Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

11. Bölüm Ben Yalnız Avlanırım (2)

Çevirmen: Kamiyasora / Editor: Kamiyasora

Düşünceleri karman çormandı. ‘200 yılı geçmemiştir, değil mi?’ diye kafasında hesapladığı zamanın aslında bin yıl olduğunu öğrenmişti. Bir de üstüne onun gibi gelişen ve canavarlaşan hayvanlar bin yıllık yalnızlığın intikamını almak istiyordu…

[Kuhaaaang!]

Öyleyse ne olmuş?

Sokakta kendilerini gösteren canavarları ve onlara eşlik eden lider-sınıfı Gri Kurdu gördükten sonra hızla giderken bunu düşünüyordu.

Geçen zamanın ne kadar uzun olduğu, onun durumunu değiştirmiyordu.

Buradaki canavarlar bile diğer dünyadakilerden daha güçlü. Oraya hiç gitmediğimden ne kadar güçlü olduklarını bilemem! Kahretsin, beni ilgilendirmiyor!

Bir şeyden eminim. O da şundan daha güçlü olduğum.

[Kuhoaaaang!]

Mızrağını, gizlenme tekniği sayesinde geldiğinden haberi olmayan dev Gri Kurdun yüzüne saplandı.

Mızrak, gözlerinin arasına saplanmış; sivri kürkünü, sert derisini, karmaşık kas yapısını, tuhaf bir şekilde yabancı maddelere bağlanmış etini ve çelikten de güçlü olmak üzere gelişmiş kemiğini parçalayarak beynini ezmişti.

[12,904 deneyim kazandın.]

[35. Seviye Dev Kahverengi-Gri Kurt’un kayıtlarına ulaşabilirsin.]

[9. Seviyeye ulaştın. 4 Güç, 2 Çeviklik, 2 Sağlık, 2 Büyü artar.]

[Bir sınıf belirlemeden 10. Seviye olamazsın. Bütün gereken kayıtlar, bir sınıf belirledikten sonra kullanılabilecek.]

[Bütün olabilecek kayıtlar gözükmektedir. Sunulan işlerden, şunları seçebilirsiniz…]

O anda Gri Kurdun sahip olduğu dev miktardaki deneyim ve de sınıflar Yu Il Han tarafından emilmiş, gözlerinin önünde sayısız yazı belirmişti.

Ancak Yu Il Han, bunu fark etmeye zaman bile bulamadan hemen harekete geçmeliydi. Çünkü caddedeki canavarlar, birazcık liderlerinin ölümünden korkmuş, ona saldırıyorlardı.

“Defolun canavarlar!”

“Çok fazlalar… Bir adam onlarla dövüşüyor!”

“Bekle, ellerimden ateş çıkaracağım.”

“Askerler! Gerçekten de onlara ihtiyaç duyduğumuzda hiç etrafta olmuyorlar!”

Yu Il Han’ın ilk saldırısıyla neredeyse aynı zamanda insanlar canavarların saldırdığını fark edip korkuyla kaçıştılar. Sessize ayrılanlar, sakince olayları açıklayanlar, orduya bakınanlar veya korunacak yer arayanlar…

Canavarlara verdikleri sakince tepki sanki on yıldır başka dünyadalarmış gibi hissettirmiyordu. Ama aralarından bazı beceriksiz insanlar olmayan manaları ve olmaya ateş toplarıyla gösteriş yapmaya çalışıyorlardı.

[Kuhvaaa!]

Adamlardan birini küçümseyen vahşi bir köpek ona saldırdı. Yu Il Han, bu durumu hemen hemen tahmin etmiş, onu mızrağıyla geriye savurmuş ve bir tekmeyle yeri inletmişti.

Yeri tekmelerken vücudunda depolanmış güç, tam anlamıyla tepki gücüne dönüşmüş ve bir gülle gibi fırlamıştı.

Öne doğru eğilip gücünü topladıktan sonra mızrağı iki eliyle tutarak tam önüne nişan aldı. Mızrağın başı ona saldıran köpeğe doğru yönelerek kafasına isabet etti.

[Kak!]

[1,700 deneyim kazandın.]

[18. Seviye Gezgin Köpeğin kayıtlarına ulaşabilirsin.]

Bir köpeğe göre fazla havalı bir isimdi.

Sadece kendi içinde kavgaya devam ederek yere indi. En başından beri ona bakan canavarlar, arkadaşları öldükten sonra aralarındaki mesafeyi kapatırken Yu Il Han’a ‘Onu öldürüp hayatta kalacağım.’ bakışıyla bakıyorlardı. Neyse ki diğer insanların artık tehlikede olmamaları çok rahatlatıcıydı.

“Geri çekil.”

Yu Il Han geriye bakarken uyardı. Ancak, ellerinden alev çıkarmada başarısız olup da kurtarılan kişi, Demir Adam maskesini görünce şokla bağırdı.

“D-Demir Adam maskesi…!?”

Bunu duyanlardan biri konuşmaya başladı.

“Yoksa, Sung Daein Bolt mu!?”

“Ne, Sung Daein Bolt mu dedin?”

“Ucuz Demir Adam maskesi… Bu kesinlikle Sung Daein Bolt!”

Bir süre bu utanç verici lakap havada uçuştu! Yu Il Han ağlama isteğini bastırarak arkasını döndü. Duyguları karmakarışıktı. Adının bilinmesine hafiften de olsa mutluydu. Ama hala üzgündü.

“Geri çekil dedim!”

“Elinden gelenin en iyisini yap, Sung Daein Bolt!”

“Vay canına, çok güçlü. Bir gün içinde bu hale gelebilmek için kaç seviye atlamıştır?”

“Kesinlikle ikinci işindedir.”

Geri dönenler, duruma çok hızlı uyum sağlıyorlardı. Hepsi uzaklaşarak kavgayı izlemeye başladı. Bir tanesi akıllı telefonunu çıkararak Yu Il Han’ın savaşını kaydetmeye bile başladı.

Yu Il Han, maske takıp mızrak taşıdığı için kendini şanslı sayıyordu. Sıradan bir çelikten yapılmış olsa çoktan yok olacak mızrağı, önüne gelen dişleri kırarak hünerini gösteriyordu.

[3,300 deneyim kazandın.]

[26. Seviye Gri Kurt’un kaydını kazandın.]

[1950 deneyim kazandın.]

[1500 deneyim kazandın.]

Bir sürü yazı, gözlerinin önünde belirdi. Bunca canavarı öldürmesine rağmen seviye atlayamamasının Gri Kurt’u öldürdüğünde ortaya çıkan sınıfla ilgili yazılarla alakalı olduğunu düşünüyordu. Ancak canavarlar dinlenmeye fırsat vermezken onun okuyup onaylayacak vakti yoktu.

Onları anında öldürdüğünden seviye atlayıp atlamaması önemli değildi!

Ancak canavar sayısını yirmiye düşürdüğünde canavarların ilk ortaya çıktığı yerde bir açıklık oluştu ve ortaya kocaman, yüksek sesle uluyan dev bir kurt çıktı.

[Auuuuuuuu!]

[Bu en güçlü ikinci canavar. Sanki bir emri yerine getiriyormuş gibi görünüyor yani dikkatli ol.]

“…Yani bir otorite oluşturup emir verebiliyorlar mı?”

Erta’nın uyarısını duymak hemen canavarların zekâsının yüksek olduğunu hatırlatmıştı. Zihnini güçlendirmek için arkasını döndü.

İnsanların arkada ne hakkında konuştuğunu duyamıyorum. Önemli olan ben ve de mızrağımla öldürdüğüm yaratıklar.

O anda, ondan uzaklaşıp sadece dikkatli bir şekilde onu izleyen beş vahşi köpek birden ona saldırdı.

[Kuhaaang!]

Sol bacak, sağ bacak, sağ kol, sol omuz, baş… Vücudunun farklı yerlerine saldıranların şekilleri ona,  insanların yaptığı zorbalıkları hatırlatmıştı.

“Fuu… Hop!”

Bunu gördüğünde, Yu Il Han neredeyse saldırmaya hazırdı. Eğer geri düşerse duruşu artık sabit olmayacak ve birçok saldırıyı alabilecek hale gelecekti. Ama savunmaya geçerse de vücudunu ısıracaklardı.

Sağ ayağıyla yere basarak, öne doğru eğildi ve sol bacağını hedef almış bir tanesine mızrağıyla geçirdi. Ceset hala mızrakta olduğu halde savruldu ve bir başkasının sol bacağına saplandı.

Köpeğin vücudu, onlarca seviyenin baskısı göz önünde bulundurulsa da, tam anlamıyla korkunçtu.

[1,300 deneyim kazandın.]

[1,250 deneyim kazandın.]

Ancak o ana kadar üçüncü köpek, sol omzuyla arasında 10 cm kadar mesafe bırakmıştı. Mızrağını kullansa da ona vurmasının imkânı yoktu. Mızrağı tutan sol elini serbest bırakarak kolunu salladı. O anda, bileğinden bir anda fırlayan keskin orak köpeğin ağzını parçaladı.

[Kyaaaaak!]

Mızrağı iki eliyle de tutmak için sol kolunu geri çekti ve adım atarken tüm gücüyle yere vurdu.

Bu darbeyle köpeğin cesedinden kurtulduktan sonra, sırasıyla kafasını ve kolunu ısırmak üzere olan köpeklere nişan alarak vurdu.

“Hop!”

[Au?]

[Kuhung!]

Mızrağın kafası güneş ışığında parladığı sırada iki köpeğin bedeni de ikiye ayrılıp yere serildi.

[1,400 deneyim kazandın.]

[1,300 deneyim kazandın.]

Yu Il Han son olarak yerde inleyen ve ağzının yarısı kaybolmuş olan köpeğin kafasına basarak dövüşü bitirdi.

[Kahang!]

Ancak kurt, küçümseyerek inildeyen köpeğe bakıyordu. Yu Il Han tam da kafasını kaldırmış koşarak onu parçalamayı düşünüyordu ki farklı bir olay meydana geldi.]

“Aaa… Lütfen…yardım edin…!”

[Kuohh.]

Amacı en başından beri onu oyalamak mıydı? Hızlı davranıp, birkaç saniye içinde bir rehine almıştı.

Nerede? Rehine sokakta değildi. Sokaktaki kalabalık da bir rehine alındığını fark edince şaşırmıştı. Üstelik bu olay yeni yaşanıyordu. Aynı şekilde rehine alınmaktan korkarak kaçmakta geç kalanlar veya rehineyi kurtarmak için çözüm arayanlar gibi birçok farklı insan vardı.

Yu Il Han, ancak kısa bir süre sonra fark etti. Canavarların ortaya çıkışıyla kendisinin onları fark edip onlara saldırması aynı anda olmamıştı.

Yani bu yaratıklar çoktan en az bir kez saldırıda bulunmuş ve o zaman bir rehine ele geçirmiş olabilirlerdi.

Yaratık Yu Il Han’a baktı. İğrenç görünümlü ağzı ve çıkık körükleriyle sanki Yu Il Han ile dalga geçiyordu.

Erta’nın dediği gibi deneyim kazanmak için insanları öldürmek ve kayıtlara ulaşmaya çalışmak canavarların içgüdüsü olsa da Yu Il Han’ı köşeye kıstırmak için bir süreliğine hunu bile bastırmışlardı.

Bu hareketlerinin amacı Yu Il Han’ı durdurmaktı. Kurt Yu Il Han’ı yenmek için, onu engelleyecek insanlar kullanarak, etkili ama çok basit bir hile yapmıştı.

Böyle bir strateji sadece insan psikolojisini anlayarak yapılabilirdi.

Ve eğer gerçekten de bunu düşünebildiyse, Yu Il Han’ı yanlış değerlendirmiş demekti. Çünkü bunu fark ettiği anda hiç duraksamadan mızrağını ona fırlatmıştı.

[Kak!]

Yu Il Han’ın harekete geçtiğini gören kurt panikleyerek ayaklarında güç toplamışsa da elden çıkan mızrağın geri dönüşü, Yu Il Han için bile imkânsızdı. Onu tehdit etmek işe yaramamıştı.

Bunu çok da geç olmadan fark eden kurt rehineyi kullanarak saldırıdan kaçmayı denedi. Ve bunu düşünüp gücünü ayaklarında topladığı anda çelik mızrak kafasını delip geçti.

[6,700 deneyim kazandın.]

[32. Seviye Dev Kurnaz Kurt’un kayıtlarını kazandın.]

Yu Il Han kendini sıradan bir insan gibi hissediyordu.

Bir insanı, ciddi bir tehlikedeyse kurtarmak istiyordu ve bunun için kendini ortaya koyması gerekiyorsa koyabilirdi. Ona göre, yalnız başında bin yıl yaşamış biri olarak nefes alan bir insanın varlığı paha biçilemezdi.

Ancak, ‘Bunu yapmak için kendini tehlikeye atar mısın?’ sorusu sorulduğunda buna gülüp geçerdi. Bu diğer insanlar için de aynı olmalıydı. Bir insan, bir başkasının hayatına saygı duyardı tabii karşısındaki onun hayatına saygı duyduğu sürece.

Onu suçlulardan ayıran özellik, durumu anında kavraması, harekete geçmesi ve başka insanlar gibi krizlerle yüz yüze geldiğinde panik yapmamasıydı. Bunu bencillik olarak bile adlandırabiliriz.

[Guoohhh!]

[Kiiii!]

Yu Il Han mızrağı Dev Kurt’a attıktan hemen sonra, kalan kurtlar ve vahşi hayvanlar aynı anda ona saldırdı.

Silahını kaybettiği için bunu fırsat olarak kullanacaklardı tabii ki, ama o anki hareketleri de kötü hamlelerdi. Çünkü başlangıç olarak Vale Tudo ile birlikte bütün dövüş sanatlarını öğrenmiş Yu Il Han’ın bedeni özel seviye bir mızrak gibi bir silah olmadan bile onları öldürmeye yeterdi.

“Fuu.”

Tesadüfen kötü bir ruh hali içerisinde olan Yu Il Han, sonunda biraz öfkelenebileceği düşüncesiyle gülümsedi ve kendini onlara fırlattı.

[Keng!]

[Kak!]

[Gulp!]

“Vay canına, köpek günlerinde bile bu kadar çok öldürmemiştim.”

“Gözünü nasıl da dürttüğünü gördün mü? Gözleri büyük olduğu için onların nasıl sadece işaret ve serçe parmaklarıyla dürttüğüne baksana. Ne kadar da titiz bir adam!”

“Biri şu kızı kurtarsın. Çabuk! Canavar tarafından ezilmek üzere.”

“İkinci birlik, İleri!”

O anda, askerler olay yerine gelmişlerdi. Neyse ki, liderlerini kaybetmesinin öfkesini yaşamadan önce gelebilmişlerdi böylece öfkesini sivillere yayarak rehineyi öldürmeye çalışmalarını engellemiş ve kızı, yaralanmadan kurtarmışlardı.

Sonra da canavarları bastırmak için…

“Ateş etmeyin. Sung Daein Bolt hala onların arasında!”

“Daha önce gelmeliydiniz. Askerler her zamanki gibi çok yavaşlar!”

“D-Dur! Ateş kes! Orada bir insan olduğunu duymadınız mı!?”

Daha ateş bile atamadan insanların şikâyetlerinin altında kalarak namlularını indirmek zorunda kalmışlardı. Bu sırada Yu Il Han, bir su gibi hareket ederek canavarların nefesini teker teker kesiyordu.

İki lideri de yendikten sonra kontrolü ele alacak başka bir lider yok gibi görünüyordu bu yüzden de canavarların savaş teknikleri bir anda basitleşmişti ve kudurmuş haldeki Yu Il Han üç dakikada oradaki bütün canavarların icabına bakmıştı.

Bu tam anlamıyla baskın bir savaştı.

[1,000 deneyim kazandın.]

“Fuu.”

Yu Il Han son vahşi köpeğin de nefesini kestikten sonra bir anda üstüne çöken yorgunlukla iç geçirerek kafasını kaldırdı. Bir önceki gün kampüste kudurduktan sonrakiler gibi bakışlar acımasızca onu delip geçiyordu.

Ve içlerinden biri, herkesten daha vahşi bakıyordu. Birliğin lideri… Başında bere olan kadın bir teğmendi.

“Sonunda seni buldum Sung Daein Bolt!”

“Dedikoduların arkasındaki zanlı sen misin?”