Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

60. Bölüm Tatil Başlangıcı

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Denn kılıcını çıkarmaya çalıştı, ama bir anda çok büyük bir baskı hissetti. Biraz önce öldürdüğü, daha doğrusu öldürdüğünü sandığı adamın gözlerine bakması, hareket edemeyecek kadar baskı altında kalmasına yol açmıştı. Adamdan gelen son derece korkunç aura, hareket etmesini engelliyordu. Sanki sadece nefes alsa bile, ölecekmiş gibi hissetmeye başladı.

"N'oldu? İstemiyor musun?" Hollis şişeyi ve adama yönelttiği aurasını geri çekti. Denn de sanki uzun süre suyun altında kalmış ve yeni dışarı çıkmış gibi ani bir nefes aldı.

Denn baskıdan çıktığı anda elinde koyu renkli kılıcı belirdi ve bu sefer öldürdüğünden emin olacağını kendine tembihleyerek ona saldırdı. Ama bu sefer umduğu gibi olmadı. Kılıcını savurduğu anda sarışın adamın elinde gümüşi, en fazla dört parmak genişliğinde ve ortalama bir insan kolu uzunluğunda olan bir kılıç göründü, koyu renkli kılıçla çarpıştı ve muazzam bir güçle onu geriye savurdu. Denn sırtının barın soğuk duvarına değdiğini hissetti, ama durmadı. Onu ittiren güç hala durmamıştı, duvarı da kırarak barın arkasındaki sokağa uçtu.

"Güzel yolla halledelim dedim, kabul etmedin." Hollis elindeki kılıcı bir silkti ve sırtını diğer binanın duvarına yaslamış adama doğru yürümeye başladı.
Denn bir anda kalkmaya çalıştı ve hemen doğrulup elindeki kılıcı kaldırdı. Ama yine, işler düşündüğü gibi gitmedi. Elindeki kılıç farklı bir kılıçtı, artık gümüşi bir renge bürünmüştü ve kurumuş gibi görünüyordu. Yalnızca bu da değildi, kılıç kaldırdığı gibi kırıldı ve yarısı yere düştü, üstüne koluna da garip bir his yayılmaya başladı.

Koluna baktığında, aynı şekilde gümüşi bir rengin hızlı bir şekilde kolundan yukarıya doğru ilerlediğini gördü, panikledi.

Neler olduğunu anlamaya çalışıyordu ki, gümüşi rengin yayıldığı kolu yere düştü ve parçalara ayrıldı!

"Tanrım! Size karşı büyük hatalar yapmış bu küçüğünüzü lütfen affedin! Ö-Özür dilerim!" Denn eğildi ve adamın ayaklarına kapandı, kolundan omzuna çıkmış gümüşi rengin boynuna doğru ilerlemesinin durduğunu hissetti.

"Siyah Gökyüzü'nü ver." Hollis soğuk bir şekilde konuştu, zehrinin adamın vücudundaki ilerlemesini durdurdu.

Denn hemen adamın istediği şeyi yüzüğünden çıkarmak için yüzüğüne davrandı ve hemen Siyah Gökyüzü'nü eline aldı, adamın kendini canlı bırakması için ona yalvarmaya başladı. "Özür dilerim büyük lord, sizin kudretinizi anlayamadım ve size küstahlık yapmak gibi büyük bir hata yaptım. Lütfen beni affedin, sizin böyle büyük biri olduğunuzu bilseydim sizinle konuşmaya bile cüret etmezdim..." normalde on beşinci seviye bir savaşçı olan birinin savaşı oldukça uzun sürerdi, ama şimdi güç farkı çok fazlaydı. Her ne kadar Siyah Gökyüzü gibi önemli bir şeyi kaybetmek istemese de hayatından önemli değildi. Ama yine de içi yanıyordu. Sonuçta o taş çok zor bulunan değerli bir taştı, tüm dünyada sadece birkaç tane vardı, biri de Denn'in elindeydi. Saldırıya uğramak istemediği için onu kimseye söylememişti, ama adam onda bir Siyah Gökyüzü olduğunu öğrenmişti. Bunu nasıl yaptığını hiç bilmiyordu. Onu nasıl öğrenmişti?

Hollis adamın elindeki siyah taşı aldı. Taş bir el büyüklüğündeydi, parlak, siyah bir yüzeyi vardı. Bu çok önemli bir nesneydi, bu taşın materyal olarak kullanıldığı bir kılıca imparator seviye saldırılar bile zarar vermesi neredeyse imkânsızdı. "Artık çok geç." zehrin adamın vücudunda yayılmasına izin verdi.

"Hayır, lütfen!!" adam soğuk hissi tüm yüzüne yayılırken hissediyordu, ağzını da kapladı, birkaç saniye sonra kalbi çalışmayı durdurdu. Hollis onun yüzüğünde daha bir sürü hazine olduğunu düşündü ve onu da aldı. Omuzundaki yoldaşına baktı. "İyi iğneydi Tarol. Adam iki saat illüzyon gördü, haha."

"Teşekkürler, sadece küçük bir saldırı yaptım." Tarol sessizce cevap verdi.

"Neyse, gereken şeyi elimize geçirdik. Siyah Gökyüzü'nden yapılan bir silah." Hollis içini çekti. "Benim kılıcım, bu taşın ileride olacağı kılıcın yarısı kadar bile güçlü değil. Zend'in yerinde olmak isterdim, benim gibi harika bir ustayı bulamamıştım ben, o çok şanslı."

Hollis yüzüğünün içine hem aldığı yüzüğü, hem de elindeki siyah taşı koydu. "Tabii ki Zend, silahını kendisi yapmalı. Ama benim tekniğimi miras alacağı için, hafif bir kılıç kullanmalı. Sanırım ona sadece bunu söylemeliyim."

"Hollis, hemen kaçmalıyız. Eğer o taşın bizde olduğu duyulursa peşimize düşerler." Tarol ona seslendi.

"Biliyorum ortak." Hollis başını salladı ve orman tarafına doğru ilerledi. Gemiye giderken ormanı kullanacaktı, en fazla bir ayda koşarak geminin olduğu yere varabilirdi. Sonra da üç ay gibi bir sürede, Pounz Krallığı'na gidecekti. Böylece öğrencisine söz verdiği zamandan bir ay önce oraya varmış olacaktı. İyi iş başarmıştı.

***

Zend zaferinin ertesi günü yavaşça yatağından kalktı. Dün gerçekten yorulmuştu. Bugün tatildi, bu yüzden üniformasını giymedi, sadece eşofman giyerek aşağı indi. Vücudu kahvaltıdan on dakika önce kalkmaya alışmıştı, bu yüzden artık zorlanmadan uyanabiliyordu.

Her zaman yaptığı gibi Fun ve Saga'nın olduğu masaya oturdu. Hepsine selam verdi. "Günaydın."

Masadaki diğerleri de aynı şekilde ona selam verdiler.

"Şimdi büyük tatil başlıyor değil mi?" Zend Pindlack ve Bournaz'ın yaptığı, "nereye gitsek" muhabbetini duydu ve konuştu.

"Aynen öyle Zend, hep beraber denize gidiyoruz. Kum, güneş, gözünün alabildiği kadar okyanus! Ne kadar güzel, değil mi?" Bournaz ona cevap verdi.

"Kulağa güzel geliyor." Zend yemeğine yumulurken ona cevap verdi. "Fun, sen de geliyor musun?"

Fun başını salladı. "Evet, ben de birkaç günlüğüne sizinle kalacağım."

Saga da konuşmaya girdi. "Ben, Hefrols ve Iyu da geliyoruz. Sen de geliyorsun, çok eğleneceğiz."

Zend gülümsedi. Böyle bir tatil kim bilir ne kadar zevkli olurdu! Yüzüp kumdan kale yapacak, yorgunluktan yere düşene kadar eğlenecekti. "Yun, Furan, siz de geliyorsunuz değil mi?" Furan beşli takımın bir üyesiydi, genellikle çok sessizdi ama iyi bir arkadaştı.

"Yun ve ben ailelerimizin yanına gideceğiz." Furan konuştu, gerçekten nazik bir konuşması vardı. Okuldaki çoğu kişi onu severdi.

Bir anda Zend'in yanına biri oturdu. Oen, elini Zend'in omzuna koydu. Açık kahverengi saçlarını arkaya doğru attı, konuştu. "Ne güzel, biz de gelelim o zaman." onun beraberinde üç tane kız, bir tane de erkek geldi. Hepsi de onun grubundaydı, Zend bunu biliyordu.

Saga onu biraz tersledi. "Seni çağıran olmadı Oen."

Fun her zamanki gibi nazik bir şekilde cevap verdi. "Saga, tüm kardeşlerimiz bizimle gelebilir. Sonuçta gizlimiz saklımız yok, bence bir sıkıntı yok."

Bournaz ve Pindlack ise hemen atladılar. "Tabii ki gelin, gelmenizi çok isteriz Kardeş Oen!" onların ikisi de Oen'e hayranlardı, sonuçta Oen, okuldaki bir idoldü. Herkes onun grubuna girmek için çatlardı, onunla vakit geçirmek çok büyük bir nimet olarak görülürdü. Ama pek umutları yoktu, sonuçta Oen grubuna sadece beşinci sınıfın üstündeki öğrencileri çağırıyordu. Pindlack ve Bournaz, onun bir istisna yapıp Zend'i çağırma ihtimalini düşünmemişlerdi.

"Zend, teklifimi düşündün mü?" Oen Zend'e fısıldadı.

"Ee..." Zend yemeğini yerken biraz homurdandı, ama cevap vermedi. Pindlack ve Bournaz ise hemen şaşırmış bir şekilde konuştular. "Ne teklifi, Oen gibi narin bir peri Zend'e ne teklif edebilir?!"

Oen onlarla göz kırptı. "Sadece benden altı yaş küçük, bu onun sevgilim olmasına engel olamaz, değil mi?"

"NE?!" Pindlack ve Bournaz, aynı anda bağırdılar, Zend ise ağzındaki yemeği az daha püskürüyordu.

***

1060