artık seni tanıyıp tanımamasını umursamıyor musun da konuşuyon kızla
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
272. Bölüm Beklenmedik Baskın (4)
"Ben giriyorum.'' Eralkavender yanındaki Zend'e göz ucuyla bir bakış attıktan sonra, hızlı bir şekilde Tou'nun üstüne doğru ilerlemeye başlamıştı. O sırada Sanzirna da kendisine doğru gelen Zend ve Era ikilisine bakmış, yapacakları şeyleri kestirmeye çalışmıştı.
Tabii, Kraliyet Askerleri ve diğer, onlarla birlikte binaya girmiş olan askerler çoktan yukarılara doğru çıkıp, kapüşonlu adamı aramaya başlamış olsalar da, Yua hemen ustasının yanına geri gelmişti. Onu yalnız bırakmamalıydı sonuçta, ustasının gerçek bir dövüşte yapacağı şeyleri izleyerek, kendisini gelecekteki savaşları için daha hazır bir hale getirmesi onun oldukça yararına olurdu. Yua güçlü olduğu tüm krallık tarafından kabul edilmiş bir savaşçı da olsa, yaşı hala oldukça gençti ve deneyim kazanması gerekiyordu, ancak bu şekilde ileride gireceği savaşlarda daha uzun süre savşabilirdi. Sadece uzun süre savaşmak değildi elbette deneyim kazanmanın kişiye sağladığı, daha bir sürü avantaj vardı. Bu amaçla da ustasının savaşlarını kaçırmamaya dikkat ediyordu genç kız. Şu anda olduğu yere gelmesini sağlayan yegane şeylerden biri de, bu izleyişleriydi.
Gözleri, ustasının rakibine doğru kaymıştı yavaşça. Bir kadın fiziğine sahip bir düşmanla savaşmaktaydı Tou, elinde oldukça güçlü olan kılıçlarından birisi vardı ancak ona karşı tam olarak üstün gelemiyormuş gibiydi, etraftakiler çekilip savaşı izlemeye başlamıştı çoktan, yani ustasının civardaki kişilere zarar vermemek için kendisini tutmak gibi bir şeye ihtiyacı yoktu şu anda. Ancak tüm gücünü kullanmıyordu, bunun sebebi, muhtemelen karşısındaki kadının da tüm gücünü kullanmamasıydı. Çünkü onun da kendisini bastırdığı anlaşılabiliyordu, yüzündeki siyah maskesi ile oldukça ürkütücü bir görünüme sahip olmuştu. ''Bu kadın, o herifin ortağı falan mı yoksa?'' diye sordu kendi kendine Yua, görünüşlerindeki benzerlikten dolayı, bu kişinin biraz önce içeride burun buruna olduğu o adamla birlikte olup olmadığını merak etmişti. ''Ustam Tou ile başa baş mücadele edebildiğine göre, o ya Ejderha Seviyesi'ndedir ya da Ejderha Seviyesi'ne ulaşmasına ramak kalmıştır. Yani benim karışabileceğim bir savaş değil bu...'' diyerek, sessiz bir şekilde mırıldanırken, binanın arka tarafından çıkıp Tou ile Sanzirna'nın savaşının olduğu yere doğru ilerlemeye başlayan ikiliyi gördüğü gibi, bir anda şaşırmıştı. ''Bunların içeride olması gerekmiyor muydu?!'' diye sordu hemen, biraz önce onların, vakit kazanmak için yukarıya doğru çıktığını tahmin etmişti. Evin sınır kısmında olan pencere, kapı ve duvarların tamamında, onların kırılmasını, aşılmasını engelleyecek büyüler vardı, ana kapıdan çıkmak için bile özel bir büyülü eşya taşıması gerekmişti Yua'nın... Fozre Ailesi'nin lideri bugün böyle söylemişti. Peki onlar, Kraliyet Askerleri'ni atlatıp nasıl kaçmıştı ki? Yoksa Kraliyet Askerleri öldürülmüş müydü?! O ikilinin bu kadar güçlü olması mümkün olabilir miydi? Yua kendi kendine sorularla mücadele ederken, elindeki büyülü taştan, içeridekilere seslenmeyi düşünmüştü yapacağı ilk şey olarak. ''Hey, siz iyi misiniz?! İçeride bir katliam falan mı oldu?!'' diye art arda sordu seslice, Yua. O ikisinin gerçekten güçlü olduklarının farkındaydı Yua, ancak Kraliyet Askerleri bu ülkedeki en güçlü birliklerden biriydi. Bir mücize gerçekleşse ve hepsini birden öldürebilecek kadar güçlü biri bu malikanenin içinde olmuş olsa bile, birkaç dakika boyunca dayanabilirlerdi, öyle hızlıca ölmeleri ve bu ikisinin bir anda burada belirmeleri akla mantığa sığan bir şey değildi.
''Kıdemli Yua, içeride hala onları arıyoruz, üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı katlardaki her odaya tek tek baktık ancak izlerini bulamadık. Sanırım daha da üstteki katlara çıkmışlar, Kraliyet Askerleri önden gidiyor ve her katta enerji ile de enerjilerini arıyoruz, yakında bulabileceğimizden emin olabilirsiniz. Sonsuza kadar kaçacak değiller, yukarılarda binadan çıkış olmadığını Fozre Ailesi'nin lideri Lord Vosu bizzat garantilemişti, yani önünde sonunda onları yakalayacağız, dışarı çıkacak bir yer bulamayacaklar yukarı çıktıkça, ardından da aşağı inmek zorunda kalacaklar. O zaman da aşağıdan yukarıya doğru hızlıca ilerleyen bizler onları etkisiz hale getireceğiz.'' Elinde tuttuğu taşın içerisinden bir erkek sesi yükseldi ve Yua'nın kulaklarına ulaştı, Yua da bunu gördüğü gibi, bir şaşkınlıktan çıkıp diğerine girmişti. Onların öldürülmemiş olması güzeldi, ancak eğer böyle olduysa, onlar dışarı çıkmayı nasıl başarmıştı?
''O ikisi çoktan dışarı çıkmış bile, siz de hemen dışarı çıkın! Hayır, hayır durun, bu sizi dışarı çıkarmak için yapılmış bir aldatmaca da olabilir. Kaç tane Kraliyet Askeri var orada?'' Yua taşa doğru bakarak konuşurken, bir yandan da, ustası ile o maskeli kadının yaptığı savaşı dikkatlice izliyor olan, daha düşük seviyeli askerlerin arasına dalıp birinin göğsüne hançeri sokmuş olan o kapüşonlu adama bakmıştı, gözlerini biraz gezdirdiğinde, şu çita şeklindeki büyülü yaratığın da kendi ustasına arkadan saldırmak üzere olduğunu görmüştü. Ustası onu fark etmişti ve kenara çekilerek, kendini sola doğru ittirmişti hızlıca. Ancak şu anda iki rakibe karşıydı ve büyülü yaratık, maskeli olanın yanına doğru ilerleyerek ağzını oynatmıştı birkaç kere, onun oldukça sakin bir şekilde konuştuğu göz önüne alındığı zaman anlaşılabiliyordu ki bir planları vardı, bu planı da şu anda maskeli olan kadın savaşçı ile paylaşmaktaydı.
''Beş tane Kraliyet Askeri var, Kıdemli Yua. İsimlerini saymama gerek var mı?'' Taştan tekrar aynı erkek sesi yükselmişti.
''Hayır, gerek yok.'' Yua hemen cevap verdi. ''Onlardan iki tanesi aşağı insin hızlıca, sizin kovaladığınız, yukarı doğru çıkıyor olan o iki kişiyi biraz önce binanın önünde gördüm, hatta şu anda binanın ön bahçesinde yapılıyor olan savaşa daldı büyülü yaratık olanı, maskeli ve kapüşonlu olan da getirdiğimiz askerlerin iki tanesinin kalbine çoktan elindeki hançeri soktu bile... Hızlı olun!'' Yua, sıktığı dişlerinin gıcırtısı iki şehir öteden bile duyulabilirken, ellerini yumruk yapmıştı. O askerlere yardım etmek için, tüm tekniklerini aktifleştirecek ve kapüşonlu olan adamın karşısına çıkacak, Kraliyet Askerleri gelene kadar bekleyecekti. Elinden gelse ustasına da yardım ederdi, ancak şu anda yapacak bir şeyi yoktu, ancak bir kişiyi oyalamayı başarabilirdi, gücü devamı için yeterli olmazdı ne yazık ki... Hatta gücü bunun için bile yeterli olmayabilirdi, hayatını riske atıyordu o anda, Ovaur Fozre'yi tek vuruşta öldürerek, Kraliyet Sarayı'nın yanında olmasına rağmen kimsenin yakalamayı başaramadığı tehlikeli, ölümcül ve profesyonel olan o adamın karşısına çıkmayı düşünerek... ''Lanet olsun, keşke ikinci kattan, üçüncü kattaki enerjileri hissedebiliyor olsaydık!'' diye sitem etti ve biraz önce yüzüğüne koymuş olduğu kılıcını tekrar çıkardı hemen. İkinci kattan, üçüncü ve diğer katlar sezilememekteydi. Katlara ikişer ikişer koruma büyüsü yapılmıştı çünkü, eğer onları hissedebilselerdi ikinci kattan, Zend ve Era üçüncü kattayken; onların bir yere bir şekilde gidip gitmediğini anlamaları mümkün olurdu ve boşa uğraşmazlardı. Örneğin, net bir bilgi olsaydı ellerinde şu anda, Kraliyet Askerleri'nden sadece ikisi değil, binanın içinde olan diğer üç kişisi de gelirdi buraya. Ancak bunun bir şaşırtmaca olup olmadığını maalesef tahmin edemediği için, sadece iki Kraliyet Askeri'nin buraya gelmesini doğru olarak görmüştü Yua. Savaş Tanrısı'nın Heyecanı, evden çıkarken kapattığı ama şimdi ilk olarak aktifleştirdiği tekniği idi. Daha sonra da onu, diğer, Kaynayan Kan gibi fiziksel niteliklerinin artırılmasını sağlayan teknikleri takip etti. Alim Modu'nu da unutmamıştı genç kız, onun tarafında olan askerleri öldürüyor olan kapüşonlu adamın yanına doğru koştu ve kendini onun önüne çıkardı, kararlı gözlerle karşısındaki kişiye bakarken, derince bir nefes almıştı. ''Senin rakibin olacağım.''
Zend, geçmişte arkadaşı olmayı başarmış olan, epey değişmiş ancak sima olarak aynı kalmış olan genç kıza bakarken, hançerini ciddiyetle tutmaya devam etmiş ve yarım kaldığı işini bitirmek için, onu, şimdi hemen elinin altında duruyor olan bir savaşçının kalbine doğru indirmişti. Daha sonra, kendisine seslenmesinin ardından gözlerini üstünden ayırmadığı kişi olan Yua'ya dikkatli bir şekilde bakmayı kesmeden doğruldu ve o anki, Yua'nın konuşmasıyla birlikte, askerlerin ona saldırmayı bırakarak Zend'e verdiği ufak boşlukta, Era'ya seslendi genç adam. ''Era, ne zaman gideceğiz?''
Era, Tou'nun kendisine doğru yolladığı bir kılıç saldırısını savuşturduktan sonra, parıldayan pençelerini tehditkâr bir şekilde yavaşça kıpırdatırken savaştan dikkatini birazcık ayırarak, Zend'e cevap verdi. ''Tou'yu bir anda bırakıp gitmeye çalışamayız, bu herifin oldukça güçlü olduğunu anlamam için sadece birkaç saniye bile yetti... Yapmamız gereken, ona bir saldırı yaparak afallamasını sağlamak ve o arada oluşacak boşluktan yararlanarak, arkamıza bile bakmadan buradan uzaklaşmak. Ancak o darbeyi vurmak pek kolay olmayacak gibi görünüyor... Lanet, her yerde bir sorunla karşılaşıyoruz bugün.''
Zend de bıkkınlıkla bir nefes vermişti, Yua'dan gözlerini çekmeden. Onun kendisine birden saldırmaması için bunu yapması gerekiyordu. ''Heh... Ben Tou'nun arkasındayım, yani eğer ona ciddi, benim yaklaştığımı anlayamayacağı kadar tedbirleri elden bırakmasını sağlayacağı bir saldırı yaparsanız, ben arkasından saldırarak ona bir zarar vermeyi başarabilirim. Böylece oldukça sersemlemiş olur ve o sırada, fırlar gideriz, tutamazlar bizi. Fazla bekleyemeyiz, çünkü Fozre Ailesi'nin malikanesinin içinden iki Kraliyet Askeri ile birlikte bir düzine normal askerin çıkmasına çok uzun bir vakit kalmadı. Elimizi çabuk tutmamız gerekiyor, aksi halde Kraliyet Askerleri de etrafımızı sardığı zaman büyümü herkesin görmesini göze alarak kullanmak zorunda kalacağım.''
''Tamam, biraz sonra gücümüzü toplayıp bir saldırı yapalım o halde. Saldırıyı yapmadan on saniye kadar önce sana haber veririm, sen de hazırlık yaparsın, şu karşındaki kız da sana rahat verecek gibi görünmüyor. Zamanların tam uyum içinde olmasını sağlamamız gerek, yoksa plan boşa gider. Kılıçlarını kullanmadan mücadele edebileceğin biri mi o?'' Era Zend'e söylediği kelimelerin sayısını iyice artırmıştı hızlıca, aynı zamanda da Tou'ya saldırmak için fırsat kolluyordu. Sanzirna'ya, Zend'in dışarı çıkmasının ardından kaçacaklarını anlatmıştı biraz önce, bu planı da Tou'nun gücünü görmeden önce yapmıştı Era. Ancak Tou gerçekten de güçlü biriydi, yani planı değiştirmek gerekiyordu; çünkü Tou onların öylece gitmesine izin verecekmiş gibi görünmüyordu. Onu bir şekilde engellemek şarttı. Bir mühür yapamayacaklarına göre, ellerinden gelen en mantıklı şey, Tou'yu iyice sersemletmek ve o sırada kaçmaktı.
''Evet evet, o şu anda beni yenemeyeceğini düşünüyor olmalı zaten. Bu avantajı kullanarak kafa kafaya bir savaşa girmemeyi başarırım herhalde, ki Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ni kullandığımda benim hızıma yetişemeyeceğini binanın içerisinde, o bana odaklanmışken odanın içinden çıkmayı denediğimde anlamıştım. Elbette orada tüm tekniklerini aktifleştirmemişti, ama ona ciddi bir hız sağlayabilecek bir tekniğe de sahip değildir herhalde... Yani benim hızıma yetişebileceğini sanmıyorum, o yüzden sorun yok. Ben altmış beşinciyi neredeyse tek kolumla yenmiştim, o ise Siyahlar'da sadece yüzüncü sırada.'' Zend de vakit kaybetmeden cevap vererek, Yua'ya doğru normal bir hızla yaklaşmaya başladı.
''Tamamdır, Sanzirna'ya yeni planı anlatayım hemen, daha sonra da güçlü birer teknik seçerek aynı anda saldıralım. Tam o sırada da sen saldırmalısın, ona sırtından iyi bir zarar vermeyi başarırsan, sanırım on beş, yirmi saniyelik bir boşluğu dahi elde etmemiz mümkün olacaktır.'' Era konuştuktan sonra, Sanzirna'ya doğru yaklaşmıştı hızlıca. Daha sonra da planı anlatmaya başlamıştı.
Zend ise, çoktan arkasını dönmüş ve Yua'yı hızlı hamlelerle saf dışı bırakmaya hazırlanmıştı bile... ''Pekala, öyleyse kısa bir süreliğine de olsa senin rakibin de ben olacağım.'' diye konuştu ve hançerini kaldırarak, Yua'nın gözlerine dikti siyah gözlerini. Bu savaşı, en son yıllar önce yapmışlardı bu iki genç...
***
1626
Magnec