Güzel 5 bin altınlık değerde bir eşyayı beleşe alıyoruz hem de daha fazla edecek bir eşya mis gibi iş temiz:D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
70. Bölüm İki Dalkavuğu Öldürmeme Yardım Et
Han Shuo aktarım dizisini kullanarak akademinin arkasındaki ıssız mezarda belirdi.
Altı büyü çubuğunu boyutsal yüzüğüne attıktan sonra mezarın girişini kapayan kayayı kaldırarak dışarı çıktı. Gökyüzü henüz aydınlanıyordu. Han Shuo akademiye yönelmedi. Bunun yerine, Faiban’ın kartta bıraktığı yönergelere göre kuzey sokağına doğru yürümeye başladı.
Ossen Şehri’nin kuzey kısmında birçok uzun, zarif bina vardı. İmparatorluğun birçok soylusu ve aristokratı burada yaşıyordu. Bu semtteki muhafız sayısı şehrin diğer kısımlarına göre çok daha fazlaydı ve çeşitli silahlar taşıyan zırhlı muhafızlar sürekli devriye geziyorlardı. Han Shuo üstüne bulaşan tozu sildi ilerlemeye devam etti.
Han Shuo bir süre sonra bir evin önünde durdu. Kapıda muhafız yoktu ve bu ev çevredeki diğer evler kadar geniş değildi. Han Shuo ön kapıya yürüdü, dikkatini topladı ve etrafına bakındı. Kimsenin kendisine dikkat etmediğine emin olduğunda da kapıyı tıklattı.
Geçmişte, Boozt Ticaret Loncası’nda, Phoebe ile beraber Gölge Tayfı’ndan gelen suikastçıları öldürmüştü ama Pheobe tüm suçu onun üzerine yıkmıştı. Bu nedenle Grover’in ona kin beslediği kesindi. Phoebe’nin açıklamalarına göre, ister Gölge Tayfı olsun ister Grover, her iki düşmanı da kendisini her an öldürmek için harekete geçebilirdi. Bu yüzden son derece dikkatli olmalıydı. Gölge Tayfı veya Grover’in dikkatini çekmekten kaçınmalıydı.
Bir süre sonra, sıcak hatları olan bir kâhya kapıyı açtı ve Han Shuo’ya bir gülümseme eşliğinde kafasını eğdi, ‘’Günaydın efendim, kimi arıyordunuz?’’
‘’Adım Bryan ve buraya Fabian’la iş konuşmaya geldim!’’ Han Shuo da kibarca yanıtladı.
‘’Bay Bryan! Fabian’ın sizden bahsettiğini duydum, lütfen peşimden gelin!’’ Kâhya Han Shuo’nun ismini duyunca hemen yana çekildi ve içeri davet etti.
Han Shuo içeri girdiğinde, kâhya kafasını uzatarak, kapının önünde bir süre dikkatle etrafı gözlemledi ve sonunda kapıyı sıkıca kapattı. Han Shuo’yu içeri götürürken oldukça ihtiyatlı ve uyanıktı.
Binanın içi de oldukça sıradandı. Boozt Tüccar Loncası’ndaki lükse kıyasla burası nispeten donuk duruyordu. Ev çok daha ucuz ve sıradandı.
Sadece bir dakika yürüdükten sonra kâhya Han Shuo’yu ana lobiye getirdi. Sıradan görünen bir hizmetçi, ‘’Lütfen biraz bekleyin Bay Bryan, Fabian’ı sizin için çağıracağım.’’ dedikten sonra çay ve tatlı sundu.
Kâhya ve hizmetçi daha sonra Han Shuo’yu yalnız bıraktılar. Bir süre sonra, şişko Fabian içten bir şekilde kahkaha atarak içeri girdi. Her ne kadar kahkaha atsa da, Han Shuo adamın yüzünün biraz soluk ve moralinin de yüksek olmadığını anlamıştı. Görünüşe göre son günlerde zor zaman geçiriyordu.
‘’Bryan! Güvende olduğunu görmek çok iyi.’’ Fabian girdikten sonra kendisi için bir tabure çekti ve oturdu.
‘’Ben de seni iyi gördüğüme sevindim. Geçen sefer Boozt Tüccar Loncası’ndan ayrıldıktan sonra saklandım, dolayısıyla ne Gölge Tayfı ne de Grover’in adamları beni bulamadı. Bu yüzden, benim hakkımda endişelenmene gerek yok ama diğer taraftan, sen iyi zaman geçiriyor gibi durmuyorsun!’’ Han Shuo kısık sesle konuşurken Fabian’ı süzdü.
‘’Hiç sorma, Grover son günlerde gittikçe daha da patronluk taslar oldu. Biraz zorlanıyoruz. Doğru, bu sefer ne için geldin?’’ Fabian iç çekti ve biraz pes ederek konuştu.
Han Shuo loncanın iç işlerine karışmak konusunda isteksiz iken, Fabian da detaylıca konuşma taraftarı değildi. Bu nedenle Han Shuo vakit kaybetmeden konuyu işe getirdi, ‘’Bu kez kaynak satmaya değil de, birkaç nadir malzeme almaya geldim.’’
‘’Oh, nedir bu nadir malzemeler?’’
‘’Bu listeye bir göz at, hepsine ihtiyacım var. Kaç altın sikke tutar?’’ Han Shuo şef Calvin’in yazdığı listeyi Fabian’a uzattı ve sordu.
Fabian Han Shuo’nun elinden listeyi aldı ve dikkatle inceledikten sonra konuştu, ‘’Bryan, bu listedeki bazı malzemelerin ne olduğunu bile bilmiyorum. Korkarım ki, sana hemen bir cevap veremem. Eğer sorun değilse, konuşmanız için Bayan Phoebe’yi çağırmak istiyorum, ne dersin?’’
Han Shuo şaşırdı ve Calvin’in istediği malzemeler hakkında düşünmeye başladı. Biraz düşündü ve onayladı, ‘’Pekâlâ, Bayan Phoebe’yle konuşmam da sorun yok. Bu eşyalara acilen ihtiyacım var, onunla ne zaman görüşebilirim?’’
‘’Genç efendi burada. Gidip konuşacağım, lütfen biraz bekle.’’ Fabian ayaklandı ve lobiden ayrılmadan önce Han Shuo’ya bu sözleri söyledi.
Phoebe geldikten sonra Han Shuo’ya kayıtsız bir bakış attı, bu da genç adamın kafasının biraz karışmasına neden oldu. Güzel kız oturdu ve Han Shuo’nun getirdiği listeyi inceledi. Han Shuo’ya bakmak için kafasını kaldırdığı sırada kaşlarını hafifçe çattı, ‘’Bu malzemeleri silah dövmek için kullanacak olmalısın. Bazı malzemeler gerçekten de epey nadir. Doğru kişiye geldin.’’
Han Shuo içini kaplayan keyfe rağmen sakin ifadesini korudu ve masaya rastgele tıklattı ve hafifçe mırıldandı, ‘’Fiyat?’’
Onaylayan Phoebe’nin bilge gözleri kurnazca parıldarken hafifçe kapalı dudaklarında güzel bir kıvrım belirdi, ‘’Siyah altın cevheri dışında, diğer tüm malzemeleri satabiliriz. Geçen sefer bana yardım ettiğin için, sana indirim de yapacağım. Sadece 3.500 altın. Bu fiyat kesinlikle adil.’’
3.500 altın! Han Shuo’nun kalbi şokla tekledi. Calvin’in istediği malzemelerin bu kadar pahalı olacağını hiç düşünmemişti. Ayrıca Phoebe’nin sözlerine bakılırsa, bu fiyat indirimli fiyattı ve Siyah Altın cevheri de fiyata dâhil değildi.
Han Shuo çattığı kaşlarıyla derin derin düşündü ve karşılık verdi, ‘’3.500 altın sikke sorun değil ama loncanız siyah altın cevherini elde edemez mi?’’
‘’Siyah altın cevheri ve siyah demir cevheri aynı kaliteye sahiptirler ve silah dövmek için kullanılan en kaliteli malzemeler bunlardır. Bu türden cevherlerin fiyatı aklı almaz derecede yüksektir. Bir tırnak boyutunda siyah altın cevheri 5.000 altına satılabilir. Normal durumlarda, hem siyah altın cevherini hem de siyah demir cevherinin tedariki yok.’’
‘’Elimde başparmak boyutunda bir parça siyah altın cevherim var, lakin bu siyah altın cevherini olağanüstü bir çabayla kazandım. Yeterli malzemeyi topladığımda saygıdeğer ustama en iyi kılıcı dövdürmeyi planlıyorum, bu yüzden hep benimle kaldı. Yani, bu siyah altın cevheri parçası ihtiyacını karşılayabilecek olsa da, ne kadar yüksek fiyat önerirsen öner satmayacağım.’’ Phoebe kararlılıkla konuşurken yüzü son derece ciddiydi.
Phoebe bir kılıç ustasıydı ve Han Shuo ayak parmaklarıyla bile ustasının ne seviyede bir karakter olduğunu tahmin edebilirdi. Böyle bir karakterin kullandığı kılıçlar doğal olarak olağanüstü keskinliğe sahip olurdu. Phoebe böyle genç yaşta kılıç ustası seviyesine ulaştığına göre, sıradan bir büyücülük ve savaşçılık akademisinde eğitim almış olamazdı. Phoebe gerçekten de gizemli bir karakterdi.
Ne var ki, Han Shuo gerçekten de siyah altın cevherine ihtiyaç duyuyordu. Tek seferde mümkün olan en iyi İbliskatleden Bıçak’ı oluşturmak istiyordu ve doğal olarak nadir malzemelerin tamamına ihtiyacı vardı. Eğer siyah altın cevheri eksik olursa, İbliskatleden Bıçak’ın kalitesi büyük ölçüde düşerdi. Bu Han Shuo’nun görmek istemediği bir durumdu.
Han Shuo düşündü ve sonunda Phoebe’ye sordu, ‘’Senin haricinde başka kimin elinde siyah altın cevheri var?’’
‘’Çok beklentiye girme. Bence birisinde olsa bile, o cevhere hazine gibi davranır ve sana satmaz.’’ Phoebe Han Shuo’nun endişeli ifadesine ilgiyle baktı ve kibirle konuşurken hafif bir gülümseme takındı.
Han Shuo bu sözleri duyduğunda kasvetli bir ifade takındı, lakin kafasını sallayıp iç çektiği sırada birdenbire Phoebe’nin tebessümünü fark etti. Han Shuo bir süre sessizce düşündü ve sonunda Phoebe’ye bakarak kısık sesle sordu, ‘’Bayan Phoebe, sahip olduğunuz siyah altın cevherini bana vermeniz karşısında, bir isteğinizi her ne olursa olsun yapmaya çalışacağım!’’
Phoebe şaşırdı ve Han Shuo’ya hayretle baktı. Daha sonra kaşlarını çattı ve kafasında durumu tartıyor gibi davrandı. Nihayetinde biraz isteksizce konuştu, ‘’Geçen seferki yardımın uğruna çok değer verdiğim bir şeyden vazgeçmenin acısına katlanabilirim, lakin bana başka bir işte yardım etmen lazım....’’
‘’Ne tür bir yardım istiyorsunuz?’’ Han Shuo Phoebe’nin gerçekten de başından beri entrika kurduğunu düşündü. Öfkeli olsa da, öfkesini yüzüne yansıtmadı ve ciddi bir ifadeyle sordu.
‘’Grover’ın en sadık iki dalkavuğu öldürmemde bana yardım et. Adları Darnell ve Yuna. Bu iki kişi binlerce parçaya ayrılmalı!’’ Phoebe dişlerini sıkarak konuştuğu esnada çekici yüzündeki soğukluk artmıştı.
‘’Güçleri neler?’’ Han Shuo sorarken sakindi.
‘’Darnell bir kıdemli silahşör ve kılıç ustası seviyesine atılım yapmak üzere, diğer taraftan Yuna su elementine sahip bir usta büyücü ve dehşet bir güce sahip. İkisi son derece utanmaz ve akıl almaz derecede ahlaksız bir çift. Genelde uzun süre birbirlerinden ayrı kalmıyorlar. Şu anda ikisi de Boozt Tüccar Loncası’nda yaşıyor. Eğer bana yardım edersen %60 oranında başarılı olma şansımız olduğuna eminim!’’ Phoebe birden doğrularak, yükselen ikiz tepelerini öne çıkarttı.
‘’Yardım edeceğime söz veriyorum!’’ Han Shuo kısık sesle konuşurken tereddüt etmedi.
Magnec