Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

190. Bölüm Üç Büyülü Yaratık

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

Ranon'un sesinin duyulmasının ardından kısa bir süre geçtikten sonra, Zend'in vücudundan dışarı doğru süzülen siyah bir duman görülmüştü. Aynı şekilde Zend'in karşısında duran kızın da vücudundan beyaz, bulutları andıran bir duman Zend'in vücudundan süzülen duman gibi yükselerek güverteden ayrılmış, denizin ortasına doğru ilerlemişti.

Bir müddet sonra etrafa yayılan bir enerji dalgasıyla birlikte denizin sakinliği kaybolmuş, büyük dalgalar eşliğinde gemi sallanırken iki tane devasa, gemiyi boy olarak en az on beşe katlayan, karşı karşıya bekleyen iki adet ejderha belirmişti. İkisi de birbirine çok benziyordu, ama renkleri arasında gerçekten anında belli olan bir farklılık vardı. Ranon'un vücudunun rengi siyahtı, kanatlarının renki ise siyahla karışık, koyu bir kızıllıktaydı. Karşısındaki, onun boyundan aşağı kalmıyor olan ejderhanın vücudunun rengi ise beyazdı ve kanatlarında koyu bir lacivertle karışık gri renk görülebiliyordu. Derisini oluşturan beyaz pullar güneşin vurmasıyla birlikte parlarken, beyaz ejderha Ranon'a doğru kafasını çevirmişti. İki ejderhanın da bacaklarının bir kısmı suyun altındaydı, zemine basıyor olmalılardı. Garip olan ise, denizin zeminine basıyor olmalarına rağmen boyları, sadece denizin üzerindeki boyları bile inanılmaz derecede uzundu ve boyutları çok büyüktü, Zend kafasını güneşe bakarcasına kaldırdığı zaman görebiliyordu ancak o iki ejderhanın başlarını. O ikisinin ortaya çıkmasıyla birlikte muazzam bir büyüklükte dalga ortaya çıkmış, gemi yana devrilecekmişçesine savrulmuş, ama üzerindeki koruma büyüleri sayesinde bir kaza yaşanmamış ve tekrar eski haline geri gelmişti. Zend bir yandan geminin kenarından tutarken, bir yandan da şaşkınlık ve heyecanla birlikte Ranon'a ve biraz önce ''kardeşim'' diye seslendiği varlığa bakıyordu. 

Bu ejderhaların ikisi de fazlasıyla hayret verici ve hayranlık uyandırıcıydı, Zend sadece onları izlerken bile kadim varlıkların karşı karşıya duruşunu izlediğini anlayabiliyordu. Daha önce Gri Engerek Ranon'un karşısına çıktığında Ranon bu formuna geçmişti ve bu yüzden onu daha önce bu şekilde görmüş olduğu için fazla bir sürprizle karşılaşmamıştı genç adam, ama bunu gerçek dünyada gördüğü zaman içinde garip bir his oluşmuş, neler olduğunu tam olarak anlayamamış ve iki ejderhaya da hayran olmadan edememişti!

Karşı karşıya duran iki destansı varlık daha konuşmayı başaramadan, denizde büyük bir dalgalanma daha oluştu. 

Zend bugün daha fazla şaşıramayacağı ile ilgili düşünerek, tıpkı yanındaki genç kız gibi ağzı açık bir şekilde karşısındaki ejderhalara bakıp, dünya üzerindeki belki de en efsanevi karşılaşmaya tanıklık ederken, bir daha şaşırıp kalmıştı. Çünkü önlerindeki kara yaklaşmaya başlamış, adeta büyüyerek bir anda yükselmiş ve onlara doğru ilerlemişti!

Sanzirna'nın savaştığı büyülü yaratıklar ise tamamen sakinleşmiş bir şekilde denizin derinliklerine çekilmiş, hadlerinin olmadığı bir yerde kalmamayı tercih etmişti. Sanzirna'ya göz ucuyla bakan Zend, onun da kendisinden daha az olan bir şaşkınlığa sahip olmadığını gördü. Genç kadının da gözleri sonuna kadar açılmış, kılıçlarını çoktan yüzüğüne koymuş ve bu anı dikkatle izlemeye başlamıştı. Arkasındaki dalgaların şiddetlenmesi ile birlikte neler olduğunu anlamak için arkasına dönen Sanzirna, gözlerine inanmakta zorlanıyor gibi görünüyordu. Bir yandan büyülü yaratıklarla savaşırken bir yandan ufuk çizgisine bakınca, ilk başta gördükleri şeyin hiç azalmadığını fark ederek büyülü yaratıkların sayısının ne kadar fazla olduğuna hayret etmişti. Ama şimdi, biraz önce zar zor gördükleri o karaltının aslında büyülü yaratıkların art arda durmasıyla oluşmamış bir şey olduğunu anlıyordu, çünkü o karaltı, bir süre önce ufukta görüp alarma geçtikleri şey, şu an kıvrılmış ve yükselmiş, iki efsanevi büyülü yaratığa doğru ilerlemeye başlamıştı! Sanzirna'nın elinden ise, sadece, ''Yok artık...'' diye mırıldanmak gelmişti.

''Bak sen, eski arkadaşlardan birkaçı bir araya geliyor ha...'' Ranon yavaşça konuşarak, kafasını yükselen karanlığa doğru çevirmişti. ''Ased!'' diye kükredi devasa yaratık. 

''İkinizi bir arada göreceğim günler de mi gelecekti, Ranon, Harsis, burada ne yapıyorsunuz?'' Yükselip ilerledikten sonra, Zend nasıl olduğunu anlamasa da kısa süre içerisinde diğer iki büyülü yaratığın yanına varan, onlardan aşağı kalır bir yanı olmayan büyülü yaratık sesli bir şekilde konuştu. Zend onun vücuduna dikkat ettiğinde, karşısındaki büyülü yaratığın aslında Gri Engerek'in büyülü yaratık halindeki gibi bir yılan olduğunu gördü. Gri Engerek'ten daha büyük olduğu açıktı, ama görünüşü benziyordu. Gövdesi, Zendlerin içerisinde olduğu gemiden dikey olarak yan yana en az yüz tane alabilirdi. Sudan direkt olarak fırlayarak hafifçe kıvrılmıştı, yukarı çıkıldıkça kalınlığı artıyordu ve koyu lacivert gövdesine rağmen, baş kısmı tamamen siyahtı. Kırmızı gözleri ürkütücü bir şekilde parlıyordu ve ağzını araladığında ortaya çıkan kıvrak ve çevik, kırmızı renkli dili hemen dikkat çekiyordu. 

''Siyah Kafalı Ased!'' Zend'in yanındaki Berinne iki büyülü yaratığa hayranlık içerisinde bakarken, diğer büyülü yaratığın da bu ikilinin yanına gelmesiyle birlikte hızlıca konuştu. Sesinden şaşkınlık okunabiliyordu. ''Bu, bir Tanrı'nın gücünü yakalamış bir büyülü yaratık! Gözlerime inanamayacağım, onu göreceğimi hiç düşünmezdim!'' 

Zend gözünün ucuyla kıza bakarken onu dinledikten sonra, o konuşmasını bitirince tekrar kafasını tam olarak öne çevirdi ve gözlerini o üçlüye dikti. Üçü de birbirinden güçlü görünüyordu ve hepsi, enerjiyle dolup taşıyormuşçasına etraflarına enerji saçıyordu. Zend biraz bekledikten sonra, karşısındakilerin tamamının Kutsal Seviye'de olduğunu fark etti. Ama onlar normal bir Kutsal Seviye büyülü yaratık gibi değildi, Zend'in yanında, tıpkı Berinne gibi inanılmaz derecede şaşkın bir şekilde büyülü yaratıkları izleyen Eralkavender ile aralarında dağlar kadar fark vardı. Sadece enerji olarak değil, yaşlı oldukları her yerden anlaşılıyordu, görünüşleri bile o kadar hayret vericiydi ki, sanki bu dünyadan değilmiş gibilerdi. Zend, o an bir kere daha anlamıştı, Ranon'un ne kadar değerli biri olduğunu... Onun Zend'e eşlik etmesi, genç adamın ancak şükredebileceği bir şeydi... 

''Hahahaha! Ased, kerata, seni de böyle büyük görecek miydim?!'' Ranon'un karşısındaki beyaz ejderha, bir kahkaha patlattı ve ardından Ased'in kafasına elini koyup, Zend'i şaşırtacak kadar hızlı bir şekilde birkaç kez çevirdi. ''Bacağıma geldiğin zamanları hatırlıyorum, koca büyülü yaratık olmuşsun!'' 

'Bacağına mı?' Zend onun diz bölgesini seçmeye çalıştı. Onun dizi bile suyun, hatta geminin de fazlasıyla üstünde olduğuna göre, bahsettiği zamanlarda bile Ased gerçekten çok büyüktü.

''Konuşana bak! Benden küçük olduğunu ne çabuk unuttun Harsis! Hahahaha, Alkado seni pataklarken araya girdiğim zamanlar gözümde canlanıyor!'' Ranon da neşeli olduğunu sonuna kadar belli edecek bir şekilde kahkaha attı. Zend Ranon'un pek çok kez güldüğünü görmüş olsa da, bu kadar içten güldüğüne hiçbir zaman şahit olmamıştı.

''Küçüktüm o zamanlar, onun kadar güçlü değildim, kabul... Ama arıyorum onu, duyduğuma göre Mahendra Krallığı'nda bir çocuğu seçmiş. Yakalayacağım yakında, benim seçtiğim kişi olan Berinne'nin, onun seçtiğini yerle bir edebilecek güce sahip olduğundan eminim. Bir ara kendileri bana sırf büyüde benden daha iyi diye artistlik yapıyordu; şimdi görelim bakalım son gülen nasıl gülüyormuş! Hahahaha!'' Ranon'un karşısındaki ejderha da gerçekten neşeli gibi görünüyordu.

''Ah, onları da gerçekten merak ediyorum.'' Ranon keyifli bir şekilde konuştu. Çok sesli konuşmuyordu ama bu kadar büyük bir yaratığın sesi de haliyle fazlaydı ve sessizce konuşmaya çalıştığını belli ederek konuşsa bile, sesini herkes rahatça duyabiliyordu. Bu sırada hala gemide kimse güverteye çıkmamıştı, bu gemide başka birilerinin olmadığını düşünmeye başlamıştı Zend. Kaptan ve tayfası da muhtemelen odalarından çıkamayacak kadar şaşkına dönmüş, şok içine girmişlerdi.

''Normalde otuz bin yıl kadar önce birilerini seçmemiz gerekiyordu ama Ranon sağ olsun, bu zamana kadar beklemek zorunda kaldık. Sonunda başardın ağabey, bir on bin yıl daha bekleyeceğiz diye düşünüyordum...'' Harsis gözlerini yavaşça Zend'e doğru çevirdi.

''Beklediğime değdi sonuçta, üstelik o adamın dikkatini çekmeyi de başardık. O, benim seçtiğim kişi olan Zend ile üç yıl bile geçirdi birlikte. Belki de, başarmış olabiliriz Harsis.'' Ranon eliyle Zend'i işaret etti, ama üç tane efsanevi, devasa büyülü yaratık kendine bakınca, Zend çekindi ve utanarak gözlerini birkaç saniyeliğine kapattı. 

''Başarmış mı olabiliriz?'' Beyaz ejderhanın sesi bir anda ciddileşmişti. ''Ağabey, şaka yapmıyorsun değil mi? Bir Argenta bulmayı, başarmış olabilir miyiz?'' 

***

''Gözlerime inanamıyorum!'' Açık kahverengi saçları parıldarken kirli sakalını okşayan uzun boylu bir adam, yanındaki kadına seslendi. ''Biliyordum, artık harekete geçiyorlar.'' 

''Harsis ve Ranon görüşmeye başlamış bile...'' Kadın, alnına düşmüş gri renkli saçlarını kafasının arkasına attı. ''Kuklacı, nelerin olacağını düşünüyorsun? Bin yıllardır hiç ses çıkarmayıp, kendilerini kaybettiren, bize itiraz etmeyen ve rahat yaşamamızı sağlayan varlıklar birer birer ortaya çıkıyor... Geçen sefer o adam yalnız başınayken tüm dünyayı karşısına almıştı, milyonları katletmişti ve yenilmez olarak anılan Tanrılar'ın yanına gidip, onların birçoğunu öldürmüştü... Ama şimdi, şu hale bak! Kardeşi çoktan Naketa Ailesi ile görüşüp onları ikna etmiş durumda... Üstelik Renkli Yıldırım Ailesi de... Bu sefer dünyadakilerle savaşması gerekmeyecek!'' Ellerini kafasına, dirseklerini de dizlerine dayamış olan kadın sessizce konuştu. 

''Evet, bu sefer ne olacağını hep beraber izleyeceğiz. Üstelik Lazel de bizlere saldırmak için fırsat kolluyor, bunun yanında başkanın Yarı Tanrılar'a yaptığı ahmaklıklardan dolayı, Yarı Tanrılar'ın desteğini de kaybetmek üzere. Bunların hepsi üst üste gelecek ve onun, hiçbir şeyden haberi yok... İhanetin bedeli acı olur, Venda, dua et de senin ihanetinin bedeli acı olmasın. Eğer ki sana öfkeliyse o adam, emin ol, tüm dünyayı arkana alsan bile seni bir şekilde bulur. Benim merak ettiğim şey bu değil. Benim merakımın yöneldiği kısım, onun, ne kadar sürede dünyanın en tepesine tırmanıp teker teker ülkeleri fethetmeye başlayacağı... Biliyorsun, eskiden tek amacı vardı: İntikam. Artık pek çok ülkeyi ele geçirmeye çalışacağını da biliyoruz, o rastgele bir vücudun içine girmedi.'' Adam şeytanca konuşuyordu. ''Bekleteceğiz, sonuna kadar bekleteceğiz. Baştaki herif, onu binlerce yıl önce öldürdüğünü düşündüğü için rahat durumda. Sadece başa geçtikten sonra birkaç bin yıl tetikte kalmıştı, ama artık oyunun başında değiliz ve asıl dikkat etmesi kısımlar burasıydı. Fakat etmiyor... Ranon'un Harsis ile buluştuğunu bilmiyor, bilmeyecek de. Ona söylemeyeceksin ki, bu sefer hain olarak görülme. Venda, olur da yine yanlış şeyler yapmaya çalışırsan...'' Uzun boylu adam, odanın yan tarafına doğru ilerleyip oturmuş olan kadına doğru yaklaştı.

''Öleceksin...'' 

''Kaybedeceksin, rezaletsin!..'' 

''Aşağılık olduğunu bilmene rağmen yaşamaya devam edecek kadar yüzsüzsün işte...'' 

''Sen sadece arkadan bıçaklamayı bilirsin, zayıf yaratık...'' 

Bir anda etrafa dolmaya başlayan fısıltıların eşliğinde Venda'nın yanına yaklaşan kuklacı, yüzünü kadının yüzüne doğru yaklaştırdı ve gözlerini, onun grinin en koyu tonu olan gözlerine dikti. ''Seni kendi ellerimle öldürürüm.'' 

***

1552