ayy yua tam zend gibi düşünücek zamanı buldun dimi yarın yapsan bunu olmaz mı ?
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
270. Bölüm Beklenmedik Baskın (2)
Zend'in gözleri, kendi isminin yazdığını gördüğü o kağıdın üzerinde dolaşırken, aniden kapının açılış sesinin kulaklarına dolmasıyla birlikte irkilen genç adam, kafasını yan tarafa çevirmişti hemen. Tam o anda da bir saldırıya maruz kalmıştı zaten, hızla en üstteki kağıdı alıp, geriye atmıştı kendini, bir yandan da kapıya bakmaya çalışıyordu. Ne çabuk açılmıştı bu kapı? Era neredeydi? Yenilmiş miydi yoksa?
''Ortak, iyi misin?'' diyerek Era'ya seslendi Zend, ancak ondan cevap alamamıştı ve bu, büyülerle ve bariyerlerle dolu olan odanın içerisinde olduğu için, dışarıda olan bitenden bir haber almak amaçlı enerjisini yayarak neler olduğunu anlayamıyordu da.
Kapıdaki kişiye baktığı zaman, gözlerinin biraz daha şaşkınlıkla açılmasına engel olamamıştı Zend. Çünkü epeydir bu yüzü görmemişti hiç, daha doğrusu bu yüzün bu halini zaten hiç görmemişti. Bu yüzü en son gördüğünde henüz bir çocuğa ait olduğu söylenebilirdi, ancak şimdi karşısında, adeta yetişkin birinin yüzü durmaktaydı.
''Yua?!'' Zend kendi kendine konuştu ve daha elindeki kağıda bakamadan, kendisine doğru yollanmış olan bir kılıcı savuşturmak zorunda kaldı. Yua, Zend'in hemen karşısında, ona doğru bir kılıç fırlatmış ve hızlıca kılıcının arkasından ilerleyerek, Zend'in kenara çekilerek ilerlediği yönden ayrılmış olduğu kılıcının kabzasını yakalamış ve hemen yanında kalan, kapüşonlu ve maskeli kişiye doğru savurmuştu.
'Yua'nın burada ne işi var?!' diyerek tekrar sordu içinden genç adam. 'Fungyuo'da, Tou'nun yanında olması gerekmiyor muydu onun, öğrencisi olarak?' Daha bugün, bunu Dustin'e sorarak doğrulamıştı.
'Era da katın girişine doğru ilerlemeden hemen önce büyük bir enerjinin ortaya çıkıp Sanzirna'nın yanına gittiğini, daha sonra da Sanzirna'nın etrafındaki kalabalığın azaldığını söylemişti. Bu enerji... Yoksa bu enerji, Tou'nun enerjisi mi?' diye aklından geçirirken, hemen karşısındaki kızın kendisine doğru hızlıca savurduğu kılıçlarından kaçınıyordu sürekli. Yua, tek kelime bile etmeden hızlı bir şekilde saldırmaya başlamıştı ve Zend'i öldürmek için saldırdığını, her hareketinde belli ediyordu. 'Dustin şerefsizi... Bana Tou'nun Fungyuo'da kaldığını söyleyerek yalan söyledi demek...' Zend içinden Dustin'e birkaç küfür savurdu. 'Onun lafına neden güvendim ki ben? Salaklığın büyüğünü yapmışım, gerçekten, öyle birinin söylediklerine güven olur mu hiç?' diyerek kendi kendini azarlarken, Yua'nın deniz mavisi, ancak Zend'e bakarken, ona daha önce bakabildiği son zamanlarda olduğunun aksine öfkeyle parıldıyor olan gözlerine bakmıştı birkaç saniyeliğine, Yua da bir nefes almış ve ardışık saldırılarına bir ara vermişti.
''Kimsin sen?!'' İkisi de beklemeye başlamışken, genç adama bakarak sordu hızlı bir şekilde Yua. Yüzü kapalıydı, onu tanıması mümkün olmuyordu şu anda. ''Kim yolladı seni?!'' diyerek biraz önceki sorusunun üstüne bir yenisini ekledi.
Zend, bu açıklıkta elindeki kağıdı bir çırpıda katlamış ve cebine koymuştu, daha sonra da, henüz birkaç dakika önce bu odaya girmişken kullandığı, şu anda belindeki kılıfının içerisinde olan hançerini çıkardı ve Yua'ya doğru bakmaya başladı. Kılıçlarından herhangi birini kullanmayı düşünmüyordu şu anda, zaten yüzü gizliydi, Yua'nın onu tanıması mümkün değildi. Hiç paniklememiş, duruma direkt bir çözüm getirmiş olan genç adam ihtimalleri değerlendirirken, son açtığı dolabın içerisinde, eline aldığı kağıdın arkasında, şu anda katlı bir şekilde cebinde olanın devamı olması gereken diğer kağıtları almak için bir yol bulmaya çalışıyordu. Tam kendi isminin yazılı olduğu bir sayfayı görmüşken, diğerlerini bırakmayı hiç istemiyordu... Çünkü kendisinin başına konulan ödülde Fozre Ailesi'nin de bir parmağının olduğunu ancak bu kağıtlar sayesinde Beyaz Taç'a kanıtlayabilirdi, eğer kanıt olmazsa Beyaz Taç hiçbir şey yapamazdı. Cebindeki kağıdın üstünde birkaç paragraflık yazı vardı, ancak paragrafların üzerinde kalın bir şekilde yazılmış olan kendi ismi haricindeki bir şeyi okumayı başaramamıştı Zend, bu yüzden o kağıdın tek başına bir kanıt haline gelip gelemeyeceğini hiç bilmiyordu. Eğer geliyorsa gerçekten iyiydi, eğer Yua'nın hemen arkasından, on üç ve on dördüncü seviyelerde olan birkaç kişi birden odaya girmiş olmasaydı, şu anda Yua'nın saldırılarını savuştururken kelime kelime kağıtta yazanları okumaya çalışabilirdi Zend. Ama ne yazık ki, eğer böyle bir şey yaparak gardını indirirse direkt diğer adamlar Zend'in üstüne atlardı. Aynı şekilde bunu, o, dolaba yaklaşmaya çalışırsa da yaparlardı.
Yua'ya cevap vermemişti Zend, sakin bir şekilde durumu değerlendiriyordu ve Yua'ya cevap vermek için ayırabileceği bir vakte sahip değildi. Hem eğer cevap verirse, sesini tanıyabilirdi Yua. Zend onunla son görüşmelerinden sonra sesinin oldukça kalınlaştığını biliyordu, evet, ancak şimdi Yua onun sesini duyarsa ve şu andan itibaren ileride bir yerde görüşürlerse, o gece orada olan kişinin Zend olduğunu anlardı hemen genç kız. Bu yüzden bu riski de alamazdı Zend. Yua'nın öğrenmesi, Tou'nun da öğrenmesi demekti çünkü...
''Cevap ver, korkak! Sesinin duyulmasından mı korkuyorsun?!'' Yua, kılıcını kaldırarak Zend'e doğru tuttu ve sesli bir şekilde konuştu tekrardan. Şu anda Zend kapıdan girildiğinde sol tarafta kalan duvara yaslanmıştı ve Yua da, dolapları sağ tarafına almış, Zend'i o köşeye doğru sıkıştırmıştı. Bunu fırsat bilip, Yua'nın arkasından dolapların yanına doğru ilerleyerek Zend'in biraz önce olduğu yere tekrar gelmesini engellemeye çalışan diğer savaşçılar da, dikkatli bir şekilde Yua'nın bir şeyler yapmasını bekliyordu. Onlar Yua'ya göre daha düşük bir rütbede olduğu için, onun söylediklerini yapmaları gerekiyordu. Buraya girmeden önce de Yua onlara, kendisi bir şey yapmadan harekete geçmemelerini söylemişti.
Zend'in kısa bir süre içerisinde hala cevap vermemiş olduğunu gören Yua yavaşça dudağını ısırmıştı. 'Paniklemedi, gözlerinden okunuyor. Şu anda içerisinde olduğu derin sakinliğe bakılırsa, durumunu düşünüyor olmalı. Böyle bir durumda paniklememeyi hangi insan başarabilir ki?! Direkt olarak ne yapacağını bilemeyip, aptalca bir karar vermesi ve bize zaferi hediye etmesi gerekiyordu... Ancak o böyle bir şey yapmıyor, şu an çok riskli bir durumdayız. Eğer bu kişi, Ovaur'u öldürmüş olan o profesyonel ise benim saldırmam, sadece hayatımı riske atmam demek olacak. Prenses Aena'nın anlattığı dış görünüşe uyuyor bu, gözleri hariç hiçbir şey görünmüyor... Öyleyse bu o kişi olmalı, Ovaur Fozre'nin katili. Ustam gelene kadar onu oyalamalıyım... Eğer saldırırsam, bir açığımı bulup beni öldürebilecek güce sahip olduğuna şüphem yok. Arkamdakilerle birlikte uyumlu birkaç saldırı da düzenleyebiliriz, buraya gelirken onlara anlattığım gibi... Kraliyet Askerleri de yoldadır. Neyse ki biz erkenden buraya geldik, ustam neden Kral Dustin'e hayran, anlayabiliyorum... Onun söyledikleri adeta birer birer gerçekleşti. Her neyse, şu anda tek düşüncem karşımdaki kişinin buradan gitmemesini, ancak bizi de öldürmemesini bir şekilde sağlamak olmalı. Onu konuşturabilseydim gerçekten çok güzel olacaktı... Ama vakit kaybetmek istemediği de belli, en üstteki sayfayı aldı, Fozre Ailesi'nin bize verdiği bilgilere göre bu odada olan bilgiler, birçok sayfaya dağıtılarak oluşturulmuş. Yani bir bilginin devamı diğer sayfada, bir olay, tamamen bir kağıda hiçbir yerde sığdırılmamış, öyleyse o sayfanın devamını almak isteyecektir. O zaman sadece dolabı mı korumalıyız? Yoksa onun gitmesini mi engellemeliyiz? Oh...' diye düşünürken, kızıl saçlarının arasından alnına doğru birkaç damla ter süzülmüştü bile Yua'nın. Kararlı bir şekilde düşmanını izlerken, tüm ciddiyetiyle planlarını daha kuvvetli bir hale getirmeyi denemeye devam ediyordu. 'Gerçekten çok zor bir durum...'
Zend, Yua'nın ona saldırmayı düşünüp düşünmediğini fark etmek için, ani bir şekilde sağ ayağını bir adım öne atmış ve hançerini azıcık indirmişti aşağıya doğru, ilerlemeye başlıyormuş izlenimi vermeyi hedefleyerek Yua'nın, onunla savaşmaya cesaret edip edemeyeceğini öğrenmek istemişti.
Zend adımını attığı anda Yua da geriye bir adım atmıştı hızlı bir şekilde, kılıcını savunma yapıyormuş gibi tutmuştu ve Zend'in gelişini beklemeye başlamıştı... Ancak Zend'in gelmeyeceğini, o hamleyi sadece kendi tepkisini ölçmek için yaptığını anlayınca, Yua psikolojik olarak iyice köşeye sıkışmıştı. 'Şerefsiz... Vereceğim tepkiyi görmek için saldıracakmış gibi yaptı ve ben de buna kanıp, aniden geri çekildim... Lanet olsun, normalde buna kanmamam gerekiyordu! Bunun için yıllarca eğitim aldım ben, onun saldırıp saldırmayacağını anlayabilmiş olmam gerekiyordu! Ama o saldıracaktı, yemin edebilirim... İçi, o adımı attığı anda öldürme isteği ile dolmuştu, o karanlık aurayı ta buradan hissettim! Yoksa o öldürme arzusu tamamen rolden mi ibaretti? Yok artık... Şimdi yok olduğuna göre, evet, öyle olmalı, ancak bunu yapmak... Sanırım gerçekten bir usta ile karşı karşıyayım şu anda...'
Zend Yua'nın psikolojik durumunun kötüye gittiğini tahmin ediyordu şu anda, onun attığı yeme de kandıktan sonra, iyice kötü bir ruh haline girmiş olmalıydı. Bu şekilde devam ederse, onu hiç savaşmadan bile yenmesi mümkündü zaten. Yua kendi kendini yeniyordu o anda.
Tabii, Yua pes etmeye hiç de niyetli değildi. Kendini sakinleştirmeye çalışıyordu, 'Yua, sakin ol, ustan hemen kapıda. Biraz sonra savaşını bitirip buraya, sana yardıma gelecektir, aynı zamanda buraya geliyor olan Kraliyet Askerleri'ni de unutma. Tek yapman gereken sakin kalarak, rakibin mümkün olduğunca burada kalmaya devam etmesini sağlamak. Zaten Kraliyet Askerleri'nin burada olmasına gerek yok, sadece çevrede olsalar bile bu herif bu civarlardan kaçmayı başaramadan onu yakalayacaklardır. Düşünüyorum, Zend olsa ne yapardı? O bir Kutsal Seviye büyülü yaratık ile karşılaştığında bile kaçmadıysa, şimdi de kesin kaçmazdı, karşısındaki kişi ondan güçlüyse ne yapıp edip onu oyalamaya çalışırdı. Ama bunu nasıl yapardı? Eğer savaşmayı denerse öldürülebilir... Hayır, o büyük ihtimalle öldürülmeyeceği ama savaşabileceği bir plan yapardı; fakat ben ne yazık ki bunu yapabilecek yeteneğe sahip değilim... Eğer savaşmayı tercih etmezse de, muhtemelen...' diye düşünürken, aklına bir plan geldi aniden, Yua'nın...
Aniden sağına doğru ilerledi ve Zend'in son açtığı dolapta eline gelen tüm kağıtları aldı. Daha sonra da kılıcını aldı ve kağıtlara doğru tuttu. ''Sen bunları istiyorsun, değil mi?'' diye sordu hemen. ''Eğer hareket edecek olursan onları kılıcımın bir özelliğiyle anında yakacağım, böylece istediklerini elde edememiş olacaksın. Sadece orada bekleyebilirsin, başka bir şey yapmana izin yok. Sadece adım bile atacak olursan, hiç tereddüt etmeden bunları yok ederim.'' dedi ve gülümsedi yavaşça. 'Muhtemelen, direkt böyle yapardı o.'
Zend Yua'nın söylediklerini duyduğu zaman hafifçe gülümsemişti. 'Zekice, Yua.' diye geçirdi içinden. 'Kendini geliştirmişsin.'
''Üstün, benim yerime konuşmanı istiyorum Yua ile. Ben sesimin duyulmasını istemediğim için Yua'ya cevap veremeyeceğim, ancak sen benim söylediklerimi odada duyulabilecek bir şekilde söylersen bir sorun kalmayacaktır.'' diyerek Kadons'a seslendi Zend. Üstün'ün zaten onu reddetme şansı yoktu, bu yüzden bu dediğini mecburen kabul etmek zorunda kalmıştı...
Zend söyleyeceklerini önce üstüne söyleyerek, Yua'ya iletmeye başlamıştı bile. Hafifçe doğruldu genç adam, daha sonra da herhangi bir duygudan bir kırıntı bile barındırmayan, Kral Modu'ndan dolayı parlıyor olan gözleriyle Yua'ya baktı. ''Evet, sonra ne olacak? Seni ve bu odadaki diğerlerini öldürmemi neyle engelleyeceksin peki?'' diye sordu Üstün'ün aracılığıyla, Üstün'ün kalın sesi odaya yayılmaya başladığı zaman oradakiler hafifçe irkilmişti. 'Bir ses değiştirme satın almam gerekiyor artık...' diye de içinden geçirmeye devam etmişti Zend.
Yua, karşısındakinin söyledikleriyle hızlıca yutkunmuştu. Haklıydı, eğer bu belgeler yok olursa tek çareleri kaçmak olurdu. Ayrıca o adam da, şu anda Yua'nın onu bu odadaki güç ile yenemeyeceğini düşündüğünü anlamıştı, yani bu şekilde konuşması hiç de zor değildi artık... Biraz önceki, onun adımının ardından hızlıca geri çekilmesinden dolayı, rol yapması da mümkün değildi...
''Ayrıca, Fozre Ailesi'nin o belgelerin yok edilmesi konusunda bir şey söylemeyeceğinden emin misin?'' diye sormuşken, Zend, Era'nın ona seslendiğini duymuştu.
''Zend, binaya üç tane Kraliyet Askeri girdi, ben üzerimdekilerle mücadele etmeye çalıştığım için sana yardım edemeyeceğim, hemen büyünü kullan ve kaç o odadan! Hiçbir şeyle vakit kaybetme!''
Zend Era'nın kendisine seslendiğini duyduğu gibi, Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ni kullanarak kendisini Yua'nın önüne yollamıştı. Daha sonra da ne yapacağına karar veremeyecek, sadece geri çekilmeyi başaran Yua'nın önünden sağa doğru dönüp, kapıya ulaştı ve karşısına çıkan ilk askerin yan tarafından geçip, çoktan görüş açısına girmiş olan Era'ya doğru ilerledi. ''Ortak, üçüncü kata koşuyoruz, büyümü orada kullanacağım. Hızlıca beni takip et!'' dedi ve merdivenlere doğru, Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ni kullanarak gitti.
Olaylar ikinci katta ve dışarıda olduğu için üçüncü katta çok fazla kişi yoktu. Zend üçüncü kata çıkar çıkmaz iki tane büyü topunu ellerinde oluşturmuş, peşinde askerlerle arkasından geliyor olan Era yanına varır varmaz ikisini birlikte dışarıya yollamıştı...
''Era, azıcık daha tutabilseydin çok büyük şeyleri öğrenmiş olabilirdim.'' diyerek, hafifçe söylendi genç adam, malikanenin arka bahçesinde ortağıyla birlikte ortaya çıkmışken.
''Ben bir avcıyım, tek avım olur Zend. Çok fazla kişiye karşı savaşmakta iyi olduğum söylenemez, üstelik o herifler zayıf değildi. Neyse, şimdi şu Tou'nun karşısından Sanzirna'yı çıkaralım. Yoksa bu gece iyice canımız sıkılacak... Zaten şanssızlıklarımız üst üste geldi...'' Eralkavender, bir esneyip ortağına baktı ve konuştu hemen. Daha sonra da, Zend ile birlikte ön bahçeye doğru ilerlemeye başlamışlardı.
***
1850
Magnec