Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

79. Bölüm Sınır Aşımı

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

Geriye sadece bir kıdemli ve bir kalfa savaşçı kalmıştı. Phoebe ikiliye yeter de artardı. Han Shuo sadece ikilinin ölümlerini hızlandırmaya çalışıyordu.

Han Shuo boyutsal yüzüğünden bir arbalet çıkardı ve kaçmaya çalışan kıdemli savaşçının sırtına sıktı.

Ayrılmayı planlayan kıdemli savaşçı pes ederek döndü ve oku engelledi, lakin oku yok ettiği anda Phoebe ona yetişmişti.

Ateş büyücüsünü biçen küçük iskelet sol elinde bir çanta tutuyordu. Küçük iskelet çatıdan atladı ve kalfa savaşçının önüne indi.

Han Shuo soğuk bir gülümsemeyle adımlarken, savaşçılardan birisi ansızın uzun kılıcıyla boynunu kesti ve yere yığıldı.

‘’Bunlar Gölge Tayfı’nın suikastçıları. Eğer kurtulma şansları olmadığını fark ederlerse, kendi hayatlarını sonlandırmayı seçerler!’’ Phoebe kafasını iki yana sallayarak, uzun kılıcını boyutsal yüzüğüne kaldırdı ve kaşlarını çatarak söylendi.

Küçük iskelet iki cesedin önüne gelmişti ve çalışıldığı belli olan hareketlerle bedenleri aramaya başladı. Cesetleri soyduktan sonra mutlulukla Han Shuo’nun yanına geldi ve üç çantayı gence sundu.

Hafif bir gülümsemeyle küçük iskeletin kafa taşını okşayan genç adam üç çantayı aldı ve bir bakış attıktan sonra küfürlerini sıraladı, ‘’Sik…m, üç fakir köpek. Sadece on altın sikkeleri var!’’

Göz deviren Phoebe direkt konuştu, ‘’Daha önce hiç senin kadar açgözlüsünü görmedim. Bedenlerini araştırmakla uğraşma, bir şey bulamazsın. Gölge Tayfı’ndan gelenler göreve çıktığında asla önemli eşyalarını yanlarında getirmezler, yani unut gitsin, sana zenginlik falan getirmeyecekler.’’

Han Shuo Phoebe’nin sözlerini duyduğunda yine sövdü ve küçük iskeleti geri göndermek için bir büyü yaptı. Ardından sırıttı ve yumuşakça sordu, ‘’Andrew’le ayrılmamış mıydın? Neden birdenbire geri döndün?’’

‘’Yaralandın mı?’’ Phoebe afalladı ve hemen Han Shuo’nun yanına koşturdu. Gencin bedeninde rüzgarbıçaklarının bıraktığı kanlı yaraları gördüğünde endişeli bir ifade takındı. Parmağındaki boyutsal yüzük parıldadı ve ellerinde biraz sargı bezi ile merhem belirdi. Yumuşakça mırıldandı, ‘’Kıpırdama!’’

Han Shuo’ya göre Phoebe’nin böyle bir tavır sergilemesi nadirdi ve Han Shuo etkilenmişti. Şapşalca olduğu yerde kalarak, hiç kıpırdamadı ve Phoebe’nin dikkatle yaralarına merhem sürüp ardından hepsini sarmasını izledi.

Phoebe işini bitirdiğinde, Han Shuo’yu sürükledi ve hafifçe nefesini dudaklarından dışarı saldı. ‘’Bir yer seçmede iyi olduğun kesin. Bu sokaktaki konaklar boş. Böyle şiddetli bir savaştan sonra bile kimse çıkmadı, görünüşe göre evler daha satılmamış. Ancak uzun süre burada kalamayız. Buranın güvenliği fazla katı olmasa da, muhafızlar bir süre sonra devriye gezmek için buraya uğrayacaklardır. Erkenden ayrılsak daha iyi olur.’’

‘’Hadi gidelim.’’ Han Shuo onayladı ve Phoebe’yle ayrılarak, şehrin kuzey kısmına fırladı. Yolda sordu, ‘’Hala söylemedin, neden birdenbire geri döndün?’’

Etrafta kimse olmadığını gören Phoebe kaşlarını çattı ve fısıldadı, ‘’Büyükbaba Andrew arabada bana Grover’in barbar orklarla anlaşma yaptığını ve İmparatorluk’un silahlarını onlara sattığını anlattı. Bu meselenin etkileri devasa olur ve eğer İmparatorluk bu durumu öğrenirse kolayca kurtulmasına izin vermezler.’’

‘’Grover eğer loncanın başına geçersem, bu meselenin üzerini kapatamayacağını biliyor olmalı. Bu nedenle loncanın kontrolünü almadan önce beni öldürmeli. Aksi halde eğer bu konu açığa çıkarsa, Grover kolay kolay İmparatorluk’un elinden kurtulamaz. Bu meseleyi öğrendiğim anda ilk olarak seni öldürmeyi deneyeceğini fark ettim. Bu nedenle senin için endişelendim ve yarı yolda nerede olduğunu bulmak için Büyükbaba Andrew’in yanından ayrıldım.’’

Kafa sallayan genç adam karşılık verdi, ‘’Demek bu yüzden. Grover’in bizi bu denli çabuk öldürmek istemesine şaşmamak lazım. Görünüşe göre elimizde kanıt olduğu sürece, Grover’in işini bitirebiliriz.’’

‘’Aynen öyle!’’ Phoebe soğukça güldü, ardından iç çekti. ‘’Ne var ki, Ellis gücümü öğrendi. Bence Grover’in bir sonraki suikast girişiminden kaçmayı ben bile zor bulacağım.’’

Han Shuo gücünün sınırlı olduğunun farkındaydı. Phoebe’nin bile baş edemediği bir durum karşısında kendisinin de pek etkisi olmazdı. Sadece suikastçılara karşı keskin algılarıyla kıza yardım edebilirdi. Bir an düşündü ve söylendi, ‘’Bir süreliğine ayrılacağım. Yaralarım iyileştiğinde seni bulmaya geleceğim. Grover artık ölümcül düşmanımız, ne yapmam gerektiğini biliyorum.’’

‘’Pekâlâ, ama ne olursa olsun akademiye geri dönme. Eğer orada kalmaya devam edersen, önümüzdeki günlerde tehlikede olursun!’’

Phoebe derince düşündü ve Han Shuo’ya seslendi.

Anladığını belli ederek kafa sallayan genç adam Phoebe’ye dikkatli olmasını söyledi ve tek başına ayrıldı. Has iblisler gence eşlik ediyordu. Han Shuo akademinin arkasındaki mezarlığa gelene kadar başka sorunla karşılaşmadı.

Han Shuo ölüm mezarlığına dönmesinin ardından biraz büyü çalıştı. Büyü yuanını vücudu etrafında dolandırırken yaralarını serin bir hissiyat sarmaladı ve acı hissi büyük ölçüde azaldı.

Bir süre uyuduktan sonra, sonraki günün öğlen vaktinde heyecanla ölüm mezarlığından ayrıldı ve cücelerin köyüne doğru yöneldi. Cüce şefi Calvin’den İblisdoğrayan Bıçağı dövmesini isteyecekti.

Cüce köyü küçük bir dağ vadisinde yer alıyordu. Köyün girişini gizleyen devasa ağaçlar bulunmaktaydı. Eğer Han Shuo daha önce cücelerle buraya gelmemiş olsaydı, köyün yerini bulması zor olurdu.

Genç adam köyün yerini öğrenmişti ve bir süre sonra cüce köyüne ulaştı. Haşmetli ağaçları geçtiğinde köyün önünde elinde keskin bir baltayla muhafızlık yapan bir cüce hemen dostane bir tonda seslendi, ‘’Oh! Dostum, ziyaretimize gelmişsin!’’

Cüceyi takip eden Han Shuo iki tarafında çalılar olan küçük bir yoldan geçti ve sonunca cüce köyüne ulaştı. Calvin, Bennett ve diğerleri geldiğini duymuşlardı ve Han Shuo’yu karşılamak için bekliyorlardı. Genç adama hemen bira sunuldu.

Cücelerin bazıları ahşap kulübelerde, bazıları da içi oyulmuş ağaç gövdelerinde yaşıyordu. Köyde sadece yüz civarı cüce vardı. Yarısını çocuklar ve kadınlar oluşturuyordu ve gerçekten savaşabilecek cücelerin sayısı çok değildi.

Han Shuo cücelerin gerçek dostluğunu kazanmıştı. Gence karşı son derece cömertlerdi. Han Shuo ne zaman köye gelse, ona şarap ve et sunuyor, genci oldukça etkiliyorlardı.

‘’Han, hangi dağda kurt öldü de uğradın?’’ Calvin keyifle gence seslendi.

Phoebe’nin hazırladığı malzemeleri boyutsal yüzüğünden çıkaran Han Shuo Calvin’e bakarak konuştu, ‘’Kıdemli, bunlar istediğiniz malzemeler. Ayrıca yeterince siyah demir cevheri de topladım. Benim için bir silah dövebilir misiniz?’’

Calvin Han Shuo’dan malzemeleri aldı ve dikkatle inceledi daha sonra şaşkınlıkla devam etti, ‘’Tabii, tabii ki. İyi bir silâh dövmek için gereken malzemeleri bulduğumuzda bu iş bizim adımıza keyifli bir mesele haline gelir. Endişelenme Han, yarın çalışmaya başlayacağız. Yaklaşık bir hafta sonra silahını tamamlayacağız ve emin ol yeni silahın seni memnun edecektir.’’

Han Shuo bu garantiyle rahat bir nefes verdi ve hemen samimi teşekkürlerini sundu. Uzaktan bazı kadın cücelerin kısık şikâyetleri duyuluyordu. Genç adamın kulakları keskindi ve ne dediklerini duyabiliyordu.

‘’Ay, yakında kış gelecek. Karlı zamanlarda hiç yemeğimiz olmuyor ama şef misafire yemek sunmak için depoyu boşalttı bile. Bu gidişle kışı nasıl atlatacağız?’’

‘’Evet, ayrıca son zamanlarda lanet insan yiyen canavarların etrafta dolaştığını duydum. Görünüşe göre kışı geçirmek için yağmaya çıktılar. Köyümüzü keşfederlerse, yine taşınmak zorunda kalacağız. Ne zaman bu eziyetimiz sona erecek?’’

Han Shuo bu konuşmaların tamamını duymuştu ve bu durum onu biraz etkilemişti. Görünüşe göre cücelerin hayatı düşündüğü kadar iyi değildi, lakin yine de, ona en iyi yemeklerini sunmuşlardı. Bu oldukça suçlu hissetmesine neden oldu.

Bir an düşündü ve hafifçe iç çekerek Calvin’e seslendi, ‘’Kıdemli, beni dostunuz olarak görmüyor musunuz?’’

‘’Han neden böyle şeyler söylüyorsun? Bir şekilde sana kaba mı davrandık?’’ Han Shuo’ya karşı son derece nazik davranan cüce Bennett, Calvin’e ağzını açma fırsatı vermeden şaşkınlıkla haykırdı.

Kafasını iki yana sallayan Han Shuo derin bir nefes aldı, ‘’Neden yiyecek ve insan yiyen canavarlardan endişelendiğiniz halde, bana, dostunuza, böyle meselelerden bahsetmiyorsunuz?’’

‘’Bu cömertliğinizi öylece kabul edemem. Bana sunmak için kış erzakınızı çıkarttığınıza göre, dostunuz olarak boş duramam. Endişelenmeyin kıdemli, insan topluluğuna gideceğim ve erzak meselenizi çözmenize yardımcı olacağım. Bundan başka ne ihtiyacınız var? Hepsini getirebilirim.’’

‘’Nasıl olur da buna izin verebiliriz? Dost olsak da, seni uğraştıramayız. Biz de bu şeyleri insanlardan satın almak istiyoruz, fakat Karanlık Orman ile insan topluluğu arasında uzun bir mesafe var. Yolda sadece büyülü yaratıkların saldırısı yok, ayrıca kötü niyetli maceracılara da denk gelebiliriz. Bu yüzden burada kalmak zorundayız.’’

‘’Han, eğer bizim için bir şeyler almak istersen, kesinlikle oldukça para harcarsın. Seni böyle uğraştıramayız. Bence biraz daha sıkı çalışıp bu kışı geçirebiliriz.’’ Calvin konuştu.

‘’Bu mesele kapanmıştır. Erzak ve insan yiyen canavarların tehdidi konusunda yardım etmenin bir yolunu düşüneceğim. Siz sadece silah dövmeye odaklanın ve gerisini bana bırakın.’’

Han Shuo içinden birkaç hesaplama yaptı. Cüce köyünde yaklaşık yüz kişi vardı. Boyutsal yüzüğünün kapasitesi düşünülürse, muhtemelen gereken erzak miktarını getirmek için ölüm mezarlığı ile Ossen şehri arasında birkaç git-gel yapması gerekecekti. Erzakı Phoebe’den alırsa, büyük ihtimalle o kadar çok harcama yapmasına gerek olmazdı. Bu iş için fazla uğraşmasına gerek yoktu ve Han Shuo cücelere yardım etmekten mutluydu.

‘’Çok teşekkür ederiz. Köydeki çocuklar ve anneler yerine teşekkürlerimi sunuyorum!’’ Bir kadın cüce meyve getirdiği esnada Han Shuo’nun garantisini duydu ve cücelerin en büyük nezaketiyle hemen teşekkür etti.

‘’Dağılın. ‘’ Calvin kadını azarladı ardından o da minnet dolu bir ifadeyle konuştu, ‘’Han, sadece iyi bira yapmayı ve silah dövmeyi biliyoruz. İnsanlarla son derece az temasa geçtiğimiz için fazla altın sikkemiz yok. İyiliğinin karşılığında sana sadece şarap ve silah verebiliriz, eğer kabul etmezsen iyi niyetini kabul edemeyeceğim!’’

Han Shuo cücelerin şarap ve silahlarına göz dikmese de, cücelerin inatçı mizaçlarını anlıyordu, nedensizce yardım kabul etmezlerdi. Sonunda bir süre düşündükten sonra onayladı.

Han Shuo’nun erzak işini halledeceğini duyan cüceler son derece heyecanlıydı. Calvin bile içtenlikle Han Shuo’yla içiyordu ve bu gerçekten de nadir bir manzaraydı. Genç adam cücelerin yaptığı şarabın oldukça güzel olduğunu söylemeliydi. Geçen gece Boozt Tüccar Loncası’nda içtiği şarap bile bu şarabın yanına yaklaşamazdı.

Han Shuo son derece iyi bir ruh halindeydi ve cücelerle gece boyunca içti ama büyü yuanı sayesinde cüce köyünden ayrıldığı esnada tamamen ayılmıştı. Ölüm mezarlığına geri dönerken ihtiyatını kaybetmemişti.

Ölüm mezarlığına ulaşan Han Shuo meditasyon yapmadan önce biraz düşündü ve bir kere daha ölüm mezarlığının alt kısımlarına inmesini engelleyen sınırı incelemeye karar verdi. Şu anki zihinsel gücüyle bariyeri aşabilir mi görmek istiyordu.

Yeşil küreyi dışarı çıkardıktan sonra zihinsel gücünü odakladı ve birdenbire gücü çekildi. Anında zihnini delici bir acı kapladı, lakin yeşil kürenin neden olduğu acıya alıştığı için acıya katlanmayı başardı. Büyü yuanı dolaşımını zirveye çıkardı ve aşağıya yöneldi.

Çevirmen notu
Daha önce İbliskatleden Bıçak olarak çevrilen eşya bundan sonra İblisdoğrayan olarak çevrilecektir.