Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

61. Bölüm Yüzme

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Zend, Pindlack ve Bournaz başta olmak üzere, masadaki çoğu kişi Oen'in söyledikleriyle şaşırdı. Okulun idollerinden birinin Zend gibi bir üçüncü sınıfla sevgili olmak istemesi, Jongtham'ın içinde bulunan herkesin görmeden inanmayacağı bir şeydi.

Fun Zende baş parmağıyla zafer işareti yaptı. "Ne çabuk Oen'i ayarttın Zend, tam da senden beklediğim gibi."

"Haha, sadece şakaydı." Oen gülümsedi ve kiraz rengindeki dudaklarını açtı. Mavi gözleri ve beyaz teniyle çoğu erkek için bir tanrıça gibiydi. "Ama ona gerçekten bir teklifte bulundum. Grubuma katılmasını istedim, ama Zend hâlâ bana cevap vermedi." dudaklarını büktü, ağlamaklı bir sesle konuşmaya devam etti. "S-Sanırım Zend teklifimi kabul etmeyecek."

Yun, Pindlack ve Bournaz'ın yüz ifadeleri, teklifi yanlış anladıklarını anladıklarında düzeldi, Zend'in Oen'in grubuna katılması için bir teklif aldığını duyduklarında ise yüzleri yine biraz önceki gibi oldu.

"Ama Zend bir üçüncü sınıf! Onun gelecek yıllarda sizin grubunuza katılmaya hak kazanacağını biliyordum, ama bunun şimdiden olmasını hiç beklemiyordum!" Pindlack resmen bağırdı ve Oen'in denizleri andıran gözlerine baktı. Bournaz da ona hak verdiğini belli eden homurdanmalar çıkardı.

Oen Pindlack'a göz kırptı, bu Pindlack'ın büyük bir heyecan hissetmesine neden oldu. "Zend için bir istisna yapacağım. Ondan hoşlandım."

Oen'i duyan Pindlack ve Bournaz Zend'e öfkeli bakışlarla baktılar. "Zend, seni hain!"

"Sen okuma yazma bilmediğin için dışlanan bir çocuktun, ne zaman hain bir yılan olup çıktın?! Daha bize bir gruba gireceğini bile söylememiştin, vay be, keşke o zaman seni Ylis Öğretmen'e karşı savunmak gibi bir hata yapmasaydım! Kardeş dedik, kalleş çıktın!" Yun uzun ve sesli bir konuşma yaptı, konuşma bitince Oen'in ağzından ince ve küçük bir kahkaha çıktı. Oen'in, okuma yazma bilmediğini bilmesini istememişti Zend, ama Yun söyleyivermişti.

Zend'in biraz bozulduğunu gören Oen bir daha konuştu. "Zend, merak etme okuma yazma bilmediğini öğrendiğim için gülmedim. Güldüğüm şey o üçü." Zend biraz rahatladı ama yine de konuşmadı.

Furan hemen söze girdi. "Saçmalama Yun. Eminim Zend gelecekte de büyük teklifler alacak, ve yine eminim ki, Zend bu teklifi kabul ederek Büyük Kız Kardeş Oen'in grubuna katılacaktır." Furan yuvarlak yapıya sahip olan yüzünü hafifçe çevirdi ve saygılı gözlerle Oen'e baktı. "Sonra da Zend, dört en iyi arkadaşının içinden En aklıselim olan arkadaşını, kardeşini, yani bendeniz Furan Rin Zemgarmot'u unutmayacak ve biricik arkadaşının da Büyük Kız Kardeş Oen'in grubuna katılarak göklere uçacak kadar sevinmesine vesile olacaktır."

Yun'un ağzı açık kaldı. O an yaşadığı şaşkınlık ve öfkeyle soğukkanlı kalamamış, hızlı bir şekilde kızıp bağırarak Oen'in gözü önünde kendini küçük düşürmüştü. Bunu nasıl telafi edebilirdi? Şimdi ne derse desin Oen, onun çıkarcı olduğunu düşünecekti. Yine de zararın neresinden dönerse kâr olduğunu düşündü ve kendini sakinleştirdi. "K-Kesinlikle, Zemd kardeş bir yetişkin olduğunda çok büyük işler başaracak. Umarım o zaman bizim gibi küçük, önemsiz arkadaşlarını da hatırlar."

Pindlack ve Bournaz da durumu anlamışlardı, ama eğer tek kelime ederlerse büyük oranda yağ çektikleri düşünülecek ve daha da kötü duruma düşeceklerdi. Erken davranıp sinirlerini kusmasalardı, şu an çok daha iyi bir duruma sahip olabilirlerdi.

"Sadece Zend." Oen sakince konuştu ve resmen tüm konuşmaya nokta koydu.

Aslında herkes durumu en başından biliyordu. Özellikle o dörtlü de, Zend'in kendilerinden üstün olduğunu da biliyorlardı. Oen'in onu grubuna çağırmasının aslında normal olduğunu da biliyorlardı. Ama yine de, insan hata yapıyordu.

Furan da Yun da hemen durumu fark etti. Oen son derece ciddiydi ve içleri kıskançlıkla dolmuştu. Ama hiç ses çıkarmadılar.

Zend gözlerin kendi üzerinde toplandığını hissetti, konuşma sırasının kendine geldiğini fark etti. Bu sırada, birkaç sandalye masanın etrafına çekildi ve durduruldu.

"Tatil mi var, bensiz olmaz." uzun boylu, kızıl ve orta uzunlukta saçlara sahip, her yönden yakışıklı biri söze girdi.

"Seni kimse çağırmadı." Oen konuştu ve kısa bir "hmph" sesi çıkardı.

"Seni de kimse çağırmadı." Saga gerçekten soğuk bir şekilde söyledi. Fun gülmemek için kendini zor tuttu, Zend onun karnına kramp girdiğini tahmin etti. Yüzünden belli oluyordu. Oen de Saga'ya bozuldu ama belli etmedi.

"Hadi ama, sadece bir tatile ihtiyacım olduğunu düşünüyorum. Benim için de okul bitti, tatil benim de halkın olmalı, değil mi?" Çocuk konuşmasını bitirdiğinde Zend onun yüzünü iyice inceleme farkı yakaladı. Onu daha önve görmüştü, burada olma nedenini kolayca tahmin etti. "Okulun beş dahisinden biri daha. Sanırım ismi Sante idi. Duyduğuma göre Oen'den iki yaş büyükmüş ve sırf onun grubuna girebilmek için kendi grubunu dağıtmış, sebebi de Oen'e aşık olmasıymış. Oen onu grubuna almamış, sürekli reddetmiş. Ondan gelen her daveti, yemekten evlenmeye kadar -ki hepsini denemiş- reddetmiş. Okulun beşlisinde kendi grubu olmayan tek kişi." Zend düşündü. Herkes onun Oen'e deli gibi aşık olduğunu biliyordu ama, Oen'in neden hep onu reddettiğini bilmiyorlardı. Zend, "Daha kaç grup bizimle tatile gelecek? Sözde birkaç kişiydik." diye düşündü. Normalde okuldaki dahi beşliden dördünün de aynı topluluğa, yani Beyaz Taç'a üye olması garip olarak düşünülebilirdi, ama okul Beyaz Taç'ın olunca işler değişiyordu.

"Gidebileceğin binlerce tatil urti var, ama bizim tatilimize gelemezsin. Beni mayolu görecek olan sadece Zend olmalı." Oen biraz kıkırdayarak konuştu. Aslında onunla tatile gelenler de onu mayolu göreceklerdi, ama erkeklerden Fun'u zaten hiçbir zaman baştan çıkaramamıştı ve diğer dörtlü de zaten elindeydi, Zend'in üstüne gitmesi çok daha avantajlıydı.

Sante kızarmaya başladı. "Ne demek seni sadece o görecek?!" çok sinirlendi, ama eğitimli bir savaşçı olarak sinirini bastırmalıydı. "Bana böyle köyü davranman beni yıldırmıyor gönlümün prensesi, aksine seninle konuşma şerefine nail olduğum için daha da mutlu oluyorum." Sante Zend'e sertçe baktı. "Ayrıca ne zamandan beri üçüncü sınıfları grubuna alıyorsun? Geçen yıl beni bile almamıştın, bu da ne demek?"

"Kimi alıp kimi almayacağımı sana mı soracağım? Söylediğin gibi, benim grubum. İstediğimi yaparım." kız biraz sesli bir şekilde ona cevap verdi.

"Sadece birkaç maçı kazandığı için onu ne sanıyorsun? Karşısındaki kendinden de kötüydü ve bu yüzden kazanabildi! Onun bildiği en iyi teknik bile üçüncü seviye." çocuk biraz hiddetlendi.

Bu sefer Fun konuşmaya dahil oldu. "Sante, gözlerin Düşen Gök'ün sayılı en güçlü çocuklarından birini bile kötü olarak görecek kadar körelmiş. Haddini bil." Fun konuştuğunda etrafa yayılan korkunç bir aura dalgası, masadakilerin titremesine neden oldu. "Sonuçta sen sadece dokuzuncu seviye bir savaşçısın, bu Zend'in yendiği rakibin sadece iki seviye üstü."

"Aynen öyle! Sen sadece birazcık güçlü olduğun in sürekli övünüyor ve kendini üstün görüyorsun. Seni bu yüzden gruba almadım. Bir de Zend'e bak, o hem yaşına göre çok üstün, hem de son derece efendi ve alçak gönüllü."

"Tch." Sante masadan kalktı. Fun'un korumasında olduğu için çocuğa şu an bir şey sormak mümkün değildi. Karkan da yarışmalarda gayet açık bir şekilde onu savunmuştu. Hatta o çocuk için, düşen gökten gelen birini sağlam bir şekilde benzetmişti. Yine de kafasına koydu. Onu bir şekilde yakalayacaktı. "Yine de ben de o tatile geleceğim."

"Neyse, eğer tatile gidiyorsak geniş bir yer seçmemiz gerekecek, çok kişi olduk." Zend konuştu.

"Onu bize bırakın." Iyu ve Hefrols aynı anda konuştular.

***

Güneş.

Sonunda bindikleri at arabasından indiler ve gerçekten güzel bir manzarayla karşılaştılar. Dört araba gelmişlerdi, birinde Saga, Fun, Zend ve Hefrols, diğerinde Pindlack, Yun, Furan, Bournaz ve Iyu, bir diğerinde Oen'in, bir diğerinde ise Sante'nin arkadaşları vardı. Saga'nın, Hefrols'un ve Iyu'nun yoğun itirazlarına rağmen Oen hiç vazgeçmemiş ve gelmek için son derece büyük bir kararlılıkla ısrar etmişti. Sante ise, Oen'in grubunun itirazlarına aldıramamış ve sürekli onu sevdiğini, ona taptığını ya da onu bir Tanrıça olarak gördüğünü söyleyerek gelmek için ısrar etmişti. Oen bir ara çok sinirlenip ona saldırmak istemişti, ama Fun aralarına girip ikisinin de Beyaz Taç'ın birer kardeşi olduklarını söyleyerek onları ayırmıştı.

Plaj oldukça kalabalıktı, yaz vakti gelince insanlar plajlara akın etmişlerdi. Zend'in daha önce böyle bir tecrübesi olmamıştı. zaten daha yüzmeyi bile bilmiyordu. Hep birlikte odalarına çıktılar ve mayolarını giydiler.

"Oen, çocuk gerçekten biraz umut vaadediyor, bu doğru. Ama gerçekten onunla tatile gelmemize değecek kadar ne özelliği var? Ben onun yaşındayken ondan yüksek seviyedeydim." Oen kıyafetlerini çıkarırken perdenin arkasından gelen, grup arkadaşlarından birinin sesini duydu.

"Sadece sezgi." Oen ona kısaca cevap verdi, pencereden giren güneş ışıklarını izledi.

Zend kendine seçtiği mayosunu giydi, dışarı çıktı. Denize gireceği ve ilk kez yüzeceği için heyecanlıydı. Bu onun için büyük bir gün olacaktı, bir günleri boşa gitmesin diye gece yola çıkmışlardı ve saat daha sabahın dokuzuydu.

Zend daha kimsenin aşağı inmediğini fark etti. Tabii ki kumsalda insanlar vardı, ama Zend'in tanıdığı kimse ortada yoktu. Zend daha onların giyinmediğini düşündü ve bunu bir fırsat bilerek yüzmeyi öğrenmek için yalnız bir şekilde denize doğru ilerledi. Normalde, sadece asillerin yüzebildiği elit bölgede yüzebilirdi, ama normal insanların yüzdüğü yeri tercih etti. kendini normal insanlardan üstün tutmak onu rahatsız ediyordu, kötü hissetmesine neden oluyordu.

Plajda ilerledi. normal insanların arasında olmayı sevse de, rahatsız edilmeyeceği bir yerde olmayı istedi. En az insanın olduğu yere doğeu yürüdü ve ayağını ıslak kumların içine gönderdi. Denizden kıyıya ulaşmış küçük ve sıcak bir dalga, ayaklarını ıslattı. "Ben beşinci seviye bir savaşçıyım, vücudum yeterince güçlü. Yüzmek benim için zor olmamalı, hem bunu erkenden öğrenmeliyim, sonra eğer aldığım görevlerde yüzmem gereken bir durum olursa ve ben bu yüzden görevimi yapamazsam ne olur?" Zend mırıldandı.

İçinde biraz ürkse de suya doğru ilerledi, su yavaşça beline kadar yükseldi. Su yükseldikçe, Zend'in içindeki korku ve kuşku yok oldu. Deniz onu sıcak ve içten bir şekilde kucaklıyordu, bu çok güzel bir duyguydu ve Zend bundan gerçekten hoşlanmıştı. Usulca biraz daha ilerledi, boğulma tehlikesi olmadığını düşünüyordu, sonuçta o beşinci seviye bir savaşçıydı ve bir kulacıyla rahatça uzun bir mesafeyi katedebilir, rahatça suda hareket edebilirdi. Buna güveniyordu.

Su onun ayaklarını hafifçe yerden kesti, artık neredeyse boynuna kadar su içindeydi. Hafifçe panikledi, refleks olarak ayağıyla yere ulaşmaya çalıştı. Ayağı yere değdi, ama biraz daha ilerlemişti ve ayaklarının yere değmesi için kafasını yukarı bakacak şekilde kaldırması gerekti. Çünkü suyun boyu artık hemen hemen burnunu geçmişti ve eğer kafasını yukarı kaldırmazsa nefes alamazdı. Burnundan derin bir nefes aldı ve havayı beş saniye kadar havayı akciğerlerinde tuttu, sonra yavaşça geri verdi. Parmağındaki yüzüğü cebine attı ve cebinin düğmelerini kapattı. Bu çok önemli değildi, onu kaybetse de, kaybettiğini anladığı anda tekrar elinde belirecekti. Yine de düğmesini kapatmakta fayda buldu.

Tekrar cesaretini topladı. Bu sefer kafasını tamamen suyun içine soksa da ayağının yere değmeyeceğinden kesinlikle emindi, ama başka türlü yüzmeyi öğrenemeyeceğini düşündü ve çabuk öğrenebilmek için kendini daha çaresiz bırakması gerektiğini düşündü. İki eliyle birden kendini denizin içine itti, ama uyguladığı kuvvet biraz fazla olmuştu ve bu yüzden arkasında en azından bir buçuk metrelik iki dalga oluşturdu, kendini on metre kadar ileri itti. Artık karadan epey uzaklaşmıştı, ama bu daha da paniklemesine neden oldu ve kendini kuvvetli kulaçlarla sola doğru itti. Bu bir refleksti. En az otuz metre gittiğini düşünüyordu ki, kendini asillerin girdiği elit kısımda buldu. Buraya giriş izni olduğu için şanslıydı, yoksa başı belaya girebilirdi.

Suyun içinde debelendi, ama su onu yutmuştu ve suyun derin, karanlık bölgesi, kıyıdaki gibi sıcak ve sevecen değildi. Zend şu an suyun korkutucu tarafıyla tanışıyordu; debelense de su onu bırakmıyordu, aksine daha da içine çekiyordu. Zend kendini iyice kastı ve kumsalın yerini belirledi, kral moduna geçti. Birkaç metre altında gördüğü yengeci hedef olarak belirledi, içinde ona kin duydu ve ondan nefret etti. Oysa ki hayvanın bunlardan haberi yoktu, mutlu mutlu dinleniyordu. Kral modundan çıkmak için bu gerekiyordu, Zend'in yapacak başka bir şeyi yoktu. Ya bir insan öldürmeliydin, ya da bir canlıyı düşmanın belirleyip kendini kandırmalıydın. Zend tam olarak kendini o yengece odakladığında kendini elleriyle ona doğru itti ve suyun altında, muazzam bir hızla onun yanına gidip kabuğuna yumruğu geçirdi. Yengeç iki yüz elli kiloluk ağırlığa dayanamadı ve parçalanmış kabuğunun içinde can verdi. Zaten küçük bir yengeçti.

Zend planını zaten yapmıştı. Onu öldürmüştü, yani istediği zaman modu yok edebilecekti. Ama henüz bunu yapmayacaktı, çünkü öncelikle karaya çıkması gerekliydi. Modun kendine verdiği tüm gücü aktifleştirdi ve ona yoğunlaştı. Artık çok daha güçlüydü. İlk seviyede olsa da, ek olarak yüz kiloluk bir güç kazanmıştı. Kendini yukarı doğru çekti, büyük bir su akışı oluştu ve Zend'i yukarı taşıdı, artık yüzeyle arasında bir metre kalmıştı. Tüm gücünü bir kez daha topladı ve kıyının ters tarafına dönüp iki eliyle suya vuedu, üç yüz elli kiloluk basınç Zend'i geriye doğru fırlattı. Artık nefesi tükenmek üzereydi. Zend havalandı. Gerçekten havalandı, sudan çıkmıştı ve plaja doğru uçuyordu. Şanslıydı, çünkü çok ileri düşmedi ve sadece denizin en uçlarının ıslattığı sıcak ve ıslak kumlara gömüldü. Sırtı ağrıyordu, hayal meyal bir kız sesi duydu. Sanki bu sesi daha önce de duymuştu, ama hatırlayamadı. O kadar yüksekten hızlıca düşmek onu sarsmıştı.

"Hey, iyi misin?"

***

2032