hepsinin kafasına vur theo :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
13. Bölüm İşte İsyan Başlıyor #1
İki aylık kış tatili sona yaklaşıyordu.
Eve giden öğrenciler birer birer geri dönmeye başlamıştı, bu sırada profesörler de ders materyallerini hazırlıyordu. Bir süredir boş ve soğuk olan kampüs eski sıcaklığına kavuşuyordu.
Ancak rüzgar hala serinliğini koruduğundan dışarda pek insan yoktu. Bu arada, bir öğrenci kampüs etrafında koşturup duruyordu.
‘Koş!...Koş!’
Theo koşu sırasında yere öğürmeye başladı. Bu onun 32.turu olacaktı. Spora ilk başladığında, 10 tur bile koşamıyordu. En azından ilk günde kusmamıştı. Düzgün spor yapması gerektiği bilgisini kullanıyordu. Son iki aydır geliştirdiği vücudu, günden güne daha erkeksi bir görünüm kazanıyordu.
‘Bununla...40!’
45.turunu tamamlar tamamlamaz Theo yere yığılmıştı. Avcunu yere bastırıp aşağı yukarı bastırmak, bu işin temel güçlendirici metoduydu. Bunun, kuzeyli şövalyelerin metodu olduğunu okumuştu.
Kolları titremeye başlayınca, Theo bunu niye yaptığını düşündü. Bu durum, Alfred’in hatıralarını kazandığı zaman başlamıştı.
-(Atışbilimi Büyüsü)nden, büyü ok, büyücü de yaydır. Büyücü sadece büyü yapmakla kalmamalı, aynı zamanda vücudunu da eğitmelidir.
Doğrusu, Alfred Bellontes’in vücudunun bir şovalyeninki gibi idmanlı olduğunu hatırlıyordu. Büyüyü savuran kolu kütük gibiydi. Büyüye karşı koymak ve büyüyü yapabilmek için açıkça anlaşıldığı üzere fiziksel çalışma gerekliydi.
O zamandan beri, günlük rutinine sporu da eklemişti. Her sabah aksatmadan koşuyor, kaslarını düzenli olarak geliştiriyordu. Vücudu yorulup ağrıyla kıvransa da, Theo bırakmadı. Onun yerine, öğününü iki katına çıkarıp kendini spora verdi.
‘1...90, 2...00’
Theo kotayı doldurunca yere yığıldı.
İki ay öncesine kadar kolları kalınlaşmış olsa bile, günlük miktarını yükseltmek bayağı zordu. Bu kadarına katlanması muhtemeldi çünkü bir büyücünün vücudu sıradan insanlara göre daha hızlı iyileşirdi. Büyüyle kuşanmış şovalyelerinki kıyas dahi edilemezdi ama, bu kadarı, ertesi gün onu yataktan çıkmaması için yeterliydi.
‘Ahhh, bu yüzden ders çalışmak işin kolayı.’
Onunla hemfikir olacak birini bulmak zordu, ancak Theo kendi düşüncesinde samimiydi. Doğduğundan beri, hep iyi bir hafızası olmuştu.
Spor kıyafeti terden sırılsıklamdı. Kol ve bacak eklemleri kalkacağı anlarda lastiksi bir hal alıyordu. Buna rağmen, büyü çalıştığı zamanlardaki gibi içinde bir başarı duygusu oluşmuştu. Bu sayede bir diğer gün de buna dayanabilirdi.
Hergün aynaya baktığında dünden farklılaşan bedeni Theo için bir moral kaynağıydı.
‘... Kalk.’
Terlemesine rağmen, serin esen rüzgarla üşümüştü. Soğuğu kaparsa kötü olabilirdi. Ayağa kalkıp ellerindeki kiri sirkeledi. Normalde insanlar gidip banyo yapardı, ancak Theo farklıydı.
‘Temizle.’
Basit bir büyüyle, üstündeki kir uçup gitmişti. Diğer öğrenciler daha düzgün yaşadığından buna ihtiyaç duymuyorlardı. Ama Theo işin uygulama kısmını iyi kavramıştı. Büyü gücü bedenini sarmaladıkça daha da temizleniyordu.
‘Bu 3.halka mı? Daha önce kullandığım zamankinden daha temiz bir his.’
Bu basit bir duygu değil, gerçek bir histi.
Tüm büyüler daha iyi performans için büyü gücüne ihtiyaç duyardı. 1.halka büyüsü biraz daha fazla büyü gücüyle daha etkili olabilirdi. O yüzden, 2.halka ve 3.halka büyücüleri arasında bariz bir fark vardı.
2.halka Theo ile 3.halka Theo arasında da fark vardı.
Wuuong-
Kalbini çevreleyen 3.halka hala garipti. Farkında olmadan göğsüne dokundu. Ama halka sayısı yine de değişmemişti. Karaborsacıya gidip 40 tane yapay madde yedikten sonra elde ettiği başarı buydu.
3.halak büyücüsü...
Theo artık diğer öğrencilerle aynı başlangıç seviyesine gelmişti.
***
‘Oh, Soğuk. Bu yaşamaya değer.’
Soğuk rüzgarların estiği sokağın aksine, içeride daha ılımlı bir hava vardı.
Kaloriferler tatil boyunca kapalı kalmıştı. Theo daha hassas olduğundan koridor ve duvarlardan yayılan sıcaklığı farketmişti. Soğuk ellerini havaya kaldırıp sıcaklığın derisine nüfuz etmesine izin verdi.
‘Sıcaklık büyüsü, basit ama etkili.’
Bu sistemi kuran kişiyi takdir etmişti. Tam o anda...
Tak... tadak... tak...
Duvarlardan ellerini ısıtmakla meşgul olan Theo, ayak seslerini duyunca gözlerini açtı. Duyulan adımları istemsizce sayıyordu.
‘Birisi yaklaşıyor... kabaca 3 kişi?’
Bu kabiliyet, büyücününkinden çok bir suikastçı veya iz sürücü kabiliyetine yakın bir hünerdi. Büyü gücünün hareketini takip eden bir algı sistemi tipindeydi. Theo bu beceriyi (Atışbilimi büyüsü)nden Alfred’in tecrübelerini tattıktan sonra edinmişti. Bir savaş kahramanı olarak, Alfred Bellontes kendi algısını bir iz sürücünün seviyesi kadar geliştirmişti. Bu kahramanın anılarının ufak bir kısmını gören Theo, benzer bir algı sistemine sahip olmuştu.
Sürpriz olmayan bir şekilde, yurt bölümüne giden 3 üniformalı öğrenci koridorda belirmişti. 4 çift göz ortada buluştu.
‘Bu çocuklar...?’
Rakiplerine refleks olarak parlayan gözlerle baktı. Kravatları bollaşmış, manşetleri yukarı katlanmıştı... Aksesuarlar ve yüksek topuklular okul kurallarına aykırı olduğundan yasaktı. Theo, yalnızca kıyafetlerine bakarak ne tip insanlar olduklarını söyleyebilirdi.
Bu onu diğer seviyeye taşımıştı.
‘Hey, bu, o puşt değil mi?’
‘Öyle galiba? Yüzünden belli oluyor.’
‘Whoa, Artık aynı yurtta kalıyoruz. Şimdi cidden 3.sınıf gibi hissediyorum.’
Aslında, Theo’nun duyması için böyle sesli konuşuyorlardı. Theo’nun gülesi gelince harekete geçti. Bu kadarı, taciz demek için yeterli değildi. Geçen sene, birisi başının arkasına ‘Şok büyüsü’ yaparak vurmuştu. Daha önce de bir başkası çantasında ‘Ok büyüsü’ ile koca bir delik açmıştı.
Eğer şimdikiler sadece konuşuyorsa, bu bayağı iyiydi.
Rap, rap, rap.
Theo, o 3 kişinin yanından sessizce geçti. Bu tepkiden hoşlanmadıkları için miydi? 3 kişi, Theo’nun gözlerini görememişlerdi.
Kiiiing-
Theodore büyü gücünün hareket ettiğini anlayınca durdu. Büyü... en fazla 1.halka büyüsüydü. Ancak merkez noktası Theo’nun ayakları altındaydı. Theo bir adım daha atsa, düşerdi.
‘Bu büyü... ‘Yağ büyüsü’? Ne abes bir hile.’
Yabancı olmayan bir büyüydü bu. Herkesin arkasından vurduğu kişi aynıydı. Onun düşmesini izlerken keyifle gülmek istiyorlardı. Tüm bunlar, onlardan daha büyük ancak daha aşağıda gördükleri kişiyle alay etmek içindi. Eğer geçen sene olsaydı, Theo bunlara kayıtsız kalabilirdi, ama...
‘Acılar burada bitiyor...’
3.halka büyücüsü ve tabi Obur’un sahibi olarak, Theodore Miller eskisinden tamamen farklı biriydi. Theo, Alfred’in ‘tespit’ yeteneğinden faydalanarak kayganlığın olduğu yeri buldu ve hemen karşı saldırıya geçti. Hiç olmazsa, kazdıkları kuyuya onları düşürmeliydi.
Giden öğrencinin arkasından parmağını oynatıp ‘Yağ Büyüsü’nü kullanmaktan hiç tereddüt etmedi. O üç aptal, ayaklarının altında olup bitenden habersizdi.
‘Aptallar,’ dedi Theo sessizce ve yoluna devam etti. Öğrenciler yağın bulunduğu yere ayak basınca, Theo arkasından gelen gürültüyü duydu.
3 öğrenci yerde yatarken bağırmıştı ama Theo arkasına bakmadı bile. İleride bu aptallardan sayamadığı kadar çok görecekti.
‘Açılış töreni... 1 hafta içinde.’ Diyen soğuk bir ses, Theo’nun ağzından duyuldu.
Yeni dönem başlamıştı yine. Şimdi 3 yıl boyunca çektiği profesörlerin aşağılamalarını ve öğrencilerin alaylarını onlara geri ödetme zamanıydı. Bunun basit olduğunu biliyordu, ancak dudaklarının yukarı kıvrılmasına mani olamadı.
Bir hafta sonrasında, Theodore Miller’in 3.sınıf son senesi başlamıştı.
Magnec