güzel seridir okumayanlara tavsiye ederim elinize sağlık
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
1. Bölüm Aç Gözlü Büyü Kitabı
'Theodore Miller.’
Göz altlarında mor halkaları olan bir adam Theodore’un ismini söyledi. Adamın zayıf yanakları elmacıkkemiklerini daha yukarda gösteriyor ve yüzünde daha kemikli bir ifadeye sebep oluyordu. Eğer eski kıyafetler giyiyor olsaydı varoş bir yerde yaşadığı düşünülürdü.
Ancak bu adam 3.sınıf profesörü ve 5.halka ustasıydı ki bu, onu Bergen Akademisinde en iyilerden kılan özellikti.
Zayıf adam, Profesör Vince, ciddi bir edayla konuştu. ‘Seni niye çağırdığımı biliyor olmalısın.’
Theodore Miller, kısaca Theo, gölgede kalmış yüzüyle onayladı. Çünkü ağzını açıp soruyu cevaplayacak cesareti yoktu. Bir süredir buna hazırlanıyordu, ancak bunun şuanda gerçekten vuku bulması kalbini sarsıyordu.
‘Yazılı notların harika. Tüm derslerinden yalnızca 3 puanın kırılmış. Zaten onlarda ufak hatalardan. Bunu senden başka yapacak kimse yok. O yüzden bunu mükemmel bir puan olarak düşünebilirsin.’
Halka açıklanamasa da, bazı sorular yanlış olmak üzere tasarlanmıştı. Bu, akademinin yazılı bir kuralı değildi ve kimseye kolay kolay tam not verilmiyordu. Bununla birlikte Theo’nun sadece 3 sorusundan puanı kırılmıştı. Belki de bu diğer profesörlere göre bile daha iyi bir performanstı.
Vince bu genç adamın yeteneğini takdir ederken aynı zamanda da üzülüyordu. Çünkü Theodore Miller bir büyücü olmanın gerektirdiği o yeteneğe sahip değildi.
‘Yine de pratik derslerindeki notların tam bir fiyasko olduğundan mezun olamazsın.’
Bu keskin ses Theo’nun sırtını sertçe ezmişti.
Akademinin iki mezuniyet kuralı vardı; birincisi yazılı notlarının 70in üstünde olması, ikincisi de 3.halka ustası olmak. İlki kolaydı, asıl sorun ikincisiydi.
Theo gibi az bir büyücü gücü ve hassasiyetiyle doğmuş biri için 3.halka duvarı biraz yüksekti. Daha çok pratik yapabilmek için uykusundan kısmasına rağmen sınıf arkadaşlarının tırnağı bile olamazdı. Tüm çalışmalarına rağmen, yaptığı büyüler çılgınca etrafa savruluyordu.
Sonuç olarak, Theo 3 yıl boyunca mezun olamamıştı.
‘Ha... Theodore, şimdi kaçıncı halkasın?’ Profesör Vince kızgınca sordu.
Aynı soruyu geçen yıl ve önceki yıl da sormuştu. Ama cevabı asla değişmemişti ve Theodore yine aynı cevabı tekrarladı. ‘...2.halka.’
Bu korkunç bir rakamdı.
Öğrencilerin birçoğu zaten ilk senenin sonunda 2.halkaya ulaşmış olurdu. 3.halkaya da 3.sınıfa geçtiklerinde gelirlerdi. Parlak öğrencilerin ise mezuniyete kadar 4.halkaya geçmeleri de bir ilk sayılmazdı.
Nitekim Theo akademide 5 yıl kalmış buna rağmen 3.halkanın duvarını bir türlü aşamamıştı. Buna ilave olarak, tek problem bu da değildi.
‘2.halka büyüsünde uzmanlaştın mı?’
‘Başarısız oldum.’ Theo’nun sesi daha da kısılmıştı.
Eğer tek sorun büyü gücündeki eksikliği olsa bunu dış kaynaklardan halledebilirdi. Biraz masraflı olurdu belki ama eğer büyü gücünden yapılmış bileşimleri alsa, 3.halka için gerekli gücü elde edebilirdi.
Ama Theo’nun hassasiyeti tabana yakındı ve hassasiyet büyü kullanmak için gerekliydi. Büyü gücündeki noksanlık aşılabilse de büyü hassasiyetini yükseltmenin yolu yoktu.
Bu sebeple Profesör Vince Theo’yu desteklemekten vazgeçmişti.
‘Bu Theo’nun dehasını harcamak demek... ama zayıf büyü hassasiyetiyle asla bir büyücü olmayı başaramaz. 5 yıl harcayıp hala 2.halkada uzmanlaşamamak...tam bir umutsuz vaka.’
Hüzünlü bir ifadeyle bakışlarını Theo’ya indirdi.
Başka öğrenci olsa daha fazla dayanamazdı. Yeteneksiz olduğunu herkesten daha iyi bilen Theo 3 yıldır deniyordu. Bu kararı, serada yetişen bitkiler gibi büyüyen diğer öğrencilerinkiyle kıyas edilemezdi.
Eğer Theo standard bir büyü hassasiyetine sahip olsaydı, mezuniyet koltuğu onundu.
Gel gör ki, gerçeklik Theo’ya karşı gayet acımasızdı.
Profesör Vince çekmeceden bir mektup çıkardı ve bir anlık tereddüt etti. Bu ilk değildi, ama sanki yıllar geçtikçe mektubun ağırlığı da artmıştı. Bu sınıf tekrarı yapanlara verilen mektuptu.
‘Bir profesör olarak üzerime düşen bu olsa da bunu vererek elimde olmadan sana yanlış yapıyormuşum gibi hissediyorum. Üzgünüm.’
‘Hayır, sorun değil.’
‘Bir kere oku ve at. Geçen seneden farklı birşey olmayacak. Yine de asla bilemezsin.’
Theo kibarca mektubu aldı.
Parmakları titremenin eşiğindeydi ama bir şekilde buna karşı koydu. Bu onun üçüncü tekrar mektubuydu. Bir kere almak alay konusu olmak için yeterliydi. İkinciye almak onu ailenin yüz karası yapardı.
Theo Bergen Akademisinde bu mektubu 3.ye alan tek kişiydi.
Bu mektubu 3.ye almanın anlamı şüphesiz apayrı bir yere sahipti. Bu son şansıydı. Mektubun 4.sü yoktu.
Profesör Vince söylemese de eğer Theodore Miller seneye mezun olmazsa okuldan atılacaktı. Bu öylesine hoşnutsuz bir skandal olurdu ki onurunu korumak adına bizzat okulu bırakması daha makbule geçerdi.
‘Bu kadar mı?’
Theo boş bakışlarla mektuba baktı.
Bir zamanlar hayallerle dolu gözleri kararıyordu. Genç adam, bir zamanlar büyücü olmak için adım attığı bu akademide şimdi ona diz çöktürüp ezecek zalim gerçekle yüzleşmeliydi.
‘Gelecek sene yapabilirim. Gelecek sene mezun olabilirim.’ Böylesine bir umut, mahvolmanın eşiğine gelmişken onu kahrediyordu.
Theodore Miller...
Seçkin bir ailenin en büyük çocuğu olarak dünyaya gelmişti. Bir zamanlar feodal diplomatlara kont olarak hizmet etmiş Miller ailesi 100 yıllar önce çökmeye mecbur bırakılmıştı. Aileyi yeniden kurma çabasıysa Theo’ya pek birşey bırakmamıştı.
O yüzden Theo bir büyücü olmak istemişti. Çocukluğundan beri zorlu şartlarda eğitime maruz kalan çocukların aksine elit kesim çocukları fazla zorluk çekmeden akademiye girebiliyordu. Theo oldukça zeki olduğunu sandı ve ebeveynlerini ikna edip muhteşem akademiden içeri girdi.
Ancak hepsi o kadardı. Theo herkesten daha geç yatıp daha erken uyandı. Sınıfta hevesle çalışıp uyku saatlerini azaltarak büyü gücü üzerinde durdu. Ortamın kısıtladıklarından şikayet etmek yerine, daha çok çalışması karşılığında ödüllendirileceğine inandı.
‘Çok mu iyimserdim acaba?’
Sınıf arkadaşları 2 yıl önce mezun oldu. Kendinden bir yaş küçük olan sınıflar çoktan mezun olmuştu. Şimdi kendisinden iki yaş küçükler diplomalarını almaya hazırlanıyordu.
Yeni öğrenciler bile adını biliyordu. Kendisi akademinin uzun vadeli mankafasıydı.
Theo, Miller ailesinin maskarası olurdu.
‘İşler nerede ters gitti?’
İlk sınavdaki büyülü sözler mi yanlıştı? Kendisindeki büyü hassasiyetiyle bu işin umutsuz olduğunu farkedince mi yoksa? Mezuniyet töreninden birkaç gün önce ilk tekrar mektubunu aldığında mı? İkinci mektubu aldığında çabalarının yetersiz olduğunu düşündüğünde mi?
Ya da belki de... Büyücü olmayı ilk hayal ettiğinde.
‘Kahretsin.’
Şimdiye kadar hiç kendi sefaletine sinirlenmemişti. Ondan daha az yemek yiyen, bolluk içinde yaşamayan ve hatta adı batmış insanlar vardı. Ama herşeye rağmen o bir üst tabakaydı ve bu akademiye girmeyi halletmişti.
Ancak sabrı sınırlarına ulaşıyordu.
Diğerlerinin su gibi içtiği büyü bileşenleri? Theo, onların tek şişesinin Miller ailesinin iki aylık gelirine tekabül ettiğini bildiğinden vazgeçmişti.
Başka bir büyücüyü özel öğretmen olarak tutsa? Miller malikanesini satsa, birini bile tutamazdı.
Elbette birçok öğrenci böylesi yollara başvurmadan mezun oldu. Onlar büyü güçlerini doğuştan gelen yetenekleriyle yükseltti ve ayrı bir derse ihtiyaç duymadı. Yetenek ya da para olmadan...
Bunlardan biri bile olmasa mezun olunabilirdi. Ancak Theodore Miller’ın hiçbir şeyi yoktu.
‘Geri gitmeliyim.’
Profesör başıyla onay verir vermez Theo arkasını döndü.
Bu havalı duruşunu daha fazla koruyacak güveni yoktu. Sakin duran yüzünün yarısı asılmıştı bile. En azından profesörün böyle çirkin birşeyi görmesini istemiyordu.
Çat!
Kapı içeri girdiği zamankinden daha sert kapandı.
Profesör Vince derin ifadesiyle Theo’nun kaybolduğu kapıya doğru baktı. Az sonra da bakışlarını okuduğu kitaba geri çevirdi. Kitabın sayfaları uzun bir süre çevrilmedi.
****
Ding!
Gürültülü zil koridordan duyuluyordu. Akşam olduğunu haber veren bir sinyaldi bu.
Büyüye binaen, nereden duyulursa duyulsun eşit tondaydı. Yurtta kalan öğrenciler bu saatten sonra okuldan ayrılamazdı. Yurtta kalmayanlardan da ayrılmaları istenirdi.
Theo yurda doğru boş adımlarla ilerlerken aniden durdu.
‘Şimdi düşündüm de... ben akşam yemeği yemedim.’
Kafeteryaya gitse?
Kafasını sallamadan önce bir an düşündü. Elindeki tekrar mektubuna bakılırsa iştahı yoktu. Yurda geri gidip uyusa? Uykusu uzun zaman önce kaçmıştı. Gece kabus görmese, kendini şanslı sayacaktı.
Sonunda, Theo’nun adımları her zamanki yere yöneldi.
Nadir ziyaretçisi olan bir yerdi. Ayrıca Bergen Akademisi’nde onun için en rahat yer sayılırdı. –Kütüphane.
Magnec