Hahaha bir önceki xd karşılaşmada adamın yuzu nasılsa xd fanny gorunce melek olmuş han shuo ilkkrz gormuse dondu ( iyi taklitte yaparmış hanshuomuz aman da aman
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
88. Bölüm Ama Vicdan Azabı Çekiyorum!
Han Shuo Dük tarafından tanınacağından endişeleniyordu, lakin Nekromansi Bölümüne geldikten birkaç dakika sonra endişeleri tamamen kayboldu, zira akademiye geldiğinde, taş heykelleri temizleyen Borg ve Carey’le karşılaşmış ve onlara selam vermişti. Ne var ki, ikili Han Shuo’yu tanımamıştı ne yapacaklarını bilememişlerdi.
Han Shuo kendini tanıttığında ise Borg ile Carey dikkatle genci incelemişler ve korku dolu bir tavır takınmışlardı.
Han Shuo artık bir köle değildi. Bir öğrenci olmuştu ve doğal olarak bu iki ayakçıdan konum olarak daha yüksekti. Ayrıca nekromansi öğrencilerinin Karanlık Orman’dan döndüklerinde Han Shuo’nun yardımını abarttıkları gerçeği eklenince, bu acınası ikili Han Shuo’nun intikam için geleceğinden daha fazla korkmaya başlamışlardı.
Ne var ki, Han Shuo ikiliye önem vermedi aksine bronz bir ayna çıkartıp kendisine hayranlık dolu biri ifadeyle bakmaya başladı. Birden yüz hatlarının birkaç ay öncesine kıyasla gerçekten devasa değişimler geçirdiğini keşfetti. Geçmişte bedeni cılız ve ince iken artık çok daha güçlü ve uzundu. Zayıf hatları bir dizi ölüm kalım deneyiminden sonra daha da katılaşmıştı. Yarım sene önce bir çocuk gibi görünürken şu an cesur ve çekici bir genç adama dönüşmüştü
Han Shuo’yu iyi tanıyan Borg ve Carey bile kolayca genci tanıyamadıysa, Han Shuo’nun Dük ve Erick hakkında endişelenmesine gerek yoktu. Ayrıca Candide Gölge Tayfı’nı halledeceğine dair söz verdikten sonra rahatlamıştı. Tüm sorunlarını çözen genç adam artık akademide rahatça dolaşabilirdi.
‘’Eh, Bryan! Akademiye bayadır gelmiyorsun, sana bir şey olduğunu sandım!’’ Nekromansi Bölümünden Amy Han Shuo’yu görünce birden haykırdı.
‘’Merhaba Amy.’’ Han Shuo selam verirken gülümsedi ve onunla birlikte Kara Büyü Bölümünün sınıf binasına doğru yürüdü.
Han Shuo sınıf kapısının önüne geldiğinde, ufak bir süre süre boyunca düşünceleri içinde kayboldu. Sadece iki kısa ay önce, Gene’nin derslerini ancak dışarıdan dinleyebiliyordu. Kim kısa bir zaman zarfı içinde, bir öğrenci olacağını ve diğer öğrencilerle birlikte sınıfta oturup dersi dinleyebileceğini düşünürdü ki?
‘’Öyle beklemesene, ikinci ders başlamak üzere, hadi içeri!’’ Amy aniden Han Shuo’nun kapının dışında şapşal şapşal durduğunu gördü ve genci acele ettirmek için konuştu.
Genç adam hemen kendisine geldi ve nazikçe Amy’ye gülümseyerek sınıfa girdi. Han Shuo sınıfa girdiği anda, içerideki birkaç öğrencinin bakışları birden Han Shuo’ya odaklandı, özellikle de arka sıradaki Lisa’nın. Güzel kızın tembelce kapanmakta olan gözleri birdenbire parıldadı ve genç kız ayağa kalkıp Han Shuo’ya el salladı, ‘’Buraya buraya!’’
Bach, Bella ve diğer öğrenciler de Han Shuo’ya bakarlarken, kısık sesle kendi aralarında mırıldanıyorlardı.
‘’Bryan döndü, heh heh. Amy, söylentilere inanıyor musun?’’ Athena Amy’ye selam verdikten sonra kısık sesle konuştu.
‘’Gerçekten inanmıyorum. Görünüşe göre Usta Fanny ve Bryan arasında bir şey yaşanmamış. Camille, o yaşlı cadı dedikodu yapmayı seviyor, söylediklerine inanıyor musun bir de?’’ Amy dudak büktü ve kafasını iki yana salladı.
Sadece Amy ve Athena değil, Han Shuo Lisa’ya doğru yürüdüğü esnada bütün öğrencilerin kendisi ve Fanny hakkında konuştuğunu fark etti. Heyecanlı bir şekilde, Camilla’nın Han Shuo’yu Fanny’nin yatağında bulmasından bahsediyorlardı. Onlara göre Fanny ve Han Shuo basılan bir çiftti.
Han Shuo ne diyeceğini bilemiyordu, zira Camilla’nın böyle boş boğaz olmasını ve bütün nekromansi öğrencilerinin bu meseleyi öğrenmelerini beklemiyordu. Bu durum diğer öğretmenlerin muhtemelen haberleri çok daha erkenden aldığı anlamına geliyordu.
Lisa’nın başlangıçtaki heyecanlı ifadesi Han Shuo çarpık bir gülümsemeyle oturduktan sonra sorgulamaya döndü ardından genç kız soğukça söylendi, ‘’Huh, bahsettikleri konu gerçek mi değil mi? Cidden sen ve Usta Fanny arasında bir şeyler oldu mu?’’
‘’Lisa, diğer öğrencileri geçtim sen nasıl böyle bir şeye inanırsın? Ben sapıklık yapsam bile, Usta Fanny asla öyle bir şey yapmaz! Böyle gülünç bir şeye inanmanı asla beklemezdim. Bu rezilce bir durum!’’ Han Shuo çarpık bir ifadeyle Lisa’ya açıklama yaptı.
Lisa Han Shuo’nun sözlerinden sonra ufak bir rahatlama nefesi verdi ve ifadesi yumuşadı, lakin yine de şüpheyle sordu, ‘’Dedikodular yoktan var olmaz, gecenin bir yarısı Usta Fanny’nin odasına gittiğin doğru olmalı, değil mi? İhtiyar cadı Camilla boş boğaz olsa da, kanıt olmadan seni suçlamaz diye düşünüyorum.’’
Omuz silken Han Shuo yanıtladı, ‘’Usta Fanny’ye sadece birkaç soru sormaya gittim. Yaşlı cadı pireyi deve yaptı ve ben o cadının konuşmasını engel olamam. Ne isterse söyleyebilir, beni ilgilendirmez.’’
‘’Fakat bu durumun Usta Fanny’nin ünü üzerinde büyük etkisi olacak. Herkes Usta Fanny’nin hayatının biraz kirli olduğunu düşünecektir, özellikle de sen öğrencisi olduğun için. Belki de okul yönetiminin gözü Usta Fanny’nin üzerinde olacaktır.’’ Lisa konuşurken kaşlarını çattı.
Han Shuo Lisa’nın sözlerinden sonra birdenbire aydınlandı. Ansızın sadece kendisini düşündüğünü ve Fanny’nin konumunu hiç önemsemeyerek cidden bencillik yaptığını hissetti.
Tam Han Shuo içten içe kendisini azarlarken, Gene kalın büyü kitapları yığınıyla sınıfa girdi. Sınıfa girdikten sonra bakışlarıyla sınıfı taradı ve Han Shuo’nun arka sırada oturduğunu gördü. Bu nedenle fadesi birdenbire donuklaştı.
Sınıf henüz giren Gene yüzünde beliren şeytani bir gülümsemeyle arkadaki Han Shuo’ya baktı. ‘’Bryan, Nekromansi Bölümü öğrencisi olduğundan beri derslere hiç katılmadın. Anlatacağım bilgiler senin için fazla karmaşık olmasın?’’
Karanlık Orman’daki imtihanlardan sonra, Han Shuo Gene’nin kötü birisi olmadığını anlamıştı. Sadece Fanny yüzünden durumu biraz zorlaştırmıştı, lakin Gene yine de sınırını aşmayan, kültürlü birisiydi. Gene Han Shuo’nun hayatını aşırı bir şekilde zorlaştırmıyordu ve Han Shuo da Gene’ye karşı çözülmesi zor bir kin gütmüyordu.
Han Shuo biliyordu ki; kendisi ve Fanny hakkındaki berbat dedikodulardan dolayı, Gene kıskançlıktan kendi kendini yemiş olmalıydı. Genci utandırmak için böyle konuşuyordu.
‘’Usta Gene, kitap okuyarak bahsettiğiniz konuları öğrendim ve çoğunlukla düzgün bir anlayış kazandım. Bu yüzden, dersinizi anlayabileceğimi düşünüyorum, lütfen endişelenmeyin.’’ Han Shuo geriye yaslandı ve hafif bir gülümsemeyle yanıtladı.
‘’Oh, büyüyü kitaplara çalışarak tek başımıza kavrayabileceksek eğer, Babil Büyücülük ve Savaşçılık Akademisi neden hala varlığını sürdürüyor ki? Heh heh, durum böyle olduğuna göre, şunu soracağım: büyü yapılması için kaç farklı yol vardır?’’
‘’Dört yola vardır....büyülü sözler, büyülü eşyalar, el mühürleri ve büyü düzenleri. Büyülü sözler büyü salınımı gerçekleştirmek adına elementlerle temasa geçmek için kullanılan sözlerdir. Büyülü eşyalar parşömenler gibi....’’
Han Shuo tembel duruşunu devam ettirirken soruyu eksiksiz bir şekilde yanıtladı. Gene bu cevaptan ötürü fark edilebilir bir şekilde şaşırmıştı. Başta hafifçe afalladı ardından onayladı. ‘’Çok iyi, görünüşe göre kitaplardaki bütün temel bilgileri kavramışsın. O zaman birkaç soru daha soracağım.’’
Gene kaşlarını çattı ardından Han Shuo’ya birkaç soru daha sordu. İlk başta en temel büyü bilgisiyle alakalı sorular sorarken, vakit geçtikçe sorduğu sorular sadece acemi büyücülerin bilebileceği noktalardan gelmeye başladı. Han Shuo ise bütün bu soruları eksiksizce cevapladı.
Gene ve sınıftaki diğer tüm öğrenciler bu süreç boyunca Han Shuo’ya şaşkınlıkla kaplı ifadelerle baktılar. Görünüşe göre Han Shuo’nun bu kadar kısa bir zamanda bu kadar şey kavramasını beklemiyorlardı. Gene biraz sinirlenmiş görünürken alnında ter damlaları belirmişti. Ardından hafifçe homurdandı ve başka bir soru daha sordu.
‘’Bu sorunun cevabını bilmiyorum!’’ Han Shuo gözlerini kırpıştırdı ve dürüstçe yanıtladı. Son soru kalfa büyücülerin bileceği bir konudan gelmişti.
Gene sonunda gülümsedi ve tam kaybettiği onurunu geri kazanmak için bir şeyler söyleyecekti ki, Lisa sabırsızca söylendi, ‘’Usta Gene, eğer her şeyin cevabını bilseydi, dersinize gelmesinin anlamı olur muydu?’’
Lisa’nın sözleri Gene’yi durdurdu. Adam garip bir ifade takındı ve kuru bir kahkahayla masaya vurdu. ‘’Pekâlâ, artık soru sormaya devam etmeyeceğim. Hadi derse devam edelim.’’
‘’Nasıl bu kadar çok şeyi birdenbire öğrenebildin?’’ Lisa kafasını çevirirken fısıldayarak sordu.
‘’Az önce söylemedim mi? Bütün bunları Usta Fanny’ye sormaya gitmiştim. Aksi halde, cadı Camilla nasıl dedikodu yayacak malzeme bulurdu ki?’’ Han Shuo yanıt verdi ve ciddiyetle dersi dinlemeye başladı. Gene’nin şu an anlattığı konular kalfa seviye büyü bilgisi içeriyordu ve bunlar Han Shuo’nun kavraması gereken şeylerdi. Dolayısıyla Han Shuo Gene’nin kıskançlığına kin gütmedi.
Lisa dersten sonra Han Shuo’ya konuşmaya devam etmek istiyor gibiydi, lakin Han Shuo dersten sonra hemen Fanny’nin laboratuvarına doğru yols çıktı ve kıza fırsat tanımadı.
‘’Fitch, bu büyüyü sana birçok kez zaten açıkladım. Kavrama kabiliyetinle bu büyüyü uzun zaman önce anlaman gerektiğini düşünüyorum. Neden hâlâ yapamıyorsun ki?’’ Han Shuo’nun hassas kulakları laboratuvarın dışında dururken içerideki konuşmaları açıkça duymasını sağladı.
‘’Usta Fanny, bence hislerimin farkında olmalısınız. Neden bana fırsat vermek yerine aşağılık bir köleyle birlikte oluyorsunuz? Neden?’’ Fitch’in hiddetli şikâyetleri duyuluyordu Han Shuo hafifçe kapıyı açtığında Fitch’in öfkeli ifadesini görebildi.
Usta Fanny siyah çerçeveli gözlüklerini takmıştı ve büyü cübbesini giymişti. İç çekerken yüzünde pes eden bir ifade belirdi, ‘’Fitch, beni gittikçe daha fazla hayal kırıklığına uğratıyorsun. İlk olarak, Bryan artık seninle aynı statüde, o da öğrencilerimden biri. Onu köle olarak görmemelisin. Ek olarak, ne zaman bir soruyla gelsen odaklanmadığını fark ettim. Her zaman kafan dağınık ve ne düşündüğün hakkında hiçbir fikrim yok. Bu konuda Bryan senden çok daha iyi.’’
‘’Yine Bryan, hangi yönden o lanet köle benden daha iyi! Neden onunla olmaya razısın da benimle değil? Cadı Camilla gerçekten doğruyu mu söylüyor, cidden utanmadan onunla yattın mı?’’ Fitch’in yüzündeki öfke artmıştı, konuşurken neredeyse kükrüyordu.
Pa.
Fanny Fitch’e bir tokat attı, bu kez gerçekten hiddetlenmişti. Fitch’e soğuk gözlerle baktı ve söylendi, ‘’Artık sana söyleyecek hiçbir şeyim yok. Sana daha önce bu tip konuları usta büyücü seviyesine ulaşmandan sonra konuşabiliriz demiştim ama bu lafı sadece seni cesaretlendirmek için söylemiştim. Görüyorum ki bu artık mümkün değil. Sana açıkça aramızda bir ilişkinin asla olmayacağını söyleyebilirim. Umarım artık bu rüyadan uyanırsın. Eğer ileride bana soracağın soru olursa, lütfen eğitim alanlarında veya sınıfta sor. Artık laboratuvarımda hoş karşılanmıyorsun. Rica ediyorum derhal git buradan!’’
‘’Demek başından beri yalan söylüyordun. Haha. Güzel. Çok güzel. Kalp meselelerini konuşmadan önce benden usta büyücü seviyesine ulaşmamı istedin ama o köle Bryan çoktan senin için bir istisna oldu bile. İkiyüzlü utanmaz kadın, sana bir daha asla inanmayacağım.’’ Fitch bir kahkaha attı ardından laboratuvardan dışarı çıktı.
Han Shuo birkaç adım geriledi ve Fitch gidene kadar bir köşede saklandı. Soğukça Fitch’in geçen figürünü izledi ardından doğal bir ifadeyle Fanny’nin laboratuvarına girdi.
Han Shuo Fanny’ye doğru yürürken kadının düşünceleri içinde kaybolduğunu gördü. Fanny iki eliyle yuvarlak masaya tutunmuş, eğdiği kafasıyla hafifçe iç çekmiş ve son derece zayıf bir sesle mırıldanıyordu, ‘’Belki Fitch haklıdır, gerçekten de ikiyüzlü, utanmaz bir kadınımdır. Görünüşe göre cidden bazı prensiplerimi aştım...’’
Han Shuo Fanny’nin mırıldanmasını açıkça duydu ama sözlerinin arkasındaki anlamı ve kime yönelik olduğunu çözemedi. Bir süre düşündükten sonra, bir parmağını uzattı ve yuvarlak masanın yüzeyine tıklattı.
‘’Terk et burayı!’’ Fanny birdenbire kafasını kaldırdı ve Han Shuo’ya sertçe baktı. Önündeki kişinin Bryan olduğunu fark ettiğinde ise ifadesi epey garipleşti. İlk olarak gözlerini kırpıştırdı ardından şok içinde genç adama baktı. İfadesi sonunda normale döndü ve kötü bir mizaçla, Han Shuo’ya göz devirdi. ‘’Burada ne yapıyorsun?’’
‘’Pek bir şey değil, sadece soracağım birkaç sorum var.’’ Han Shuo garip garip Fanny’ye baktı ve yanıt verdi.
‘’Ne duydun? Az önce yaşanan her şeyi gördün mü?’’ Fanny Han Shuo’ya dik dik baktı ve devam etti, ‘’Kulakların çok iyi, yani her şeyi duymuş olmalısın! Kulak misafirliği yapmanın çok kaba bir davranış olduğunu bilmiyor musun?’’
‘’Eh...dinlemek istemedim ama hepsi kulağıma geldi. Başka bir seçeneğim yoktu.’’ Han Shuo bir serseri gibi ellerini iki yana açarak, gerçekten isteyerek yapmadığını belli etti. Fanny’ye kasvetli bir ifadeyle baktı ve ciddiyetle söylendi, ‘’Camilla gerçekten şeytanın teki. Benim umurumda değil ama sana iftira attı ve ününe zarar verdi. Böyle kolayca kurtulmasına izin vermeyi mi düşünüyorsun?’’
‘’Unut gitsin, ihtiyar cadı hep öyle. Nasıl olsa aramızda hiçbir şey yok, başkalarının söyledikleri bizi ilgilendirmez. Ne kadar açıklama yaparsak, o kadar fazla vicdan azabı çektiğimizi düşüneceklerdir. Sadece görmezden gel. Unutma, dürüst kişiler iftiralardan korkmazlar.’’ Fanny endişeli bir ifadeyle hafifçe iç çekti ama sorunu çözmeye odaklı sözler söyledi.
‘’Ama vicdan azabı çekiyorum!’’ Han Shuo çarpık bir ifadeyle konuştu.
‘’Lanet olsun, ne için vicdan azabı çekiyorsun?’’ Fanny’nin çekici yüzü birdenbire kıpkırmızı kesildi. Kafasını eğip kısık sesle Han Shuo’ya lanet okurken oldukça öfkeli görünüyordu.
‘’Benim hatam yüzünden bu duruma düştün. Sana yanlış yaptığımı düşünüyorum, dolayısıyla, tabii ki suçluyum.’’ Han Shuo duygularını belli etmeyen bir ifadeyle açıkladı.
Fanny hafifçe şaşırdı ardından kızgın biçimde söylendi, ‘’Demek bu yüzden. Ben de başka bir şey ima etmek istiyorsun sandım!’’
‘’Başka ne ima edebilirim?’’ Genç adam sordu.
‘’Hiç, hiçbir şey.’’ Fanny bir şeyi gizlemek istiyor gibi çabucak yanıtladı ardından hemen konuyu değiştirerek sordu. ‘’Bu sefer ne tür soruların var?’’
Han Shuo yanıtlamak için ağzını açmak üzereydi ki, aniden birisinin yaklaştığını hissetti. Yanıt vermek yerine kapıya bakmaya başladı. Bir süre sonra, rüzgâr nitelikli baş büyücüsü Dük bir gülümsemeyle laboratuvara girdiği.
‘’Usta Fanny, bugün boş musunuz? Birkaç soru daha sormak isterim.’’ Dük gülümsedi ve odaya girdikten sonra Fanny’yi selamladı.
Ardından kaşları çatılan adam Han Shuo’ya bakmak için döndü. Han Shuo şaşırdı ve Dük’e şaşkınlık dolu bir ifadeyle bakmaya başladı, sanki Dük’ü ilk defa görüyor gibiydi.
Magnec