Artık öğrenci olduğumuzu herkes duymamış sanırım bir kölenin öğrenci olması alışılmadık olmasına rağmen.
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
75. Bölüm Kapıyı Kapat Ve İlk Önce Yatağa Gir
Ossen Şehri.
Han Shuo kahvaltı yaptı ve ilk olarak yeni bir kıyafet takımı aldı ardından akademiye geldi. Öncelikle kütüphaneye gitmiş ve daha önce Jack’in kendisi için arakladığı Nekromansi Temelleri ile Büyü Sözlüğü kitaplarını gizlice geri bırakmıştı. Daha sonra Fanny’nin laboratuvarına gelmişti.
Laboratuvarın kapıları açıktı ve Fanny altın işlemeli siyah cübbeler giymiş, siyah çerçeveli bir gözlük takmış ve sol elinde bir büyü asası taşıyordu. Sağ elindeyse bir kalem vardı ve önündeki kaideye birkaç büyü modeli çiziyor, bir şey açıklıyordu.
Yanındaki Fitch dikkatli bir dinleyici görüntüsü takınmıştı, lakin gözleri sık sık Fanny’nin yüzüne kayıyordu. Fanny gözlük taktığı için çekiciliğinin birazını kaybetmişti ama entelektüel bir güzellik kazanmıştı. Han Shuo Fanny'nin bu görüntüsünü de beğenmişti ve kadına mest olmuş bir şekilde bakıyordu.
Fanny bir dizi kelime sarf etti ardından dalgın dalgın bakan Fitch’e bakmak için kafasını kaldırdı ve kaşlarını çatarak konuştu, ‘’Fitch, anlıyor musun?’’
Fitch birdenbire derin düşüncelerinden uyandı ve gülümseyerek onayladı, ‘’Usta Fanny, oldukça netsiniz, anlıyorum.’’
Fanny Fitch’e bakmak için kafasını kaldırdığında, tesadüfen Han Shuo’nun kapıda durduğunu gördü. Han Shuo artık Fitch’den biraz uzundu ayrıca devamlı pratik nedeniyle kaslı ve yapılı bir bedene sahipti. Sırtı dikti, adeta bir mızrak gibiydi. Görünüşü büyücülerin genelde sahip olduğu kırılgan görünüşe tamamen tezattı.
Fanny ilk gözlerini kırpıştırdı, Han Shuo’nun değişimi onu biraz şaşırmıştı. Ne var ki, Fanny Han Shuo’nun kendisine mest olmuş şekilde baktığını gördüğünde, kalbi tekledi ve yüzü kızardı. Kalemi tutan sağ elini sıktı neredeyse kalemi ikiye ayıracaktı.
Neyim var benim? Fanny kendi kendine düşündü ve derin bir nefes aldı. Han Shuo’ya bakarken somurtkan gözüküyordu. Seslenmek için kafasını kaldırdı, ‘’Görüşmeyeli epey oluyor Bryan. Bir aydır gözükmüyorsun. Bu kadar zamandır nerelerde sürttün, geri dönmek şimdi mi aklına geldi?’’
Han Shuo Fanny’nin sözlerini duyduktan sonra anında kendine geldi. Hafifçe güldü ve davet beklemeden laboratuvara daldı, ‘’Karanlık Orman’a yaptığımız gezi kabiliyetlerimde birçok eksiklik olduğunu fark etmemi sağladı. Bu yüzden kütüphaneden bir büyü kitabı ödünç aldım ve temel büyü bilgimdeki eksikliği kapatmaya çalıştım. Çözemediğim birçok soru olduğu içinde yanınıza geldim.’’
‘’Huh. Kim sana inanır ki? Her zaman gizemlisin.’’ Fanny Han Shuo’ya göz devirdi, sözlerine inanmadığı apaçıktı. Fitch’e kafasını çevirdiğinde ise birdenbire açıklanamaz bir nedenden ötürü, adamın varlığını sinir bozucu buldu ve onu başından savmaya karar verdi, ‘’Fitch, Bryan’la konuşmam gereken birkaç özel mesele var. Açıklamamı anladığına göre, geri dönüp pratik yapabilirsin.’’
Fitch afalladı. Fanny’nin Han Shuo geldiğinden dolayı gitmesini isteyeceğini düşünmemişti. Bir süre gözlerini kırpıştırdı ardından Han Shuo’ya vahşice bakarak fısıldadı, ‘’Köleler her zaman köle kalacaktır. Sadece kıyafetlerin değişti diye gerçek bir öğrenci olduğunu sanma.’’
Fitch bunu söyledikten sonra nihayet ayrıldı. Han Shuo’nun yüzünde bir gülümseme vardı ve Fitch’in söylediklerini umursamıyor gibi duruyordu. Han Shuo Fanny’nin tutumundan dolayı Fitch’in kin güttüğünün farkındaydı ama Fitch nefretini göstermek için harekete geçmeyene kadar parmağını dahi kıpırdatmayacaktı.
‘’Git ve kapıyı kapat!’’ Fanny kalemini bıraktı ve Han Shuo’ya bakışlarıyla işaret etti, Fitch gider gitmez haşmetli bir tavırla emir vermişti.
Kapıları kapat mı? Han Shuo’nun kalbi tekledi ve Fanny’ye derin bir bakış attı. Daha sonra garip bir gülümseme takındı, hızlıca doğruldu ve aceleyle konuştu, ‘’Pekâlâ, pekâlâ, kapıları kapatacağım.
Han Shuo laboratuvarın kapılarını keyifle kapattığında, Fanny Han Shuo’ya bir bakış daha attı ve devam etti, ‘’ilk önce yatağa uzan!’’
Mısır yiyen bir tavuk gibi kafasını sallayan Han Shuo, bu kez konuşmakla dahi uğraşmadı ve direkt ayakkabılarını çıkartıp, beyaz yatağa uzandı. Gururla bacak bacak üstüne attı ve gülümsedi, ‘’Usta Fanny, siz de gelin!’’
Fanny memnuniyet içinde Han Shuo’yu izlerken duyulabilir şekilde cıkladı, ‘’Kapa gözlerini.’’
Han Shuo itaatkârca gözlerini kapattı. Daha önce hiç böyle uysal olmamıştı. İçinden kim bilir neler geçirirken yüzünde muzip bir gülümseme çiçek açtı.
‘’Ah!’’
Genç adam acı dolu bir kükreme kopardı. Birden büyük bir zihinsel gücün zihnini istila ettiğini hissetti ve güzel hayallerinden tamamen uyandı.
Han Shuo Fanny’nin ufak bir gülümsemeyle kendisine göz attığını görünce, biraz öfkeyle konuştu, ‘’Usta Fanny, ne yapıyorsunuz?’’
‘’Bedenini inceliyorum! Daha önce deney konum olduğunu ve okula döndüğümüzde bedenini incelemek için okul malzemelerini kullanacağımı söylemedim mi? Kapıları kapatıp yatağa uzandıktan sonra ne yapmak istediğimi düşündün ki?’’ Fanny ciddi bir ifadeyle konuştu ve Han Shuo’ya göz attı, lakin gözlükleri varken bile gözlerindeki başarıyla entrikasını oynamanın getirdiği gururu saklayamıyordu.
Han Shuo eskisi gibi saf değildi, tek bakışla bile Fanny’nin gözlerindeki keyfi fark etmişti. Çarpık bir gülümsemeyle doğruldu ve söylendi, ‘’Unut gitsin, ileride bedenimi inceleme. Bu şeyler mantıkla açıklanamaz. Zihnimi böyle işgal ederek beni gerçekten aptala çevirirsen hayatım biter.’’
Fanny Han Shuo’nun sözlerini duyunca belli belirsiz kaşlarını çattı ve biraz düşündükten sonra istemsizce iç çekti, ‘’O halde unut gitsin. Bir deney nesnesini kaybetmeye razıyım ama yetenekli öğrencimi kaybedemem.’’
Fanny’nin kolayca kurtulmasına izin verdiğini gören Han Shuo rahat bir nefes verdi ve hemen samimiyetle Fanny’ye teşekkür etti. Daha sonra Nekromansi’nin Başlangıç Büyüleri kitabını çıkardı ve anlamadığı bütün kısımları Fanny’ye sormaya başladı.
Han Shuo’nun boyutsal yüzüğünden çıkardığı kitaptaki çizili ve not alınmış kısımları gören Fanny hemen Han Shuo’ya sorgulayarak baktı, ‘’Çoktan bu kitabı okumaya geçtin mi? Yoksa büyücü çıraklarının kavraması gereken tüm büyüleri öğrendin mi? Um...ve bir sürü not almışsın. Görünüşe göre bu kaybolduğun ara gerçekten boşlamamışsın...yanlış düşünmüşüm.’’
‘’Tabii ki. Büyücü çıraklarının bilmesi gereken büyüleri kavradım!’’ Han Shuo gülümsedi.
Bir an düşündü ardından Ruh Izdırabı büyüsünü Fanny’nin önünde sergiledi. Fanny anında haykırdı, ‘’Aman tanrım! Bryan, muazzamsın. Gerçekten de Ruh Izdırabı büyüsünü kullanabilmeye yeterli zihinsel gücün var. Bu da zihinsel gücünün cidden acemi büyücü seviyesine ulaştığını gösterir. Bir dâhisin, gerçek bir dahi!’’
Han Shuo dahi olup olmadığını bilmiyordu ama zihinsel gücünün böyle hızlı gelişmesinin tek nedeninin o garip, yeşil küre olduğunun farkındaydı. Yeşil kürenin ne olduğunu hâlâ bulamamıştı ama kesinlikle ölüm mezarlığıyla alakalı olduğuna emindi.
Fanny’nin şaşkınlığının ardından Han Shuo sorması gereken tüm soruları ciddiyetle Fanny’ye sormaya başladı. Usta bir büyücü olan Fanny’nin işi zaten öğrencilere büyüyü nasıl anlayacaklarını öğretmekti ve bu temel bilgilerle epey içli dışlıydı. Han Shuo’nun zor sorularını çözmek onun için çocuk oyuncağıydı.
Bu sırada, ikili birbirine oldukça yakındı ve Han Shuo Fanny’den yayılan kokuyu hissedebiliyordu. Han Shuo'nun bakışları açıklamalar sırasında Fanny’ye kilitlenirken, paylaştıkları bu andan dolayı karşılıklı bir hayranlık hissi yaşıyorlardı. Fanny Han Shuo’nun kendisine bu kadar yakın olmasından rahatsızlık duymuyordu. Aslında genç adam ne zaman açıklamalarından birini açıkça anlasa omzuna dokunarak onu övüyordu.
Farkında olmadan Fanny’nin laboratuvarında uzun bir zaman geçirdiler. İkisi birkaç saattir konuşuyordu ve Fanny bu süreçte ufacık bir sabırsızlık belirtisi dahi sergilememişti. Görünüşe göre oldukça keyifliydi ve iyi bir öğrenciyle karşılaştığı için hiç sıkılmamıştı.
Ne var ki, çanlar çaldığında Fanny şokla kendisine geldi. Kafasını toparladı ve hafifçe mırıldandı, ‘’Amanın, bu öğleden sonra antrenman alanında sınıfa göz kulak olmam gerektiğini neredeyse unutuyordum. Bryan, kavrama niteliklerin oldukça yüksek. Görünüşe göre nekromansi öğrenerek doğru yolu seçmişsin fakat bugünlük burada bırakalım. Derse gideceğim, sen de gelmek ister misin?’’
Kafasını iki yana sallayan Han Shuo gülümsedi, ‘’Gitmemeyi tercih ederim. Zaten düşük seviye büyüleri yapabiliyorum. Sayende anlamadığım birçok konuyu da kavradım ve onları sindirmem için biraz zamana ihtiyacım var. Antrenman alanlarına gitmeyeceğim.’’
Onaylayan Fanny Han Shuo'yu daha fazla zorlamadı ve hızla laboratuvarı temizledi. Bir kitap seçti, yakasını düzeltti ve karşılık verdi, ‘’O da işe yarar. Önümüzdeki günlerde özel olarak görüşebiliriz ve anlamadığın kısımlarda yardımcı olurum. Oh doğru. Lisa görünüşe göre bu kadar uzun süredir ortalıkta görünmemenden dolayı endişelenmiş. Nereye gittiğini sormuştu.’’
‘’Heh heh, daha çok olmadı. Lütfen endişelenmemesini söyleyin. Şimdilik kaçıyorum ve önümüzdeki birkaç gün sizi oldukça sık rahatsız edeceğim. Şimdiden teşekkür ederim, Usta Fanny.’’ Han Shuo kaygısızca yanıtladı ve Fanny laboratuvardan ayrılmadan önce odadan çıktı. Peşi sıra kalabalık bölgelerden kaçınarak gitmesi gereken ikinci yere doğru yola çıktı.
Akademiden ayrıldıktan sonra, Han Shuo epey dikkatle hareket ederek Phoebe’nin evine ulaştı.
Han Shuo Boozt Tüccar Loncası’ndaki suikasttan sonra kötü bir konumda olduğunu hissediyordu. Sadece Grover’i düşman edinmekle kalmamış, ayrıca muhtemelen Phoebe’nin öfkesini de üzerine çekmişti ama siyah altın cevheri uğruna Phoebe’yi bulmak zorundaydı. Geçen on civarı günün Pheobe'nin sakinleşmesi için yeterli olmasını umuyordu.
Aynı kâhya tekrardan kapıyı açtı ve geldiğini duyan Fabian kısa süre içinde onu karşılamaya geldi. Fabian Han Shuo’yu gördüğünde hafifçe gülümsedi ve söze girdi, ‘’Bryan, bugün uğrayacak zamanı nasıl buldun?’’
Çarpıkça gülümseyen genç adam kafasını iki yana salladı ve iç çekti, ‘’Hiç bahsetme. Genç efendiye Darnell ve Yuna’ya suikast düzenlemesinde yardım ettim ama bir şekilde Phoebe Hanım’ı öfkelendirdim. Sadece çabamın karşılığını alamamakla kalmadım, ayrıca dayak da yedim. Ne şanssız herifim!’’
‘’Oh? Phoebe hanım zengin bir aileden gelse de, sebebi olmadan olay çıkaran türden birisi değildir. Aranızda ne yaşandı? Gecenin köründe döndükten sonra, sonraki birkaç gün boyunca öfkeliydi. Seni, utanmaz, aşağılık ve iğrenç şekillerde lanetlemelerine kulak misafiri oldum. Böyle rezalet bir ruh haline girmesi için ne yaptın, anlamıyorum!’’ Fabian Han Shuo’ya kafa karışıklığıyla baktı ve yavaşça konuştu.
Han Shuo bir kere daha hafifçe iç çekti ve ‘’Unut gitsin, olanları yeniden hatırlatmayalım. Malzemelerim için geldim. Phoebe Hanım şu anda evde mi?’’ diye sordu.
‘’Özürlerimi sunarım, genç efendi geçici olarak burada değil ama yakında döneceğini düşünüyorum, eğer acelen yoksa biraz bekleyebilir misin?’’
‘’Pekâlâ, o zaman bekleyeceğim.’’
Gerçekten de, Han Shuo kısa bir süre bekledikten sonra birisinin dış kapıyı tıklattığını duydu. Kalbi huzursuzca atmaya başlarken, içinden Phoebe’yi gördüğünde ne söyleyeceğini düşündü.
Tam Han Shuo’nun kaşları derince çatılmış düşünüyordu ki, bir adamın sesi duyuldu, ‘’Eh, Bryan, burada ne yapıyorsun?’’
Han Shuo afalladı ve hemen kafasını kaldırdı. Karşısında daha önce beş altın sikke karşılığında kendisini canlı hedef olarak kullanan Lawrence duruyordu. Phoebe de Lawrence'nin hemen yanındaydı.
‘’Kıdemli kardeş Lawrence, tanışıyor musunuz?’’ Phoebe şaşkın bir ifadeyle sordu.
‘’Tabii ki, Bryan akademimizin ayakçısı!’’ Lawrence sakin bir şekilde yanıtladı.
‘’Ayakçı?’’ Hem Phoebe hem Fabian aynı anda haykırdılar. Phoebe Han Shuo’yu garip bir bakışla süzerken Lawrence’e sordu, ‘’Kıdemli kardeş, Babil Büyücülük ve Savaşçılık Akademisi imparatorluğun en ünlü okulu. Neden böyle aşağılık, utanmaz ve iğrenç birisini barındırıyorlar ki?’’
Han Shuo tek kelime etmeden çarpık bir ifadeyle oturuyor, çayından ardı ardına yudumlar alıyordu. İçinden oldukça kötü şansı olduğunu düşündü. Lawrence’in Phoebe’nin kıdemli kardeşi olacağını düşünmemişti. Artık kimliği açığa çıktığına göre, eğer Phoebe olayı uzatmak isterse bu durumdan kolay kolay kurtulamazdı.
Magnec