ver buff ver buff :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
11. Bölüm Karaborsacıyla alışveriş #3
Theo kafasında planladığı ‘plan’ı anlatmaya başladı.
İşte şimdi, anlamsız eşyaları kullanışlı hale getirmek için bir fırsat sunuyordu. Karşılığında belli miktarda alt-sınıf yapay malzeme alıp ticaretini yapacaktı. Diğer bir deyişle, hakiki ürün ölçümünü defolu ürünlerle ödeyecekti.
Karaborsacı Theo’yu süzmeden evvel konuyu bir kere daha düşündü. Anlamamıştı. Hayır, aslında anlamadı demek pek doğru olmazdı.
‘Yani... dükkandaki ürünleri değerlendireceksin, karşılığında da defolu ya da alt-sınıf ürünleri alacaksın?’
Karaborsacıya göre bu şüpheli bir teklifti.
Eksperle çalışmanın maliyeti yüksekti. Hakiki eşyanın değerini biçmek de 3 ile 5 altın arasında değişirdi ve yalnızca 1 altınlık karı vardı. Ayrıca hakiki olmayan eşyanın ücreti de 50 gümüştü. Eksperi beyhude bir dükkana çağırırsa, 50 gümüş hiç birşeydi.
Tabi eşya hakiki çıkarsa, hikaye değişirdi, ama... karaborsacıda hakiki bir eşyanın bu harcamaya değmesi ne kadar olasıydı? Ölçülecek 10 ürün olsa, arasından iyi birşey çıkar mıydı?
Diyelim ki 8 tanesi hasarlıydı. Bu 8 ürünün verdiği mali zarar, 2 hakiki ürünün vereceği kardan daha büyük olurdu. Böylece, 2 gerçek ürünü ucuz bir loto kağıdı kadara satacaktı. Buna rağmen, Theo’nun önerisiyle masrafı önemli ölçüde düşürebilecekti.
‘Evet, aralarından bazılarını alacağım.’
Karaborsacının ifadesiz yüzü, Theo’ya sırıtmasıyla kayboldu. Theo, eksperlerin ne denli pahalı olduğunun pekala farkındaydı. Karaborsacının maliyeti karşılayamayacağını tahmin etmişti.
‘Bu, bir karaborsacının kesinlikle reddedemeyeceği bir teklif.Bu dünyada böylesi bir teklifi yalnızca ben yaparım.’
Zaten mesele de buydu.
Karaborsacının kafasındaki turnayı vurmak isteyen abaküs çılgın hesaplar yapıyordu. Sıkıcı gibi gözüken gün, dükkanda sert bir değişikliğe uğramıştı. Kim olsa kafası karışırdı. Uzun süre önce, karaborsacının abaküsü bir sonuca varmıştı.
‘Nereden bakarsam bakayım, bu muazzam bir kar!’
10 ürünün 9u defolu olsa bile Eksperin parası çıkardı. En büyük zarar 50 gümüş olurdu, kar ise bu oranı birkaç kez katlardı. Bunun yanında, ya bir yerine iki hakiki ürün çıksa? Ya da üç? Karaborsacının kazancı değişirdi.
Teklifi o anda kabul etmek istedi. Ancak karaborsacı boğazını temizleyip başını ‘hayır’ anlamında salladı.
‘Hoo, zarardayım, ne yapsam bilemedim.’
Theo’nun bu sözlere kaşları çatıldı.
‘Nasıl olur? Bunlar istisnai durumlar.’
‘Elbette. Bunun farkındayım zaten. Reddedemeyeceğim bir teklif olduğundan... endişeliyim.’
Karaborsacının yüzünde bir gülümseme belirdi.
‘Ne kadar düşünürsem düşüneyim garip geliyor. Bu durumdan Genç Bey’in ne kazancı olacak?’
‘Bilmen gerekmiyor.’
‘Anlıyorum.’
Karaborsacı Theo’ya kekin gözlerle baktı. Sanki gözleri, kafasının içini görebiliyor gibiydi. Çok az insan bu gözlere kanardı. Ama Theo gözlerini kaçırmadı. Karaborsacı bu tepkiyi hesap edip bir sebebini açıklarken gülümsedi.
‘Küçüklüğümden beri, tek taraflı kar anlaşmalarını kabul etmemem öğretildi. Sonrasında karşılığında ne vereceğimi asla bilemem. Aslında, bana bunu öğreten kişi sözünde durmadığı için öldürüldü.’
Karaborsacı karşı tarafın ne istediğini bilmediğinden endişe vericiydi. İnsanoğlunun yaşadığı dünyada, kendisinden başkasına güvenemezdi. Bu sebeple karaborsacı tereddüt etmişti. Eksper’in bu teklifi neden yaptığını anlayamıyordu.
‘Reddetsen israf, kabul etsen fazlasıyla iyi.’
Birkaç şüphesinden dolayı iyi bir anlşmayı geri mi çevirmeliydi yoksa önceliğini kardan yana mı kullanmalıydı?
Karaborsacı zor bir hayat yaşamıştı , o yüzden sakince düşündü.
‘Üzgünüm ama eğer cevabını vermezsen, burada biter.’
Theodore bu beklenmedik direnç karşısında sertleşti.
‘Hayır yani çok yararlı olduğu için mi reddediyor? Bu karaborsacıların dünyası mı cidden?’
Gidip başka karaborsacı bulmasına gerek var mıydı?
Theo kafasını içten içe sallamadan öncesinde biraz durdu. Burayı 3 yıl önce ziyaret etmese böyle bir yerin varlığını bile bilmeyecekti. Theo’nun başka karaborsacılarla ilgili bilgisi yoktu ve r anlaşma yapma olasılığı da sıfıra yakındı.
Bir şekilde, bu karaborsacıyla anlaşmayı kapamalıydı.
‘Ama, Obur’un varlığını açığa çıkaramam... Bu adamı nasıl ikna edeceğim? Aceleyle söylenmiş bir yalan onu kandırmaz.’
Açıkça, başkalarına güven vermek zor işti, özellikle sebebini gizli tutması gerekiyorsa. Bir noter olsa iyi olacaktı, ama karaborsacılar noterle iş yapan tipler değildi. Kimliğini gizleme çabası da boşa çıkardı.
O anda, kafasından birşeyler geçti.
‘...Hayır, bekle bir dakika.’
Theo’nun aklına birşey gelince yüzü aydınlandı. Karaborsacıya baktı ve tereddütle konuştu, ‘Üzgünüm, ama sana sebebini söyleyemem. Sadece bana güvenmeni isteyebilirim.’
‘Öyle mi? O halde bu konuşma...’
‘Hadi ama, bu kadar aceleci olma.’
Karaborsacının lafı yarıda kesilmişti.
Theo’ya şaşkın halde baktı ve aklına noter fikri geldi.’
‘Eğer bir karaborsacıysan, yasadışı işlemler olağanüstü şeyler olmaktan çıkar. Sık sık sakat adamlara denk gelirsin.’
‘Ne demeye çalışıyorsun?’
‘Büyü parşömenin var mı?’
Büyü parşömeni, aslında, cebri büyülerin yazıldığı bir parşömen tomarıydı. Büyü Kulesi tarafından üretilen malzemelerdi. Bu sözlerle karaborsacının ifadesi ciddileşti.
Gergin bir sesle sordu, ‘Genç Efendi, sen ciddi misin?’
‘Evet.’
‘...O zaman iş başka.’
Karaborsacı yerinden kalkıp tezgaha ilerledi ve altından ufak bir kutu çıkardı. Kapağını açıp içinden bir parça parşömen aldı. Uzak mesafeden bile, belirgin kırmızı rengi ve yüzeydeki büyülü yuvarlaklar kağıdın gerçekliğini kanıtlıyordu.
Bu Theo’nun ilk büyülü parşömen gördüğü andı.
‘Bu mu?’
‘Evet, bunu çıkaralı uzun zaman oluyor. Yazıya dökülecek pek eşya yok da.’
Bu iki insan arasındaki red parşömen ışıl ışıl parlıyordu. İsminden de anlaşıldığı gibi, amacı büyüydü. Kağıtta yazılı tarafların anlaşmaya uyma zorunluluğu vardı. Anlaşma bozulursa, ya gözleri ya da hayatları risk altında olacaktı.
Bu yüzden, Büyülü parşömen bütün noterlerden daha sağlamdı.
‘Hadi başlayalım. Adım Canis. Genç Efendi’ninki?’
‘Theodore Miller.’
‘Sahiden de elit birisin. O halde önceden söylediğin gibi anlaşmayı düzenliyorum. Sonra pişman olayım deme.’
Karaborsacı anlaşmayı yazıp çizmeye başladı. Şayet bu anlaşma bozulursa, kayba uğrayabilirdi. Büyülü parşömen tüm şüpheleri giderirdi, ama emin olmalıydı. Neticede, parşömenin bir takım koşullarla doldurulması vakit alıyordu.
Theo, kağıda bakıp bir madde daha ekledi.
‘Canis, bir şart daha eklemek istiyorum.’
‘Nedir?’
‘Kendimin ve bu anlaşmanın gizliliği. Bu şartı kabul etmezsen, anlaşma biter.’
Gerçek şu ki, Theo buraya gemileri yakıp gelmişti, ama yüzündeki sakin ifadeyi korudu. Kişiler arasında zayıf görünmek ters tepen bir davranıştı. O yüzden avantajlı taraf gibi görünmesi gerekiyordu.
Gülümsemesinden önce Canis’in yüzünde acayip bir ifade oluştu. Bunun bir sorun olacağını düşünmüyordu.
‘Ha, bu biraz öncenin rövanşı mı? Eh, Peki. Sonuçta bu yüzden büyülü parşömen kullanıyoruz. Bu kadarını kabul edeceğim.’
Bu açığa çıkacak tüm bilgileri engellemeliydi. Theo elinde olmadan rahat bir nefes aldı. Kafası rahat olsa da, bir karaborsacıyla pazarlık yapmak tamamen farklı bir hikayeydi. İnsanlarla anlaşabilme kabiliyetine sahip değildi. Yalnızca bunun bir sonraki sefer tekrar yaşanmamasını umuyordu.
‘Hey, Genç Efendi.’
‘...Ne?’
Bu sefer Canis birşeyler söyleyecekti. Theo cevap verirken hissettiği rahatsızlığını gömdü.
‘Acaba lanetli eşyaların ölçümünü yapar mısın? Mümkünse, senden bunu isteyecektim.’
‘Hmm...’
Laentli eşyalar?
Bu beklenmedik bir soruydu. Obur, kitap yiyen bir büyü kitabıydı. Obur’un yemeden önce büyülü lanetleri ayırt etme özelliği olup olmadığını bilmiyordu. Yine de, karaborsacının bunun için çok eşyası vardı.
‘Bir kez deneyeceğim.’
Canis birşey söylemeden bir eşya getirdi. Kendi menfaatine gelince gayet çevikti.
‘Şey, ben bunula ilgili söz söyleyecek mevkiye sahip değilim.’
Theo yüzüğü sol eliyle kaptı ve odaklanmak için gözlerini kapattı.
‘Ölç.’
Dili kapalı yumruğunda hissedebiliyordu. Görsel bilgi kafasında oluştu ve tüm endişelerin yerini aldı.
-(+2 Bir dulun ağıtı (aksesuar))-
-(Yüksek kalite gümüşten yapılmış bir yüzük.Yüzüğün ilk sahibi erken yaşta kocasını kaybetti, hemen sonrasında da kalp rahatsızlığına yakalandı. Dul kadının hüznü bu yüzükte hapsolmuş ve güçlü bir lanete dönüşmüş. Bu yüzüğü takan kişi kadınsa, kasvetli bir ruh halinde olacaktır. Ama yüzüğü takan bir erkekse, bunalımlı halin ortaya çıkması düşük bir ihtimal olacaktır.
*Yüzüğün seviyesi ‘Normal’
*Tüketilirse, çok küçük miktarda büyü gücü elde edilecek.
*Tüketilirse, sindirim süresi 18 dakika 22 saniye.
*Takılırsa, Obur’un sahibi lanetten etkilenmeyecek.)-
Ancak, bu son değildi.
Sonraki cümleler ona akıl ve beden yorgunluğunu unutturmuştu.
-(Lanetli bir eşyayı ölçtün. Yırtıcı bir hayvan karşısında bayılma laneti ortadan kalktı.)-
-(Lanetli büyüler gizemli konulardır. Obur’u lanetli bir şeyle beslersen, sahibinin, laneti geride bırakan kişinin hatıralarını ve tecrübelerini öğrenme ihtimali düşüktür. Lanet ne kadar kuvvetli olursa, olasılık o kadar büyül olur.)-
-(Obur’un sahibi lanetten etkilenmez.)-
Ortaya çıkan sonuç hayal ettiğinden daha fazlaydı. Theo hiç düşünmeden talebi kabul etti. Elbette, ortaya bir bedel koyacaktı. Yapay maddelerin yerine lanetli eşyaların açıklaması daha iyi bir koşul olmuştu.
Sonrasında, işler daha rahat ilerledi.
Wuuong-
İki taraf kanlı parmakizini kağıda basınca, parşömen kanı kabul edip kırmızı renkle parladı. Bunun anlamı büyülü parşömen başarılı bir şekilde aktifleştirilmişti. Canis onu kendi kutusuna koyup sıkıca kapattı. Gizlilik şartı olduğundan, anlaşmanın varlığı Canis’in mutlak sırrı olmuştu.
‘Şimdi, anlaşma yapıldığına göre...’
Theo yorgun hissediyordu, yumuşak bir ifadeyle sol elini kaldırdı.
‘Hemen başlayalım.’
O andan itibaren, artık onun için büyü gücünü yükseltme zamanıydı.
Magnec