Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

285. Bölüm Güneş Ailesi'nde Kahvaltı

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Zend bir nefes verdi tekrardan, karşısındaki, ona masum gözlerle bakmaya devam eden Ranfan'a gözlerini ulaştırıp, ciddi bir şekilde konuşmaya başladı. ''Ranfan, dürüst oluyorum; benim bu şekilde güçlenmemin belli başlı, sana bahsetmem imkansız olan sebepleri var. Bu yüzden sana güçlenme konusunda bir yardımım olamayacağını söyledim, boş bir bahane değildi o.'' Bir yandan konuşurken, bir yandan da aklından geçmişteki, bu yerlere gelmesini sağlayan antrenmanları, eğitimleri geçiriyordu. Hadi Hollis'in ona öğrettiği şeyleri Ranfan'a öğretebilecek olsa, o manyak adamın üç yıl boyunca kendine yaptığı şeyleri nasıl ona yapacaktı? Ona o kadar eziyet etmeyi başaramazdı ki, o düşmanı değildi... Hadi Ranfan'a eziyet etmeyi de kabullendi diyelim, o adamın yaptığı şeyler normal değildi. Yani, örneğin o Zend kollarından, bacaklarından ayrılmış ve ölmek üzereyken onu bir anda, eski, sağlıklı vücuduna geri dönüştürebiliyordu. Onu iyileştirmekten de öte bir şeydi bu, çünkü Işık Stili'nin en üstüne çıkmış olan büyücüler bile bir hamlede o kadar ağır yaraları iyileştiremezdi, o adeta her seferinde Zend'i sadece parmağını hareket ettirerek eski haline getiriyordu, üstelik ölen birini bile diriltebiliyordu, Zend buna onlarca kez şahit olmuştu. Bunları nasıl yapabilirdi ki Ranfan'a? Zend böyle geliştirilmişti, acıyı kullanarak güçlenmişti. Ranfan'a aynısını yapamazdı, üstelik Ranon'un onun için o boş teknik kitabına yazdığı şeylerle birlikte oluşturduğu tekniği gidip de Ranfan'a gösteremezdi. Gösterse bile sürekli onu kontrol etmesi  gerekecek, yıllarını onunla birlikte harcaması gerekecekti. Bunu elbette kabul edemezdi genç adam. Onun bu kadar zamanı yoktu, yapması gereken şeyler vardı. Üstelik bugün duyduklarının ardından, yapması gereken şeylere bir yenisi daha eklenmişti! Ranfan için harcayabileceği yıllara sahip değildi... Ayrıca Ranfan'ın, Zend'in geçmişte dayandığı şeylere dayanabileceğini de düşünmüyordu zaten. O manyak adam onu değil üç yıl, bir yıl bile yanına alsa, genç kız kesin delirirdi... Ranfan'ın umut dolu gözlerine bakarken, konuşmaya devam etti Zend, ciğerlerini şişirdikten sonra. ''Ek olarak, sana nasıl güçlendiğimi söyleyip, seni de bu şekilde geliştirmeye çalışsam dahi buna dayanamazsın. Bunu denesem nasıl başaracağımı da bilmiyorum zaten...'' dedi ve gülümsedi. 

''...'' Ranfan ise Zend'in cevabıyla birazcık başını eğmiş, daha sonra da kafasını hızlıca kaldırarak Zend'e bakıp, konuşmaya başlamıştı. ''Eh... O halde gerçekten şanssızım, ancak beni güçlendirmeyi başaramayacak olsan bile duygu kontrolünü nasıl bu kadar iyi yapabildiğine dair olan tavsiyelerinden birkaçını benimle paylaşabilirsin, değil mi?'' diyerek, gözlerinin umut ışığıyla parlamasını sürdürmüştü, Zend'in onu bu seferde de geri çevirmemesini umuyordu... ''Sadece zihinsel yönden yardımda bulunsan bile bu benim için kârdır, hehehe...'' dedi ve hafifçe kıkırdadı.

''Sana bu konuda yardım etmek isterim tabii,'' Zend pes ederek konuşmaya başlamıştı, Ranfan'ı kırmak istemiyordu ve bu yüzden bir şeyler söyleyebilirdi belki de. ''ancak çok umudun olmasın, duygu kontrolünü sağlamayı ben özel bir yolu kullanarak başarmadım, devamlı olarak kendi hislerimi gizlemeye çalışmamın bir sonucuydu. Bildiğin o şekilde denedim yani, sonunda başarabildim, kendine hakim olmak çok da zor bir şey değil. Sadece sakin olman gerekiyor...'' diye devam etti. ''Onun dışında, benim de tecrübeli bir savaşçı olmadığımı unutma. Ben sadece on yıldır savaşçıyım, ayrıca hala yedinci seviyedeyim de...'' dedi ve fazlasıyla övüldüğü bu odada, biraz kendini aşağıda tutmak istedi.

''Evet, biraz önce de söylediğimiz gibi, seninle ilgili inanılmaz olan şeylerin en başında gelen bu. Sadece on yılda bu kadar yol katetmek... Hem de sadece yedinci seviyede! Bir de Ejderha Seviye'ye ulaşmışken kendini düşünsene, ne kadar güçlü olacağını ancak Tanrılar bilir!'' Ranfan kapıya doğru ilerlemeye başlamışken, kafasını yana doğru çevirip gözlerinin ucuyla Zend'e baktı ve konuştu tekrar. 

Zend, işte o zaman ciddi anlamda pes etmişti. Çünkü onlara karşı herhangi bir şekilde kendisini alçakta göstermesinin yolu yoktu, özellikle Ranfan ona gerçekten hayrandı, bunu değiştirmesi imkansızmış gibi görünüyordu... Bu yüzden sessiz kalarak, cevap vermemeyi yeğledi.

''Ek olarak, o gün bana Ovaur'u öldürdüğünü söylememiştin ya, çok kırıldım bak!'' Ranfan birden kafasını çevirmişti diğer tarafa doğru, kollarını da göğsünde bağlamış, Zend'e bakmamayı tercih etmişti. Zend bunun neden yapıldığını anlamıştı tabii...

''Eh, sana söyleyemezdim ki... Ayrıca sana söylersem güvenliğimin garantili olacağından şüpheliydim, sonuçta o an, Güneş Ailesi'nden bile olsa, birisine bundan bahsetmemem gerektiğini düşünüyordum, haklıydım da. Eğer ben sana söyleseydim de, sen bir şekilde hareketlerinle benim üzerimde şüphe uyandırsaydın daha da zorlu bir konumda kalmaz mıydım? Senin kendini kontrol edebileceğinden emin değildim, bu yüzden sessiz kalmam en garantili seçenekti. Hem, seninle konuşabileceğim bir fırsat da çıkmamıştı karşıma.'' Zend omuzlarını silkti ve hafifçe kafasını kaşırken, ciddi bir şekilde konuştu. ''Bak, sonradan öğrendin işte, daha ne istiyorsun?'' diye sordu ve kıkırdadı biraz. ''Sonuçta sonradan bile olsa, hala Ovaur'u kimin öldürdüğünü bilen pek fazla kişi yok. Kendini özel olarak görebilirsin yani.'' 

''Neyse...'' Ranfan kollarını çözdü ve yavaşça konuştu, daha sonra da hızlı bir şekilde kapıyı açtı. ''Bu seferlik affedeyim bari.'' dedi ve gülerek, odadan dışarıya doğru ilerlemeye başladı. Zend de onun peşine takılmıştı hemen tabii, nereye gideceğini bilmiyordu o anda.

Kısa bir süre içerisinde, büyük, dikdörtgen, üstünde türlü türlü yiyecek olan bir masanın yanına varmışlardı. Yemeklerin güzel görünümüne bakarken gözleri kamaşan Zend'in ağzının suları akmaya başlamıştı bile, dün de doğru düzgün bir yemek yiyememişti, Fozre Ailesi'ne ziyarete gitmesinin ardından, etrafta gözünün gördüğü ilk ormanlık alanda geceyi beklemeye başladığı için. Yani şu anda epey acıkmıştı, bir an önce bir şeyler yemek istiyordu, yemeklerin içinde et olması da ayrı bir isteğiydi elbette, Chibui'de geçirdiği onca zaman boyunca artık et yemek onda alışkanlık gibi bir şey olmuştu, et olmadan yapabileceğini sanmıyordu... Hayatına devam edemezdi bir kere! 

Masanın bir ucunda Tarini'yi görebiliyordu Zend, onun yan tarafına oturan Ranfan'ın karşısına oturmuştu. Tarini Zend'e bakarak göz kırptı, ''Açsındır, istediğin kadar ye.'' dedi gülerek ve yemeğe başladılar...

Yaklaşık yarım saat içerisinde herkes doymuştu. 

''Harika bir kahvaltıydı, teşekkürler.'' Zend midesinin dolduğunu hissettikten sonra teşekkür ederek, ellerini birkaç peçetenin yardımıyla temizledi, ardından da oturduğu sandalyeyi hafifçe geri çekerek ellerini masanın üzerinden kaldırdı, Tarini'ye bir bakış yolladı. Oldukça acıkmış olsa da, geçmişte Beyaz Taç'tayken öğrendiği görgü kurallarına dikkat etmişti Zend, görgü kurallarına uymayanları sevmezdi pek. Özellikle yemekte uymayanları... Düzgün yemek yiyemeyen insanlar, onu ek olarak gıcık ediyordu her zaman. Neyse ki bugün öyle biriyle karşılaşmak zorunda kalmamıştı, Ranfan da Tarini de çok güzel ve görgülü bir şekilde yemek yemişlerdi. Bu durumdan memnundu.

''Afiyet olsun,'' dedi Tarini ve kendisi de masadan birazcık geri çekilerek, ellerini peçetelerin yardımıyla temizledi. ''doydun mu?'' diyerek Zend'e baktı ve yüzüne, arkasında bir mesaj olan, samimi bir gülümseme yerleştirdi. 

Zend Tarini'nin sorusunun ardından kendini tutamamış ve gülmüştü iyice. ''Evet, normalde bu kadar yemem ancak dün, pek fazla düşünmem gerekmişti. Bu yüzden çok enerji harcadım, bu da haliyle acıkmama sebep oldu, hahaha...'' Zend Ranfan ve Tarini'nin yemeği çoktan bitirdiklerinin farkındaydı, Zend'in de bitirmesini bekledikleri için devam ediyormuş gibi yaparken, hafif şeylerden yiyorlardı. Eğer Zend devam ederken bırakırlarsa kabalık olarak anlaşılabilirdi çünkü.

''Önemli değil canım, yemek kıtlığı çekmiyoruz sonuçta!'' Tarini bir kahkaha daha patlattı. ''Neyse, herkes yemeğini bitirdiğine göre Zend, ne yapmayı düşünüyorsun şimdi? Karkan'a sormuştum, ancak geldiği zaman kendisinin anlatması daha doğru olur diyerek bana planlarından bahsetmedi.'' dedi ve dirseklerini masanın üstüne koyduktan sonra, ellerini kafasının hemen önünde birleştirip beklemeye başladı. 

Zend bir nefes aldı ve Karkan'a anlattığı şeyleri, Tarini'ye de anlatmaya başladı. 

Fozre Ailesi'nden birkaç kişiyi yakalayacağını söyledi, onlardan da ödülle ilgisi olan diğer ailelerin ismini öğrenecekti. Böylece çemberi iyice daraltmış olacaktı, daha sonra da Beyaz Taç'ın onlara bir şeyler yapabilmesi için birkaç kanıt elde etmeye çalışacaktı. Ama tabii bu sefer Dustin'in gözüne çarpmadan hareket etmeye çalışacaktı, çünkü o adamda üstün bir tahmin ve gözlem yeteneği vardı. Zend ile bir süre konuştuğu zaman onun ne yapabileceğini tahmin edebiliyordu, kelimelerden pek çok şey çıkarmayı başarıyordu, Pounz'un kralı. Ona çok dikkat etmesi gerekiyordu genç adamın.

''Fozre Ailesi kesin işin içine diyorsun yani?'' Tarini, karşısındaki koltukta oturan Zend'e bakmıştı yine, durumu idrak etmeye çalışıyordu. Yemeği bitirmelerinin üzerinden kısa bir süre geçmişti ki, başka bir odaya geçip rahatça oturmak istemişlerdi, bu yüzden misafir odalarından birine doğru harekete geçmiş, daha sonra da konuşmalarına orada devam etmeye başlamışlardı.

''Aynen, sadece Ovaur'un bana öyle davrandığını gördüğüm zaman bile bunu anlamıştım aslında.'' Zend hızlıca kafasını salladı. Aslında bundan emin olmasını sağlayan ana etken, büyüsünün yeni bir kullanım yolunu bulduğu zaman o banyoda duyduğu şeylerdi. Kral Dustin ve Vosu'nun konuşmalarından anlamıştı Zend, Vosu'nun onun başına bir ödül koyduğunu ya da koyulmasına yardım ettiğini. Normalde Fozre Ailesi'nin evinde, ailenin borç ve bilgilerinin olduğu bir yerde Zend'e dair bilgilerin de olması, üstelik bu bilgilerde Zend'den bahsederken onun öldürülmesi gerektiğini, Pounz'a döndüğünde başına ödül konulacağını yazmış olmaları, onların ödülden sorumlu olduğunu kanıtlıyordu. Ama durum normal değildi, Dustin onun o gün o odaya gireceğini tahmin etmişti daha önceden belli ki, bunu avantaj olarak kullanarak Zend'in ilgisini çekecek şeylerin oraya yerleştirilmesini sağlamış olma ihtimali de vardı, yani aslında o kağıtta yazanlar, aslında gerçeklikten tamamen uzak olabilirdi. Bu sebeple o kağıtta yazanlara güvenmemeliydi Zend. ''Fozre Ailesi'nin evine gittiğimde ise daha net anladım.'' 

''Anlıyorum...'' diye, kısık bir sesle söyledi Tarini, Ranfan konuşmaya dahil olmak yerine dinlemekle yetiniyordu o anda. ''Ancak onların arkasında başka aileler de olmalı, ben gidip öğrenmeye çalışmıştım ödülden kimin sorumlu olduğunu, Güneş Ailesi'nin adını kullanarak. Ama bana söylememişlerdi, bu da ödülü koyan kişilerin kendine güvendiğini gösterir, yani sıradan değil,  Fozre Ailesi'ne destek verenler. Bir şeyler yapmadan önce onların kim olduğunu öğrenmemiz, senin de dediğin gibi daha iyi olur... Eğer ödülden sorumlu olan herkesi öğrenirsek, daha sağlıklı adımlar atarız, tabii elimizde kanıt olması gerek; senin başına ödül koymuş olduklarına dair. Eğer kanıtımız olursa rahat bir şekilde, ödülü kaldırmalarını sağlama imkanımız var, Beyaz Taç diye bir etken var sonuçta. Ayrıca Gri Engerek'in temsilcisi olduğun için Avcı Bıçağı'nın desteğini de alırız, gerekirse diğer topluluklardan bile birilerini toplayabiliriz. Ama bunlara gerek olacağını sanmıyorum, sadece Beyaz Taç yetecektir.'' diyerek, geleceği planlarken, herkesin duyabileceği bir şekilde mırıldanıyordu kadın. 

''Kesinlikle.'' diyerek, tekrar onayladı Tarini'yi Zend. O, ödülü kaldırma konusunda Zend'in en büyük destekçilerinden biri olacaktı, Pounz'un en güçlüsü olarak görülen savaşçının arkanda olması demek, işlerini çok daha kolay halletmen demekti, Zend bunu epey önceden düşünmüştü zaten.

''Ancak Dustin'e de dikkat etmek gerek, o Fozre Ailesi ile uzun süredir iyi ilişkiler kuruyor, onlara destek verecektir. Geçen sefer Tou'yu bile yolladığına göre, seni yakalamayı da ayrıca istiyor olmalı. Sadece destek vermek istese Tou'yu yollamazdı çünkü... Üstelik o Fungyuo'ya yaptığı ziyaretini yarıda bırakıp geldi, bu, dost ailelerinden birinin bir çocuğu öldürüldü diye yapacağı bir şey değil, Dustin'in. İşin içinde başka şeyler de olmalı...'' diyerek, aklından geçmişteki olayları geçirdi Tarini. ''Heh, doğru ya! Qouen'den haberi var, Dustin'in. Onun seni büyüttüğünden haberi var yani, daha önce sen onun elindeyken, Qouen Dustin'le karşılaşmıştı bir seferinde. Qouen'i pek sevmezdi, bu yüzden seni yakalamaya çalışmış bile olabilir. Qouen onu pek sevmezdi daha doğrusu, hmph, Dustin de kimmiş, Qouen'in  yanında!''

''Evet, tahmin ediyordum bunu.'' Zend konuşmuştu hızlıca, o da şu anda gelecekte yapacağı şeyleri düşünüyordu.

''Ancak eğer Dustin'i tanıyorsam, kesin seni krallığa bağlamak için böyle şeyler yapıyordur... Senin gibi bir fırsatı elinden kaçıracak değil ya, eminim seni Renkli Yıldırım'a karşı kullanabilmek için filan yanıp tutuşuyordur, eline çok uzun zamandır senin kadar büyük bir dahi geçmemişti... Hatta hiç geçmemişti! Pounz'a bağlı kalmanı istiyor elbette... Bu arada Zend, sen bir krallığa hizmet edecek misin, gelecekte? Karar verdin mi?'' diye sordu Tarini, düşünürken eğdiği kafasını hızlıca kaldırarak. ''Berinne ile beraber falan hareket ettin bir süre, Renkli Yıldırım'a gidecek misin? Orası sana Pounz'dan çok daha fazla değer verir, aynı şekilde elde ettiğin şeyler de artar.'' Tarini, bir yutkunuşun ardından konuşmaya devam etmişti, gözleri biraz seğirmişti...

''Yok canım, ben Pounz Krallığı'nda kalacağım.'' Zend ise kısa ve net bir şekilde cevaplamıştı Tarini'yi.

***

1829