Yahu bu çocuk ne diye kral olmaya çalışıyor ki, tamam arkasına almak istiyor da kral olursa daha fazla sıkıntı çıkar ortaya yani
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
377. Bölüm İkna İşlemi
''Onu öldürmek istiyor olmamın nedeni bunlar değil,'' dedi Zend, basitçe. Aena'nınkinin aksine sakin bir yüz ifadesine sahipti, bugün, onunla tam zıt gidiyorlardı. Biraz önceki durum tamamen tersine dönmüş gibiydi, artık sakinliğini koruyan Zend'di. ''daha eskiye dayanan bir isteğim var, aynı zamanda Fungyuo'nun, pek de iyi bir durumda olmadığını söyleyebilirim. Normal zamanda ekonomisi çok iyi olan bir ülkeden bahsediyoruz, değil mi? Yuvarlak bir hesapla son yılda, bu oldukça kötü yerlere doğru sürükleniyor ve devletin yüksek kademelerinde, kralın bizzat seçtiği kişiler yer almakta.'' diyerek devam etti, buraya gelmeden önce tabii ki dersine çalışmıştı genç adam, doğal olarak Aena'ya direkt olarak düşündüğü şeyi anlatmadan önce, kafasından iyi bir plan yapmıştı. Bu planın içerisinde de Aena'yı, Fungyuo'nun durumundan bahsederek kendisine inandırmak vardı. Bunu yapması için de ilk olarak bilmesi gereken Fungyuo'nun tarihiydi, son iki günde boş zamanlarında Fungyuo'yu epey araştırmış ve yanlış giden şeylerin Zend tarafından bulunmasına neden olmuştu güzelce, genç adam şanslıydı ki, Fungyuo'nun durumu yakın zamanlarda pek iyi değildi... ''Yani bu da demek oluyor ki, kral, devletin başına geçirdiği kişilerdeki niteliğe bakmıyor, sevdiklerini alıp, sevmediklerini arkada bırakıyor... Bu zamanla ülkenin yok olmasına neden olacak, bunun belirtileri şimdiden bile görülmeye başlanmış.''
''Bu, kralı öldürmek için yeterli bir sebep mi?'' Aena, kendisini biraz daha sakinleştirmeyi başarmış da olsa hala öfke ve endişe duymaya devam ediyormuş gibi görünüyordu.
''Aena, tek bir ailenin yönetimi ele aldığı devletlerde her zaman, çocuğun babayı devirip kendi otoritesini kurduğu görülür. Buna neden bu kadar şaşırdın? Eğer ki, mensubu olduğum aile bir ülkeyi yönetiyorsa ve bu ülkenin gidişatı da iyi değilse, doğal olarak çocuklardan birisi olan ben, ülkenin bekası için gerekeni yapacak ve bu durumu düzenleyeceğim.'' Zend, sakin ve normal bir şekilde konuşmaya devam etti. Aslında Fungyuo Kralı'nı öldürmek isterken aklında olan asıl şey bu değildi tabii, o, annesinin intikamını almak istediği için onun ölmesini istiyordu... Ancak durumu biraz düşündüğü zaman, Fungyuo'yu dost edinecekse eğer en iyisinin onun yeterince güçlü olması olduğuna karar vermiş, Fungyuo'nun kötü bir ilerleyişe sahip olmayı bırakmasını istemişti. Yani yalan söylemiyordu şu anda, biraz önce söylediği gibi dürüst bir şekilde konuşmaktaydı, yalnızca belirli bir şeyden bahsetmiyordu Aena'ya. Bunun nedeni de, onu kendisine inandırmakta güçlük çekecek olmasıydı. Ayrıca Aena'nın kafasının karışmasını da istemezdi, en iyisi bu şekilde devam etmekti. Sonuçta Zend, tarihte pek çok kez gördüğü şeylerin arkasına sığınmayı güzel bir şekilde başarabilecek birisiydi. Eğer yeterince isterse, ülkenin kalıcılığını sağlamak için başa geçtiği konusunda Aena'yı kendisine inandırmayı başarabilirdi, o böyle düşünüyordu. ''Fungyuo'yu mu daha çok seviyorsun, yoksa babanı mı, Aena?'' diye sordu, yüzündeki ciddiyet, bahsettiği durumdan kaynaklanmaktaydı.
''Tabii ki ikisini de seviyorum, ancak birisinin devam etmesi için, niye ötekinin ölmesi gerekir ki?'' dedi Aena, Zend'in beklediği bir cevap vermişti.
''Bu cevaplarda yok.'' dedi Zend. ''Sana, babanı mı yoksa ülkeni mi tercih ettiğini sordum.'' diyerek devam etti, biraz zalimce görünse de yaptığı, aslında Fungyuo'nun işine yarayacak olan bir şeydi. Çünkü kral, görünüşe göre kendi dostlarına teslim ediyordu ülkeyi. Onu gerçekten de geliştirip yükseltecek olan kişilere değil de, kafası çalışmıyor olan kendi adamlarına...
''Zend, eğer iyi bir fikrin varsa bunu babamla paylaşabilirsin, böylece o da senin düşündüğün şeyi mantıklı bulur ve uygular, bu da sorunun çözülmesi için yeterli olur. Ona bir baba olarak bakıyor olmasan da, bugüne kadar baban olmadan geldiği için şu anda hayatına giren bir babayı kabullenemiyor olsan da, o senin ailenden biri ve sen, insanları öyle kolayca öldüremezsin. Özellikle ailendekileri, hiç öldüremezsin!'' Aena'nın sesi yavaşça yükselmeye başlamıştı, Zend'in dikkatini çekiyor olsa da bu, bir şey dememişti genç adam. Arabalar, ses geçmemesi için özel bir bariyerle kaplanmış olmalıydı zaten normalde, böyle özel arabalarda böyle şeylerin olması şarttı.
''O da ne, biraz önce bana onun kendi babam olmadığını söylememiş miydin?'' diye sordu Zend, merhametsiz davranıyor olsa da, herhangi bir şekilde fikirlerinin değişmeyeceğini göstererek konuşmadığı sürece Aena'ya yeterince kendisini kabul ettirmesi mümkün değildi, bunun da farkındaydı. ''Ayrıca, evet, insanları öyle kolayca öldürebilirim. Şimdiye kadar bunu yaptım, hemen hemen hiçbirinde de zorlanmadım. Ovaur'da, Ankoa'da, Vosu'da... Hepsi planıma uygun gitti, uygun adımları attıktan sonra, öldürdüğüm kişinin kim olduğu hiç önemli değil.'' dedi, doğruları söylemeye devam ediyordu. Zaten net bir aile olarak gördüğü kimse yoktu burada, Era'yı kardeşi olarak görüyordu tabii, o ayrıydı. Ancak insanlardan bahsedildiği zaman, onun ailesi Beyaz Taç olarak görülebilirdi en fazla. Hatta o bile fazlaydı, çünkü Zend eğer gerekirse oradakilerle de savaşabilirdi, Zend'in çıkarları ile çatışırlarsa, onları öldürmese bile yolundan çekilmelerini sağlardı genç adam. İntikamını almasına engel olması halinde, Fun ile bile savaşabilirdi Zend... Tabii, Hollis ile savaşmazdı. Ustası istisnaydı, Zend ona tamamen farklı bir şekilde bakıyordu, ustasına karşı gelmezdi, öyle bir durum gerçekleşmiş olsa... Onun bir şeyleri bildiğini düşünürdü çünkü, bu küçüklüğünden beri böyle gelmişti ve ona göre de, böyle gitmeye devam edecekti.
''Ek olarak, Aena, biraz önce de dediğim gibi ülkenin geleceğini korumak için, aileden birilerini öldürmek o kadar da sorun değildir. Bu Fungyuo'da da olan bir şey zaten, bu kadar garip bulmaman gerekiyor normalde... Örneğin, babandan önceki kral iki kardeşini öldürmüş, tahta çıkmak için. Baban da bir kardeşiyle savaşmak zorunda kalmış geçmişte, onu öldürmüş olmasa da farklı bir krallığa sürgün etmiş.'' dedi, Aena'ya bakarak gülümsemişti. ''Aena, bu işler böyle yürüyor. Eğer bir kralsan ve oğlundan yardım alıyorsan, sen bitmişsindir. Neden, biliyor musun? Halk ya da ordu, devletten birisi, her kim olursa olsun, bunu öğrendiği zaman şöyle söyleyecektir:'' dedi ve nefesini yeniledi genç adam. ''Bir saniye, eğer bunu başaran kral değil de oğluysa, neden kral başta kalmaya devam ediyor? Oğlu, açıkça ondan üstün olduğunu kanıtladı ve artık tahtın ona bırakılması daha iyi olur...''
''Daha sonra da çift başlılık oluşur,'' diyerek devam etti, kısa örneklerle durumu anlatmaya. ''çocuk da başa geçmeyi isteyecektir çünkü, yaptıkları ona cesaret ve ilham verecektir, o da bir şekilde tahtı ele geçirmek için bir şeyler yapmaya başlayacak, halkın içindeki, onu destekliyor olan kısımdan destek alır ve iki yolu izler, ya direkt olarak babasına meydan okur ve onu tahttan indirir ya da ülkenin belirli bir bölümünde hak iddia eder, oranın yönetimini kendi üstüne almak ister. Böylece ülke bölünmüş olur, bu da, ülkenin kendi içinde savaşmasına bile neden olabilir... Bunları sana öğretmiş olmalılar, değil mi?''
''Evet, anlattılar...'' dedi Aena, yavaş bir şekilde. ''Dediklerinde haklısın, ancak ben babamın yetersiz olduğunu düşünmüyorum, onun ölmesini gereksiz buluyorum...'' diyerek devam etti, aslında Zend'in bahsettiği her şeyden, bir prenses olarak haberdardı zaten. Ancak biraz önce bunlardan herhangi birisi aklına gelmemişti, bir olayda olsa kolay bir şekilde söyleyebilirdi hepsini baştan sona, ancak işin içinde kendisi, ailesi olduğu zaman iş değişiyordu. Aklına bu olasılıklar gelmemişti bile...
''Aena, benim ondan daha iyi olduğumu kabul etmiyor musun?'' Zend kaşlarını kaldırdı hafifçe. ''Ben, biraz önce senin de dediğin gibi Pounz'un en büyük dahisiyim, gelmiş geçmiş hem de. İleride de dünyada çok iyi bir yer elde edeceğim, bunun da farkındasındır. Ancak Fungyuo Kralı, öyle mi? O benimle karşılaştırılamaz bile, Ejderha Seviye'ye ulaşmayı yeni başarmış, ben, Ejderha Seviye'ye gencecikken ulaşmayı başaran Tou ile kıyaslandığımda bile önde çıkıyorken, o nasıl olur da beni geçer? Yetenekli olan kişinin tahtı eline alması en doğrusu değil midir?'' diyerek, sorularının sayısını artırıyordu. Aena'nın gözleri titriyordu, şu anda kafasında büyük fırtınalar kopuyor olmalıydı... Anlaşılabiliyordu rahat bir şekilde, dışarıdan bakıldığında. Normalde sakin olan ya da parıldayan gözler, şimdi titreyerek bir o yana, bir bu yana ilerliyordu.
''Zend, bir ülkeyi yönetmek deneyim ister.'' Aena, kafasını iki yana sallayarak konuşmaya başladı. ''Babam bir şekilde çözecektir bu işi, senin karışmana gerek kalmayacak, henüz yeni katıldığın bir ailenin sorumluluklarını kendi omuzlarının üstüne almayı istemen gerçekten de imrenilecek bir şey, senin ne kadar süper birisi olduğunu daha iyi anlayabiliyorum bu şekilde. Ancak şimdilik sana ihtiyaç yok, zaten babam yeterince zeki ve güçlü birisi, her şey seviye değildir, bunu senin de çok iyi biliyor olman gerek, sonuçta yedinci seviyedesin daha...'' dedi, yine hızlı bir duygu değişimi yaşamıştı genç kız. Biraz önce de bu şekilde Zend'e karşı samimi bir havanın içine girmişti, şimdi de aynısını yapıyordu... Yine duygusunu hızla değiştiriyor ve kafasında, mantıklı düşünebilme yetisinin kendisini göstermesini sağlıyordu. ''Ayrıca, senin bir ağabeyin var! Büyüklerin tahtta öncelikli olarak hak sahibi olduğunu unutmamalısın.''
''O büyük bir şey değil, yalnızca bir haftada bile hemen her şeyi öğrenmeyi başarabilirim, eğer bu ailedeysem, yapmam gereken şeyleri bilmeliyim.'' diyerek, biraz daha övünmek için hazırladı kendisini Zend. Böbürlenmesinin nedeni kendisini tatmin etmek değildi, Zend böyle bir şeyi yaparak tatmin olabilecek birisi de değildi zaten. Böbürlenmesinin nedeni Aena'yı iyice etkilemekti, bunu başarması için başvurması gereken yollardan birisi, kendisinin ne kadar iyi olduğunu devamlı olarak ona hatıratmaktı. ''Benim, bir aileye girmem o ailenin güçlenmesi demek, biliyorsun değil mi Aena?'' diyerek başladı... ''Beni kendi ailesinde isteyen, yüzlerce aile bulmayı başarabilirim. Bunu Renkli Yıldırım Ailesi bile isteyecektir, eğer biraz bile mantığın varsa, Zend'in Fungyuo Ailesi'ne girmesini büyük bir coşku ve heyecanla karşılar, onun önünü açar ve ailenin gelişmesini izlersin... Ne demek bana ihtiyaç yok, şu anda ülkenin ayakta olması, bunun devam edeceği anlamına gelmez.'' derken, hafifçe sesini yükseltmişti Zend. Ciddiyetini Aena'nın anlamasını istiyordu. ''Sen, benim gibi birinin önünü kapatırsan eğer, bana yakın gelen diğer ailelere doğru ilerleyebilirim. Bu ailelere Fungyuo'nun düşmanları da dahil tabii, ne yazık ki, bir kere bana değer vermeyen bir aileden ayrıldığım zaman, ben de onlara değer vermeyi bırakırım... Eğer elinde nitelikli varsa bile, bu kişinin etkin kalması, ondan daha nitelikli birisinin onun yerini almasına kadardır. Fungyuo'yu geliştirmek için, benim başa geçmem gerekiyor. Ek olarak, ağabey mi? Sence benden nitelikli birisi mi, ağabeyim? Beni yenebilir mi, isterse savaşabiliriz. İsterse zekalarımızı kullanarak da mücadele edebiliriz, her şekilde onunla karşılaşabilirim, hiç sorun değil.'' dedi, o an, Aena onun ne kadar güçlü olduğunu hatırlamıştı. Ovaur'un öldürüldüğü gün, onun bir uzman olduğunu sanmışlardı. İşini o kadar iyi yapmıştı ve o kadar güçlüydü ki, Aena'nın katil ile ilgili ilk düşündüğü şey, onun hem çok güçlü, hem de çok hızlı olan bir profesyonel olduğuydu... Bu açıdan bakıldığı zaman, Zend'in isteğini çok da kötü karşılamaması gerektiğini düşünmüştü. Ancak Zend'in gözlerine baktığı zaman... Onun, aslında bu ülkenin kralı olmak için can attığını anlamıştı!
''Zend, sen sadece tahtı istiyorsun!'' Aena kaşlarını çatmıştı bir kere daha. Zend'in arzusunu hissettiğini düşünmüştü kendi kendine, onun konuşmalarını dinlediği zaman kafasında böyle bir şey uyanmaktaydı. Zend aslında ülkeyi elde etmeye çalışıyordu! Onu geliştireceği bile yoktu... ''Ülkeyi istediğin için, diğer şeyleri görmezden geliyorsun, bu seni adeta kör etmiş!'' diyerek devam etti... Kendisine en mantıklı gelen şeyler bunlardı...
***
1689
Magnec