Cunüplük başa bela desenize :D Onu bunu geçinde bana iskelet reyisden haber edin :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
72. Bölüm Nefes Kesici Bir Suikastı Tamamlama
Phoebe ve Han Shuo bir süre sonra uygun bir şekilde odada durmaları gereken yerleri belirlemişlerdi.
‘’Rüzgâr büyücüsü Ellis’in izlerini böyle mucizevi biçimde nasıl keşfedebildin?’’ Phoebe kaşlarını çattı. Kafası karışıktı ve odanın içini incelerken Han Shuo’ya sorgulayarak baktı.
Han Shuo o sıra yere eğilmişti ve yerden biraz talaş toplamakla meşguldü. Topladığı talaşı boyutsal yüzüğüne aktardı ve kafasını kaldırmadan yanıtladı, ‘’Bu beni ilgilendirir. Bilmene gerek yok!’’
Hafifçe homurdanan Phoebe sustu ama Han Shuo’nun hareketlerini gözlemlemeye devam etti. Bir süre sonra ise istemsizce söylendi, ‘’Daha önce bir suikastçı mıydın? Nasıl şu anda böyle istikrarlı ve ihtiyatlısın hatta böylesine olağanüstü algı kabiliyetin bile var?’’
Eğer eski Han Shuo olsaydı, doğal olarak böyle istikrarlı ve dikkatli bir zihne sahip olmazdı. Ne var ki, büyü eğitimi nedeniyle sürekli şiddetli bir acıya dayanmak zorunda kalmış, bu da Han Shuo’nun şimdiki sağlam ve etkilenmeyen kişiliğini oluşturmuştu.
Karanlık Orman’daki imtihanlar ve Claude’nin ölümünün ardından, Han Shuo’nun dikkatli sağduyusu bilinçsizce ve sessizce eğitilmişti. Buna olağanüstü algıları da eklenince Han Shuo gerçekten de profesyonel bir katil gibi görünüyordu. Phoebe’nin bu soruyu sormasına şaşmamak lazımdı.
‘’Hayır, sen de biliyorsun ki, loncaya girdiğimizden az önceki hazırlıklarımıza kadar yönergelerin altında hareket ettim. Eğer bu konularda deneyimlerin olmasa kesinlikle böyle yöntemleri kavrayamayacağını düşünüyorum. Görünüşe göre daha önce de bu tip işler yapmışsın, yoksa neden bu kadar iyi pratiklerin olsun ki?’’ Han Shuo sonunda yatağın levhalarındaki talaşları temizledi ve Phoebe’ye bakmak için kafasını kaldırdı.
‘’Sensin katil!’’ Phoebe soğukça Han Shuo’ya göz devirdi, “Saygıdeğer ustam bu konular hakkındaki bilgisini bana aktardı. Birisine suikast kurmanın incelikleri de çalışmam gereken konulardan birisiydi. ‘’
‘’Oh. Görünüşe göre ustan epey uzman bir katilmiş!’’ Han Shuo umursamazca söylendi.
‘’Kapa çeneni, onurlu ustamın adını kirletmeye cüret etme. Ustam gerçek bir silahşordur. Böyle şeyler yapmaz!’’ Phoebe vahşice Han Shuo’ya bakarken yüzü daha da soğumuştu.
O anda uzaktan yaklaşan hafif adım sesleri gelmeye başladı. Han Shuo’nun kaşları çatılırken dikkatle odaklandı ve Phoebe’ye fısıldadı, ‘’Geri dönüyor olmalılar, duyabiliyorum!’’
Phoebe de odaklandı ve dinledi ama ancak Han Shuo’nun uyarısından birkaç nefes sonra yaklaşan adım seslerini duyabildi. Şok içinde gence baktı ve fısıldadı, ‘’Güçlü müsün değil misin bilmiyorum ama sırf öngörün ve olağanüstü algılarına bakılarak bile oldukça dehşet vericisin.’’
Han Shuo yanıt vermedi ve Phoebe’nin önceki yönergelerine göre harekete geçti. Çömeldi, yana döndü ve yatağın altına yuvarlandı. Han Shuo’nun yerine geçtiğini gören Phoebe birdenbire yukarı fırladı. Odadaki avizeden güç alarak, kendisini çatı kirişlerinin gölgelerine sakladı.
Nefesini tutan ve odaklanan Han Shuo solunum hızını ve kalp atışını, neredeyse ölü gibi gözükene dek yavaşlattı. Zihni tamamen açıktı, bir kere daha odadaki eşyaların üstünden geçti ardından bütün odağını gelenlere çevirdi.
O anda, adım sesleri normal insanların bile duyabileceği bir sese ulaşmıştı. Oda kapısının dışından flört eden bir kadın ve adamın kahkahaları duyulabiliyordu.
İkili yavaşça içeri girerken oda kapısı arkalarından kapandı. Odaya giren ikili yavaş yavaş Han Shuo’nun altında gizlendiği yatağa yaklaştılar.
‘’Sevgilim, bu geceki ziyafette neden bu kadar azgındın? Bu kez kim dikkatini çekti?’’ Darnell Yuna’ya sataşırken hafifçe güldü.
‘’Benim işim beni ilgilendirir, sen beni sadece alt bedeniyle düşünmeyi bilen bir hayvan mı sandın? Artık kalbinde sadece o sürtük Phoebe var. Geçen sefer bir şeyler yapmak istemeseydin, Grover’in görevini tamamlar ve o orospuyu öldürürdük. Hatan yüzünden muhafızlar zamanında yetişti, neredeyse yakalanıyorduk.’’ Yuna Darnell’i azarladı. Çoktan yatağa uzanmıştı.
‘’Heh heh, teni ipek kadar pürüzsüz ve yüzü sanki bir ressamın elinden çıkmış gibi. Daha birisiyle yatmadığı söyleniyor. Böyle bir güzelliğin ölmeden önce erkekliğimi deneyimlememesi yazık olmaz mıydı?’’ Darnell yan yan baktı.
Han Shuo’nun algıları maksimum seviyeye çıkmıştı ve Darnell ile Yuna pusuda bekleyen Phoebe’yi tespit edemeseler de, Han Shuo kızın kalp atışlarının ve nefes alış verişlerinin hızlandığını duyabiliyordu. Görünüşe göre son derece öfkeliydi. İçten içe afalladı ve daha da dikkatle hazırlandı. Phoebe’nin planlanandan erken harekete geçmesi ihtimali karşısında harekete geçmeye hazırlandı.
‘’Lanet zampara, bir gün bir kadının kalçasının altında öleceksin!’’
‘’Heh heh, ilk önce senin altımda ölmeni sağlayacağım!’’
Darnell’in kontrolünü kaybetmiş kahkahaları ve Yuna’nın hafif solumasıyla karışan, kıyafetlerin çıkarılma sesleri yavaşça odaya yayıldı.
Darnell’in kahkahası ve Yuna’nin inlemelerinin peşi sıra emme ve öpme sesleri duyuldu. Han Shuo’nun kafasının üzerindeki tahta yatak durmadan sallanıyordu. Adeta büyük dalgaların arasında kalmış küçük bir sandala dönüşmüştü. Haykırışa benzer bir inleme aniden Yuna’nın ağzından kaçtı ve kasıkların birbirine çarpma sesleri yükselmeye başladı. Yuna’nın kontrol edemediği inlemeleri kasık seslerine karışıyordu.
Yatağın altındaki Han Shuo üstündeki sesleri duyabiliyor, yatağın sallanışını hissedebiliyordu. Görmesine gerek olmadan, çiftin savaşlarına başladığını anlamıştı. Han Shuo üzerindeki manzarayı hayal edemeden duramadı ve umutsuzca dışarı çıkıp çifte göz atmak istedi. Bedeni çoktan kontrol edilemez bir çadır kurmuştu.
Han Shuo’nun kulaklarına son derece hafif bir soluma sesi geldi. Sesi duyan genç adam afalladı ve anında bu sesin hâlâ kirişlerde olan Phoebe’den geldiğini tespit etti. Kız öfkeli miydi yoksa o da aynı kendisi gibi etkilenmiş miydi, merak ediyordu.
Han Shuo yatağın altından ancak sesleri duyabiliyorken, Phoebe ikilinin her hareketini izlemek zorunda kalmıştı. Bir suikast esnasında en ufak bir dikkat dağınıklığına bile izin olmadığından, Phoebe ikiliden bakışlarını çekemiyordu. Darnell’in sözlerine göre, Phoebe hala el değmemiş bir kızdı. Bu türden bir kışkırtıcı manzara yatağın altında sıkışmış ve neler döndüğünü göremeyen Han Shuo’ya kıyasla muhtemelen kızı daha çok etkilemişti.
Bir süre sonra, Phoebe’nin hareketleri o kadar fark edilebilir gelmişti ki, Han Shuo kızın kendini daha fazla tutamayacağından iyiden iyiye endişelenmeye başlamıştı. Neyse ki tam da bu anda üzerindeki çiftin hareketleri daha da yoğunlaşmıştı. Yatağın sallantısı gittikçe çoğalırken, deli gibi soluma ve inleme sesleri odayı kaplamıştı. Belli ki final çok yakındı.
Tam da o anda, havayı hafif bir ses deldi. Sesi duyan Han Shuo'nun bütün bedeni gerildi ve Phoebe’nin hamlesini yaptığını fark etti. Bütün odağıyla harekete geçmeye hazırdı.
‘’Ov!’’ Yuna acı içinde haykırdı ve birden bağırdı, ‘’Suikastçı...’’
Yuna daha cümlesini bitirememişti ki, Han Shuo’nun elindeki hançeri yatağın tahtasına önceden açtığı deliğe vahşice sapladı.
Yuna’nın ani haykırışından on kat daha acılı bir inleme, adeta bir domuz katlediliyormuş gibi bir ses Darnell’in ağzından kaçtı. İkisi de neredeyse tırmandıkları zirveden gerçekliğe geri dönmüşlerdi. Yataktan zıplayıp odanın dışına yönelirken devamlı bağrıştılar. Istırap dolu haykırışları bir an dahi durmadı.
Han Shuo bıçağını sapladıktan sonra yatağın altından yuvarlanarak çıkmıştı. Kafasını kaldırdığında, siyah kıyafetiyle Phoebeyi ve elindeki uzun kılıcından saçılan süt beyazı aura küresini gördü. Aura küresi odanın loşluğunda parlak ve göz alıcı görünüyordu. Aura o kadar parlaktı ki, birisi gözlerini zar zor açık tutabilirdi.
Han Shuo elindeki arbaleti Darnell’e sıktığı esnada iki kişinin de tamamen çıplak olduğunu fark etti. Yuna’nın kar beyazı sol kalçasına bir arbalet oku saplanmıştı ve ilerlerken dişini acı içinde sıkıyordu, hiç de çevik değildi. Darnell’in durumu daha kötüydü, zira bedeninin alt kısmı kan ve et yığını halindeydi. Acı dolu bir ifade takınmıştı, tıpkı bir kurt gibi devamlı uluyordu.
Kim hançerimin Darnell’in özel noktalarına saplanacağını düşünürdü ki? Haykırışlarının Yuna’dan çok daha acılı olmasına şaşmamak gerek, Han Shuo vahşi bir mutlulukla düşündü.
Arbalet oku yıldırım gibi fırladı ve Darnell’in sırtına doğru uçtu. Darnell korku ve dehşetin pençeleri arasında olsa da, yine de oku bertaraf edebildi. Çektiği uzun kılıcından koyu yeşil ışık parlamış ve Han Shuo’nun okunu ani bir kavisle parçalamıştı.
Hızla mırıldanılan büyülü sözlerin ardından odada birdenbire bir su duvarı belirdi. Koyu mavi su duvarı belirdiği an Phoebe’nin süt beyazı savaşçı aurası tarafından parçalanmış ve odada bedenleri ıslatan bir yağmura yağmaya başlamıştı.
Ne var ki, su duvarı tam zamanında belirmişti ve çifte birkaç saniye kazandırmıştı. İkili çığlık attı ve odanın dışına doğru koşturdu, lakin daha yolun yarısındaydılar ki, tavandaki avize birdenbire düştü ve Darnell’in yine adımlarını durdurarak avizeyi yana savurmak zorunda kalmasına neden oldu.
Phoebe kirişlerden inmiş, Han Shuo da arbaletini henüz ateşlemişti. İkili aynı anda düşmanlarına fırladılar. Phoebe Darnell’in işini bitirmeyi planlıyordu, lakin adamın çıplak bedenini görünce panik ve aşağılama dolu bir ifade takındı ve hedefini değiştirerek uzun kılıcını Yuna’ya çevirdi.
Han Shuo elindeki arbaleti tekrar ateşledi ardından arbaleti yana fırlattı. Tam Darnell oku parçaladığında, Han Shuo’nun hançeri adamın dibinde bitmişti. Darnell delirmiş durumdaydı, zira erkekliğini kaybetmenin acısını yaşıyordu. Bu delilik hali esnasında savaşçı aurasını en üst sınıra yükseltti ve Han Shuo’nun hançerini kılıcıyla karşıladı.
Pffsht.
Darnell’in vahşi savaşçı aurası Han Shuo’nun bedenine doğru hücuma geçerken genç adam bir ağız dolusu taze kan kustu. Büyü yuanı vücuda giren savaşçı aurasnı çevrelemiş olsa da, genç adamı tam anlamıyla koruyamamıştı. Han Shuo bu çarpışmanın ardından geriye doğru birkaç adım tökezledi.
Han Shuo’nun çarpışmanın ardından tökezlediğini gören Darnell Han Shuo’yu takip etmek istedi ama birdenbire elindeki uzun kılıcın kaynar derecede sıcak olduğunu fark etti. Eli yandığı için elindeki uzun kılıcı hemen yere fırlattı.
‘’Çabuk koş!’’ O anda Yuna seslendi.
Han Shuo ve Darnell savaşırken bir su yılanı belirmiş, Phoebe’yi çevrelemiş ve ona şiddetle saldırıyordu. Phoebe ise kılıcıyla kendini savunuyor, kılıcıyla temas eden su daha yere değmeden buharlaşıyordu.
Darnell vahşice Han Shuo’ya baktı, lakin onu daha fazla takip etmedi. Sol eliyle alt bedenini tuttu ve kapıya doğru koşmaya devam etti.
O anda, Han Shuo’nun kulakları uzaktan gelen hafif adım seslerini yakaladı. İçten içe telaşla, bir kere daha ikiliye doğru hücuma kalktı. Phoebe de en sonunda su yılanını yok etmişti ve Han Shuo’ya denk bir hızla ikilinin peşine düşmüştü.
Han Shuo da, Phoebe de, eğer bu ikisini şimdi öldüremezlerse, odadan ayrıldıklarında başka şanslarının olmayacağını biliyordu. Bu yüzden, ikiliyi odada tutmak için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlardı.
O anda, önceden hazırlanmış bir tuzak şaşılası derecede etki etti. Han Shuo kapının önündeki yuvarlak masanın ayaklarını biraz düzenlemişti. Acele eden çift yuvarlak masanın etrafından dolaşmak yerine üzerine doğru fırladı. Masanın üzerine basıp ileri doğru atlama niyetindeydiler
Ne var ki, ikili masaya indiğinde masanın ayakları tiz bir çatırtıyla kırıldı ve masa birdenbire çöktü.
İkili hızlanmak için masayı basamak taşı olarak kullanmayı planlıyorlardı, lakin masanın çökmesi dengelerini kaybetmelerine sebebiyet verdi. Masayla beraber onlarda yere düştüler.
O anda Han Shuo ve Pheobe ikiliye yetişti. Phoebe kılıcını savurdu, aurasıyla çifti çevrelemişti.
Phoebe’nin savaşçı aurasıyla çevrelendiklerini gördüklerinde dengelerini henüz kazanmışlardı. Darnell birdenbire Yuna’yı çekti ve dehşete düşmüş olan kadını Phoebe’nin saldırısına doğru fırlattı. Odadan dışarı çıkmak dışında ikinci bir düşüncesi olmadığından, Yuna’ya bakmak için kafasını bile çevirmedi.
Ne var ki, Han Shuo’nun hançerine sürdüğü zehir sonunda etki gösterdi. Darnell’in adımları birdenbire ağırlaştı. Darnell bu ani değişikliğe daha tepki verme fırsatı bulamadan Han Shuo hızla arayı kapattı ve hançerini yeniden savurarak, adanın canını aldı.
Darnell’i öldüren Han Shuo’nun gözleri Darnell’in parmağındaki boyutsal yüzüğe kaydı. Almak için uzandı ama görünüşe göre yüzüğü parmaktan çıkarmak biraz vakit alacaktı ve şu anki durumda vakit nakitti.
Han Shuo sonunda hançerini sallayarak Darnell’in orta parmağını kesti. Parmağı boyutsal yüzüğüne attı ve kafasını çevirdiğinde Yuna’nın göğsünde açılan deliği gördü. Phoebe en sonunda Yuna'nın canını almayı başarmıştı.
‘’Gidelim!’’ Han Shuo yumuşakça Pheobe’ye seslendi ama birdenbire Pheobe Yuna’dan yayılan hafif bir kokuya maruz kaldı. Han Shuo da kokudan bir nefes çekti, lakin kokuyu önemsemedi. Sadece Phoebe’nin bakışlarının biraz garip olduğunu gördü ve boş boş bakan kıza atıldı.
Pheobe’nin yanına geldikten sonra, Yuna’nın sol elindeki yüzüğü almak için de aynı yöntemi kullandı ve kadının boyutsal yüzük takılı parmağını kesti. Daha sonra yere fırlattıkları arbaletleri topladı ve Phoebe’yi tutup, avizenin düşmesi nedeniyle tavanda açılan delikten kaçtılar.
Magnec