Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

373. Bölüm Fungyuo'ya Varış

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

''Oh, ne kadar da üzücü bir durum...'' Yua'nın kelimeleri, Zend için epey bir üzülmeye devam ettiğini göstermekteydi. ''Ancak bunun, senin aile ve birlikteliği daha çok istemeni sağlaması gerekmiyor mu? Sonuçta bu zamana kadar senden esirgenmiş bir şeyin, şimdi senin olmasını istemen doğaldır.''

 

''Hayır hayır,'' Zend hızlıca reddetti, kafasını salladı aynı zamanda da. ''ben uzun zaman boyu böyle kaldım biraz önce de dediğim gibi, insan bir süre sonra alışıyor ve bunu sevmeye başlıyorsun, seni bağlayan bir ailenin olmaması çok da kötü değil, ben artık ailenin beni tamamen yavaşlatacağını düşünüyorum.'' dedi, aslında onları öldürmek istiyordu tabii... Ancak bunu Yua'ya söylemesi imkansızdı, genç kızın, yalnızca bu kadarını bilmesi yeterliydi. Daha fazlasına gerek yoktu...

 

''Bunu anlayabiliyorum işte...'' dedi, Yua da bazı şeylerden eksik olarak büyümüştü, ilk başta bunları gerçekten de çok istemiş olsa da, şu anda onları pek arzulamamaktaydı. ''Ancak, hala çok üzücü bu. Daha doğrusu üzücü olan, senin, ailenin yanında olmasını istemeyecek kadar yalnız kalmış olman. Böylesine zor bir şeyin bile bu şekilde kabul edilebilmesi, senin bu zamana kadar ne kadar yalnızlık çektiğini kanıtlar nitelikte zaten.'' diyerek devam etti, aynı zamanda bir iç çekmişti.

 

''Aman, neyse.'' dedi Zend, konuyu değiştirmesi gerektiğini düşünmüştü, bunları konuşmak hoşuna gitmiyordu; aksine, daha da çok öfkelenip Fungyuo'ya zarar vermeyi istemesine yol açıyordu. Zend zaten yeterince biliyordu istediklerini, bu konuda daha fazla konuşmasının gereksiz olduğuna karar vermişti. ''Senin nasıldı küçüklüğün, Yua? Genellikle benim eski yıllarımdan bahsediyoruz, biraz da seninkilerden bahsedelim, değil mi?'' diyerek konuyu Yua'nın üstüne doğru itti.

 

''Oh, tamam.'' Yua kafasını salladı, Zend'in kendisine sorduğu bir soruyu cevapsız bırakacak değildi. ''Ben Tengo Ailesi'nin bir çocuğu olduğum için, yürümeyi öğrendiğim zamandan itibaren bir soylu olarak yetiştirildim, genellikle ne istediklerim önemsenmezdi, güçlü olmam gerektiğini; güçsüz olursam hiçbir şeyi başaramayacağımı, üstüne söylediklerimin de dinlenmeyeceğini duyarak büyüdüm. Bu yüzden, çocukluğumdan itibaren var gücümle çalıştım ve bir savaşçı oldum. Zaten, bir kılıcı kaldırabildiğim an kılıç derslerim başlamıştı, büyüye çok bir yeteneğim yoktu, öyle ölçülmüşüm... Sonra da, Pounz'un en iyileri olarak görülebilecek eğitmenlerden kılıç dersleri aldım, savaşçılığımı geliştirdim ve ölümsüzlük yoluna atıldım, ailemin ismini yaymalıydım, anne ve babamı gururlandırmalı, ailemin göğsünü kabartabilmesini sağlamalıydım, bunun için çok çabaladım. Daha küçücükken bile, ileride ciddi anlamda güçlü birisi olacağımı belli etmişim, hep böyle söylerler. Zaten daha üç ya da dört yaşıma basmışken, kendi küçük kılıcımla oldukça güzel şeyler yapabiliyormuşum, bu da benim özel olduğumu tüm Pounz'a göstermiş. O zamandan beri de, Pounz'daki genç neslin öncülerinden birisi olarak gösterilirim. Sonra da zaman ilerledi işte, seninle ilk karşılaştığımız zaman, güç ve kararlılığımın yeterliliğini sorgulamıştım. Senin gibi birisinin güçlü olamayacağını düşünürdüm önceden, güçlü bir savaşçı olabilmek için öncelikle iyi bir ailede doğarak, yeterli imkanlara sahip olmanın gerekli olduğunu düşünüyordum. Ancak sen, bu algımı yerle bir eden isim olmuştun. Zaten ilk başta bu yüzden çok öfkelenmiştim sana, dünyayı anlayışımı baştan sona yıkmış geçmiştin... Bu beni çok kızdırmıştı, senin güçsüz birisi olman gerekiyordu ama sen bir savaşçı olmak istediğini söyleyerek, o okula girmek için çabalayıp duruyordun. Bu boş çabandan hiç hoşlanmamıştım yani... Tabii, daha sonra bu hamlemin yanlışlığını görmeyi başardım. Zamanla senin güçlendiğini gördükçe, dünya üzerinde bir adaletsizliğin olduğunu düşünmüştüm. Çünkü sende Kral Modu vardı, bende ise bir savaşçının çok az işine yarayan Alim Modu... Beyaz Taç'a girdin, geliştin, Jongtham'da bile gerçekten ilgi duyulan birisi oldun. Hızlı bir şekilde güçleniyordum, ben de çalışıyordum her şeyimle, ama nedense senin bana yetişeceğini, hatta beni geçeceğini hissediyordum, bu düşünce beni içten içe bitiriyordu... Ama bir yandan da, kendime olan güvenim çok fazlaydı. Özellikle o turnuvaya kadar, senin asla benden güçlü olamayacağını düşünmeye devam ediyordum. Güçlü bir ailede doğmamıştın, kaderinde güçsüz olmak vardı, benim dünya anlayışıma göre bu böyle olmalıydı. Ama daha sonra, senin, sadece savaşçılığın içerisinde bir ya da iki sene geçirmiş olan birisinin, kendini bildi bileli savaşıyor olan beni yenebilmesi beni yıkıp geçmişti... Üstüne üstlük, sen o maçı bitirirken muazzam bir şeyi yapmış, bir Kutsal Seviye büyülü yaratığı öldürmüştün! Hem de bunu kimseden yardım almadan başarmıştın, bu, kendimi sorgulamama neden oldu. Dünyayı anlayış tarzımı değiştirdim bu şekilde, gücün, aileden olmadığını anladım.'' dedi Yua, uzun konuşmasının ardından derin bir nefes almıştı.

 

''O günden beri, kişinin ailesini pek önemsemiyorum. Eskiden ilk olarak soyada bakardım, şimdi ise ilk baktığım şey ad oluyor, soyisim benim için ikinci planda kalıyor... Bunu sağlayan kişiye, yani sana da bu yüzden bir minnet besliyorum. Ustamın Tou olmasına rağmen böyleydi bir süre boyunca düşüncelerim, ustamın da halkın arasından çıktığını kendi kendime unutturmuştum sanki daha önceden, onun da soylu olmadığı aklımdan çıkıvermişti... Öyle işte, zamanla değişti her şeyim. Seninle ilgili asıl ilgi çekici bulduğum şey ise, soylu olmayan bir aileye bile sahip olmamışken bu kadar şeyi başarabilmiş olman, Zend. Açık açık söylüyorum bunu... Senin, arkanda belirli bir zamana kadar destek bile yokken, eğitimine yedi yaşından sonra başlayabilmişken bu kadar güçlenmen, sana ister istemez hayran kalmama neden oluyor...''

 

''Anlıyorum...'' Zend Yua'nın düşüncelerini dinlerken, yavaşça gülümsemişti. ''Teşekkürler, kendimle gurur duymama neden oldun Yua.'' diyerek Yua'nın gözlerine baktı. Normalde bu kızın güldüğünü görmek genç bir erkek için hayranlık verici, hatta bayıltıcı olabilirdi. Ancak burada durum biraz farklıydı, hatta bayağı bir farklıydı... Tam olarak tersi oluyordu çünkü, Zend'in gülümsemelerini gördüğü zaman, genç kızın nefesi kesilebiliyordu bile. Zend'e sadece hayranlık beslemiyordu, bunun kendisi de farkındaydı zaten...

 

''Bunu hak ediyorsun.'' Yua kısa bir şekilde kelimelerin ağzından çıkmasına izin vermiş,  sonra da haddinden fazla konuştuğunu düşünerek sessizleşmiş ve utanarak, pencereye doğru dönmüştü.

 

''Hedefe geldik!''

 

Sürücünün, Fungyuo İmparatorluğu'nda Zend'in gitmeyi istediği yere geldiklerini duyuran kelimeleriyle birlikte, arabadaki ikili ayağa kalkmıştı. Zend ödemeyi binerken yaptığı için direkt olarak inip, hızlı bir şekilde gerilmesinin ardından kafasını etrafta çevirmişti.

 

Fungyuo'ya girdiklerinden bu yana, yukarıda uçuşan kuşların sayısının arttığını fark etmişti genç adam. Yolculukta pencereden yukarıya doğru bakma fırsatı oluyordu, o da canı sıkıldıkça dışarıyı seyre dalıyordu... Bu süreçte, yukarıda bir sürü kuşun olduğunu görüyordu aynı zamanda. Bu kuşların neden fazla olduğunu da pek iyi biliyordu tabii, Fungyuo Ordusu'nun eğittiği özel büyülü yaratıklardı bunlar. Seçkin Fungyuo Savaşçıları'na büyülü yaratık olarak bu geliştirilmiş kuşlar veriliyordu, bu şekilde askerlerin gücü iyice artıyordu. Bu kuşların ne kadar meşhur olduğunu en iyi bilen Zend'di, Fungyuo ile ilgili birisi olarak, Fungyuo Ordusu'nun yetiştirdiği bu büyülü yaratıklardan haberdardı tabii... Zaten, Fungyuo askerlerinin gücünün büyük bir kısmını bu büyülü yaratıklar oluşturmaktaydı. Fungyuo'nun gücüne, ciddi anlamda katkı sağlıyordu bu kuşlar...

 

Zend, kendine güvendiğini belli eden bir yüz ifadesiyle birlikte dikilmeye başlamıştı şehrin merkezinde, birazcık tenha bir yere girmişlerdi, bu yüzden burada çok fazla insan yoktu. Şu anda Fungyuo'nun başkenti, Menha Şehri'nin merkezinde adımlarının sayısını artırıyordu, buraya bir uğramak istemişti ilk olarak. İnsanların gerçekten de fazla sayıda olduğunu görebiliyordu, etrafında çeşitli savaşçılar, büyücüler ve normal insanlar vardı. Hemen her türlü kıyafeti giyiyor olan kişiler mevcuttu burada, Zend, sadece gözlerini birkaç saniyeliğine şu an etrafındaki insanların üzerinde gezdirmişti ki, gözüne hemen her çeşit kıyafet ilişmişti...

 

''Kalabalık yermiş...'' diyerek mırıldandı, güzel bir şehir vardı karşısında. Şu an merkezde oldukları için baktıkları her yerde bir dükkan vardı neredeyse, bu normaldi ve Zend, bu dükkanlardan bir şeyler almak istemişti ilk olarak. Hatıra almak güzel olurdu. Özellikle, bu şekil küçük binaların olduğu, her çeşitten insanın bulunabileceği, güzel görünümlü ve şirin şehirden kesin bir şeyler almak gerekirdi.

 

''Elbette, Fungyuo İmparatorluğu zaten baştan sona kalabalıktır, içinde olduğumuz yer başkent olunca kalabalık iyice artıyor. Kral Dustin'le birlikte, Kaimei Birliği'nin toplantılarından bir tanesine katılmak için Fungyuo'ya geldiğimiz zamanda daha da kalabalıktı, şimdi yine biraz azalmış gibi görünüyor insan sayısı.'' Yua hızla cevap verdi. O daha önce Fungyuo'ya pek çok gelmiş olduğu için buraları biliyordu.

 

''Oh, Kaimei Birliği'nin toplantılarından sonuncusu Menha'da yapılmıştı, değil mi? Dustin apar topar gelmişti geri, hatırlıyorum...'' dedi Zend. Kaimei Birliği'nin ne olduğunu elbette biliyordu, birkaç ülkenin bir araya gelerek ticaretlerini artırmak için kurduğu bir birlikti bu, dünyanın her yerinden bilinirdi. Aynı zamanda bu birliğe üye olan ülkeler, çeşitli karşılaşma ve savaşlarda birbirlerine destek olmak zorundaydı, belirli bir tarihi de vardı elbette... Pounz da, Fungyuo da bu birliğin içerisindelerdi. Zaten böyle bir birliğin kurulmasının gerektiğini öne süren Pounz Krallığı'ydı, bu coğrafyadaki ülkelerin arasında en güçlü olan krallık Pounz'du, biliyordu genç adam.. Gerçekten önemli bir krallıktı aslında... Kutsal Ülkeler ile karşılaştırınca elbette güçsüz kalmaktaydı, ancak biraz daha kuzeye doğru çıkıldığı zaman, haritada görülen ülkelerin arasında ciddi anlamda sözü geçmekteydi. Zend Pounz'u ne büyük, ne de küçük gören birisi olarak söyleyebiliyordu ki, Pounz önemli bir krallıktı...

 

''Evet, Ovaur'un öldürülmesi Kral Dustin'in epey endişelenmesine neden oldu, bu da bu toplantının ertelenmesine, Pounz'un diğer ülkelerin arasında küçük düşmesine yol açtı,'' dedi Yua, bir kaşını yavaşça kaldırmıştı. Ovaur'u öldürenin Zend olduğunu biliyordu zaten, bunun onun hatası olduğunu belli etmek istemişti aslında. Ancak Zend'in onu pek umursadığı söylenemezdi... ''ek olarak Kral Dustin'in, bireysel olarak zayıf görünmesine de yol açtı.''

 

''Oh, ne kadar da kötü ama...'' Zend gülümseyerek konuştu, Yua'nın üstüne gitmek istemişti biraz.

 

''Bari övünme...'' Yua iğnelemesinin hiç mi hiç işe yaramadığını gördüğü zaman bıkkın bir şekilde gözlerini devirmişti, onun ne yapacağı da pek belli olmuyordu. Bir Zend'i epey övüyor, göğe kadar çıkarıyordu, bir de gelip onu iğneliyor ve yaptığı şeyler için utanması için uğraşıyordu. Gerçekten de ne yapmaya çalıştığını bilemiyordu onun, genç adam. Kızların hareketlerini anlamak pek kolay değildi...

 

''Neyse, hadi gidelim. Fungyuo Sarayı ne kadar uzaktadır?'' diye sordu Zend. ''Yürüyerek gidebilir miyiz? Bu kalabalığın arasından gitmek istiyorum da...'' diyerek devam etti hevesle, yüzünü kapatacaktı elbette. Onu görenler muhtemelen farklı farklı tepkiler verecek, garip davranacaktı. Bunlara gerek olmadığını düşündüğünden dolayı, yüzünü kapatıp tanınmamanın keyfini yaşayacaktı.

 

''Epey uzakta diye biliyorum, olmazsa kendimize bir rota çizip, arabayı bu rotanın sonuna gönderebiliriz.'' dedi Yua, arkalarındaki at arabasını göstermişti eliyle. ''Yürüyerek oraya ilerlememizin ardından, araba bizi alır ve gideriz.''

 

''Evet, olabilir.'' dedi Zend. Fungyuo'ya geldikleri için keyifliydi şu anda, ülke değiştirmek gerçekten de kişinin neşesini artıran bir şeydi.  ''Hadi biraz dolaşalım!'' dedi ve kollarını kaldırdı yavaşça, aynı zamanda yüzünü kapatmıştı yüzüğünden çıkardığı bir maskeyle. Bu maskelerden bir tane de Yua'ya vermesinin ardından, şehrin içerisinde yürümeye başladılar...

 

***

 

1621