kurmaktan kaçan bakışları onu ele vermişti. Gizli niyetlerini anladığında gülümsedi.Bu sırada Veronica ise elleriyle yüzünü serinletmeye çalışıyordu. Hala duygularını gizlemekte kötüydü.

‘Gidin. Gereken her şeyi söyledim. Sadece yaşlı Shugel kalsın.’

‘Anlaşıldı.’ Vince ve Theo neredeyse aynı anda karşılık vermiş olsa da Vince’in aksine Theo ayrılmak için arkasını dönmemişti. Onun yerine, Theo, Veronica’ya değişik bir bakış atarken son sözlerini ekledi. ‘Geri döneceğim.’

Son kelimeler ağzından sessizce, sadece dudak hareketleriyle çıkmıştı. Hocasının önünde böyle sözler sarfetmeye utanmıştı. Ancak, anlatmak istedikleri hedef kişiye iletilmişti. O sözlerden sonra, Veronica’nın gözleri açıldı ve açan bir çiçek misali yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu.

***

Flaş!

Dar bir mekanda ani bir ışık parlamıştı. Herhangi bir mobilyası olmayan, yerleri tozlarla kaplı bir alandı. Bu durum, Meltor’dan Earl Bergen’in bölgesineintikal eden herkesin tecrübe ettiği mekansal büyü olayıydı.

Bu şekli bozuk mekanda iki kişi belirmişti. Bu sefer, büyüyü yapan kişi onlara eşlik etmediğinden sadece ikisi mekanda yolculuk yapmıştı.

‘Hu, kahrolası yan etkiler hiç değişmemiş.’ Vince, eliyle alnını tutarken, mekansal büyünün neden olduğu sersemlik onu da bulmuştu. Mekanı aşan Beyaz Kule’dekiler dışında kim varsa bu yan etkilere maruz kalıyordu.

Theodore da etkilerden muzdaripti ancak Theo daha önceden alışık olduğu için Vince kadar kötüleşmemişti.

‘Biraz dinlenelim mi?’

‘Yok, ben iyiyim. Bu baş ağrısı da birazdan geçecek, merak etme.’ Derken Vince, hızlıca dengesini topladı. Sonra da hızlıca çıkışa doğru yürüdü.

Bergen eteklerinde bulundukları konum gizli bilgiydi. Büyücü belli bir rütbeye ulaşmamışsa bu tip bir imkana sahip olamazdı.  Belki bu bölgenin lideri olan Earl Bergen dahi varlıklarından habersizdi.

İkili şehrin arka sokaklarına dalıp göze çarpmadan kalabalıkta kayboldu.

‘...Bergen’e geri döneceğimi ummazdım. Başkente gidişimin ardından Akademi’ye istifa mektubumu bile yollamıştım.’ Vince tanıdık gelen şehir köşelerini gördükçe mırıldanmıştı.

Geçmişe bakarsak, aslında yalnızca 1 aydır şehirden uzaklaşmışlardı. Yine de, sanki uzun zamandır ortalıkta yokmuş gibi garip bir hisse kapılmıştı.

Theodore da aynı şeyleri hissediyordu. ‘ifrit lider, finalde Sylvia ile savaşmam... yaşlı zombi, büyü kitabı, Veronica.’

Canavarlara karşı mücadele vermiş ve hayatında hiç denk gelmeyeceğini zannettiği deha ile karşı karşıya gelmişti. Ayrıca sadece kitaplardan okuduğu o korkunç yaratıklarla savaşıp hayatta kalmayı başarmıştı. Beklenmedik bir şekilde, hayaline bile sığmayacak biri ondan kendisine ‘Abla’ demesini istemişti.

Theodore son bir ay içinde birçok olay yaşamıştı. Theo’nun diplomasını bile Vince’in alması gerekmişti ki bu onun için sorun değildi. Geçirdiği onca günler sanki bir rüya gibi geliyordu.

O sırada, Vince sessizce fısıldadı. ‘Theo.’

‘Evet, hocam.’

‘Önce etrafı kolaçan edelim. Buraya gizli geldik, kendimizi ifşa etmeyelim.’

‘Anlaşıldı.’

Kıyafetleri, her zamankilerden biraz farklıydı. İkisi de sivil kıyafet giydiğinden, büyücü tiplerinden eser yoktu. Her yerde bulabilecekleri yeşi ve gri iplerle dokunan kıyafetlerden giymişlerdi.

Görevlerinin ilk adımı, içine girdikleri bu çekirdek dünyaya uyum sağlayarak Büyü Kulelerinden geldiklerini hiçbir surette belli etmemekti.

Adım adım ilerlediler.

Merkezden uzak sokaklarda geziniyorlardı. Daha sonra, sokak satıcılarından pek de lezzetli denemeyecek yemek satın aldılar. Bu tarz bir kamuflaj çok da zor bir şey değildi.

Konuia konuşa yaklaşık 1 saat yürüdüler.

‘Yabancılar... Austen’den bayağı yabancı geliyor galiba.’

‘Aralarında enerji kullananlar ve eğitimli savaşçılar da var.’

‘Onlar da ya ‘Köstek’e üye, ya da tüccar. Her iki şekilde de, hayra alamet değil. Muhtemelen etrafta kol geziyorlar.’

Vince’in kıdemli rütbesi ve Theodore’un algılarını göz önüne alırsak, sıradan insanların hissedemedikleri şeyleri hissedebiliyorlardı. Birinin büyücü gücü seviyesini veya daha önceden dövüş sanatları eğitimi alıp almadığını, kişiyi biraz gözlemleyerek anlayabiliyorlardı.

Bunun gibi, Theo’nun şahin gözü de, birinin arkasına gizlediği kılıçları tespit etme özelliğine sahipti. Gördüğü kılıçları anlatması için Vince’e işaret etti.

‘Austen savaşçılarının kullandığı şamşir kılıçları. Kılıcın kabzası ve bıçak kısmı aerodinamik biçimde tasarlanmış.’

Kılıçla bir nesneyi kesmek biraz zor görünse de oldukça kullanışlı bir tutuşa sahipti. Bu tarz silahlar genelde çöl krallığı olan Austen’ın savaşçıları tarafından kullanılırdı. O esnada...

‘Evet.’

‘Ah.’

İkisi de son anda farkına varmıştı, ancak anlaşmış gibi aynı anda görmemiş gibi davranıp yeniden işlerine devam ettiler. Vince, Theo’nun da kendisi gibi bir hisse kapıldığını anlayınca, konuşmaya başladığında arkasına bakmadı.

Yakın mesafeden bile güç bela duyulacak bir tonla fısıldadı. ‘Peşimize takıldılar.’

‘Evet, ama bir tehlike sezmiyorum.’

‘Ben de kan kokusu almıyorum. Bunlar suikastçı değil... Belki bir çeşit istihbaratçı olabilirler.’

İkisi şüphe uyandıran hiçbir davranış sergelememeye çalışıyordu. Neden peşlerine bu kadar çabuk birinin takıldığına anlam verememişlerdi. Aynı sonuca vardıklarında, eş zamanlı olarak daha az kalabalığın olduğu sokaklara yöneldiler.

Şimdi hedefleri... peşlerindeki kuyruğu yakalamaktı.

Bir süre sonra etrafta kimsenin olmadığı bir yere geldiler.             

‘...?!’ Peşlerinden gelen adam bir gariplik sezince ortadan tüymüş, iki büyücü de büyü güçlerini harekete geçirmişti.

Vince büyüsünü Theo’dan bir dakika önce tamamlayıp avcundan parlak bir ışığın çıkmasına izin verdi.

4.halka büyüsü, Yakan Işık’tı. Bu büyüyü sürpriz bir saldırı gibi kullanırsa çok etkisini görecekti.Bu büyünün ortasında yavaştan bir boşluk belirmeye başladı. Theo ve Vince, peşlerindeki adamın nereye ve nasıl saklandığını bilmese de adam, gizliliğini mükemmel koruyordu.

Dahası, av ile göz temasının kaybedildiği durumlarda, refleks olarak savaş pozisyonuna geçilirdi. Savaşa hazır olmayan biri de ortamdan kaçarak kurtulabilirdi. Bununla birlikte, bu takipçinin ne yapacağı belli değildi. ‘Ah, kahretsin!’

Theo’nun tamamlanan büyüsü, onları takip eden adamın etrafında büyük bir basıncın oluşmasına sebep olarak adamın vücudunu saklayan büyünün etkisini kesmişti. Ancak bunun sonrasında Theo’nun yüzünde garip bir ifade oluşmuştu. ‘...Sen?’

Büyünün etkisiyle ifşa olan bu yüz, Theo’nun tanıdığı bir yüzdü.