Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

280. Bölüm Güneş Ailesi'nin Lideri

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

Zend, haritadan bakarak ilerleme mücadelesinin sonunda, zorluklarla da olsa Güneş Ailesi'nin malikanesine ulaşmayı başarmıştı. Şehrin tam ortasında, Kraliyet Sarayı'nın bölgesinin biraz yan tarafına kurulmuştu bu ev. Ancak çok gösterişli olduğu söylenemezdi, Kraliyet Sarayı ile karşılaştırıldığında oldukça normal kalan bir evdi. Fozre Ailesi'ninki ile kıyaslandığında bile, çok gösterişli değildi. Güneş Ailesi dünyanın en güçlü ailelerinden biri olduğu için, Zend evlerinin de bir hayli gösterişli olduğunu düşünmüştü daha önce, Tarini, yani Güneş Ailesi'nin lideri bu evde kalıyorsa bu ev aslında Güneş Ailesi'nin ana malikanesiydi de aynı zamanda, ancak öyle fazla süslü bir yer değildi.

Zend Güneş Ailesi'nin malikanesine doğru yaklaşırken epey mutlu bir ruh halindeydi, çünkü şu anda onun dostu olan bir ailenin evine doğru gidiyordu! Zend'in dostu olan pek fazla aile olmadığı için bunu yaşama imkanı olmuyordu genellikle, şu ana kadar girdiği malikanelerin neredeyse tamamında düşmanca karşılanmış ve tehlikelerin içinde yüzmüş, devamlı olarak birileri tarafından öldürülmeye çalışılmıştı. Bu yüzden düşmanca karşılanmayacağı, yabancı bir eve giriyor olmak onu çok mutlu ediyordu... Aslında küçük bir şeydi, ama işte küçük şeylerin bile bir insanın üzerinde bol etkisi olabilirdi. Zend şu anda tam da bunu yaşıyordu...

Tabii evin bahçesine giremeden, bir nöbetçi tarafından durdurulmuştu, doğal olarak. Kafasındaki kapüşon ve yüzündeki maskeyle birlikte tanınması oldukça zordu, güvenlik de tanıyamamıştı onu haliyle. Hızlıca kapüşonunu ve maskesini çıkardı, Güneş Ailesi'nin önünde birinin ona saldırmaya cüret edebileceğini sanmıyordu. Zaten genel olarak ona saldırmayı göze alabilecek kişi sayısı azdı, ancak Zend bu maske ve kapüşonu önlem için takıyordu. Aynı şekilde, ona çok sayıda kişi birlikte saldırırlarsa öldürülme ihtimali bile vardı, onları takmasının bir nedeni de buydu. Ödülü almak için, ona tek kişi saldırmak gerekmiyordu sonuçta, toplanıp grup olarak ödülü kazanmak ve sonra da paylaşarak para kazanmak mümkündü. Düşük miktardaki ödüllerde bunu yapmak pek mantıklı değildi, ama söz konusu olan ödül bir buçuk milyon olunca, on beş kişi bir grup olup saldırsalar bile kişi başına yüz bin altın düşüyordu! Bu altınla, yüz kişilik bir ailenin yıllarca yaşaması mümkündü... Bu sebeplerden dolayı dikkatli olması ve kendini gizleyerek yaşamaya devam etmesi gerekiyordu genç adamın.

''Ah, buyurun, Kardeş Zend, geçin içeri.'' dedi nöbetçi hemen, Zend üzerindeki, tanınmasını engelleyen şeyleri çıkardığı zaman. ''Geleceğinizi Tarini Hanım söylemişti, kendileri de içeride.'' 

''Tamam, teşekkürler.'' Zend bir dosta bakıyor olmanın mutluluğuyla birlikte gülümseyerek teşekkür etti ve içeriye doğru geçerek bahçeye girdi. Kapıya doğru yaklaşarak, yerden yukarıda olan malikanenin kapısına ulaşan merdivenleri çıktı ve kapıyı tıklattı birkaç kere. Kapıyı açan, kıyafetlerinden anlaşılacağı üzere evdeki bir hizmetçi olmuştu, yaşlı bir kadındı ve Zend'e gülümseyen bir yüzle bakarak, ''Ah, demek Kardeş Zend gelmiş...'' dedi ve hafifçe eğilerek Zend'i selamladı, sonra da içeri geçmesi için kapıyı iyice araladı.

Zend içeri girer girmez, çok gösterişli olmayan ama sıradan da sayılamayacak bir ev manzarasıyla karşılaşmıştı. Yanındaki kadın kapıyı kapatırken yavaşça ona seslendi, ''Güneş Ailesi'nin gücünden dolayı, liderin kaldığı malikanenin epey süslü olmasını bekliyordum, ama pek öyle çıkmadı. En azından Kraliyet Sarayı kadar vardır demiştim; fakat yanılmışım galiba...'' 

''Evet, Güneş Ailesi gösterişe meraklı bir aile değildir, Kraliyet Ailesi'nin aksine.'' diyerek, Zend'e doğru sevecen bir şekilde bakmıştı yaşlı kadın. ''Kral Dustin yıllardır en gösterişli şeyleri satın alır, onları kullanır. Çocukları da öyle, her zaman böyledirler, süslü şeyler çok hoşlarına gider. Halbuki olay görünüşte değil, içeriktedir. Güneş Ailesi yüzyıllardır bunu biliyor, bu yüzden gösterişli şeyleri fazla kullanmamayı tercih ederiz, sonuçta bir kılıcın ne kadar güzel göründüğünü değil sertliğini, sağlamlığını merak edersin. Önemli olan budur yani... Görünüş gelip geçicidir. İçine bakmak asıl mesele.'' Kadın Zend'i bilgilendirerek konuşurken, bir odaya doğru ilerlemeye başlamıştı bile hızlıca.

'Heh, Kraliyet Ailesi'ni mi eleştiriyor?' Zend kadını dinlerken içinden geçirmişti. 'Sivri bir dil... Güneş Ailesi'nin gücünü, sadece hizmetkarlarını dinleyerek bile anlamak mümkün sanırım...' diye düşündü, normalde Pounz Krallığı'nda Kraliyet Ailesi'ni eleştirecek kadar cesaretli olan hizmetkarlar bulunmazdı kolay kolay, çok nadirdi bu. Tabii Beyaz Taç gibi, toplulukların en büyüğü olarak nam salmış bir topluluğun bağlı olduğu ailenin, ki aynı zamanda Beyaz Taç'ın kurucu ailesi de Güneş Ailesi idi, kendine güvenmesi son derece normaldi. Yönetime müdahale edebilecek kadar güçlü bir topluluktu sonuçta Beyaz Taç, Kral Modu olan insanlar tarihte pek çok şeye müdahale etmişti ve bu da devam edecekti, çünkü Kral Modu, geliştirildiği zaman kişiyi çok güçlü bir hale getiren bir yetenekti. Bir savaşçının gücüne güç katıyordu adeta... Büyücülerde de çok işe yarıyordu, ancak herkes tarafından kabul edildiği üzere, Kral Modu savaşçılara daha çok destekte bulunuyordu.

''Anlıyorum...'' dedi genç savaşçı, kadın onun önünden ilerlerken. 

''...'' Hizmetkar, sessiz kalarak ilerlemeyi tercih etmişti. Bir kapının önüne ilerledikleri zaman, ''Kardeş Zend, burada kalabilirsiniz. Şimdi Tarini Hanım hazırlanıyor, o gelene kadar burada dinlenin lütfen.'' dedi ve kapıyı açarak, hafifçe başını eğdi.

Zend de onun dediklerini yaparak içeri girdi ve bir misafir ağırlama odası olduğu tam olarak belli olan odanın içindeki koltuklardan birine oturdu, daha sonra da birilerinin gelmesi için beklemeye başladı...

''Merhaba!'' Zend beklemeye başlayalı henüz birkaç dakika geçmişti ki, kapı açılarak içeri giren biri, enerjiyle dolu bir şekilde Zend'e bakarak seslendi. ''Zend, nasılsın?'' dedi ve ilerleyerek, Zend'in karşısındaki koltuğa oturdu.

''İyiyim, sen nasılsın?'' diyerek cevap verdi hızlıca, bu yüzü daha önce görmüştü. Prenses Yuna'nın doğum gününde... ''İsmin Ranfan'dı, değil mi?'' diye sordu ve yüzüne bir gülümseme yerleştirdi.

''Evet, ben Ranfan.'' dedi Zend'in karşısında, üzerinde minik kedicikler olan şirin, aynı zamanda da şık bir kıyafetle oturuyor olan genç kız. Bu sefer uzun, gümüş renkli saçlarını örmüştü, geçen günkünden farklı olarak. ''İsmimi hatırlamana sevindim, hehehe...'' 

''Evet, Prenses Yuna'nın doğum gününde beni epey korumuştun, unutmam mümkün mü?'' Zend gülümseyerek cevap vermişti kıza. Müttefiki olan bu genç ile konuşurken oldukça rahat olduğu söylenebilirdi. Era ise, yanında sessizce genç kıza bakıyordu, henüz bir şey söylemeye ihtiyaç duymamıştı görünüşe göre.

 ''Sonuçta sen de Beyaz Taç'tasın, ben de. Bizler kardeş sayılırız, birbirimizi korumamamız mümkün mü?'' diye konuştu Ranfan, yüzünden gülümsemesi eksik olmuyordu, Zend ile konuşurken. ''Tabii sen de pek çok kez korunmaya ihtiyaç duymuştun, gerçekten de sürekli sana destek çıkmak beni yordu doğrusu, devamlı olarak bir şeyler yapıp duruyordun yahu!'' dedi hafifçe sitemli bir şekilde, Zend'i azarlarcasına. Tabii bu tatlı bir azarlamaydı, Zend'i cidden azarlayacak hali yoktu ya...

''Evet, sen de Beyaz Taç'taydın, değil mi? Seni pek fazla görememiştim ana binada.'' Zend konuşmaya devam etmişti. Beyaz Taç'ın Pounz'da sadece bir tane ana binası vardı, bu yüzden Pounz Krallığı'ndaki Beyaz Taç üyelerinin neredeyse tamamı ana binaya uğruyordu genellikle. Zaten bir bina herkese yetiyordu, çünkü Beyaz Taç'ın pek fazla üyesi yoktu, sadece Kral Modu'na sahip olanlar Beyaz Taç'a kabul edildiği için, tüm Pounz çapında bile sadece beş yüz kadar Beyaz Taç üyesi vardı. Bunlar da kısa aralıklarla Beyaz Taç'ın ana binasını ziyaret ediyordu. Tabii uzun süreli bir göreve çıkmış olanlar, birkaç yıl boyunca dışarıda kalabiliyordu. Zend de bir nevi bunlara örnekti, kendisi bir göreve gitmiş olmasa da Chibui'ye eğitime gittiği için altı yedi yıl kadar Beyaz Taç'tan uzakta kalmıştı sonuçta.

''Doğal olarak görmemişsindir, çünkü Beyaz Taç'ta fazla takılmıyorum ben.'' Ranfan samimi bir şekilde cevap vermişti Zend'e. ''Ancak bir yıl kadar önce uğramışlığım olmuştu, tabii sen o sıralarda Chibui'de olduğun için beni görmemişsindir. Ben annemden direkt olarak eğitim alıyorum, Jongtham'a filan gitmeme gerek olmuyor. Fazla ilgiye maruz kaldığım için Beyaz Taç'ın binasına gitmeyi de pek istemiyorum, övünmek gibi olmasın etrafım birileriyle çevrili oluyor sürekli, sanırım onların arasında biraz fazla popülerim, hahaha...'' dedi gülerek Ranfan, Zend'e çevirmişken gözlerini. Biraz hava atmıştı galiba. ''Tabii sen de en azından benim kadar popülersindir, on yedi yaşında, yedinci seviyede ve Siyahlar'ın on beşinci kişisi olmayı başarmış olan, genç deha. Üstelik bir Beyaz Taç kardeşi, hangi Beyaz Taç'lı onunla bir ilişki kurmak istemez ki? Eminim binaya girdiğin zaman kızlar etrafında sıra oluşturuyordur, ha?'' dedi ve gülmesini sürdürdü genç kız. 

''Eh...'' Zend biraz mahcup olmuş, elini kafasının arkasına doğru yollamıştı. ''Pek öyle olduğu söylenemez...'' diyerek devam etti. Zend aklına, on beşinci olduktan sonra Beyaz Taç'ta geçirdiği kısa süreler geldi... ''Genellikle etrafımda dolaşmıyorlar, kendi arkadaşlarım dışında yanıma uğrayan pek fazla olmadı, ben on beşinci olduktan sonra... Küçük çocuklar beni seviyor, yaşlılar da öyle. Ancak orta yaştakiler ve gençler benden biraz ürküyor gibi, sanki onlar bana selam verdiği zaman kafalarını kesecekmişim gibi davranıyorlar, gerçekten garip.'' dedi ve sesli bir şekilde güldü Zend. yumuşakça. ''Onlar için bir kahraman gibi değilim yani, genellikle yanıma yaklaşmaktan çekiniyorlar. Bunu söyleyebilirim.'' 

''Hahahaha...'' Ranfan sesli bir şekilde gülmüştü, Zend'in konuşmasının arkasından. ''Desene, bir süper dahi olmak bile bazen seni popüler bir hale getirmek için yeterli değilmiş... Ancak epey yakışıklısın da, normalde Jongtham'daki kızlar senin gibi çocukların nefes almasını engelleyecek kadar etrafını kapatırdı, ama senin olay biraz işi değiştirmiş, sen fazla güçlü olunca etrafındakiler de geri adım atmış... Muhtemelen senin, onları herhangi bir şekilde arkadaş olarak kabul etmeyeceğini düşünüyorlardır. Kendini beğenmiş olur ya, yaşıtlarına göre güçlü çocuklar. Senin de kendini beğenmiş, kibirli biri olduğunu düşünmüşlerdir ve bu yüzden yaklaşmaya cesaret edememişlerdir... Tabii bir de kızların yaklaşmamasının basit bir nedeni daha var, Berinne Renkli Yıldırım, hehehe...'' dedi ve gülerek ağzını kapattı Ranfan. ''Berinne'nin seni bizzat misafir olarak Yuna'nın doğum gününe getirmesi, üstelik ondan önce de seninle birlikte Beyaz Taç'ın ana binasına girip, senin dairenin hemen yanındaki bir odada kalması... Eminim hepsi tahmin edebiliyordur, Berinne, Zend'e yaklaşmaya cüret edecek bir kızı kesin parçalayacaktır, onun kıskanç biri olduğunu tüm dünya biliyor, hehehe...'' 

Zend hafifçe utanmaya başlasa da, bu konuda sessiz kalarak Ranfan'ın devam etmesini engellemeye çalışmıştı. 

''Görünüşe göre, namı dilden dile dolaşan o büyük dahi bile böyle konulardan bahsedince utanıyormuş, hahaha...'' Ranfan'ın yüzü iyice gülmeye başlamıştı, Zend onun bundan zevk aldığını bile düşünmüştü o anda...

''Merhaba gençler!'' Ranfan'ın girişini andıran bir giriş daha gerçekleşmişti odada, Ranfan'ın annesi, yani Tarini, Pounz Krallığı'nın en güçlü kişisi, dünyadaki ise en güçlü ilk on beş kişi arasında görülen o efsanevi kadın, normal bir selam vererek dalmıştı iki gencin olduğu odaya. ''Günaydın kızım,'' dedi ve Ranfan'a baktı, saat erken olduğu için muhtemelen o da bugün kızını ilk kez görüyordu. ''günaydın Zend!'' diye coşkulu bir şekilde konuştu ve kızının yanına doğru ilerleyerek, Zend'in karşısındaki koltuğa oturdu.

''Günaydın!'' Zend de neşeli bir şekilde karşılık vermişti ona.

''Günaydın Anne!'' Ranfan'ın karşılığı pek gecikmemişti tabii.

''Nasılsınız bakalım?'' dedi ve iki gence tekrar seslendi Tarini.

''Ben iyiyim anne, onu misafirimize sor.'' Ranfan da gülümseyip, aşağıya doğru uzattığı bacaklarını yavaşça sallayarak konuşmuştu. Koltuk büyüktü, görünüşe göre tüm misafirlere göre yapılmıştı. Ranfan'ın boyu da fazla uzun değildi, bu yüzden tam olarak yere basmıyordu ayakları, sırtını koltuğa yasladığı zaman.

''Ben de iyiyim, teşekkürler.'' diyerek nazik bir şekilde cevap verdi Zend Tarini Güneş'e. ''Biraz yorgun olduğum söylenebilir tabii, hahaha...'' diyerke, güler yüzlü bir şekilde devam etti.

''Normaldir, Fozre Ailesi'nin evinden çıkmak kolay olmadı, değil mi?'' Tarini oturduğu yerde gri saçlarını omuzlarının arkasına doğru atmış, Zend'e bakmaya devam etmişti. ''Dustin'in işin içine karışacağını tahmin edememiştim ama, sonuçta iyi sıyrıldın, hehehehe... Tou'ya attığın o yumruk da epey iyiydi tabii, Vankanor'un daha önce onun için yaptığı kılıcı kırdın, buna epey sinirlenmiştir, dikkat etmelisin bak...'' dedi ve bir kahkaha patlattı, oldukça genç bir görünüme sahip olan kadın...

Zend ise, o an anlamıştı, aslında tüm gece boyunca Tarini Güneş'in onu izlediğini... ''İzlerken bir yardım etseydin keşke, işlerimiz daha kolay olurdu, hehehe...'' 

''Yardım ettim zaten, Dustin'in oraya geç gelmesini kim sağladı sanıyorsun?'' Tarini gülümseyerek devam etmişti. 

***

1775