kaçmak yok! :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
85. Bölüm İmparatorluk Görevi #2
Andras İmparatorluğu...
Bu Gücüyle tanınan nam-ı değer kılıç imparatorluğu yüzyıllar boyu Meltor’un düşmanı olarak kalmıştı.
Kıtanın Kuzeyini kaplayan bu iki ayrı devlet aralarındaki rekabetten ötürü birçok ortak noktaya buluşuyordu. Bununla beraber, enerji savaşçılarını destekleyen Andras İmparatorluğunda ana güç kaynağı enerjiyken, Meltor Krallığı gücünü üst düzey büyücülerinden alırdı.
Andras İmparatorluğunun kılıçların diyarı olduğu da söylentiler arasındaydı.
Ek olarak, kız ve erkek çocukları 7 yaşına geldiğinde İmparatorluk tarafından kontrol edilen temsilcilikte zorunlu tutulan sıkı eğitimlere gönderilirdi. Öğrencilerin 3’te 2’si ölüyordu ancak, Devlet diğer tüm ülkelerden daha fazla yetenekli enerji savaşçıları yetiştirmeye odaklıydı.
‘Andras İmparatorluğunun en büyük problemi ortaya koyduğu dengesiz sonuçlardır. Tek bir nesilde 7 kılıç ustasını yetiştirebilecek tek yer Andras İmparatorluğudur.’
İmparatorluğun sıkı çalışmalarının sonucu olarak, ortaya 7 kılıç ustası çıkmıştı.
Andras’ın 8.halka büyücüleri ve kıdemli savaş büyücülerine sahip Meltor’a yenilmemesinin bir sebebi de buydu. Enerji kullanarak savaşan kılıç ustaları zaten başlı başına bir canlı fırtınaydı.
En meşhur kılıç ustası, Veronica ile savaşırken dahi asla pes etmemişti.
Vince’i dikkatle dinledikten sonra sordu. ‘...O zaman neden Andras diplomatlarını gönderiyor? Sonuçta kelimelerden çok kılıçla konuşmayı seven insanlar.’
Meltor Krallığı zaten uzun yıllar Andras ile sorun yaşamaktaydı. Eğitim sistemi bile düşman ülkelerin tanıtımı ve onlara karşı düşmanlık beslemenin 1.dereceden vurgulanan temel ilke olacağı şekilde planlanmıştı. Bu tip bir eğitim sisteminin farkında olmasına rağmen Vince Haidel genelleme yapmaktan geri çekilmedi. Bunun sebebi, savaşta karşı karşıya gelecekleri Andras ulusunun askeri gücünün peri masallarındaki devasa ordulardan aşağı kalmadığını bilmesiydi.
Andras İmparatorluğu en azından konuşmak yerine direk savaşmayı tercih eden bir milletti.
‘Hmm, bu, siyasete karışmamış kişilerin yapacağı şeydir. Bilek gücü üzerine inşa edilen medeniyetler çok uzun sürmez. Andras İmparatorluğunun eteklerinin tutuşmasının nedeni, elindeki gücü nasıl farklı kullanacağını bilmesiyle ilgili.’
‘Farklı kullanmak...’
‘Şimdiki görevimiz, onlarla önceki savaşımızda imzalanan mütarekeler üzerine konuşmak. Tabi, geliş sebeplerinin arasında sen de varsın.’
‘Ha? Ben mi?’ Theodore konunun bir anda kendine dönmesiyle afallamıştı.
Vince doğal bir şekilde kafasındaki karışıklığı giderdi. ‘Seninle Elvenheim’ın Ulu Elf’i arasındaki ilşikiyi merak ediyorlar. Tabi yaklaşık 6 ay önce ortaya çıkan kahramanı da görmek istemeleri gayet doğal. Gelecek elçiler büyük olasılıkla senin değerini anlayıp bizimle pazarlık yapmak isteyecektir.’
‘Hah, uluslararası siyaset bayağı karışıkmış.’
‘Sen geliş sebeplerinin anahtar noktasısın. Ulu Elf’in önemi düşündüğümden de büyükmüş.’
Kıtadaki elflerin yarısının yaşadığı Elvenheim’da sadece 5 Ulu Elf vardı. Yakın zamanda aralarına katılan Ellenoa ile birlikte bu sayı 6’ya çıkmış, ama buna rağmen hala nadir varlıklar olduğu gerçeği değişmemişti.
Bu nedenle, 6.Ulu Elf’i koruyan Theodore Miller’a borçlanmışlardı. Buna dayanarak, yüzyıllardır değişmeyen kötü ilişkilerini nötr hale getirecek bir değişiklik yapabilirlerdi.
Theodore Kıdemli rütbesinde olmasa da, onu da ayrıca görüşmeye davet etmişlerdi. Bu durum, Vince’in kolaylıkla tahmin yürütebileceği bir olaydı. Büyü Cemiyeti’nin nazarında Theodore Kıdemli rütbesi altında birçok istisna duruma dahil edilmişti.
‘Bu, biraz can sıkıcı bir davet gelebilir.’
Büyü idmanlarına odaklanan Theo’nun çalışmaları bu beklenmedik misafirler yüzünden yarıda kalmış ve memnuniyetsizliğini dile getiren homurtular çıkartmıştı.
Bu, resmi bir görev olsa gam yemeyecekti, ama gerçek şu ki politikanın oyuncağı olmayı istemiyordu.
***
Konuşmalarından kısa bir süre sonra, Vince ve Theodore toplantının yapılacağı yere geldi.
‘Cık, düşündüğüm gibi.’ Theo kendine odaklanan bakışları arkasında bırakıp ilerledi.
Konferans salonuna yaklaştıkça kalabalık da artıyor, göz göze geldiği herkes onu tanıyordu. Zaten aralarında fırça saçlara sahip tek genç kıdemli büyücü bulunuyordu. Büyü Cemiyeti’nde, aylar önce yapılan baloda adı duvarlara kazınan meşhur büyücü Theodore Miller’ı tanımayacak kimse yoktu.
Aralarında konuşan bazı büyücülerin fısıldaşmaları kulağına geliyordu.
‘Şu genç adam Theodore Miller mı...?’
‘Beklediğimden gençmiş. Daha yeni 20’sine bastığı dedikoduları gerçek galiba.’
‘Bu yaşta 5.halka ustası olmak... vay be, inanasım gelmiyor. Ayrıca kafileden kurtulan tek kişiymiş. Kırmızı Kule’nin en kıymetlisiymiş, belki de kasten söylentileri abartıyorlardır?’
‘Şimdilik gözlemleyelim. Nasılsa yakında mübalağa mı değil mi anlarız.’
Dedikodulara karşılık vermek lüzumsuzdu. O yüzden Theo duymamazlıktan gelip konferasn salonuna geçti. Burası, Büyü Cemiyeti’nin büyü yarışması dönemlerinde sunum yapmak için kullandığı bir yer olduğundan bir hayli genişti. 100 büyücünün gelmesine rağmen hala salonu dolduramamışlardı.
Yine de, ortamdaki boşluk bir şekilde kapatıldı.
‘Bu kadar büyük bir yer olmasına rağmen, ortamdaki büyü gücü müthiş... Sıradan insanların burada nefes alması neredeyse imkansız.’
Havadaki büyü gücü akımı dehşet vericiydi! 132 kıdemli büyücünün toplandığı düşünülürse, büyü seviyesi anormal bir dereceye ulaşmıştı.
Theodore da havadaki yoğun soyut büyü gücünü takdir etmek durumunda kaldı. Salondaki büyücüler kasıtlı olarak büyü güçlerini artırdığı anda, bu gücün hedefinde ne varsa aşırı basınçtan dolayı dayanamayıp boğulurdu.
O sırada, salonun kürsüsünde yaşlı bir adam göründü. ‘Huhu, herkes çabucak toplanmış.’
Yaşlı adamın tsunami gibi akan büyü gücüne rağmen en ufak bir kıpırtı göstermemesi oldukça tuhaftı. Yakından bakıldığında yaşlı adamın etrafı, sanki bu akımın merkezi kendisiymişçesine sakindi. Bu kesinlikle alışıldık bir durum değildi.
Bununla birlikte, Theo ‘onlar’ ile yeterince tecrübeye sahipti ve durumu hızlı çaktı.
‘Şu adam, üst düzey bir büyücü...!’
İnsan sınırlarının ötesine geçmiş ve doğa kanunlarına hükmedecek 7.halka bir büyücü... Yalnızca üst düzeydekiler havadaki büyü gücünü hükmü altına alıp kontrol edebilirdi. Büyü gücünün baskısını kendi uzuvlarını yönetir gibi idare edebilirlerdi.
Theo, Büyü Cemiyeti’nin başkanıyla ilk kez karşılaşıyordu ve o da en iyi büyücülerden biriydi. Gerçekten de Büyü Cemiyeti’nin lideri olabilecek konumdaydı.
‘Öncelikle, ani bir davet olmasına rağmen geldiğiniz için hepinize teşekkür ediyorum. Andras İmparatorluğundan gönderilen diplomatların gelişi planlı bir şey değildi, yani ben de geç öğrendim. Anlayışınız için tekrar teşekkür ederim.’ Büyü Cemiyeti başkanı eğildi ve geldikleri için minnettar olduğunu bu haliyle de ifade etti.
Bu konuşmasının ardından, bazı yüzlerin memnuniyetsizliği de silinmiş oldu. Şu anda mühim olan, Andras İmparatorluğunun diplomatlarını Meltor’a göndermiş olmasıydı.
Salonda fikir birliği sağlanınca, Büyü Cemiyeti başkanı başını kaldırdı.
‘O halde, devam ediyorum. Herkes, Andras diplomatlarının Meltor’a geleceğini bildiğine göre, bu konuyu geçiyorum. Bugün burada toplanma amacımız, davetsiz misafirlerimizi nasıl karşılayacağımız.’ Başkan konuşmasına gayet anlaşılır cümlelerle giriş yapmıştı. Theo, salonun dışında duruyor olsaydı da konferans salonunda yankılanan bu sesi çok rahat duyabilirdi.
Konuşmasında Andras İmparatorluğunun ne kadar gaddar ve zor bir hükümet olduğuna da yer vermişti.
Aralarında Theo’nun ilgisini çeken bir kısım vardı.
‘Hergün birileriyle düelloya girmek imparatorluğun yapacağı bir şeyden ziyade, sıradan bir ork köyünün adetlerine benzemiyor mu?’
Bu düellolar mütevazi kavgalardan çok, insanın hayatına mal olan gerçek senaryoların yazıldığı savaşlar oluyordu. Andras İmparatorluğunda yapılan düellolar sayesinde dük makamına oturan adamlar, ya da imparatorluğun yedi usta savaşçısından biri haline gelen köleler vardı.
Bu düellolar başka ülkelerde de yapılmaya başlamıştı.
‘Hepimiz biliyoruz, değil mi? Andras’ta yapılan düellolar bildiğimiz eğlencelik kavgaların aksine ölüm kalım meselesi haline gelebiliyor. 30 yıl önce bir grup büyücü gönderilen elçilere saldırıp birçok kayba neden olmuştu. Sakın eskilerin izinden gitmeyin.’
İmparatorluktan diplomatların ziyarete gelmesi yüzyılda 2-3 kez meydana gelmiş, her seferinde de kan çıkmıştı. 6 ay önce kafileye saldırdıklarında Meltor büyük bir zararın kıyısından dönmüştü. Durum buyken, tüm risklerden kaçınılması elzemdi.
Alınan zararlardan öte, eğer Andras İmparatorluğu Meltor Krallığının zayıf olduğu düşüncesine kapılırsa saldırı girişiminde bulunabilirlerdi.
Salonda toplanan büyücüler söylenenleri başıyla onayladı.
Başkanın konuşması alkışı hakediyordu. Mantık dışı hiçbir şey söylememişti. Hatta, dinleyenlerin kanını donduran birkaç kelime daha ekledi. ‘Ah, bu diplomatların arasında 7 kılıç ustası da olacak. Bu kılıç ustalarıyla başınızı derde sokarsanız, şansınız yok demektir.’
Kıdemli büyücülerin ezeli düşmanı, kılıç ustaları...!
Kılıç ustaları savaşlarda birkaç yüz metreyi saniyeler içinde aşarak her şeyi yerle yeksan edip, savunma büyülerini bir çöp gibi ayaklarının altına alıyorlardı.
Büyücüler çocuklarından itibaren kılıç ustalarına karşı bir korku ile büyürlerdi. O yüzden kıdemliler, gerçekleri duyunca ciddileşti. Kılıç, mutlak güç demekti ve 7.seviyenin altındaki tüm büyücüler onlar için bir samandan farksızdı.
Salonda sessizlik hakim olunca, başkan bakışlarını başka tarafa çevirdi. Şimdi, kenarda oturan Theo’ya bakıyordu.
Büyü Cemiyeti Başkanı, Theo ile göz göze gelince bir öneride bulundu. ‘Theodore Miller, özellikle senin çok dikkatli olman gerek. Diplomatların ana hedefi olarak, ne olursa olsun onlardan gelecek hiçbir meydan okumayı kabul etmemelisin.’
‘Evet, anladım.’
‘Yeterliliğinden zerre şüphem yok, ama bu işin ucu iki milletin kaderine kadar varacağından böyle kuşkulu işlerden uzak durman en iyisi olur. Sakın gençliğin verdiği akılsızlığa kapılma.’
İkaz edici cümlelerinin Theo’ya ulaştığından emin olunca, bakışlarını farklı bir yöne çevirdi.
‘Andras diplomatları...ve kılıç ustaları.’ Diğer büyücülerin aksine, Theo hiçbir korku duymuyordu. Aslında söylemek gerekirse, içinde biraz heyecan bile vardı.
Tabi ki aklından üst düzey savaşçılara meydan okumak gibi bir düşünce geçmiyordu. Ama, Theo 6.halka duvarının sınırlarındaydı ve böyle üst seviye büyücülerin varlığı onun için bir ilham kaynağı olabilirdi.
Konferans salonundaki gerginlik devam ederken, Theodore masanın altından yumruklarını sıktı. İçinde, 6.halka duvarıyla cebelleştiği ayların yakında son bulacağina dair bir his vardı.
Toplantıdan 6 gün sonra, kılıç ustalarının da içinde bulunduğu diplomat heyeti şehre ulaştı.
Magnec