gorunmezlik ise yariyor ?
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
70. Bölüm Ben Bir Tanrı mıyım? (2)
[524,839 deneyim kazandın.]
[499,904 deneyim kazandın.]
[512,293 deneyim kazandın.]
Bazı melekler Il Han’ın isteklerinin utanmazca olduğunu söyleyerek öfkelenmişlerdi ama çoğunluk isteklerinin şuan yaşanan krizi çözeceğini anlamıştı.
Onlarca melek anında Dünya’ya gelerek Dünya’daki en güçlü insanı kutsadılar ve Il Han’ın çantasına istediği iki seçeneği eklediler. Çantanın yetenekleri artık şok edecek seviyeye ulaşmıştı.
Çantaya bu seçenekler eklenir eklenmez Il Han fırlattığı mızrakları ve de öldürdüğü canavarları aldı. Doğrudan çantaya koyabiliyordu, bundan daha kolay bir şey yoktu.
Seçenek, Il Han’ın varlığını göstermeden çok daha hızlı bir şekilde avlanmasını sağlamıştı. Eğer bir şeyi çantasına koyarsa, malzeme otomatik olarak kategorilere ayrılıyordu yani mızrakları özel olarak çıkarması gerekmiyordu.
“Mızraklar bilinmeyen bir yerden geliyorlar. Kendinizi koruyun!”
“Hayır, mızraklar sadece canavarları hedef alıyor. O kişi bizim tarafımızda.”
Il Han mızrakları burunlarının dibinde fırlatıyor olsa da insanlar onu fark edemiyormuş gibiydi.
Il Han’ın gizlenmesi ne kadar harika olursa olsun normalde bu imkânsızdı.
Eğer Il Han hala gizlenme tekniğini kullanıyorsa bu imkânsız değildi.
[İkinci sınıf canavarı gizlenme kullanarak sürpriz saldırıyla öldür 3,000/3,000]
[Üçüncü sınıf canavarı gizlenme kullanarak sürpriz saldırıyla öldür 300/300]
[Gizlenmeyle ilgili yüksek seviyeli bir unvan kazan 1/1]
[İkinci sınıf büyü taşı 1,000/1,000]
[Bütün malzemeler bir kayıtta toplandı.]
[Kayıt emiliyor. Gizlenme yeteneği evrimleşiyor.]
Melekler yüzünden bütün zindanı temizlemişti ve evrimleşen üçüncü sınıf gölge canavarları sayesinde Il Han bütün kriterleri yerine getirerek yeteneğini evrimleştirmişti.
Kullanacağı ikinci ve üçüncü sınıf büyü taşlarını özleyecek olsa da eğer yeteneğini erkenden evrimleştirirse canavarımsı bir verim alacaktı. Bu yüzden de hiç tereddüt etmeden yeteneği evrimleştirdi.
[Ölüm Tanrısı yeteneğini kazandın. Gizlenmenin etkisini azaltmak ve artırmak için büyük miktarda mana gerekiyor. Eğer düşmanını tek vuruşta öldürürsen gizlenme kaybolmuyor. Ayrıca, beş dakika boyunca art arda canavarlar öldürürsen bütün yetenekler 0,1 kat artar. Şuanda birinci seviye olduğundan maksimum yüklenme 50% ve eğer düşmanını beş dakika içinde öldürmezsen gizlenme yeteneği kaybolur. Diğer yeteneklerin yeterince seviye atlarsa onlar da eklenecek.]
[Kara Ölüm Tanrısının Delici Ejder-imha Mızrağı silahının beta seçeneği sayesinde, Ölüm Tanrısının bütün yetenekleri 30% artar.]
Şaşırtıcı bir şekilde evrim geçiren yetenek pasif bir yetenekti. Mana kullanamamasının buna engel olmayacak oluşu sanki onun için özel olarak hazırlanmıştı. Evrimleşen gizlenme için tam olarak uygun bir yetenekti. Aynı zamanda da savaşı oldukça etkiliyordu.
Yetenek, birçok zayıf düşman karşısında etkili olsa da tek bir güçlü düşmanın karşısında bu yeteneğin bir önemi kalmıyordu. Yeteneğin zayıf yönü bir tek buydu.
“Aman Tanrım, mızrak biraz önce kafamı sıyırarak uçtu!”
“Tek vuruşla üçü birden öldü.”
“Mızrakla ölen canavarlar ortadan kayboluyorlar! Ka-kahretsin! Burada neler oluyor böyle….!”
Bütün düşmanlarını fırlattığı mızraklarla tek seferde öldürdüğünden Il Han’ın gizlenmesi hiç bozulmuyordu. Hemen önlerinde mızrak fırlatsa bile kimse onun farkına varmıyordu! Il Han bunu oldukça komik bulmuştu.
“Bu çok rahat ve güzel…”
[Korkunç yetenek dehşet verici bir yeteneğe dönüştü. Ama bunun sayesinde savaştığını görmek beni biraz tuhaf hissettiriyor.] (Erta)
[Vay canına anında 200 tanesini öldürdün.] (Lita)
Etraftaki uçan canavarlar çoktan yok olmuştu. Il Han bunu fark ettiğinde hedefini yerdeki canavarlarla değiştirdi ve on beş dakikadan kısa sürede yerdeki ikinci sınıf canavarlar temiz bir şekilde yok edilmişti. Ölüm Tanrısı üçüncü sınıfa çıktı.
“Görünüşe göre konumumu değiştirmeliyim. Ay havadayken temizleyebildiğim kadarını temizlemek istiyorum.”
[…Bence ay olmasa bile onları anında öldürürsün.] (Lita)
Fırlattığı bütün mızrakların ve öldürdüğü bütün canavarların çantasında olduğundan emin olduktan sonra Il Han başıyla onaylayarak savaşacak başka bir yer bulmaya gitti. Buradaki bütün canavarlar insanlardan daha zayıf birinci sınıf canavarlardı. Ama hem insanlar hem de canavarlar korkuyla titriyorlardı.
“Çok, çok korkunç.”
“Canavarlardan daha korkunç.”
“ *Hıçkırır* ”
[Kuoooo…]
Bir şehir efsanesi başlamıştı. ( Ç/N: Japoncada ‘toshi densetsu’)
Kanagawa vilayet, Tokyo şehri, Chiba vilayeti. Bu alanlar insanlarla canavarların savaş alanına dönmüştü. Elbette canavarlar Tokyo’nun ve Chiba’nın her yerine dağılmamışlardı ama savaş böyle devam ederse dağılmaları fazla zaman almazdı.
Bu bölgelerin arasında yabancı yetenek kullanıcıları Tokyo üzerinde yoğunlaşmışlardı. Hiç kimse çoktan mahvolmuş Kanagawa’nın diğer bölgelerden daha önemli olduğunu söyleyemezdi. Tokyo’da hala dokunulmamış tesisler ve de zindanlar vardı ve oranın kurtarılması daha olasıydı. Aynı nedenden dolayı Chiba da Kanagawa’dan daha önde geliyordu.
Çok acımasızcaydı ama bütün insanlar Kanagawa’yı kaybedilmiş bir satranç taşı gibi görüyordu ve canavarların daha başka yerlere yayılmasını engellemeye odaklanıyordu.
İlk olarak, canavarların yayılmasını önlemeliydiler, sonra onların kökünü kazıyarak olaya bir son verebilirlerdi. Aksiyon kitabında Zindan Dalgasını engellemenin yolunun bu olduğu yazsa da Kanagawa’ya en olacaktı? Canavar tarafından çiğnendikten sonra tamir edilemez bir hale gelecekti.
“Kahretsin. Amerika ve Fransa’nın destek güçleri de Tokyo ve Chiba’ya mı odaklanmış?”
“Bize de Tokyo savunma hattına geçmemiz için emir geldi. Kanagawa tamamen terk edildi.”
Artık Dünya’daki birçok insan yetenek kullanıcısı olduğundan, memleketi Kanagawa olan birçok üst seviyeli insan vardı. Hatta Kanagawa’yı temsil eden iki klan bile vardı. Popülasyon bakımından Kanagawa, Tokyo veya Osaka’ya kaybetmezdi.
Bu iki klan, keşfedildiklerinde evrensel bir klan olma isteğiyle yanıp tutuşuyordu ama şu anki durumda tehlikedeki klanlarını korumak zorundaydılar.
“Bir şey olduğunda o şehri terk etmeyi mi planlıyorlar? Siktir!”
“Yukarıda! Kahrolası maymunlar!”
“Geri çekilin. Ön saftakiler geri çekilerek savunma pozisyonu alsınlar!”
Kanagawa’nın şehri olan Odawara şehrinde umutsuzlukla dolu bir savaş yaşanıyordu.
Bir grup şeytan maymun, saklanamaya uygun gördükleri her yerden fırlayarak insanları kudurtuyorlardı. Sağlammış veya çökmüşmüş hiç umursamadan bütün binaları kaleleri olarak kullanıyorlardı ve etrafta dolaşan insanlar onlara av oluyordu.
Seviyeleri 65 ile 80 arasında değişiyordu. O sırada yetenek kullanıcıları ne kadar elit olursa olsunlar teke tek savaşmak çok zordu. Böylece verilen kayıplar hızla artıyordu.
[Kiik!]
“Kwaaaak! K-kaptan!”
“Kahretsin, Tamura!”
Hemen yanında durum hakkında söylenen arkadaşı, aşırı fazla maymunun güçlü kavrayışıyla yakalanarak havaya uçtu.
Bir kere yakalandıklarında her şey bitiyordu! Kaptan denilen adam arkadaşının bedenini yakalamaya çalışırken bir anda nereden geldiği belli olmayan bir mızrak maymunun kafatasını parçaladı.
“Khuhk!”
“N-ne!?”
Arkadaşını kurtarırken hemen arkasından yere düşen adam gözlerini kocaman açtı. Hiçbir yerden bir işaret gelmemişti. Ama mızrakla birlikte maymun yere düşer düşmez bir anda ortadan kayboldular.
[486, 989 deneyim kazandın.]
[66. Seviye Şeytan Maymun’un kayıtlarını kazandın.]
“Etafta 60. Seviyeye yakın birini görmedim, bu nasıl mümkün olur?”
Hemen ardından Il Han adamın yanından geçerken nefesini bırakarak mırıldandı. Elindeki atlat çoktan başka bir mızrağı fırlatmaya hazırlanıyordu.
[Sana söylemeliydim ama ikinci sınıf olmak seçilmiş sayılı insana verilir.] (Erta)
[Bu konuda bir şey yapamayız. Akashik Kayıt bu konuda çok katı.] (Lita)
“Yüz wonuna bahse girerim Akashik Kayıt son patron olarak ortaya çıkacak.”
[Sadece yüz won koyduğun için şanslısın. Akashik Kaydın fiziksel bir gücü yoktur.] (Erta)
Meleklerle konuşurken bile Il Han dinlenmeksizin etrafa mızrak fırlatmaya devam etti. Şanssız olsaydı yalnızca bir tane öldürebiliyordu; normalde iki tane öldürebiliyordu; oldukça sık üç tane öldürebiliyordu; eğer şanslıysa dört taneyi tek bir vuruşta mızrağıyla vurarak öldürebiliyordu.
[Kiiiik!]
[Kuik, Kiiik!]
Şeytan Maymunlar kimin saldırdığını bilmiyorlardı ama saldırı altında olduklarını anlayabiliyorlardı. Bedenlerini bir şeylerin arkasına saklamaya ya da hızlı hareketleriyle mızrakları engellemeye çalışsalar da hiçbir şey işe yaramıyordu.
[690,983 deneyim kazandın.]
[675,938 deneyim kazandın.]
Il Han’ın fırlattığı mızraklar hedefini buluyordu, hızlı ve güçlüydü. Ay ışığıyla birlikte 40% daha hızlı fırlatılan mızraklar, beton duvarları aşmaları gerekse de şeytan maymunları öldürüyordu. Onları korkusuz yapan binaların duvarları tamamen anlamsızdı.
“Ancak 75. Seviye oldum. Bu deneyimlerle seviye atlamam için onlardan kaç tanesini daha öldürmem gerekiyor?”
[Normalde, insanlar bunlardan üç bin tane öldürerek seviye atlarlar. Seviye atlamanın bu kadar yavaş olması da bu yüzden… Hatta diğer insanlar ek unvanların efektleri yüzünden daha fazla deneyim puanı da kazanmazlar yani bunlardan dört bin tane öldürmeliler.] (Erta)
Il Han savaşmaya başlayalı üç saat olmuştu. Çoktan Odawara büyüklüğündeki beş bölgeyi temizlemişti ama sadece ikinci seviye canavarları avlamasına rağmen bir kere bile seviye atlamamıştı!
Eğer bir tesellisi varsa o da en azından kazandığı yüzlerce ikinci sınıf taştı. Gizlenme yeteneğini evrimleştirmek için onlardan büyük miktarda tüketmesi gerekmişti bu yüzden de ne zaman ikinci sınıf bir canavar çantasının içine girse mutlu oluyordu.
Odawara ‘da hayatta kalanlar boş boş bu durumu izliyordu.
“Kahrolası maymunların hepsi…”
“Aman Tanrım. Her saniyede birinin öldüğünü mü görüyorum? Şuana kadar biz ne yapıyorduk?”
“Bu korkunç, korkunç, ama…”
Fırlatılan mızraklar her yere uçuyorlardı ama kimse nereden geldiklerini bilmiyordu. Ama hepsi de insanları tehdit eden canavarları vuruyordu.
Doğrusu korkunç bir sahneydi ama canavarlar tarafından mahvedilmiş, orada ayakta kalan insanlar için oldukça yenileyici bir sahneydi.
“Tanrı sinirlenmiş olmalı.”
“Hayır, Tanrı canavarlar sinirlendikten sonra buraya gelmiş olmalı.”
“Susanoo, Susanoo buraya indi!”
Mızrak fırlatan Il Han biranda Japonların mitolojisindeki Fırtına Tanrısı Susanoo olmuştu. Elbette tekniği, etraftaki bütün canavarları öldürdüğü için yıldırım olarak düşünülebilirdi ama aslında oldukça utanç verici bir unvandı.
“Güzel, biraz daha gaza geleyim mi?”
[Görünüşe göre LA’nın Kara Şövalyesi veya Sungdaein Bolt’dansa bu unvanı daha çok beğendin.] (Erta)
Tam isabet. Başka bir ülkeye ait olsa da hala bir Tanrı değil miydi? Bir balina bile övgü aldığında dans ederdi. Şimdi Samba yapabilirmiş gibi hissediyordu.
Hafiften mutlu olan Il Han fırlattığı mızrakları daha da artırdı. Eğer insanlar onu yanlışlıkla Susanoo sandılarsa o zaman onların ezici beklentilerini tatmin etmeliydi!
Ay batıp da güneş yükselene kadar Il Han, yaklaşık 30 bölgede ikinci sınıf veya ona yakın olan bütün canavarları temizledi. Daha açık olmak gerekirse Kanagawa’nın yarısını tek başına fethetmişti.
Gerçekten inanılmaz bir başarıydı. Bunun bir sorun haline gelmemesine imkân yoktu. Kurtulanların hepsi yaşanan olaydan bahsederken mutlu, şaşırmış ve de korkuyordu. Sosyal medya çoktan Japonya’ya inmiş Fırtına Tanrısı Susanoo ile çalkalanıyordu.
Kimsenin fark edemediği mutlak güç.
Kulağa saçmalıkmış gibi gelse de gerçekten insanların gözleri önünde yaşandığından reddedilemezdi. Bazıları güçlü bir Tanrı’nın düşük seviyeli bir tanesi olarak indiğini söylerken çoğunluk bunun da insanları tehdit eden bir çeşit canavar olduğunu savunuyordu.
Ve bu ikisine de dâhil olmayanlar, örneğin Yıldırım Klanından Mi Rae ve de insanlar arasındaki güçlü yetenek kullanıcıları başka bir düşüncedeydi.
Onların çıkışına engel olan inanılmaz güçlü birisi ortaya çıkmıştı!
Magnec