Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

54. Bölüm Onu çağıran sesler #3

Çevirmen: Gecekuşu / Editor: Gecekuşu

Veronica isimli Kırmızı Kule Üstadı doğal bakışlarla Theo’ya döndü. Altın rengi gözleri merak ve ilgiyle parlarken, Mavi Kule Üstadı’ndan farklı olarak Theo’ya baskı yapıyordu.

Theo istemsizce gidecekken Veronica’nın beyaz eli onu omzundan yakaladı. Yumuşak görüntüsünün aksine onu muazzam bir kuvvetle tutmuştu.

‘Eh? Duyduklarımdan farklıymışsın.’ Vince’e dönmeden önce Theodore’u süzüyordu. ‘Vince, öğrencinin 4.halka olduğunu söylememiş miydin?’

‘Evet, öyle.’

‘Bu çocuk, bariz bir 5.halka… dur biraz.’

Veronica, Theodore’un halkalarına bakarken aniden ifadesi değişti. Keskin gözleriyle Theo’nun kalbini incelediği anda Theodore’un birkaç gündür uğraştığı sorunu anlamıştı.

‘Bu sabit bir halka değil. O olaydan sonra mı düzensizleşti? Eğer vücudun hazır olmadan ‘duvar’ı geçersen genelde böyle olur.’

8.halka büyücü Veronica’nın gözlerinden hiçbir şey kaçamazdı. O yüzden Theo başını sallayarak söylediklerini onayladı.

Konuyla ilgili olarak Blundell, Vince’in 6. Halkaya geçişine şahit olmuşken aynı seviyedeki Veronica’nın da 5.halkaya geçmiş stabil olmayan birini anlaması zor değildi.

‘Hey çocuk, büyü gücü içinde kendi kendine mi hareket ediyor? Yani devamlı açılıp kapanıyor mu?’

‘Evet.’

‘Bu, tipik bir uyumsuzluk semptomudur. Bazen kafana girenler bedene entegre olmadığında bu durum ortaya çıkar ya da vücut bir gelişme olmadan yükselmeye çalışır. Bu, zamana bırakılacak bir sorun değil.’

Theodore bu sözler karşısında irkildi. Kütüphane kitapları sayesinde bir hayli bilgiye mazhar olsa da, hiçbir kitapta duvarı geçtiğinde karşılaşacağı ‘uyumsuzluktan’ bahsedilmemişti. Aslında bu yalnızca 5.halkadan sonra görülen bir durum olduğundan bunun bilgisi Akademi’de bulunmuyordu bile.

Veronica bunu biliyormuşçasına gülümsedi ve Shugel’a döndü. ‘ O zaman bu çocuğu alabilir miyim Shugel?’

‘Üzgünüm ama buna müsaade edemem. Çağrıyı siz yapmış olsanız da Kral birinci önceliğimizdir.’

‘Hah, seni yaşlı adam, peki ben kimim? Onu sadece resepsiyon odasına götüreceğim. Bu insanlara resepsiyon odasına kadar eşlik etmemde ne sakınca olabilir?’

Shugel buna bir yanıt veremeyince, Veronica’nın kolay lokma olmadığına kanaat getirdi. Bu durumun altından felakete sürükleyen bir şey de çıkabilirdi. Fakat Veronica ile baş etmeye çalışmak daha beter olduğundan geri adım attı. ‘Öyleyse buyrun.’

‘Tamam! Karar verildi.’ Dedi Veronica Theo’nun omzuna bir kolunu atarken.

Theo bu ani hareketle gerilmişti. Böyle kuvvetli bir varlığın sırtına dokunuyor olması gerçekten cezbediciydi.  19 yaşında bir delikanlı için bu son derece ölümcül bir hareket sayılırdı. Sylvia’nın hüsrana uğrayan bakışlarını üstünde hissediyordu ama o sırada Veronica söze girdi. ‘Hey çocuk, resepsiyona giderken bana biraz turnuvadan bahsetsene. O sıralar başkentte değildim de.’

‘…Anlıyorum.’

Theo, Kırmızı Kule Üstadı tarafından zaptedilmişken, Sylvia’nın kendi üstadıyla görüşecek vakti yoktu.

***

Kimliği de yaşı da bilinmiyordu. Mevcut ejderha katillerinden biriydi. Veronica, savaş büyücülerinin nirvanası konumundaydı ve Büyü Kuleleri içinde en kuvvetli ve de en tehlikeli kişiydi.

Theo şu ana kadar Kırmızı Kule Üstadı hakkında sadece söylentiler duymuşken, şimdi onunla konuşuyordu.

‘Bu kişi... kesinlikle duygularını içinde tutmuyor.’

Özetle söylersek, Veronica net ve dobra bir kadındı. Gülümseyen yüzünün arkasında bir şeyler gizleyen Blundell’ın tam tersiydi. Veronica mutluysa güler, şaşırmışsa ağzı açık kalırdı.Güzel yüzünün sık değişmesi gözden kaçmayan bir cazibeydi. Veronica’nın vahşi yönüyse, muhtemelen karakteriyle ilgili bir durumdu ve öfkeliyken deliye dönmekten hiç çekinmezdi.

Muhabbet, Theodore’un zafer kazanmasına gelince Victoria içten bir kahkaha patlatıp Theo’nun omzuna vurdu. ‘Birleşim büyüsü! Oldukça eski bir bilgidir ama kazanmak için bunu uyguladığına göre başarılı olmuş olmalısın. Meydandaki çocuğun üstesinden gelecek kadar kuvvetliydi demek ki.’

‘...Ben çocuk değilim.’ Arkalarından yürüyen Sylvia rahatsız olmuş bir edayla karşı çıktı.   Yanıt olarak, Veronica yürümeyi bırakıp sinir bozucu birkaç kelime sarfetti. ‘Sadece 17 yaşındaysan, çocuksundur.’

Buna rağmen, durmasının sebebi cevap vermesi değildi. Çünkü zaten resepsiyona varmışlardı. Önlerinde görkemli ve dev kapılar duruyordu.

‘İçeri girelim!’

O sırada, Kırmızı Kule Üstadı’nın içgüdüleri parladı.

Dukwang! Hiç düşünmeden ayağını kaldırıp kapıyı tekmeledi! Açılması zor görünen kapılar tek darbeyle arkaya kadar gitmişti. Büyüsüz, saf gücü müydü bu?

Veronica’nın gücünü bilen Vince bile, kapıların böyle tamamen açılmasına şaşırmıştı. Derken içeride bekleyen iki kişi beliriverdi.

‘V-Veronica?!’ yüzünde şaşkınlık ifadesi olan kişi, Mavi Kule Üstadı Blundell’dı ki kaslarını örten cübbesi hala geriliyordu. Veronica, yanındaki kişiye bakmadan önce Blundell’a kaşlarını çattı.

‘Ah, Majesteleri. Uzun zaman oldu.’

‘Öyle. Güneye gideli bir hayli vakit geçti, değil mi?’ sarı saçlarıyla sandalyesinde oturan orta yaşlarındaki III.Kurt idi ve kibarca yanıt verdi.

‘M-Majesteleri!’ Şoka giren Theo ve arkadaşları derhal dizleri üstüne çöktüler.

Buna hazırlıklı değillerdi. Veronica’yla karşılaşmasından sonra kafası allak bullak olmuştu ve Kral da karşılarına çok ani çıkmıştı. Kralı da gördükten sonra, Kırmızı Kule Üstadı dışında biri daha kapıyı tekmeleyerek gelirse şaşırmayacaklardı.

Neyse ki, III. Kurt bu duruma fazla takılmadı. ‘Oh, siz endişe etmeyin. Bu şekilde kalırsanız yaptıklarınız için size teşekkür etmem zor olacaktır.’

‘Nasıl isterseniz.’

‘Önce ayağa kalkın. Theodore Miller ve Sylvia, öne gelin.’ Kralın sesi sakin çıksa da, o heybet hissediliyordu.

Doğal bir şekilde ikisi de öne yürüdü.

Kralın mor gözleri, Theo ve Sylvia arasında gidip gelirken bir yandan da memnuniyetle parlıyordu. Krallığın büyücüsü olarak, yüksek mertebeli bir büyücü de, doğal bir şekilde krallığın milli güç gelişimine katkı sağlayabilirdi. O yüzden bu kadar memnun olması gereksizdi.

‘Miller kasabasında yaşlı zombiye karşı kazandığın zaferi resmen tasdik ediyorum. Sen olmasan, o bölge ele geçirilmiş olacaktı. Resmi bir mevki olmasa da, sana bir şeyler düşündüm.’

‘Bu sözleriniz bile bana kafi.’ İkisi de III.Kurt’un iltifatları karşısında eğildi.

3.derece zor bir yaşlı zombi... öyle ya da böyle, milli ölçeğe taşınmış bir sorun teşkil ediyordu. Bu başarınız birkaç kelimeyle anlatılacak türden değil. O yüzden...’ Kurt uzanıp Blundell’dan iki kağıt aldı.

İki adet rulo, kırmızı bir iple bağlanmıştı. Kurt bunları Theo ve Sylvia’ya verince ikisi de kağıtları kabul etti.

Kağıtların içeriğini doğrudan Kurt’un ağzından dinlediler. ‘Bu sefer, Theodore Miller ve Sylvia’nın rütbeleri ‘Çaylak’tan ‘Orta Derece’ye yükseltilmiştir. Oluşan zarar ve 3.derece zorlukta bir görevin karşılığı olarak tüm ekstra masraflar karşılanacaktır. Ayrıca görev sırasında feda edilen boyut cebi, yenisiyle değiştirilecektir. Bu Kral III.Kurt’un fermanıdır.’

Şok yaşayan ikilinin önündeki Kurt, Theodore’a döndü. ‘Görev sorumlusu, Theodore Miller?’

‘Evet.’ Theo titremesine engel olarak III.Kurt’a baktı.

Kral, birinin adını boşuna zikretmezdi. O kişi çağırılacaksa bile, genelde Kral bunu başkasına yaptırırdı. Önemli olmasa bile Theodore’a seslenmesinin iyi bir sebebi olmalıydı.

Malum olduğu üzere, III.Kurt sıradan bir hediye uzattı. ‘Zaferinin mevcut kanunlarla değerlendirilemeyeceği kararını verdim. Mavi Kule Üstadı Blundell ile de istişare ettikten sonra, bir de sana sorayım dedim.’

‘Dinliyorum.’

‘Theodore Miller, dile benden ne dilersen.’

Theo, Kralın yankılanan sesi karşısında titremesine hakim olamadı. ‘Ben, Kral III.Kurt’un yardımcısı ve Mavi Kule Üstadı Blundell, isteğinizi yerine getirecektir. Ancak, hak ettiğinizden fazlasını veremem.’

İstediği bir şey... Ne cennette ne de yeryüzünde bundan iyisi olamazdı!

Theo kelimeleri duymuş ama idrak edememişti. Hayır, daha doğrusu sindirememişti. Meltor Krallığının milli gücü, Andras İmparatorluğundan az olabilirdi ama Meltor Krallığı hala kıta üzerindeki güçlü milletler arasındaydı.

Kaldı ki, Meltor Krallığı dileğini yerine getirecekti? Hayatta bir kez gelen talih kuşu bu olsa gerekti.

‘...Dilek...dileğim gerçekleşecek.’ Theo’nun beyni sulanmıştı. Aslında bu kadar sakin kalması şaşırtıcıydı. Sakince bu fırsatı düşündü. Elbette kimse bir-iki küçük istekle kalmazdı. Arzu etmek insanın doğasında olduğundan Theodore da bundan farklı değildi.

‘Milli bir hazine istiyorum... Hayır, bu çok fazla. Yaşlı zombiyi öldürmenin karşılığında mili bir hazine istemek çok mu bilmiyorum.’

‘Değerli’ seviyesini aşan ‘Hazine’ ve ‘Efsane’ seviyeleri, milli hazine sayılabilirdi. Theo tüm kalbiyle milli bir hazine kazanmak istiyordu. Ama yaşlı zombinin buna değip değmeyeceğinden emin değildi.

Eski bir hikayede anlatıldığı gibi, açgözlü olmaktan kaçınmalıydı yoksa kazandığından çok daha fazlasını kaybedebilirdi.

O anda, Obur’la yaptığı bir konuşmayı hatırladı.

‘Kitabın kalitesi. Beni sıradan şeylerle besleyip durma.’

Bu tavsiyesi sağ olsun, Theo ‘Ölüme İbadet’ ile, açılan ‘stok’ özelliği sayesinde başa çıkabilmişti. Şimdiye kadar, Obur ona hiç öneride bulunmamıştı. Belki de Theo geliştikçe, kendisini daha kaliteli kitaplarla beslemesini istiyordu.

‘Düşündüm de, son zamanlarda Obur hiç ‘Nadir’bir şey yemedi. Belki 5.halka sorunumu böyle çözebilirim.’

Büyü Cemiyeti’ndeki büyü kitapları izinsiz okunamazdı. En azından kıdemli olmadığı sürece, kitapları kiralayamazdı. Ek olarak, içeriye yalnızca 1.sınıf büyücü olduğunda erişebileceği bir bölüm yaptırılmıştı.

Buranın ismi ‘Sıfır Kütüphanesi’ydi. Meltor Krallığının, kopyalanması imkansız hem sıradan büyü kitapları, hem de Obur gibi büyü kitaplarıyla dolu kütüphanesiydi.

Theodore sonunda kararını verip ağzını açtı. ‘Majesteleri, benim biraz küstah bir dileğim olacak.’

‘Kulağım sende.’

Theo derin nefes alıp olduğunca kısık bir sesle kekeledi. ‘Majesteleri ve sayın Kule Üstadları, eğer bu yüzsüzlüğümü mazur görürseniz, sıfır kütüphanesinden bir kitap almak istiyorum.’