Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

65. Bölüm Köle Ticaretine Baskın Görevi #2

Çevirmen: Gecekuşu / Editor: Gecekuşu

‘Köstek’lerin saklandığı Bergen gecekonduları, tıpkı bir karınca yuvası gibi karmakarışıktı. Bunu bilmeyen bir yabancı kafasına göre sokaklarda dolaşırsa kendini şehrin ücra yerlerinde bulabilirdi.

Theodore omuzlarında oluşan manevi yükü hissederken, yerde içki şişeleri yuvarlanıyor, kan olabilecek lekeler yolu süslüyordu. O lekeler her neyse, Theodore umursamamaya çalışıp yoluna odaklandı. ’25 metre ötede, sağda, arkada 3 tane var.

Bu keskin duyuları yalnızca fiziksel tespit yapmakla kalmıyor, zeminle bağlantısı olan Mitra’nın duygularını da paylaşabiliyordu. Köstebek misali titreşimler vasıtasıyla hareketleri ve fiziki varlıkların yerini algılama özelliği Theodore için bir hayli faydalıydı. Şahin gözüyle göremediklerini bu özelliği sayesinde yakalayabiliyordu.

Duvarın arkasında fısıldaşan 3 hırsız olduğu da doğruydu. Sesleri kulağıyla duyana kadar ilerledi.

‘Gördüm onu! Kesinlikle bir elfti!’

‘Delirmişsin sen, Hans. Gündüz ilaç falan mı içtin?’

‘Muhtemelen, birkaç gün genelevden uzak kaldın diye halüsinasyon görüyorsun. Hey, sana borç vereyim mi? Günlük %2 faizle tabi.’

‘Seni aşağılık herif!’

Aslında içlerinden biri esir düşen bir elf görmüşse de, arkadaşları ona inanmamıştı. Bu muameleye sinirlenen hırsız yerinden ayrılıp orayı terk etti. Köşeyi dönmesiyle Theo ile yüz yüze geldi. Adam, Theo’yu görünce şaşkınlıkla ağzını açtı, ama...

Piing-

Daha gıkı çıkmadan alnında bir delik açılmıştı. En kuvvetli büyücü Veronica dahi bu mesafeden büyülü oku engelleyemezdi.

‘Geriye kaldı iki... onları da hallederim.’

Theo işaret parmağını duvarın diğer tarafına uzatıp kalan iki hırsızın da kafasına sıkmıştı. Ecelin ışığı onları paramparça etmişti. Beyinleri etrafa dağılırken suratlarında bir gülümseme vardı. 3 hırsızın hayatı bu şekilde son bulmuştu.

Kısa bir süre sonra...

Çeteler arası savaşta, eğer büyülü ok kullanılmışsa seviyeler arası fark bir anlam ifade etmiyordu.

‘Eek.’

‘Kuack.’

Theo önüne çıkan herkesi öldürüyordu. İkinci devriye çiftini görene dek, sadık kaldığı bu ilkeyle öldürdüğü bedenler yollarını kaplamıştı. Savaşçılardan biri ya şans eseri ya da yetenkli oluşu hasebiyle Theo’nun koluna çizik atmayı başarabildi.

‘Ah, hala acemiyim. Eğer Lee yoonsung’un tecrübesini tamamen kazansaydım bu saldırıdan kaçabilirdim.’

Aldığı yarayı büyüyle iyileştirdi. Birkaç damla akan kan canını o kadar da acıtmamıştı. Ardından vücudunu tamamen kapatan Theo, kışlalara geldiğini fark etti. Burası iki elfin tutsak olduğu kışlaydı. Asıl merak ettiği şey, önce hangi ikili kışlaya saldıracağıydı...

Sağ tarafta kalan kışladan sesler yükseldi. ‘Hayır? Nedenmiş?!’

Bu ses karşısında Theo da sağa ilerledi. Altın renkli gözleri çitlerin arkasından içerideki durumu çözmeye çalışıyordu. İçeride duran 4 hırsız, asık suratlarıyla kışlanın önünde dikilen savaşçılarla tartışmaya girmişti.

Theo tek bakışta seviyelerini algıladı.

‘5 tane enerji kullanan savaşçı var... Beyaz Kule’den gelen istihbaratçının gözden kaçırdığı şeyler olabilir. İçeri girmeden olayı anlamaya çalışalım.’

Theo her an harekete geçecek şekilde tetikteydi, ancak önce konuşulanları dinlemenin daha iyi olduğuna karar verdi.

‘Bu anlaşmaya ters! İki elfi bana vermeyi kabul etmemiş miydin? Sizin yüzünüzden kendimizi onca riske soktuk!’

‘Biraz daha bekleyin, Patron Rakon.’

‘Çoktan 1 haftayı geçti! O serserilerin ne zaman geleceğini bilmiyoruz!’

Theo, Patron Rakon’a bakıp gözlerini kıstı. Canis’in bağlı olduğu çetenin patronuydu. Malum köle ticaretinde arayı bulmak için yüksek ihtimalle birkaç elfi takas etmeye yeltenmişti. Bu sebeple Rakon normalde kabul görmeyecek bir anlaşmayı kabul görerek birkaç yüz altını bu işe harcamıştı. Bir elf güzelliğini elinde tutmanın düşüncesi, ona bir anlığına infaz korkusunu unutturmuştu.

Zaman geçtikçe huzursuzlanmaya başlayan Rakon, elfleri mümkün olduğunca çabuk şehirden çıkarmayı istiyordu. Birkaç günün ardından,  şehre bir infaz memurunun gelme ihtimali onu endişelendiriyordu.     

Ancak ‘Köstek’in adamları kesin bir şekilde başlarını sallayıp reddettiler. Elfleri hırsızlara teslim ettikleri anda sırtlarından bıçaklanacaklarına inanıyorlardı. Hırsızların bir gün içinde birden fazla gelip teftiş etmeleri durumu zaten karıştırmıştı.

‘Kahretsin, bari onları görmeme izin verin!’Rakon, savaşçıların soğuk ifadelerini bozmaya çalışsa da yapabileceği pek bir şey yoktu. Bu adamlara rüşvet vermek bile imkansızdı. ‘Köstek’e bağlı savaşçılar kendi adamlarından farklıydı.

Wuuong- Esen rüzgar öfkesini biraz dindirmişti.

Rakon nefes alıp verdiği sırada, rüzgarla birlikte gelen kan kokusunu alınca gülümsedi ve bu sürpriz koku karşısında kaşlarını kaldırdı. Hırsızların patronu, bu sıradışı kokuyu alınca etraflarında düşmanların olduğunu anladı.

Rakon bileğine vurduğu anda 6 hançer dışarı çıktı. Hareketleri o kadar seriydi ki savaşçılar bir anlığına ürktü. Rakon hançerleri kokunun geldiği yöne fırlattı. Hançerler mükemmel bir şekilde Theo’nun olduğu yeri hedef alarak ilerledi.

‘Nasıl?!’ Theo istemsizce sordu. Tamamen görünmez olmasına rağmen Rakon onu hedeflemişti. Hançerler baldırlarının hizasındaki çitlere saplandı.

Pyupok! Pyok! Pyupok! Hafif bir rüzgarla fuyulan keskin sesler, çitlere delikler açmıştı.

Sonuç olarak yere düşen çit, Theodore’u açıkta bırakmıştı. Onu fark eden korumalar hemen şamşirlerini çıkartıp saldırıya geçti. Enerji kullanan bu savaşçıların gözünde kırmızı bir ışık parlamaya başladı.

Theo ona doğru gelen 5 enerji kullanan ile karşı karşıyaydı. ‘Yapacak bir şey yok.’

Geri çekilmek yerine ileri adım attı. Kaçması aslında zor değildi, ancak ayrıldığı takdirde diğer tarafta duran Vince’e yük olacaktı. Herşeyden öte, içeride duranlar bu manzara karşısında onunla muhatap olmuştu bir kere. Bu durum, Theo’nun kazanabileceği bir fırsattı.

‘Genç bir çocukmuş. Hey çocuk, anneciğini mi kaybettin?’

Theo’nun yanakları, Rakon’un alaylı sözleriyle kasılmıştı. Bu kışkırtıcı sözlere karşı hassas davranmak istemiyordu.

‘...Ah, düşündüğümden daha kötüymüş.’ Tek bir kelimeyle bam teline basmışlardı.

Aynı kelimenin etkisi, kimin ağzından çıktığına göre de değişiyordu. Hem Veronica hem Blundell ona ‘çocuk’ diye seslenmişti ancak, o zamankiyle bu zamankinin arasındaki fark gece ile gündüz gibiydi.

Yine de, Theo kendini bu düşüncelerle sakinleştirdi. Veronica’yla savaştığı zamandan çok daha farklı hissediyordu.  Dışarda 5, kışlada 4, toplam 9 kişiye karşı savaşacaktı. Buna rağmen, Veronica’dan güçsüzlerdi.

Theodore’un sağ eli yavaşça harekete geçti. ‘Stoğu aç. Malzeme #3.’

O sırada, sol eli de kırmızı bir cübbe çıkarmakla meşguldü. Veronica’nın bizzat verdiği cübbeydi. Üzerinde Kırmızı Kule’nin amblemi ve 5 büyü halkasının resmi vardı. Bu cübbe, Meltor Krallığında onur ve gücün sembolüydü.

Kırmızı cübbe Theo’nun omuzlarında dalgalanırken, Rakon karşısındaki kişinin kim olduğunu anlayınca gözleri kocaman açıldı.  ‘Lanet olsun, idam memurlarını çoktan göndermişler bile!’

Meltor’daki hainler bu kıyafete hassasiyet gösterirdi. Savunma ve ikincil büyü içeren bu cübbeler, savaş meydanlarında yalnızca diplomatların giyebileceği bir kıyafet olduğundan, sıradan bir çocuğun sahip olacağı bir şey değildi.

Sonunda, Theodore iki elini de kaldırmadan önce, Ezber büyüsünün tamamlayıcılarını teyit etti.

‘Savaş şarkısı.

Hız sonatı.

Allegretto.’

Ardından dehşet verici bir hızla karanlığa doğru koştu.

***

O sırada, Vince Haidel, Theodore’a paralel olarak binaların tepesinden atlıyordu.

6.halkaya ulaşan biri olarak, Vince’in fiziksel kabiliyetleri gelişme göstermişti. Theodore’un savaş şarkısı büyüsünü kullandığı zamanki gibi hareket edebiliyordu.

Paak!

Vince, havadayken savaş şarkısı büyüsünü uygulayarak tüm vücudunu büyü ile kapladığı için, aşağıdan onları takip eden kalabalık bir grup savaşçı, Vince’i havada süzülürken tespit edemiyordu. İşte büyücülerin savaş meydanlarında bu kadar etkili olmalarının sebebi buydu. Büyücüler devriyeleri alt edebildiğinden, özellikle tecrübeli bir savaş büyücüsü savaş meydanlarında çok makbul görülürdü.

Tüm kıdemli büyücüler arasında, Vince en iyilerin arasındaydı.

‘Buraya.’ Canis’in işaret bıraktığı yere bakıp, sessizce yere iniş yaptı.

Vince’in algıları işareti net seçememişti. Önünde duran gri çadıra bakıp, ‘Bela tespiti’ kullandı. Buradaki konut alanları sanki savaşçıların yıllardır buralarda yaşam sürdüğünü gösteriyor gibiydi. Canis’in anlattıüı bilgileri tekrar hatırlayınca, içinde bir huzursuzluk hissetti.

Demek bu sebeple, onlardan kurtulmak bu kadar kolay olmamıştı.

Beklenmedik bir darbeyle karşı karşıya kalmanın şokunu yaşamak yerine, Vince bir şeyi fark etmesiyle mırıldandı. ‘Hah, şimdi ne olduğunu çözdüm.’

Bir adam, karanlıktan çıkıp çadırın yanına yaklaştı. Altınla süslenen siyah sarığı oldukça göze çarpıyordu. Bu, kıtanın Kuzey tarafında kalan Austen Krallığında yaşayan adamların bir parçasıydı.

Uzun kollara sahip bu yabancının şamşirinden kırmızı bir enerji parlıyordu. Aşağı yukarı bakıp Vince’i süzdükten sonra nereden geldiğini anlamıştı.

‘Meltor’dan bir savaş büyücüsü.’

‘Doğru. Austen yeniçerisi.’ Derken Vince de cübbesini giyiyordu.

Vince, kimliğinin doğru tespit edilmesinin verdiği güvenle kendinden emin bir şekilde konuşurken, yabancının gözleri, Vince’in sözleri karşısında şaşkınlıkla açılmıştı.

Kimliği tespit edilen yeniçeri sessizliğe gömülünce, Vince kendi kafasındakileri kelimelere döktü. ‘Ne çeşit bir örgüt böyle bir şeyi korkusuzca yapar, ha? Elfleri satmak örgüte para kaybettirecek. Bu ülkede elf satın almaya kalkacak aptalların sayısı çok değildir. Siz, Meltor Krallığını bir vasıta olarak kullanmıyor, direk Krallıktan geçiş yapıyorsunuz.’

‘...Niye böyle düşünüyorsun?’  yeniçerinin kullandığı dil, ülkedeki resmi dilin ilkel hali olsa da anlam bakımından anlaşılırdı.Vince’in bu adamı sağ bırakmak gibi bir niyeti yoktu ancak adam inatçının önde gideniydi. Yeniçeri geri adım atınca, Vince de ileri adım atıp bakışlarını yeniçeriden önce çadıra çevirdi.

Rastladığı bu davetsiz misafirin doğru kişi olduğunu o zaman anlamıştı. ‘O çadırda saklanan elf... dur biraz, Ulu Elf, değil mi?’

Bu sözler karşısında, yeniçerinin gözleri parladı.