bombabalri nerde kullanacak diyordum ?
hehe savas tanrisi ?
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
[Kanagawa’nın Tuhaf Fenomeni, Canavarları Yok Eden Öfke Mızrağı!] (Erta)
“Okuma.”
[Bu Tanrı’nın gelişi mi? Öfkeli Tanrı’nın İlahi Cezası!] (Lita)
“Size okumayın dedim, shhh.”
Erta ve Lita, internette onunla ilgili olan yazıları okuyarak Il Han’ı kızdırıyorlardır. O nefret ettikçe onu daha da sevimli buluyorlardı yani duramazlardı.
Uzun sürede Il Han’ın kızgınlığını kazanacaklarını bilseler de iki melek o anın zevkini çıkarıyorlardı.
Il Han pes ederek uysalca kolunu salladı. Atlatın fırlattığı mızrak havayı yararak aynı anda dört canavarı vurdu. Savaş alanında bu sahneyi izleyenler hep birlikte bağırdılar.
“S-susanoo!”
“Susanoo sonunda Yokohama’ya geldi!”
“Destek kuvvetleri de buradalar! Susanoo sayesinde canavarların hepsi temizlenecek!”
Güneş doğmuş ve ay kaybolmuş olsa bile Il Han’ın yaptıkları değişmemişti: Şevkle kolunu sallıyor ve birbiri ardına canavarları yok ediyordu.
Melekler haklıydı. Belki de saldırı gücü Ölüm Tanrısı yeteneği sayesinde güçlendiğinden güneş doğmuş olsa bile Il Han’ın mızrakları hala canavarları anında öldürebiliyordu. Sadece bu kadar mıydı?
“Ü-üçlü ölüm!”
“Hayır aptal! Dörtlü ölüm!”
“Aman Tanrım. Beşli ölüm!”
Bir süre öncesine kadar umutsuzluk ve ölümle dolu olan savaş alanında Il Han gelir gelmez gerilim kaybolmuştu; canavarlar görüş alanına girdiği sürece hiçbiri ölümden kaçamıyordu.
Fırtına gibi canavarları anında süpüren mızrağı biran için bile durmuyordu. Savaş alanının bir hâkimi olsaydı bu kişi Il Han olurdu.
İnsanlar şaşkın, hayran kalmış ve de sonunda bunun doğal olduğunu kabul etmişti. Sonrasında onları bekleyen tek şey sevinçti.
“Canavarlar kaçıyorlar! Öldürün onları!”
“Susanoo-sama birinci sınıf canavarlarla tatmin olmaz, aptallar! Öldürün onlar!”
“İkinci sınıfları buraya çekin! Oraya koşup geri gelin ve her şey yakında biter!”
Il Han’ın yüksek seviyeli canavarları avlaması sayesinde oradaki yetenek kullanıcıları kolaylıkla geri kalan canavarları halledebiliyorlardı.
Bu şekilde canavarlardan kurtulan yetenek kullanıcıları başka yerlere yardıma giden Susanoo’nun çıkardığı fırtınayı izlediler. Bu durum, Il Han’ı nasıl destekleyeceklerini bulana kadar defalarca tekrar etti.
İkinci sınıfları bir yere çekerek tek seferde onlardan kurtulmayı kolaylaştırdılar ve kendileri de birinci sınıf canavarlarla yüzleştiler. Çoktan başlamış olan av festivali tam gaz devam ediyor ve daha da hızlanıyordu.
Zinde olan yetenek kullanıcıları kendilerine Susanoo’nun Ordusu diyor ve Il Han’ı geriden takip ediyorlardı. Il Han bölgeleri temizlemeye devam ettikçe sayıları da artıyordu.
Bütün Kanagawa’daki yetenek kullanıcılarının çoğu toplanmıştı, 30. Seviyenin üzerinde iki bin tane yetenek kullanıcısı vardı.
“Arkaya çekin onları, arkaya!”
“Biz Susanoo’nun elit gücüyüz!”
“Şuana kadar ilk kez canavarlarla savaşmaktan bu kadar zevk aldım!”
Savaş gücü toplandığından dolayı aynı canavarlara ve zayıflarına karşı yenilmemiş onları ileriye sürmüşlerdi.
Zaten oldukça güçlüydüler, Il Han’ın koruması da eklenince birlik olarak akıl dışı savaş gücüne ulaştılar. Heyecanlı olmamak elde değildi.
“Ben bir şey demedim ama bu insanlar bir gösteri yapıyorlar.”
[Ama bu iyi, değil mi?] (Erta)
“Evet.”
Sonuçta Il Han sadece ikinci sınıf canavarlarla savaşıyordu. Onlar da Il Han’ın ne yaptığını fark etmiş ve ikinci sınıf canavarları çekerek Il Han’ın işini kolaylaştırıyorlardı. O sırada onlar da birinci sınıf canavarların icabına bakıyorlardı.
Bu senaryoda herkes mutluydu. Il Han onların beklentilerine ihanet etmiyor ve durmadan mızrak fırlatmaya devam ediyordu. Üç, dört ve beş tanesi aynı anda vuruluyor ve Il Han’ın mızrak fırlatma yeteneği gelişiyordu.
[Tekniğin şaşırtıcı gelişiminde Mızrak Kullanıcısı’nın yetenek evrim kriterleri daha kolay hale gelir.]
“Demek böyle şeyler de vardı.”
[Yetenek evrimi tam olarak Akashik Kaydın, tekniğin seviyesini yükseltmek için verdiği uygun görevlerdir ama sen görev olmadan da geliştiğini gösterdiğinden doğal olarak evrim kriterleri daha kolay hale geldi.] (Erta)
Ama tekniği ne kadar gelişirse gelişsin, dördüncü sınıf bir canavarı öldürdüğündeki gibi önemli bir fark yoktu ortada. Dövüş sanatlarına dayalı yeteneklerini geliştirmeyi ertelemesi gerektiğini düşünen Il Han mızrak fırlatmaya devam etti.
Ve saat öğlenden sonra iki olduğunda Il Han’ın görüşü açıldı ve zırhlı JSDF üyelerinin ve de yetenek kullanıcılarının, mahvolmuş binaları çevrelediklerini gördü; bir barikat.
Görür görmez anlamıştı. Barikat canavarların geçişini engellemek için konulmuştu.
“To-Tokyo savunma hattı!”
“Çılgınlık! Buraya nasıl geldik?”
Evet, Kanagawa ve Tokyo arasındaki sınıra gelmişlerdi. Elbette Tokyo’nun 23. Bölgesine değil sadece sınıra gelmişlerdi.
“Herhangi bir yeri kaçırdık mı?”
“Hayır. Bütün Kanagawa’yı temizledik.”
“Delilik bu! Bütün bir vilayeti bir günden kısa sürede mi temizledik?”
“Düzeltiyorum, biz değil, Susanoo-sama temizledi.” (En üst seviye Japonca saygı eki)
Il Han’ı takip eden yaklaşık beş bin kişilik ordu fısıldayarak birbirleriyle konuşurken savunma hattındaki yetenek kullanıcılarının ve JSDF üyelerinin kafası karışmıştı.
Canavarların sayısı belirli sürelerde artıyordu ve şimdi biranda inanılmaz sayıda yetenek kullanıcıları ortaya çıkmıştı!
Susanoo’nun Dünya’ya geldiğini duymuşlardı ama internetten bakmakla kendi gözleriyle görmek arasında, tıpkı fotoşop kullanılarak yapılmış fotoğraf ile orijinalinin arasındaki kadar fark vardı!
“Kanagawa artık güvende! Susanoo-sama bütün canavarları öldürdü!”
“Hadi savunma hattını bozarak bizimle Tokyo’ya gelin!”
“Hayır, öyle bile olsa…”
“Geride bir tane bile bırakmadan bütün hepsini öldürdüğünüze emin misini? Eğer bir hata olursa Tokyo…”
“Tokyo şu haliyle bile tehlikede zaten! Burada konuşacak vakit yok. Susanoo-sama insanları umursamaz! Onunla birlik olmalıyız.”
Tokyo savunma hattı, canavarların Tokyo’ya girişini önlemek için yapılmıştı. Tokyo’da da Zindan Yıkımları gerçekleştiğinden birkaç canavarın sınırı geçmesi bir şeyi değiştirmezdi.
“Tamam, hadi gidelim!”
Fazla uzun sürmeyen tartışma ve raporun ardından savunma hattı bozuldu. JSDF ve de yetenek kullanıcıları Susanoo tarafından dışlanacakları korkusuyla ordu ile birlikte gitmeye karar verdiler.
Göz ve kulakları olduğundan, Suanoo Ordusu’nu kıskanmadan edememişlerdi. Böyle bir kaos ortamında bile Susanoo’nun korumasına güvenerek gülümseyebiliyorlardı.
Bununlar birlikte Susanoo ordusu anında sayısını üçe katladı. Aralarında düşük seviyeli yetenek kullanıcılar olsa da ölmeden canavarları avlayabildikleri sürece seviyeleri yükselirdi.
Ayrıca, savunma hattını oluşturan üyeler arasında Kore’deki Baskı’dan buraya gelen ‘Güçlü Arkadaşlar’dan da vardı.
“Ah, artık hayattayız.”
“Üsteğmen Han, Baskı’ya gönderildiğinde kaybedeceğini sanmıştım.”
“Bunu fark ettin mi? Keşke biri beni çabucak kovsa.”
“Endişelenme, ne olursa olsun seni bir yere göndermezler.”
“Albay..!”
‘Güzel’ Han Yeo Rang Üsteğmenliğe yükselmiş gibi duruyordu yanında da Albay Yoon Dae Han vardı. Il Han bu iki kişiyi çok iyi tanıyordu.
Artık Baskı ile iletişim kurma şansı olsa da, onlarla konuşarak gizlenmesini kaybetmek istemediğinden Il Han ekipman görüşmelerini savaştan sonra yapmaya karar verdi.
Il Han Tokyo’da bile durmadı. Sadece tek bir şey yaptı; o da mızrağını fırlatmaktı. Sağ kolu bütün bu savaş yüzünden hissizleştiğinde sol koluyla fırlatıyor ve sadece fırlatmayı sıkıcı bulduğundan zaman zaman süper insan gücünü kullanıyordu.
Sürekli egzersiz yaptıktan sonra yeteneği sürekli kullanmasından dolayı kaslarında oluşan zayıflama konusunda bir başarıya ulaşmıştı. Bu, süper insan gücünü kullandıktan sonraki bekleme süresini sona erdiren bir yöntemdi.
“Kutsal Yenilenme.”
Evet. Zarar gören kaslarını Kutsal Yenilenme yeteneğiyle güçlendiriyordu! Hiç yaralanmadan sadece süper insan gücünü kullanarak zayıflıyordu ve bu süreyi iki yeteneğini eğitirken azaltmayı başarmıştı!
[Bu çocuk mana kullanamasa bile her şeyi yapabilir.] (Lita)
[Yani Lita, sonunda ne hissettiğimi anladın.] (Erta)
Söylemek kolay olsa da durum o kadar basit değildi. Sadece iradeyle bunu yapamazdı. Bunu yapan kişi, vücudunun yapısını çok iyi bilen ve gücünü etkin bir şekilde kontrol edebilen Il Han olduğundan mümkündü. Örneğin, Yu Na tarafından iyileştirildikten sonra bu yeteneği geliştirmek aklına gelmişti.
Bu aydınlanma sayesinde, süper insan gücünün bekleme süresi beş saniyeye düşmüştü. Kutsal Yenilenme için gereken enerjiyi kan içeceğinden sağlayarak yeteneklerini bu karmaşada geliştirmişti.
Süper insan gücü, kutsal yenilenme, aşırı zehir direnci ve yemek pişirme ustalığı gittikçe artıyordu.
[Süper insan gücü yeteneği 24. Seviye oldu.]
[Kutsal Yenilenme 23. Seviye oldu.]
“Susanoo’nun gücü gittikçe artıyor!”
[Beşli ölüm! Tekrardan beşli ölüm! Bu kesinlikle dikkat çekmeli!”
Etrafı fırtına gibi süpüren Il Han canavarlarla birlikte insanların umutsuzluğunu da süpürüyordu. 80. Seviyede olan ikinci sınıf birinin başarabileceği şeylerin çok üstündeydi bu başarı. Ve böylece insanlar bu kişinin insan değil de Susanoo olduğuna daha çok inandılar. Il Han kendisini gösterse de durum böyle olurdu.
“Kahretsin, bir zindan daha patladı!”
“Lanet! Bu zindanın seviye kısıtlaması 50! Her şeyinizle engel olun, bir savunma hattı kurun!”
O sırada yakınlardaki çığlıklar duyulabiliyordu. Il Han içgüdüsel olarak yakınlardaki ikinci sınıfları öldürmek için dört tane mızrak fırlattı.
Üç saniyeden kısa sürede metrelerce zıplarken Il Han’ın gözleri, bir girdabın patlayarak sayısız canavarın bir anda serbest kaldığını gördü.
Tıpkı cehennemin kapılarının açılması gibiydi ama Il Han bu sahneyi görünce mırıldandı.
“Harika.”
Il Han bir süreliğine atlatını kaldırarak çantasından yüzlerce kat sarılmış bir yığın çıkardı.
Bunlar binlerce, yüz binlerce kemik parçalarından oluşan ve kaynak olarak da Devin Lastiğinin kullanıldığı el bombalarıydı. Üstelik ikinci sınıf büyü taşı kullanıldığında inanılmaz derecede gelişmişlerdi!
Şimdiye kadar, yakınlardaki insanlara zarar gelme ihtimaline karşı bunları kullanmamıştı ama eğer canavarlar sel gibi, yıkımın hemen ardından zindandan çıkıyorlarsa o zaman rahatça bombaları kullanabilirdi. Il Han’ın fırlatma yetenekleri neredeyse mucizeviydi.
[Son seviye Fırlatma yeteneğini uyandırdın. Eğer yetenek evrimi koşulları yerine getirilirse sentezlenmiş bir evrimin gerçekleşmesi mümkün.]
Il Han hiç duraksamadan art arda bombaları fırlattı. Bu işlem sırasında fırlatma yeteneğini de aktifleştirmişti. Mızrak fırlatma Mızrak Kullanıcısı’nın alanına giriyordu ama bomba fırlatmak sadece fırlatmanın alanındaydı, bu yüzden de şimdi bu yeteneğe sahipti.
[Kugak!]
[Üstümüzde tuhaf kayalar, Kugagak!]
Il Han elindeki yüzlerce bombanın tamamını fırlatmıştı. Çantasında daha fazlası olsa da eğer daha fazla fırlatırsa birisine gelmesinden endişeleniyordu.
Son bomba da grubun ortasına düştüğünde fırlatılan ilk bomba büyük bir patlamaya sebep oldu.
[Kritik Vuruş!]
[Kuaaa!]
[Kihik! Kihiiiiik!]
Zindan yıkımının olduğunu fark ederek savunma hattı kuranlar şaşkınlıktan dona kalmışlardı. Hayır, aslında yakalanma korkusuyla geriliyorlardı.
[Kuuuuaaaa!]
[Kuhuk! Kukiiiiik!]
Zindan yıkıldıktan sonra bir anlığına canavar seli oluşmuştu ama patlamalar çok daha ani olmuştu.
Bir patlamayı, sanki uyarılmışlar gibi diğer patlamalar takip etti. Sanki bir volkanın patlama sesine benzer bomba sesleri ve sonlarıyla karşılaşan canavarların çığlıkları Dünya’yı doldurmuştu.
Il Han retinasında durmadan beliren, kazandığı deneyim puanlarını görmezden gelerek atlatını geri çıkardı ve bomba fırtınasından kurtulabilmiş, üçüncü sınıf gibi görünen canavara fırlattı.
[Khak!]
[6,847,374 deneyim kazandın.]
[82. Seviye oldun. 2 Güç, 1 Çeviklik, 1 Sağlık, 1 Büyü artar.]
[103. Seviye Ark Katrar’ın kaydını kazandın.]
[‘Tek vuruşla Bin Tanesi’ Unvanını kazandın. Aynı anda birçok rakibe karşı dövüşürken kritik vuruş 50% artar.]
Zindanı terk eden canavarlar ölmüş ve yok olmuştu. Bunların hepsi yaklaşık yirmi saniyede olmuştu.
“Susanoo.”
“Susanoo….”
“Japonya’yı kurtarmak için bize geldi.”
“O Takemikazuchi değil mi?” (Ç/N: Yıldırım Tanrısı)
“Amaterasu?”(Ç/N: Güneş Tanrısı)
İnsnalar sahneyi izlerken belli belirsiz mırıldanıyorlardı. Şimdi Susanoo’dan başka Tanrılar da ortaya çıkıyordu.
Neler olduğunu bilmiyorlardı ama bir şeyden emindiler.
Yeni bir çağın başlamasına şahit olmuşlardı.