bakıyorum da 'Ateşli'yiz :D :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
53. Bölüm Onu çağıran sesler #2
Meltor Krallığının güç yapısı diğer krallıklardan pek çok açıdan farklıydı. Krallık, bir büyücü tarafından keşfedilip yapılandırılmış ve modern zamanlara doğru, büyü kuleleri milli gücün merkezini oluşturmüştu.
Böylelikle, asiller de zenginlik ve mevkilerini korumakla yetinmişti. Krallıkta gücü yönetenler de kıdemli büyücülerdi. Kraliyet ailesinin, büyücülerin desteğiyle tahta çıktıklarını söylemeye bile gerek yoktu.
Özellikle, Kırmızı ve Mavi Kule Üstadları diğer iki kuleye nazaran üst mevki görülmekteydi. Kral dışında kimse onların üstesinden gelemezdi. Diğer bir deyişle, Theo, Meltor Krallığının üç ana ismi tarafından çağrılmıştı.
Temsilci Shugel ile konuşmaları bitince Theodore derhal ailesini durumdan haberdar etti. ‘stok’ sayesinde eşyalarını hazırlaması gerekmiyordu ancak ailesine veda etmesi şarttı.
‘... Böyle bir durum ortaya çıktı ve acil başkente dönmem gerekiyor.’
Ailesi söylenilenler karşısında Theo’ya bakakaldı. Kral ve iki kule üstadı...? Kasabanın lideri olan bir aile için bu, çok değerliydi. Babası Dennis kendine gelirken annesi de küçük kardeşiyle meşgul oldu.
‘Ha... Majesteleri seni çağırmış, ağır ağır gidemezsin.’ Dennis derin bir iç çekti.
Theo’nun birkaç gün daha kalacağını düşünmüştü ama bu, ani bir kararla değişmişti. Bu sebeple ailede kasvetli bir hava hakimdi. Kasaba asili olarak, Dennis bu zamana dek kendi soyunu devam ettirmekten başka bir şey yapmamıştı.
Dennis, kendisinden daha iyi yerlere gelen oğluna yaklaştı ve Theo’nun elini tutarken ekledi. ‘Theo, gelecekte kendin için yaşa.’
‘Efendim?’
‘Geçmişte ben de öyleydim. Hepimiz kördük. Ben ve tüm kasaba halkı senden çok şey umduk. Önemli biri olup bu kasabanın geleceğini değiştirmeni bekledik.’
Theodore konuşmaya çalışsa da yapamadı. Bu beklentilerinden asla nefret etmemişti. Aksine özel biri olabileceğine inandı, tıpkı onların da düşündükleri gibi. Bu nedenle uzaktaki Bergen Akademisi’ne gitmeyi istemişti.
Fakat, bazı zamanlar omuzlarına yük oldu. Bazı günler acınası haliyle eve gitmek istemediğinden geri de dönmedi.
Şimdi, boğazındaki düğümlerin çözüldüğünü hissediyordu.
‘Eğer sen olmasan, bu kasaba da burada olmazdı. Şimdi senin eklediğin parayla, ihtiyaç sahipleri sıcak bir kış geçirebilecek. En azından, bu küçük Miller kasabasından daha büyük bir adamsın.’
‘...Baba.’
‘Yani, umudum büyük. Asıl istediğin şeye ilerle ve ne zaman soluklanmak istersen gel. Bu bizim için yeterli.’
Babasının avcundan geçen vücut sıcaklığı yüksekti. Cevap vermek yerine, Theo başını salladı. Her zaman yalnız olduğunu düşünürdü ama babası yarasını sarmıştı.
Konuşmaya geç dahil olan annesi için de aynısı geçerliydi. ‘Baban söylemek istediğim her şeyi söyledi. Peki Dennis, sen bunu ne zaman anladın? Daha bir şey bilmeden böyle konuşuyorsun.’
Dennis, karısının bu sözlerine öksürerek yanıt verdi.
Theodore’a sarılmadan önce kocasına yan yan baktı. ‘Senin büyük biri olmana ya da uzaklara gitmene hiç gerek yok. Yaralanma ve sağlına dikkat et yeter. Unutma ki, doğduğun günden bu yana senden bir beklentimiz olmadı.’
‘... tamam, aklımda tutacağım.’
‘Ve Sylvia, onu sevdim.’
Sonunda Theo’nun yanağından öptü ve küçük çocuğu tekrar kucakladı. Leo isimli çocuk minik parmaklarını abisi Theo’ya salladı. Theo bu ufak elleri tutarken, büyüdüğü zaman kardeşinin ne olmak istediğini merak etti. Belki bir büyücü olurdu ya da bir şövalye... kim bilir belki de bir çiftçi.
Theo evden dışarı çıkıp o gün için beklentiye girmeye başladı. Ama şimdi dünyaya dönme vaktiydi.
‘Ne, gidiyor musunuz Genç Efendi?’
O sırada kapıya yaslanan biri konuştu.
‘...Randolph.’
‘Biz de bu kasabadan ayrılacağız. Gitmeden veda etmek istedim.’ Randolph belindeki kılıçlarla, durmadan sallanıyordu. Gülen bir edayla konuştu. ‘200 altın meselesi tam bir fiyasko olsa da, Genç Efendiyle geçirdiğim vakitler gayet zevkliydi. Eğer bir daha beni işe almak istersen sana indirim yaparım.’
‘Belki sadece indirimle kalmayız?’
‘Ha, cidden niyeti bozuk bir patron çıktın. Ama sence ikinciye kanar mıyım?’ bu sözlerin ardından Randolph uzaklaştı.
Randolph hayatını adadığı bu kılıçlarla bilinmeyen maceralara yürümeye devam edecekti. Belki de savaşçı yerine paralı bir asker olmak ona daha çok uyan bir tarzdı.
‘Umarım onu tekrar görürüm.’ Theo da aksi yöne döndü.
İki adam, yeniden bir araya gelmeyi ümit ederek kendi yollarına gittiler. Büyücü ve askerin istikameti bu noktada ayrıldı.
***
‘Pekala, hazır mısınız?’ Temsilci Shugel büyü halkası oluştururken dönüp ikisine baktı.
‘Evet, her şey tamam.’
‘Ben hazırım.’
İki cübbeli tereddütsüz kafa salladı. Theo ailesine veda etmişti. Sylvia da hızlıca hazırlandı.
Shugel ikisinin de onayını alınca yavaşça başını sallayıp beraberinde gelen müfettişle konuşmaya başladı. ‘Önce başkente döneceğiz. Kara büyü kalıntılarını incele ve dönünce Büyü Cemiyeti’ne bildir.’
‘Tamam, anlaşıldı!’
‘Üzgün hissetsem de... gitmeliyim.’ Konuşmasını bitirince büyü dalgası etrafı sardı.
Huuuuuuong! Shugel’ın saçı sakalı büyünün etkisiyle yukarı kalkıyordu. Bu durum, Theodore’un yoğun büyü gücünden ve Sylvia’nın soğuk hava büyülerinden farklıydı. Rüzgar gücüyle eğitim gören yetenekli büyücüler gerçek rüzgara benzeyen bir etkiyle kendilerini çevreleyebiliyordu. Shugel’ın büyü halkası gümüş renklerle parlayarak yükseldi.
Etraflarındaki boşluklar da sisle dolmaya başladı.
(Nefesini tut...) Shugel’ın sesi yankılandı.
Konuşması net olmasına rağmen, ses iyi iletilmiyordu. Bu, havanın büyü halkasının içine kıvrılmasının sonucuydu.
Theo ve Sylvia aynı anda nefeslerini tuttular. Zorlansalar da, içinde bulundukları atmosfer fazlasıyla tehlikeliydi. Kendilerine verilen tavsiyeye uymazlarsa mahvolma ihtimalleri vardı.
Shugel büyüyü hızla tamamladı ve eşyalarını halkanın ortasına çekti. (Kütle Taşınması!)
Üçünün görüntüsü silinikleşip ardından kayboldu.
‘Ah...!’ Theo korkusundan neredeyse nefesinin tamamını kaçıracaktı. Büyünün etkisiyle içgüdüsel bir irkilme yaşadı.
Önce, renkler birbirine girdi ve şekiller dağıldı. 5 duyusu kaybolurken sersemlemiş hissetti ve midesi bulandı. Zaman ve mekanda yolculuk yapmışlardı ve büyücülerin de bundan kaçınması imkansızdı.
1 dakika mı yoksa 10 saniye mi geçmişti?
‘Huuuu.’
‘Hah...!’
Theodore ve Sylvia nefeslerini serbest bıraktılar ve o sırada kendi hisleri de yerine geldi. Theo dengesini toplamadan önce etrafına baktı.
‘Burası...?’
Geniş, temiz ve içinde eşyası olmayan bir odaydı. Yerde, az önce Theo’nun yolculuk yaptığı büyü halkasına benzer bir halka vardı.
Shugel meraklı bakışlarını fark etmişti. Mekan büyüsünün ardından nefesini düzenledi. Ardından Shugel anlatmaya başladı. ‘Mekan büyüsü, burası gibi boş mekana ihtiyaç duyar. Şayet eşya veya insanın olduğu bir yer olursa o vakit, sizin güvenliğinizi garanti edemem.’
Shugel kapıya doğru yaklaşırken Theo da söylediklerini onaylıyordu. Bildiği fazla mekan büyücüsü olmasa da transfer odasında çok kalmamak akıllıca olurdu. Hem Theo ve Sylvia’nın birbiriyle çakışması ihtimali, yıldırım çarpma ihtimali gibiydi.
‘Sizi resepsiyon odasına götüreceğim. İlk olarak, Majestelerine gidip yaptıklarınızı anlatmalıyım.’
Transfer odasından çıkıp Shugel ile koridora gittiler. Theo Büyü Cemiyeti’nde pek vakit geçirmemişti ama çevre mimarisi içerideki alanların mimarisiyle benziyordu. O sırada şaşkınlık, merak ve memnuniyet gözlerinden okunuyordu.
Theo kendisi bile farkında olmadan haykırdı. ‘Hocam!’
Theo’nun denk geldiği kişi Vince Haidel’dı.
Shugel, kim olduğunu fark edince gözü seğirdi. ‘Vince... Evet, doğru ya. Seni Theodore’un hocası mı yaptılar? Öyle olmasa bu saatte burada olacağımızı bilemezdin.’
Temsilcilerin sevk bilgileri her daim gizli kalırdı. Onlar, Meltor Krallığının değerli çalışanları olsalar bile, gizli tutulmalarının da bir sebebi vardı. Onları uzağa sevk edebilen Beyaz Kule Üstadı dahil 3 kişi dışında hiç kimsenin temsilcilerin görevini öğrenme izni yoktu.
Fakat, Vince sorusunu cevapsız bıraktı. Memnuniyet dolu gözlerle Theo’ya bakıyordu ancak Vince için böyle göz önünde durmak rahatsız ediciydi.
Rahatsız olduğunu belli eden bir itirafta bulundu. ‘Ah, Temsilci Shugel, sözünü kestim ama umarım vaktim olmadığı için seninle konuşamadığımı anlamışsındır.’
‘Ha? Bu ne demek şimdi?’
Üçü, Vince’in sözleriyle şaşkına döndü.
‘H-Heok!’ vahşi bir varlık Theo’nun arkasında belirdi ve sırtında çok soğuk bir ürpertiye neden oldu.
Bu irkilme, yaşlı zombiyle olandan çok daha farklıydı ve yoğunluğu Mavi Kule Üstadı’nınkinden daha çoktu. Sanki bir basınç hissediyordu. Muhtemelen karşısındaki bunu kasten yapmıyordu ama orada dikiliyor olsa bile, etrafa yaydığı basınç her şeyi etkisi altına alıyordu.
Asla ve kat’a saklanamayan kudretli bir kişinin varlığıydı.
‘Ne, bu ufaklık mı bizim çaylağımız?’ tatlı ve derin bir ses tıpkı yıllanmış bir şarap gibi kulağına gelmişti. Bedenini sarmalayan cübbe yoğun kırmızıydı. Bu kadınsı ve şekilli vücudu örten cübbe mükemmel olsa da kimsenin bu kadına bakmaya cesareti yoktu.
‘Hava...sıcak mı?’ Hayal görmüyordu.
Havayı etkileyip sıcaklığı artıran dehşetli bir büyü gücü vardı. Hava soğuk olmasına rağmen, sıcaklık tenine değiyordu. Bu sıcaklığı değiştirmeye gücü yetecek tek kişi vardı o da kırmızılar içindeki bu güzel bayandı.
‘Yüzünü ilk kez görüyorum, bayağı yakışıklı bir delikanlıymışsın.’ Diyen Kırmızı Kule Üstadı, Theo’nun çenesini tutmuştu. ‘Bundan sonra sana, bendeniz Veronica rehberlik edecek.’
Magnec