Yaaa ayağınızı denk alın belli olmayan bi komploya gisiverirsiniz bi anda :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
58. Bölüm İskelet Savaşçıların İşlevi
‘’Düşmüş askerlerin ruhları, karanlığın elçisinin çağırısına kulak verin ve varlığınızı gösterin!’’ Han Shuo geçide doğru koşarken birden büyülü sözler söylemeye başladı.
Sıradan bir iskelet savaşçı büyülü sözlerin bitmesinin ardından geçitte belirdi. İskelet savaşçının belirdiğini gören Han Shuo hemen zihinsel gücünü odakladı ve bir emir verdi. Soy şunları!
Bu iskelet savaşçı genç adamın büyü yuanıyla arıttığı iskelet değildi. Hızı ve gücü küçük iskelete kıyasla düşüktü. Hatta hareket ettiğinde kemikleri gıcırdıyor ve birbirlerine sürtüyorlardı.
Mürekkep siyahı küçük iskelet Babil Büyücülük ve Savaşçılık Akademisi’nde çok fazla kargaşa çıkarmıştı. Küçük iskeleti çağıranın kendisin olduğu anlaşılırsa başına bir dizi bela alacağı kesindi. Bu yüzden, Han Shuo o anda küçük iskeleti çağırmaya cesaret edemedi.
‘’Millet acele edin, yoksa tüm eşyaları başkası alacak!’’ Arkada kalanların arasında Işık bölümünden Irene de vardı. Han Shuo ve diğerlerinin aşağıya koşturduğunu görünce, hemen seslendi ve arkalarından geldi.
Fanny, Lisa ve diğerleri Han Shuo’nun bir iskelet savaşçı çağırdığını görünce ilk anda şaşırdılar ama ardından hızla kendilerine geldiler. Keyifli ifadeler takındılar ve iskelet savaşçılar çağırmaya başladılar.
Nekromansi bölümünden gelenler onu aşkın iskelet savaşçı çağırdı. Zihinsel güçleriyle verdikleri emirler doğrultusunda iskelet savaşçılar kemik elleriyle uzanmaya ve yerden devasa çantaları almaya başladılar.
Kurt süvarilerinin çantalarındaki kaynaklar önceki yağmalarından geliyordu. Şimdi hepsi öldüğüne göre, bu çantaların bir sahibi yoktu ve doğal olarak kim alırsa ona aitti. Savaş gücü konusunda eksiklik çeken iskelet savaşçılar sonunda bir işe yarıyorlardı. Çok hızlı olmasalar da, her iskelet savaşçının elinde en azından bir çanta vardı.
Han Shuo, Fanny, Lisa ve diğerleri de boş boş durmadılar. Herkesin elinde bir çanta vardı hatta Han Shuo dört çanta birden kapmıştı.
Han Shuo ve grubu ork süvarilerinin geride bıraktığı ganimetin yüzde seksenini almıştı. Diğer yabancılar da kalan yüzde yirmiyi aralarında paylaşmıştı. Drol Kasabası’ndan gelen silahlar, zırhlar ve ilaçlar yüksek değerli eşyalardı. Bu eşyaları imparatorluğun merkezine götürür ve orada satarlarsa, kesinlikle yüksek kazanç elde ederlerdi.
Han Shuo iskelet savaşçıları düz bir sıraya dizdikten sonra, Fanny’ye bir gülümsemeyle baktı, ‘’Usta Fanny, bu eşyalar ve Karanlık Orman’dan kazandıklarımızı üst üste eklediğimizde, bence okul yönetimi akademiye döndüğümüzde Nekromansi bölümümüze farklı gözlerle bakacak.’’
Fanny’nin ruh hali de o anda çok iyiydi ve Han Shuo’nun az önceki küstahlığını unutmuştu. Han Shuo’ya bir bakış atarken yüzünde keyifli bir ifade sergiledi be hafifçe konuştu, ‘’Belki de olmaz. Buradakilerin çoğu Drol Kasabası’ndaki dükkânlardan gelen mallar. Bu dükkânların sahipleri şu anda kaçmış veya ölmüş olsalar da, imparatorluk bu malzemelerin kaynağını bulursa kesinlikle el koyar.’’
Fanny’nin endişeleri sebepsiz değildi. Han Shuo biraz düşündü ve birden aklına Karanlık Orman’da denk geldiği tüccar Fabian geldi. İkisi yollarını ayırmadan hemen önce, Fabian Han Shuo’ya bir kart bırakmıştı. Bu sayede genç adam iş için kendisini bulabilirdi. Fabian Boozt Tüccar Loncası’nın bir üyesiydi ve bu eşyaları uygun bir yolla elden çıkarabilirdi.
Han Shuo özgüvenle Fanny’ye gülümsedi ve karşılık verdi, ‘’Usta Fanny, endişe etmenize gerek yok. İmparatorluğa tek parça döndüğümüz sürece, bu eşyaları arkamızda iz bırakmadan elden çıkartacak yöntemlerim var.’’
Fanny sorgulayarak Han Shuo’ya baktı ve ardından kafasını iki yana sallayarak, duygulu bir şekilde konuştu, ‘’Bryan, seni zaman geçtikçe daha da az çözebildiğimi fark ediyorum. Bizden sakladığın ne kadar sırrın var...bu eşyaları elden çıkaracak hangi yöntemlerin var?’’
Hafifçe kıkırdayan Han Shuo söylendi, ‘’Bunları sonra konuşalım. Bence ilk olarak imparatorluğa nasıl döneceğimizi düşünmeliyiz.’’
Tam Han Shuo ve Fanny konuşurken, Beacher, Gene ve diğerleri kovalamacadan yerden geri döndüler. Yüzlerindeki rahatlamış ifadelere bakılırsa, orklar muhtemelen iyi bir sonla karşılaşmamışlardı.
Gerçekten de, Beacher ve diğerleri geldiğinde, Beacher hemen gururla konuştu, ‘’Millet rahatlayın, orkların biri bile kaçamadı. Sonunda biraz rahatlayabiliriz...’’
Sözlerinin yarısındaydı ki, birden etrafına şaşkınlıkla bakarak, haykırdı, ‘’Eh, ne oluyor?’’
Geçitteki devasa kurtların üzerindeki çantalar kalanlar arasında bölüşülmüştü. Özellikle Nekromansi bölümü tarafında, bir dizi iskelet savaşçı vardı ve her biri devasa bir çanta taşıyarak özellikle dikkat çekiyorlardı.
Fanny biraz garip hissetti. Ağzını açtı ama ne diyeceğini bilemedi. Sonunda, endişe dolu bir ifadeyle Han Shuo’ya bakıp yanıt vermesini işaret etti.
Adeta hiçbir şey olmamış gibi ilerleyen Han Shuo’nun yüzünde bir gariplik belirtisi yoktu. Taşıdığı iki çantayı yere bıraktı ve henüz geri dönen yabancı paralı askerleri, savaşçıları ve büyücüleri çağırdı, ‘’Bunlar savaş ganimetlerimiz, cesur savaşçılar gelin ve birazını alın. Yakında herkes kendi yoluna gidecek ama az önce hep birlikte orkları indirdik, dolayısıyla bu eşyalar savaşımızdan bize kalan anılar.’’
‘’Tabii, pekâlâ!’’
Geri dönen on civarı maceracı, aynı anda haykırdı ve heyecanla koşarak çantalardaki kaynakları seçmeye başladılar.
Beacher ve diğer Işık bölümü öğrencileri de aralarına katılmak üzereydi ki, Irene ve diğerlerinin ellerinde de çantalar olduğunu gördüler. Şaşırdılar ve Irene’ye doğru yürümeye başladılar.
‘’Küçük dostum, iyi bir arkadaşsın. Eğer Savaşkurtları Paralı Asker Topluluğu’muzun yardımına ileride ihtiyacın olursa, tereddüt etmeden gelebilirsin.’’
‘’Heh heh, arkadaş olduğumuz için çok mutluyum. Eğer ileride ilaca ihtiyacın olursa, sadece beni bulsan yeter.’’
Bu insanların hepsi iletişim bilgileri olan kartları Han Shuo’ya uzatırken iyi bir ruh hali içinde eşyaları seçiyor, sohbet ediyor ve gülüyorlardı.
‘’Usta Fanny, neden bu eşyaları onlara veriyoruz? Bryan’ın sorunu ne?’’ Nekromansi öğrencisi Athena Han Shuo’nun açtığı çantaları izlerken öfkeyle sordu.
‘’Hareketleri kesinlikle doğru. Eğer bütün bu kaynakları biz götürürsek, bu kişiler hiçbir şey kazanamaz ve kesinlikle bu durumu imparatorluğa rapor ederler. Belki de öfkelerinden bizi soymayı bile düşünebilirler. O zaman kötü duruma düşeriz.’’
‘’Bryan şu an eşyaların sadece küçük bir kısmını çıkardı. Böyle yapması çok iyi oldu, zira herkesi memnun edip çenelerinin kapalı kalmasını sağlıyor. Paralı asker grubunun boyutsal yüzükleri yok ve bizim gibi iş yaptırmak için iskelet savaşçılar da çağıramazlar, dolayısıyla çok fazla eşya alamazlar. En sonunda, en karlı çıkan yine biz olacağız ayrıca bu maceracıların dostluğunu da kazanıyoruz. Bryan gerçekten gittikçe güçleniyor!’’ Fanny’nin güzel gözleri maceracılarla gülen ve konuşan Han Shuo’ya odaklanmışken, kafası karışmış Athena’ya açıklama yaptı.
‘’Gittikçe daha da gizemli oluyor. Acaba bütün bu bilgileri nereden öğrendi. Daha da garip olansa bildikleri işe yarıyor!’’ Lisa Han Shuo’yu izlerken göğüslerinin nasıl büyüteceğini söylediği zamanı hatırladı ve biraz duyguyla fısıldadı.
‘’Pekâlâ, herkes ganimetten payını aldığına göre, artık dağılalım. Gelecekte yardımınız ihtiyacım olursa utangaçlık yapmayacağım, haha!’’ Han Shuo diğer tarafta keyifli keyifli konuşuyordu. Taşıdığı dört büyük çanta neredeyse bomboştu.
Paralı askerler ve maceracıların hepsi az çok kazanç sağlamıştı ve ihtiyaçları olan eşyaları elde etmişlerdi. Han Shuo’ya baktıklarında, genç adamın son derece göze hoş göründüğünü hissettiler. Sonunda veda ettikten sonra herkes birer birer ayrıldı. Beacher ve diğerleri de gelip Fanny’ye teşekkür ettikten sonra ganimetlerini taşıyarak ayrıldılar.
Gene herkes gittikten pişmanlıkla konuştu, ‘’Önceden bilseydim kalırdım. Gitmemiş olsaydım ışık bölümünün taşıdığı çantalar kesinlikle bizim olurdu.
Fanny Gene’nin pişmanlığına yorum yapmadı ve o anda Gene’nin oldukça büyük olmasına rağmen, zekâsının Han Shuo’ya denk bile olmadığını hissetti. İstemsizce içinde bir hor görme dürtüsü yükseldi.
‘’Peki, şimdi ne yapmalıyız?’’ Fanny Han Shuo’ya baktı ve doğal biçimde sordu.
Engin Nirolan Nehri’ne bakmak için kafasını kaldıran Han Shuo bir an düşündü ve mırıldandı, ‘’Kanyonun alt kısmında birkaç büyük ağaç var. Çantalarımızda ise çeşitli keskin silahlar ve birkaç halat var. Ağaçları kesersek tahta sallar yapabiliriz. Sallarla Nirolan Nehri’ni geçebilir ve direkt Balthazar Şehri’ne gidebiliriz.’’
‘’Anladım, o zaman neden az önce diğerlerine de bundan bahsetmedin?’’ Gene Han Shuo’nun sözlerini duyunca aniden sordu.
‘’Onların bizimle ne alakaları var ki? Ayrıca, gitmeleri bizim için daha iyi oldu, zira orkların dikkatini bizden çekerek, yüzleşeceğimiz tehlikeyi azaltacaklar. Böylesi iyi değil mi?’’ Han Shuo hafifçe gülümsedi ve açıkladı.
Fanny, Gene ve diğer herkes Han Shuo'nun sözleri nedeniyle afalladı ve içten içe Han Shuo’nun artık gerçekten farklı olduğunu düşündüler. Diğerleriyle keyifle gülüşüp sohbet ederken bile, içten içe onlara karşı entrika kuruyordu.
Gene, Bach ve Bella aniden birbirlerine bakarak, geçmişte Han Shuo’ya yaptıklarını düşündüler. Aynı anda bir soğukluk kalplerini sarıverdi.
Magnec