silah naya iyiymis ?
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
43. Bölüm Ben de İkinci İşimi Geliştiriyorum (5)
Il Han başarılı bir şekilde pile bunker ve mermilerini güçlendirdikten sonra hiç beklemeden adam-kadın ikilisini takip etmeye başladı.
Onların yürümesi hızlı sayılabilirdi ama Il Han ile karşılaştırılamazdı. Üstelik Il Han’a saldıran canavarlar yoktu fakat diğer ikili yollarına çıkan trol ve akreplerle yüzleşmeliydiler. Yani Il Han’ın onları yakalaması kısa sürmüştü.
“Eğer onu biraz daha cezbedebilseydim bizimle gelirdi.”
“Rüyanda görürsün.”
“Eğer bir aptal değilse bizimle gelmekten başka çaresi yok. Çünkü ben güzelim!”
“Ya tabii.”
Bir süre onları takip ettikten sonra konuşmalarını duyabilir hale gelmişti: Kadının aşırı gururunu ve adamın ilgisiz cevaplarını. Onları bir çift sanan Il Han’ın, bu konuşmaları duyunca kafası karışmıştı.
“Ama sadece ikimiz olursak zor oluuuur. Ona zehir dışındaki her şeyi vereceğimizi söylersek bize yardım etmez mi?”
“Peki ya zehri istediğini söylerse? Ya da nerede kullanacağımızı sorarsa? Dahası sadece zindanlar hakkındaki fazla bilgimiz bile insanlara haksızlık olarak görünebilir. Yani ne söylediğimize dikkat etmeliyiz.”
Ha Jin’in karşılığını duyduğunda Il Han kahkaha atacaktı neredeyse. Dediklerine dikkat etmeleri gerektiğini söylerken kendisi dikkatsizce konuşuyordu.
Il Han onları takibe devam etti. Yu Na’nın somurtarak homurdandığını görebiliyordu.
“Ona sadece Cennet Görevinin ödülü olduğunu söyleyebiliriz. Üstelik ona nasıl bakarsam bakayım o iyi biriiiii.”
“Şu görünüşünle nasıl bu yaşa kadar böyle safça büyüyebildin anlamıyorum.”
“Sebebi oppa senin ve Mi Rae’nin koruması sayesinde oldu.”
“İmkânsız.”
Görünüşe göre onların da kendi sorunları vardı. Ve zehir mi? En başından beri trol yerine akreplerin mi peşindeydiler? Il Han Erta’ya baktı.
“Eğer dürüstçe neler olduğunu anlatırsan seni affederim.”
[Bilmiyordum. Gerçekten bilmiyordum. En başında sana burada yalnızca trollerin olduğunu söylememiş miydim? Yani beni aşağılama lütfen!? Beni sinirlendiriyorsun.]
“Daha da şüpheleniyorum. Hatta onları takip ediyor olsam bile beni uğraştıracak bir başka ön gösterim olacakmış gibi hissediyorum.”
[Lütfen dur. Bence ön gösterim kelimesi Gestalt Çöküntüsünü ortaya çıkarabilir.]
Erta ile konuşurken bile düşünmeye devam ediyordu.
Eğer zehirden bahsediliyorsa kum akrebini yakaladığı için onda da vardı. Bunu istemiyorlar mıydı? Farklı bir tür zehir miydi istedikleri? Bunun bir nemi yoktu. Eğer başka bir tür arıyorlarsa, daha güçlü bir tane…
“Harika, kesinlikle bir üçüncü sınıf canavar var.”
[Bunu söyleyeceğini biliyordum.]
Il Han heyecanlanmıştı. Onları takip etmek geçekten de iyi bir fikirdi! Biraz sinsiceydi gerçi!
[Sanırım bir akrep onları pusuya düşürmek üzere.]
“Akrepler benim.”
Un kurabiyesi arayan bir çita gibi konuşarak Il Han silahını çıkardı. Ellerinin arasında duran şey Metal Kalp şişleriydi.
[Şimdi sinirlenebilir miyim?]
“Sadece Metal Kalplerden yapılan malzemelerin gücü ve dayanıklılığını ölçmek için bir deney bu.”
[Yani kendini bir metal şişle ne kadar havalı gösterebileceğinle ilgili bir deney değil?]
“Beni çok iyi tanıyorsun… Lita’nın beni anlayabilmesi için onlarca yıl gerekmişti.”
Il Han’ı fark etseler de bunu durdurmak gibi bir planı yoktu! Eğer bu basit bir istek olsaydı en başında yapmazdı.
İşe yaramaz bir kararla elinde eldivenleri olduğu halde Metal Kalp şişi fırlattı.
Son seviye atışa, zırhının sürpriz saldırı seçeneği de eklendiğinde dört metal şiş havayı delerek inanılmaz bir güçle ve de sinsilikle akrebin kafasına saplandılar.
[697,290 deneyim puanı kazandın.]
“Daha çık bir bilgiye ihtiyacım var. Ama tek vuruşla öldü.”
[Buna bir şey demem.]
Yu Na ve eşlikçisinden hala belli bir mesafe uzakta oldukları için ikisi kum akrebini fark etmedi. Tabii Il Han’ın şişleri çıkararak cesetle birlikte çantasına koyduğunu da bilmiyorlardı.
“Onlarla birlikte olan melek neden bizi fark etmedi? Üstelik geçen sefer pusuya düşürülmüşlerdi. Neden onları yalnız bıraktı?”
[Melekler dünyada bütün güçlerini kullanamazlar. Bunu sana daha önce de söylememiş miydim? Gardiyan meleklerin yapabilecekleri fazla bir şey yok. İnsanların hayatına fazla müdahale etmemek Cennetin bir kuralıdır. Yani pusuya düşürülseler bile biz bunu engelleyemeyiz. Ama onları uyarmak sorun değil.]
“Yani sen işe yaramazsın.”
[Kuhk.]
Yu Na ve eşlikçisini takip etmeye ve yollarına çıkan akrepleri öldürmeye devam ettiler.
[653,755 deneyim puanı kazandın.]
“Gerçekten de eğer hızlı ve uzun mesafeli saldırılar yaparsam beni fark etmiyorlar.”
[Eğer aynı yerden makineli tüfekle vurursan seni fark ederler. Şiş saldırıları beklenmedik bir şekilde etkili.]
Erta bunu kabul etmek istemese de gizlenme aktifken yapılan saldırılar bazen gizlenmeyi bozmuyordu.
Daha açık olmak gerekirse, eğer düşman ona saldıranı görmezse gizlenme bozulmuyordu. Aslında bu bir olasılık problemiydi. Yani Il Han buna tam olarak inanamıyordu.
[Üçüncü sınıf canavarlara şiş atmaya başlarsan sinirlenirim.]
“Atmam. Gerçekten atmam.”
Adam ve kadının bir şeylerin ters gittiğini anlaması için biraz daha zaman geçti.
“Neden bize pusu kuran akreplerin sayısı azaldı?”
“Bilmiyorum. Beki de arazi değişmiştir. Hala trolleri görüyoruz.”
“Eğer koca akrep yok olursa kötü olur.”
“O koca akrep değil. Dev Ölüm Takipçisi.”
Il Han’ın beklentileri, korkunç ismi duyunca artmıştı. Kulağa kesinlikle üçüncü sınıf bir canavarmış gibi geliyordu.
“Kendi başımıza öldürebilir miyiz?”
“Sonuçta ikinci sınıf bir canavar. Hem bunu yapamazsak geri çekilmek zorunda kalırız. Parşömen sende değil mi?”
“Onu senin taşıman daha iyi olur oppa.”
“Geçen seferki gibi bir akrebe mi yakalanmak istiyorsun?”
“O olay, Kara Şövalye ile tanışmamız için yaşanmış olmalı.”
“Sus.”
Dev Ölüm Takipçisi ikinci sınıf mıydı? Uzun ve havalı bir ismi olsa da sadece ikinci sınıf mıydı!?
Ha Jin’i yakalayıp gerçekten de ikinci sınıf olup olmadığını kontrol etmek istiyordu. Ama kendisini zor da olsa tuttu. Onların bir suçu yoktu, sadece Il Han onları yanlış anlamıştı.
Il Han keyifsizce mırıldandı. Bakışları ufuk çizgisini tarıyordu.
“O zaman canavarı onlara bırakacağım.”
[Öylemi? Ah, ortaya çıktı. Ha?]
Dev Ölüm Takipçisinin kesinlikle gizlenmeye dayalı bir yeteneği vardı. İlk Il Han fark etmiş ve Erta da onun bir adım arkasından gelmişti. Durum çok açıktı.
[Neden ileride Gizlenme Tanrısı olmuyorsun?]
“Eğer beni öyle bir şeye dönüştürürsen seni kendime saklar ve sana sürekli işkence yaparım.”
[Ben, yapabiliyorsan denesene..?]
Erta’nın yanakları kızarmıştı. Bunun çok da kötü olmayacağını düşündüğü için kendine kızarken Dev Ölüm Takipçisinin yaylada hızla koşan görüntüsünü kaçırmıştı. O sırada Ha Jin ve Yu Na da onun varlığını hissettiler.
“Khuk, önemsiz canavarların ortaya çıkmamasının sebebi patron yakında olduğu içinmiş!”
“Vay canına, çok büyük.”
“Bağırmaya zaman yok. Güç Büyüsü! Çabuk!”
“Tamam! Oppayı güçlü yap, yaaaapp!”
Büyü yine yersiz bir büyüydü! Ama büyünün etkisin kesindi. Daha öncekiyle kıyaslanamayacak haldeki adam, kalkanıyla birlikte Dev Ölüm Takipçisine yönelmişti.
“Iyaaaaaap!”
Güç büyüsüyle birlikte akrebe saldıran Ha Jin’in görüntüsü görülmeye değerdi. Tıpkı Don Kişot’un yel değirmenlerine, savaşçıların ejderhalara saldırması gibiydi.
Bir de arkasında iki elinin birleştirerek ona inanan çelimsiz bir rahibe vardı! İşte fantastik romanlardan fırlamış bir başrol.
O noktaya kadar olayları izleyen Il Han önemsizleşmiş bir şekilde başını başka tarafa çevirdi.
“Gidelim. Eğer onlara kaybedersem onlarla bir şey paylaşmak bile istemiyorum.”
[Evet gitmeliyiz. Duyduğum kadarıyla tehlikeyle yüz yüze gelseler bile kaçmak için bir yolları var. Yani onlara kaybedip kaybetmemenin bir anlamı yok.]
Il Han o anda, bakışlarını akrep ve savaşçı-rahibe ikilisinin savaşından ayırdı.
O sırada başlarının üzerine dev bir gölge düştü.
“Erta.” Il Han sordu. “Bu canavarın da ikinci sınıf mı olduğunu düşünüyorsun?”
[Cevabımı ister misin?]
“Hayır.”
Il Han gülümseyerek, Yu Na’yı, Ha Jin’i ve Dev Ölüm Takipçisini sıkabilecek kadar büyük trole baktı.
“Onu öldüreceğimden dolayı bir cevap vermene gerek yok.”
Biraz bile tereddüt etmeden çantasından pile bunkeri çıkardı.
[Çılgın Cennetin Ölüm Islığı Pile Bunker]
[Seviye – Nadir]
[Saldırı seviyesi –
- seviye: 6,200]
[Seçenekler – Saldırıda 50%, delebilmede 100% artış. Kullanıldıktan sonra yok olur.]
[Dayanıklılık – 1/1]
[Bütün gücün tek bir atışta toplandığı yok edici silah. Tek bir atıştan sonra parçalanacak şekilde dengesiz bir yapısı var. Ama kendini yok edebilen silahın saldırısı hedefini de yok eder.]
Yaptığı mana işçiliği oldukça basitti. Pile bunkerin dayanıklılığını görmezden gelerek bir atışın beşinci seviyeye kadar çıkmasını sağlamıştı. Gerçekten de kullanılan büyü taşları ve malzemeler düşünüldüğünde cesaret isteyen bir davranıştı. Ama Il Han, malzeme sakladığından dolayı en kötü sonuçla karşılaşmak istemiyordu.
Mermiler bile ikinci büyü taşları kullanılarak işlemden geçmişlerdi. Bu Pile bunker, dünyadaki en pahalı şey kadar değerliydi.
“Vay, ellerim sadece onu tutmakla bile titriyor.”
[Kim sana böyle aptalca eklemeler yap dedi?]
“Ama bu kadarını yapmazsam bu trolü öldüremeyeceğimi düşünüyorum. Öyle değil mi?”
[İşte bu yüzden sinirliyim. Sanki bütün bu yaptıklarını, geleceği gördükten sonra yapmışsın gibi.]
Il Han, Erta’nın mızmızlanmalarına sadece güldü.
Ama durum yavaştan alınacak gibi değildi. Ha Jin çoktan Dev Ölüm Takipçisi ile karşı karşıyaydı ve sakar Yu Na, dev bir trolün onlara yaklaştığının farkında değildi. Trolse çoktan onları ezmek için metal sopasını kaldırmıştı bile.
[Yu Il Han, umarım başarırsın.]
“Sen neden bahsediyorsun?”
Bunca zamandır biriktirdikleri üstüne sos olmuştu. Ondan başka süper insan gücüne sahip bir başkası yoktu! Il Han hemen yeteneğini aktive etti. Mana kullanmadan bütün vücudundaki kaslar, ısı yaymadan önce kasılmaya başlamıştı.
Il Han’ın şu ana kadar yediği onca et, kasları için güç kaynağına dönüşmüş yanmışlardı. Yüzeyde fazla bir değişiklik olmasa da biliyordu. Bu yetenekle turnayı gözünden vurmuştu.
[Süper insan gücü yeteneği aktive edildi. Üç dakika boyunca fiziksel kabiliyetler 30% artar ama süre bittikten sonra kas gücün on dakika boyunca 50% azalır.]
Hafifçe yeri tekmeledi. Çoktan zıplama yeteneğini kontrol etmişti.
Tüm gücüyle zıplayan Il Han insanlığın umutlarıyla dolu bir uzay mekiği gibi korkusuzca havaya fırladı. İki eliyle, beşinci seviyesi yüklenmiş pile bunkeri tutuyordu.
[Trol avlanır!]
Cüssesine hiç uymayan bir şekilde konuşan Trol metal sopasını yere vurdu.
“Ha? Ah, trol! Oppa arkanda! Arakanda!”
“Ne demek arkamda? Voaaah!”
[Kuhiuaaaaaaak!]
Yu Na, Ha Jin ve Dev Ölüm Takipçisi durumu fark ettikten sonra çığlık atmaya başlamışlardı.
“100% başarı oranı olan bir pusu bu!”
Il Han trolün tepesine zıpladı ve cesaretle pile bunkeri kafasına bastırdı!
Magnec