bölüm için teşekkürler
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
86. Bölüm Korku
Kaynayan Kan, Yua'nın ilk öğrendiği tekniklerden biriydi. Altıncı seviye bir teknik olmasına rağmen üst seviye tekniklerin çoğundan daha üstündü, çünkü hem hız, hem güç tekniğiydi. Kullanıcısına hız ile birlikte güç kazandırıyordu, bu tür teknikler son derece zor bulunuyordu. Ama Tou, Kralın Sağ Kolu olarak krallığın kütüphanesindeki birçok teknik kitabını Yua'ya sunmuştu, Tou gibi bir ustaya sahip olunca Pounz'da olan her tekniği kolayca öğrenmek normal bir şeydi.
''Bir şey sormak istiyorum, Zend seni neden yenmek istiyor? Bu soruyu ona sorarsam bana düzgün bir cevap vereceğini sanmam, bu yüzden sana soruyorum. Aranızda ne geçti?'' Maddle konuştu. Konuşmasında söylediklerinin aksine, aslında tek amacı karşısındaki kız ile Zend'in arasında gelecekte aşka dönüşme ihtimali olan bir bağ var olup olmadığıydı. Eğer bunu Zend'e sorarsa, Zend kesinlikle utanır ve ona cevap veremezdi. Ama şu an karşısında olan kişi onu dürüstçe cevaplayabilirdi.
Yua Zend'in ismini duyunca sinirlenmeye başladı. O lanet olası çocuğun ismini duymak bile Yua'nın sinirlerini hoplatmaya yetiyordu. Üstüne, karşısındaki kız ona Zend ile ilgili bir şey sormuştu. Nereden bilebilirdi?! Zend gibi bir eziği tanıyor olma ihtimali bile Yua'yı kızdırıyordu, o kız neden ona bu soruyu sormuştu?! Yoksa Zend herkese kendisi ile dost olduğu, ya da kendisi ile azılı düşman olduklarını mı söylemişti? Yua gibi üstün biri neden Zend gibi aşağılık biriyle dost olurdu, ya da onu düşman olmaya değer görürdü ki? Bu Yua için bir hakaretti! ''Neden bana böyle bir soru sordun? O çocukla aramda hiçbir şey yok, sadece üç yıl önce onu fazlasıyla ezdim ve aşağıladım, bunu tekrar yaşamak için de bu turnuvaya geldi. Onun üzerine basmamın, onun üzerine tükürmemin onun gibi bir sokak çocuğu için bir lütuf olduğunu o da biliyor çünkü!'' Yua Zend'in adını duymasıyla gelen sinirle bağırdı. ''Peki sen o çocuğu nereden tanıyorsun?! Cevabına göre seni de ezeceğim!'' Yua biraz önce kızdan algıladığı aura değişimiyle onun Avcı Modu'na sahip olduğunu fark etmişti, ama şimdi umrunda değildi, eğer Zend ile yakın biriyse, onu da ezecekti.
Maddle bir anda sinirlenmeye başladı. ''O... O... O... Zend'e... Ne dedi?!'' Maddle biraz önce sinirlenmeye başlamıştı, ama şimdi sinirden küplere bindi. ''Z-Zend benim gelecekte yuva kuracağım kişi.'' Maddle güçlükle konuştu, biraz önce duydukları karşısındaki kıza beslediği sempatiyi yok etmişti, üstüne onu öldürmeyi bile istiyordu. ''Sen onun hakkında böyle konuştun... Sonuçlarına katlanacağını biliyor olmalısın. Şimdi Zend bizi izliyor... Senin dövüşmesine değer biri bile olmadığını görecek!'' Maddle sevdiği insanın aşağılanmasıyla deliye döndü ve Avcı Modu'nun ikinci seviyesine geçti, normalde birinci seviyeyi bitirmemişti, ama birkaç gün yatakta kalmayı göze aldı. Şu an sadece o kaltağı dövmekti hedefi.
''Demek bizi izliyor. Öyleyse seni, bir daha izleyemeyeceği bir hale getireceğim!'' Yua da sinirle ikinci bir S seviye tekniğini aktifleştirdi ve aldığı aşırı yüksek bir hızla, aynı zamanda büyük bir güçle Maddle'nin arkasına ilerledi, onu öyle bir ezecekti ki, kız saldırdığını bile fark edemeyecekti. Maddle'nin arkasına geçtiğinde, aldığı büyük güçle Maddle'nin sırtına yumruğunu yolladı. Şu anda sahip olduğu hız, kendinden birkaç yaş küçük olan birinin görmeyi bırak, ulaşmayı bile düşünemeyeceği bir hızdı.
Ama Maddle bu hıza çoktan ulaşmıştı. Ustası ülkenin en güçlü üçüncü kişisi değildi ama, ülkenin en güçlü yirmi üçüncü kişisiydi. Haliyle Maddle de birçok teknik öğrenmişti, kendine zarar verecek olsa da üç tane S seviye tekniği, ayrıca iki tane AA seviye tekniği birden aktifleştirdi. Şimdi, teknikleri açmadan sahip olduğu hızın on katı bir hıza sahipti, ayrıca Avcı Modu'nun ikinci seviyesine geçtiği için vücudu üzerinde her türlü zehre ve acıya karşı bağışıklık ve direnç kazandıran bir panzehir salgılanmaya başlandı, kolunun acısı yok oldu ve hakimiyetini geri kazandı. Karşısındaki kızın yok olup arkasında belirmesiyle birlikte, Maddle de anında arkasına döndü ve gelmekte olan yumruğu biraz önce yumruk yediği eliyle tuttu, kızı hızlıca kendine çekti ve kaçamaması için tuttuğu eli sıktı. Kızın elini sıktığı elinin parmaklarının, kızın tuttuğu elinin derisiyle birlikte kanamaya başladıklarını hissetti. Diğer yumruğunu aktifleştirdiği bir tane S seviye, iki tane de AA seviye teknikle güçlendirmişti, şu an yumruğu sekizinci seviyenin gücüyle bir tonluk bir balyoz gibiydi. Yumruğunu kızın karın boşluğuna vurduğu gibi onu birkaç metre ileri itti ve ağzından dökülen kanları bizzat gördü. Kimse Zend'e hakaret edemezdi! Hele ki Maddle'nin yanında!
Yua hiç beklemediği şekilde yumruk yemişti. Kız birkaç gün boyunca dövüşemeyecekti, bunu göze aldığını fark etmişti. Ama Yua bunu göze alamazdı. Bu yüzden aynı anda sayıca fazla teknik aktifleştiremezdi. Eğer aktifleştirirse, bu maçı gözleri kapalı bile kazanırdı, ancak bir hafta boyu yatması gerekirdi ve bu sonraki maçlardan elenmesi demekti. Kız büyük ihtimalle Zend'in bu turnuvaya Yua'ya ezilmek için geldiğini biliyordu, yani bu maçı kendi zihninde her türlü kaybetmişti. Şu an tek amacı Yua'ya vurmak ve onu hırplamaktı. Tıpkı ölüm döşeğindeki yaralı bir kurt gibi saldırıyordu, kazanma amacı olmadığı her halinden belliydi. Tek amacı şiddetti.
Yua eğer bir teknik daha açarsa, sadece bir gün yatması onun için yeterli olacaktı. Bu maçtan sonra büyük ihtimalle başka bir maça çıkmayacaktı ve bugün dinlenebilecekti. Bu yüzden bir tane teknikle işi bitirecekti, kılıcını çıkarması imkansızdı, bunu kendi gururuna yediremezdi.
Tou'nun ona öğrettiği en üstün tekniği, mecburen bu dövüşte açacaktı. ''Savaş Tanrısı'nın Heyecanı!'' Yua kükrdi. Yua'nın en güçlü tekniğiydi, bu bir Tanrı'dan direkt olarak yazılmış bir teknikti. Öyle kıytırık bir Tanrı'nın kendi tekniği de değildi, bu teknik, Savaş Tanrısı'nın savaşlarda bizzat kullandığı bir teknikti. Efsanelerde geçiyordu. Normalde tam olarak bir savaş tekniğiydi. Bu teknik dünyada sadece Pounz'da vardı, yani Pounz'daki en güçlü güç ve hız tekniği olarak görülmesi son derece normal olurdu. Savaşlarda kullanıldığında gücü sınırsızdı. Savaş alanında ölen her ruh, bu tekniğe sahip olan ve aktifleştirmiş olan kişinin vücuduna güç veriyordu. Her ölüm, kullanıcıya gelen artı güç ve hız demekti. Bu yüzden Savaş Tanrısı bunu savaşlarda kullanıyordu, çünkü savaşlarda her an ölüm vardı ve bu teknik kullanan kişiyi yenilmez yapıyordu. Tek özelliği bu da değildi, sadece birinci seviyesinde bile kullanıcısının hızını ve gücünü yirmiye katlıyordu. Şu an Yua'nın Tou'ya bile birkaç dakika dayanması mümkündü. Ayrıca SS seviyeydi ve enerji olarak bir seviyesi yoktu, zaten Tanrıların elinden yazılan tekniklerin hiçbirinin enerji seviyesi yoktu. Her seviye insan bu tekniği kullanabilirdi, sadece çok uğraş ve potansiyel gerektiriyordu. Savaş Tanrısı'nın Heyecanı için Yua hiçbir şey yapmadan bir yıl boyunca uğraşmıştı, son derece yüksek seviye bir teknikti.
Son derece heyecanlı bir şekilde savaşı izleyen Zend, Yua'nın aktifleştirdiği tekniği görünce çok şaşırdı. Çünkü Yua bu tekniği başlattıktan sonra, enerjisi Zend'in ustasının ona Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ni gösterdiğinde sahip olduğu enerjiye çok benziyordu. Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi üst düzey ve çok güçlü, nadir bir teknikti. Zend bundan yola çıkarak Yua'nın biraz önce aktifleştirdiği tekniğin de son derece üst düzey bir teknik olduğunu anladı.
Maddle duyduklarıyla şoka uğradı. 'Bu bir Tanrı tekniği!' düşündü, Maddle'nin bir Tanrı tekniğine karşı çıkması imkansızdı. Şu an yenilmişti, gururu ve onuru, bunların da üstünde aşkı bunu kabul etmese de, beyni kabul etmişti. Maddle yenilmişti, ayrıca yiyeceği tek bir yumruk bile ona son derece zarar verecekti. Nasıl olur da dünya üzerinde on beş tane olan Tanrı tekniklerinden birine karşı gelirdi? Bu teknikler, Tanrıların elinden bizzat yazılmış, onların güçlerini dünyaya miras bıraktıkları özel ve nadir şeylerdi. On beşi de son derece güçlüydü, normal bir insan bunlardan birinde bile ustalaşırsa dünyadaki son derece güçlü sayılı insanın arasına girerdi. 'Lanet olsun, yenildim.'' Maddle içinden söylendi. Normalde olsa şimdi pes ederdi, çünkü işin ucunda ölümü olabilirdi. Ama şimdi savaş hayatından değerliydi, şu an onu Zend izliyordu. Ne olursa olsun Zend'in gözünde küçük düşmeyecekti! Pes etmeyecekti! Gerekirse ölecekti, pes etmek onun için bir seçenek değildi!
Yua rakibinin akıllı olduğunu biliyordu. Ona, biraz önce Yua'ya vurmasının bedelini ödetmeyecekti, bu normal bir şeydi. Sonuçta şu an bir savaştaydılar. Ona, Zend'i tanımasının bedelini ödetecekti! Zend ile bir ilişkisinin olmasının bedelini ödetecekti! ''Öl!'' Yua aldığı tüm güçle beraber yumruğunu sıktığında, yumruğunun etrafında oluşan kırmızı enerjiye baktı. Onu rakibine vurduğunda rakibi kim bilir ne hallere düşecekti! Ancak bu tekniği en fazla bir vuruşluk açık tutabilirdi, daha sonra kapatması gerekiyordu. Yoksa vücudu bitap düşerdi. Yumruğunu son derece hızlı bir şekilde, savunma yapmaya çalışan kızın göğsüne yolladı ve kız uçarak arenada taklalar attı. Daha savunma yapmaya bile fırsatı olmamıştı.
Yua onu rezil edecekti. O Zend'in arkadaşıydı değil mi? Şu an bilinçsiz olsa da onun bedenine zarar verecekti, bir daha Zend'e bakacak yüzünün olmamasına neden olacaktı.
Yua tekniklerini kapadı ve kendi gücüyle kızın yerde yatan vücuduna tekmeler, yumruklar atmaya başladı. Şu an Zend'e de acı çektirdiğini düşünüyordu. Sonuçta canını yaktığı kişi Zend ile yuva kurmak istediğini söyleyen biriydi, dolayısıyla Zend'i tanıyor olmalıydı ve aynı zamanda onun arkadaşı da olmalıydı.
Seyirciler son derece coşkuluydu. Hepsi şu an buraya gelmelerinin sebebini alıyorlardı, kan ile doyuyorlardı. Amaçları da zaten buydu, insanlar böyle yaratıklardı, kendi türlerinden birinin, diğerine zarar vermesini izlemek onların çok hoşuna gidiyordu. Zend şu an coşkuyla bağıran herkesten iğreniyordu. Maddle'nin yediği güçlü bir tekme ile yuvarlanan bilinçsiz vücuduna bakamıyordu Zend, ama kendini bakmaya zorluyordu, Maddle ayakta durmuş ve pes etmemişti, bu savaşı sonuna kadar izleyerek onu onurlandırmalıydı. Ancak istemsiz de olsa gözü asillerin olduğu elit bölgeye kaydı. Fun yüzünde çok kötü bir ifadeyle arenaya bakıyordu, yanındaki Hinia da turuncu saçlarını yolmak üzereydi. Sinirden küplere binmişti, öğrencisi bilinçsizdi, neden hala dövüş bitmemişti? Onların üstünde Tofu vardı. Tofu iğrenen bir ifadeyle arenaya bakıyordu, onun yanındaki Kara Yaprak'tan gelen kel adamın yüzünde hiçbir ifade yoktu. Diğer yanında, Tofu ile aynı yaşlarda gibi görünen siyah saçlı, siyah gözlü ve hatta siyah dudaklı kızın da yüzünde hiçbir şey yoktu, ama o Tofu'nun kolundan tutuyordu. Zend kendini zorlayarak tekrar arenaya baktı. Her baktığında, Maddle her zarar gördüğünde içinde öfkeden patlamalar oluşuyordu.
'Dur artık!'' içinden bağırdı Zend. Oturduğu kırık koltuktan kalktı. Elleriyle önünde olan, en ön sıranın ön tarafına koyulmuş, alt tarafında arena olan taşa baskı yaptı. İçinde Yua'ya karşı kabaran büyük bir öfke vardı, hala da artmaya devam ediyordu. Hayatında hiç bu kadar öfkelenmemişti, daha önce Yua aynılarını Zend'e yapmıştı. Ama sanki insan, kendisine yapılınca umursamayacağı bir şey sevdiklerine yapıldığında buna tahammül edemiyordu. İçinde hiç yükselmediği kadar yükselen öfkesi, Zend'in kalbinin göğüs kafesini dövmesine neden oluyordu. Sanki parçalanacaktı!
'Hayır, o ölecek!' Zend turnuvada öldürmenin serbest olduğunu ve Maddle'nin bunu göze alarak katıldığını biliyordu, ama dövüşü bitirmeliydi. Maddle'nin ölmesini hiç istemiyordu, ustası gibi olaylara müdahale edememek istemiyordu. Oraya atlayabilirdi, ama bu Maddle'yi küçük düşürürdü. O bir savaşçıydı! Onun dövüşüne karışamazdı Zend. Bunu Fun'dan da isteyemezdi, ama bunu isteyebileceği biri vardı.
Tou!
Zend öfkeden çılgına dönerken, Yua'nın ustası olduğunu bildiği Tou'yu gözleriyle aradı, kalbi artık akciğerlerine nefes alması için şans vermiyordu. Terlemeye başladı, eğer hızlı olmazsa bir arkadaşını kaybedecekti. Sonunda gözleri Tou'yu asillerin arasında buldu.
Tou olayı utançla izliyordu. Öğrencisini tam olarak bir savaşçı gibi eğitiyordu, ama şu an yaptıkları... Bir savaşçıya göre değildi. Sebebini kendisi de bilmese de Yua, her şeyi affedip görmezden gelebilecekken Zend'in ismini duyduğunda hiçbir şekilde ona olan öfkesini görmezden gelemiyordu. Ona karşı neden öfkeliydi bilmiyordu, ama Zend'in ismini duyması bile onu çılgına çeviriyordu.
Gözlerini öğrencisinin yaptığı utanç verici savaştan çekti, buna daha fazla katlanamıyordu ama karışamazdı da. Hiçbir güç onu şu anda iki savaşçının hayatları pahasına savaştığı bir yere sokamazdı, sonuçta bu ikisinin de onurunu ve şerefini düşürürdü. Hiçbir güç sokamazdı, Tou böyle düşünüyordu. Ama bir anda üzerinde hissettiği son derece büyük bir baskı onun kararını değiştirmesine neden oldu. Sanki üzerine bir Yuathra Dev Kertenkelesi vardı! Adeta nefes alamıyordu, İlah Seviyesi'nde olan biri ona büyük bir büyü uyguluyormuş gibiydi. Nefes alması güçleşti, elini alnına koydu ve alnından akan soğuk terleri hissetti. İri ve kaslı vücudu, sanki çaresizdi. Şu anda onu yakalayan güç ile savaşamayacakmış gibi hissediyordu sürekli, Ejderha Seviyesi'ne ulaşmış biriydi Tou, dolayısıyla iradesi sarsılmaz bir kaya gibiydi. Ama şu an iradesi, adeta bir böcek gibi eziliyordu. İradesini ezen şey bir güç değildi, bu tamamen üzerinde birleşen iradeydi.
Üzerindeki baskı sanki yön kazanmaya başladı, üzerindeki ezici his, bir yöne doğru ilerliyordu. Tou tamamen istemsizce, üzerindeki baskıyla kafasını baskının ilerlediği yöne doğru çevirdi ve iki siyah göz ile karşılaştı. Hayatında birkaç kez korkmuştu, o devasa cüssesinin altında aslında birkaç kez korkmuştu. Ama hiçbiri şu an o gözlerin kendisini korkuttuğu kadar korkutmamıştı onu.
***
1912
Magnec