Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

200. Bölüm Eski Dostlar (3)

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

''Yanlış hatırlamıyorsam hala Tou'nun öğrencisi, evet. Geçenlerde Kaimei'deki bir krallık toplantısına Tou'nun yanında katılmıştı.'' Fun kafasını hafifçe yukarı doğru kaldırıp biraz düşündü. ''Tengo Ailesi'nin de bir sonraki yöneticisi olacaktır muhtemelen. O direkt olarak Tou'dan eğitim aldığı için bir savaşçı olarak oldukça güçlü, üstüne Alim Modu'na da sahip olduğu için hafıza olarak da oldukça gelişmiş biri. Üstelik Tengo Ailesi'nin başına geçebilmek için yeterli niteliklere sahip.'' 

''Hmm, anlıyorum.'' Zend Yua ile ilk karşılaştığı zamanı aklına getirdi. O, krallığın açtığı savaşçı ve büyücü okullarından birine girmek için alım binasına gitmişken, Yua da oradaydı ve onu ilk kez öyle görmüştü. O zamana kadar savaşa girdiği kimseye karşı kaybetmediği söyleniyordu ve herkes tarafından, geleceği parlak biri olarak görülüyordu. Zend onu ilk gördüğü anda ona epey imrenmişti doğrusu, ama daha sonra kendisi okula giriş sınavına geçemeyip tekrar denemek isteyince gelip ona vakit kaybettirdiğini söyleyerek, zayıf olduğunu söyleyerek vurması, ondan hiç hoşlanmamasına neden olmuştu. Neyse ki o gün Tou Zend'i kurtaran kişi olmuştu. Daha sonra da Zend gurur yapmış, okula girmek istemediğini söylemiş ve Tou'dan bir eğitim sözü almıştı. 

''Heh, ben de bir şey sanmıştım. Eziğin tekiymiş.'' Berinne'nin sesi yükselirken, Zend'in geçmişi hatırlamaya başlayarak daldığı düşünceler bozulmamıştı.

Ama Tou, ne yazık ki bu sözü tutmamıştı ve hiçbir zaman Zend'in ustası olmamıştı. Zend bu yüzden küçükken ona kırgın bir hale  girmiş olsa da, artık pek kafasına takmıyordu. Tou henüz yirmili yaşlardayken Ejderha Seviyesi'ne basmayı başarmış bir dahiydi, elbette onun öğrencisi olmak güzel olurdu. Ama Hollis'i seviyordu bir kere Zend, Tou'dan hiçbir zaman Hollis'ten hissettiği kadar sıcaklık hissetmemişti. Hollis bambaşka biriydi bir kere, Tou gibi Ejderha Seviye olmasa da oldukça güçlüydü. Bu yüzden, ustasından oldukça memnundu Zend. Bunu da bir önceki küçük turnuvada ona söylemişti. 

''Hmm, onu yenmiştin değil mi?'' Yun Zend'e baktı. ''Fun'un anlattığına göre şu Kutsal Ülkeler'in kurduğu turnuvaya girme ödüllü olan turnuvanın finalinde karşılaşmışsınız ve sen de birinci olduğuna göre, elbette kazanmış oluyorsun. Yanlış mıyım?'' 

''Aslında tam olarak yendim sayılmaz, o gün hiç beklemediğimiz bir şey yaşanmıştı. Biz henüz savaşı bitirmemişken ortalığa büyülü yaratıklar daldı ve ben daha ne olduğunu anlayamadan pek çok kişi öldürüldü. Ama sanırım benim darbelerimin daha fazla olmuş olmasından dolayı beni birinci yaptılar. Tam olarak bildiğim söylenemez, belki de Yua falan çekilmiştir ve öyle birinci olmuşumdur.'' Zend aklında beliren o karanlık günün, anında kalbini sızlattığını hissetti. Maddle'nin ölümü, üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen hiçbir zaman aklından çıkmıyordu... ''Fun, oradaki büyülü yaratıklar da neyin nesiymiş?'' Zend o turnuvadan sonra Pounz'da bu büyülü yaratık baskınının araştırıldığını hiç görmemişti, zaten o günden sonra da Pounz'da pek fazla kaldığı söylenemezdi. ''Nereden gelmişler, şehrin ortasında bir Kutsal Seviye büyülü yaratık belirdiği zaman bunun nasıl olduğunu bilmiyor olamazlar, değil mi?'' 

Fun bir iç çekti. ''Bunu bizzat saraya ilettim ama pek umursayan olmadı. Kısaca, büyülü yaratıkları eğitirken bir sorun çıktığını ve yaratıkların firar ettiğini söylediler. Olay olduktan saatler sonra askerlerin ancak gelebilmesine de, şehirdeki askerlerin, olay olduğu sırada şehrin diğer tarafında olduğunu söyleyerek geçiştirdiler. Görünüşe göre Dustin, bu tür olayları pek önemsemiyor. Oraya o büyülü yaratıkların nasıl geldiği bir sır olarak kaldı. Nedense bunu soran herkes bir süre sonra bıraktı, orada ölenlerin yakınları bir ses çıkartmadı. Bu yüzden, hala sebebini bilmiyoruz...'' Adamın gözlerinden üzüntü okunuyordu. 

''Büyülü yaratıklar eğitilirken kaçıyor, daha sonrasında hep birlikte turnuvanın yapıldığı arenaya saldırmaya karar veriyorlar ha?'' Zend alaylı bir şekilde güldü. Bu, ona komik bile gelmişti. ''Gerçekten çok komik, aptalca bir sebep sunmuşlar. Büyülü yaratıkların hep birlikte hareket edip de arenayı basması zaten bir başkası tarafından koordine edildiklerini ve eğitimli olduklarını gösterir.'' Sesini hafifçe kısarken genç adamın siyah gözlerindeki intikam ateşi, etrafa ışık yayarak sürekli büyüyordu. ''Bu işin arkasında kim varsa, onu bulacağımdan şüphesi olmasın.'' diye fısıldadı ve herkesin sessizleşmesine neden oldu. ''Onu bulacağımdan ve onu öldüreceğimden, asla şüphe duymasın. Ne amaçla yaptı, kim yaptı bilmiyorum. Ama onu bulduğum zaman, hem amacını hem de kimin yaptığını öğreneceğim, bu yüzden sorun yok.'' Zend'in aklına birisi geliyordu, geçen sefer gördüğü, Qouen'in karşısına beyaz saçlı kadından sonra çıkıp onu ve onunla bağlantısı olduğunu bulduğu herkesi öldüreceğini söyleyen kişi, aklında yavaş yavaş beliriyordu. Ama Zend şimdilik bu konuyu kapatmaya karar verdi çünkü etraftakilerin enerjisinin bu şekilde solmasını sağlayarak boşa gitmesine neden olmak istemiyordu. ''Her neyse.'' diye mırıldandı ve biraz önce kucağına alıp incelemeye koyulduğu kılıcını yüzüğüne geri koydu. 

***

Birkaç saat sonra.

''Saat geç oldu, yarın okul var değil mi?'' Zend Yun, Pindlack ve Bournaz'a, daha sonra da diğerlerine bakarak konuştu. ''Derslerinizden geri kalmanızı istemem, yarın muhabbet etmeye devam ederiz. Aynı şekilde usta, Fun ve Saga, siz de uyumalısınız, derslere nasıl gireceksiniz yoksa?'' 

''Evet, saat epey geç oldu. Artık bugünlük sohbetimize bir son verelim. Hadi gençler, kalkın da odalarınıza doğru ilerlemeye başlayın bakalım! Karşınızda yol yorgunu biri var, dinlenmesine müsaade etmemiz gerek.'' Fun Zend'in söyledikleriyle birlikte, bunu bekliyormuşçasına ayağa kalktı ve ellerini çırparak öğrencilerine seslendi.

''Zend, sen Chibui'den geri geldiğine göre okula devam edecek misin?'' Yun yavaşça ayağa kalkarken Zend'e bakıp hızlıca sordu.

''Okul mu?'' Zend elini çenesine götürdü. ''Gerek yok bence ya, zaten yedi yıl ara verdim ve bu vakitte işlemem gereken dersleri işlemedim, bana çok vakit kaybettirir okul. Böyle iyiyim.'' Zend zaten okul yerine Chibui Dağı'na gitmişti ve öğreneceklerini orada öğrenmişti, şimdi okula gitmeye falan karar verirse, en az beş yılını bunun için vermiş olacaktı ve zaten orada öğrenmesi gereken, savaşçılık dışındaki bilgileri kitaplardan öğrenebilirdi. 

''Bence de, artık bu saatten sonra okul için geç kaldın.'' Saga Zend'e baktı. ''Ama iyi ki de geç kalmışsın, Chibui'de geçirdiğin zamanı Jongtham'da geçirmiş olsaydın bu kadar gelişemeyecek olduğundan eminim. Dünyayla ilgili bilmen gereken şeyleri de çeşitli kitaplardan öğrenebilirsin zaten.'' Genç kadın, Zend'in o Ağır Kılıç'ı kaldırabildiğini görebildiğinden bu yana, onun ciddi anlamda güçlenmiş ve ilerleme katetmiş olduğunu fark etmişti. Okula gitmemişti diye, kimse onu hor görmeye kalkamazdı. Çünkü zaten Zend okula ihtiyaç duymadan yeterince gelişmişti.

Herkes yavaş yavaş ayaklanırken Zend de usulca ayağa kalktı. Ayağa kalkmasıyla birlikte, genç adamın başka bir yere gideceğini anlayan Era hemen onun omzuna atladı. Biraz önce tekrar yuvarlanarak keyif yapmak için aşağı inmişti oradan. 

''Ben biraz dolaşacağım.'' Zend kollarını hızlıca gerdikten sonra, gecenin çoktan çökmüş olduğunu fark ederek sessizce konuştu.

''Senin için bu saatte dolaşmak güvenli olmayabilir.'' Hollis öğrencisine bir bakış attı. ''Seninle gelmemi ister misin?'' 

''Ben de gelebilirim, çok yorgun da değilim zaten.'' Fun da Hollis'in konuşmasının ardından hemen ekledi. Zend, başına ödül konduğu için tehlikedeydi ve diğerleri de, doğal olarak onun güvenliğinden endişe ederek onu koruyup kollamak istiyordu. 

''Yok yok, teşekkürler. Sanzirna'ya bile ihtiyacım olduğunu sanmıyorum, beni koruması için yanımda Era var zaten. Üstelik kapüşonlu hırkam da yanımda.'' Zend, üstüne titrenildiği için memnundu aslında. Bu, ona başkaları tarafından değer verildiğini gösteren bir şeydi. Ama şu anda gerçekten korunmaya ihtiyacı yoktu, zaten sadece birkaç yeri gezecek, sonra da dönecekti. Kendini riske atacak ya da tanınmasını sağlayacak bir şeyden uzak duracaktı. ''Yanımda çok fazla kişi olursa da fazlasıyla dikkat çekerim zaten, eğer yüksek seviyeli biri beni avlamaya çalışırsa, beni bulmak için eminim birilerinin dikkatle izlediği kişilerin içinde beni arayacaktır. Bu yüzden kalabalık olmamak en iyisi.''

Şu anda buradaki hiç kimsenin Zend'in gücünden duyduğu bir şüphesi yoktu. O Ağır Kılıç'ı kaldırabildiğini diğerlerine gösterdikten sonra, genç adama bakan gözlerdeki duygu değişmişti. Artık büyük bir saygı vardı bir kere, ona bakan gözlerin içerisindeki saygıyı ve imrenmeyi, kıskanmayı rahatça görebiliyordu Zend. Ona yönelmiş bakışlar, bambaşka duyguları taşıyordu artık... Bu yüzden kimse de Zend'in korunmaya muhtaç olduğunu düşünmemişti. Yanındaki büyülü yaratık ortağı onu korumaya yeter de artardı bile. Eğer güçlü savaşçılar ve büyücüler, kalabalık olarak Zend'e saldırırlarsa, ancak Zend'i yenebilirlerdi. Sonuçta kaçmak, kovalamaktan daha kolaydı ve Zend burada avlanan kişi olacağı için, doğal olarak kaçacaktı. Bunu yaptığı zamanda da, bildiği bir şehirde kaçan birini yakalayabilecek, yakalayınca da yenebilecek kadar nitelikli birisi pek bulunmazdı. Kutsal Seviye'de olan bir büyülü yaratığın yapabileceklerinin haddi hesabı yoktu çünkü, Zend tek başına olsa Hollis, Fun veya Saga üçlüsünden biri kesinlikle onu korumak amaçlı, onunla birlikte giderlerdi. Eğer kendileri gitmezlerse de, Beyaz Taç'tan birini bulurlardı ve Zend'in yalnız gitmesine izin vermezlerdi. Ama o büyülü yaratık Zend'in yanında olduğu zaman, işler değişiyordu. 

''Tamam o halde.'' Hollis öğrencisinin sırtını sıvazladı. ''Sen dikkatli ol da...''

''Ben kaçtım.'' Zend Sanzirna'ya kalıp dinlenmesini söyledikten sonra direkt dışarı çıktı. 

Derin bir nefes aldı ve gökyüzündeki Ay'ın parlayarak etrafa ışıklar saçıp aydınlattığı gecenin temiz havasını içine çekti. Gitmek istediği bir yer yoktu aslında, gezip hava almak istiyordu sadece. Bir de Ay ile birlikte yıldızların dışındaki her yerin karanlığa boğulmuş olduğu, simsiyah geceyi izlemek istiyordu...

Pounz'un ara sokaklarında yürümeye başladı genç adam, birkaç dakika sonra, ilk kez küçükken ustasıyla girdiği; ardından da Yua ile birlikte girdikleri, geniş binalarda ya da yeraltında yapılan, savaşarak kolayca para kazanabileceği yerler geldi aklına. Minik bir özlem sardı içini, yakınlarda böyle bir yerin olduğunu hatırlıyordu ama girmesinin riskli olup olmadığı konusunda karara varabilmiş değildi. Savaşmayacaktı tabii ki, girip, birkaç maç izleyip çıkacaktı. Belki bahis de oynayabilirdi tabii, belli olmazdı şimdilik. Yüzü görülürse, oradaki herkesin üstüne saldıracağından şüphe yoktu. Ama yüzü görünmezse de bir sorun olmazdı...

Ara sokaktan çıkıp etrafa bakındığında, ışıkları yanan bir dükkan görmeyi başardı. Hızlıca ilerledi ve işine yarayacak bir şeyi isteyerek, başı öne eğik bir şekilde satıcıdan bir kumaş parçası satın aldı. Üzerinde çok para olmasa da zaten bu kumaş da fazla pahalı değildi. 

Elindeki kumaşı uzunlamasına tutarak, çenesinin aşağısından burnunun üstüne kadar kapatacak şekilde yüzüne oturttu, ardından da kafasının arkasından bağladı. Şimdi yüzü seçilemiyor olmalıydı, başındaki kapüşonla birlikte kafası tamamen kapanmıştı neredeyse.

''Era, beni tanıyabiliyor musun?'' Zend, yanında sakince duran kediye baktı. 

''Evet.'' Era sakin bir şekilde cevap verdi. ''Enerji dalgalanmalarından bile sen olduğun çok açık.'' 

''Sen tabii ki tanıyabiliyorsun, biz ortağız! Bir başkası tanıyabiliyor mu yani, onu soruyorum!''

''Hmm, muhtemelen bir başkası tanıyamayacaktır.'' Era sakinliğinden ödün vermeden, sessiz bir şekilde tekrar cevap verdi.

''Öyleyse güzel, hehehe.'' Zend mutlu bir şekilde mırıldandı ve hatırladığı, bir binadan yeraltına doğru inildikten sonra karşısına çıkan, bu tip bahis ve dövüş yerlerinden birinin olduğu yere doğru ilerlemeye başladı.

***

Birkaç dakika içerisinde varmıştı oraya. Tahmin ettiği gibi uzakta değildi. Bu yüzden bulması zor olmamıştı, kapıdan içeri atladı ve mekana girdi.

Her zaman olduğu gibi yine kalabalıktı burası. Bu Zend'in biraz tedirgin olmasına yol açsa da, kendini rahatlattı genç adam. Kimse onu tanımayacaktı. 

''Hey Zend, buraya dövüşmeye mi geldin?'' Zend kalabalığın içine doğru ilerlemeye başlamıştı ki, arkasından yükselen, kendine yöneltilmiş bir sesle irkildi.

***

1665