köpek anca havlar işte başka ne işe yarıcak ki :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
47. Bölüm Üçlü’nün karşı saldırısı #1
Pek tabii, ilk saldırı askerler tarafından yapılacaktı.
Bariyerlerin gerisine çekilerek bellerinden bir şey çıkardılar. Ardından taşla doldurup çevirmeye başladılar. Salladıkları şey, savurma kuvvetiyle taşları ok misali fırlatan bir sapandı.
Sapanlar, yay taşımaktan daha kolaydı ve okun aksine de taşları her yerden bulabilirlerdi. Böyle bir fırsat, pahalı silahlara güç yetiremeyen askerler için oldukça idealdi.
‘Ateş!’ Randolph yerine, yardımcı komutan Hank’ın komutuyla taşlar havada yükseldi.
Pak! Pakak! Pak! Pakak!
Cüce, ifrit gibi minik zombiler tek taşla halloluyordu. Orklar hemen ölmese de 3 veya 4 darbeden sonra yere düşüyorlardı. Kısa bir an içinde zombi kalıntıları yeri doldurmuştu.
Ancak, binlerce zombinin bir araya gelmesiyle öldürdükleri miktar çok az kalıyordu.
‘Karınca ordusu gibiler.’
Theo, Sylvia ve Randolph bariyerlerin arkasında kalıp zombileri izleme şansı yakalamışlardı. Kokuşmuş bir grup zombinin yaklaştığını görmek bile mide bulandırmaya yeterdi. Bir tanesi bir şey değildi ama, ortada binlerce olunca durum değişiyordu. Tıpkı tarla mahsüllerine üşüşen çekirgelere benziyorlardı.
Bu manzara karşısında Randolph’un ağzı açık kalmıştı.
Patronu Theo tarafından kurulan plana göre, yaklaşan cesetleri arkadan dolanmalılardı. Ama sayıları karşısında bir yol çizmek büyüyle bile imkansızdı. 4. Veya 5. Halka büyüleri kullanırlarsa belki bir şansları olabilirdi fakat o zaman da büyücünün inine ulaştıklarında savaşacak güçleri kalmazdı.
O yüzden Theo bu kargaşadan çıkmanın bir yolunu düşündü.
‘Ağırlık azaltma.’ Theo’nun bu büyüsü, Sylvia’nınkinden bir adım önce tamamlanıp ikisinin etrafını sarmıştı.
Hafiflik sağlayan ve insanların aksine eşyalara uygulanan bir büyüydü. Bununla birlikte, Theo ve Sylvia’nın vücut ağırlıkları yarı yarıya düştü. Sylvia’nın büyüsü de tamamlanmıştı.
‘Saklı büyü kuvveti.’ Değneğinden çıkan büyü gücü, bu sefer üç kişinin etrafını sarmıştı.
Bu büyü, bedenlerinin ürettiği büyü gücünü saklı tutuyordu. 5 duyu organına sahip rakiplere karşı bu büyüyü kullanmak pek iyi sayılmasa da büyü gücünü rahatlıkla farkeden zombilere karşı ellerinde daha iyi bir şey yoktu.
Bu şekilde, temel adımı tamamlamışlardı. Theo yapılan büyülerin işe yaradığını görünce kafasını salladı.
‘Tamamdır, istediğimiz zaman başlayabiliriz.’
‘Genç bayan?’
‘Hazırım.’
‘... Tamam o halde, ikiniz de buraya gelin.’
Onaylarını duyduktan sonra, Randolph ağzını şapırdatıp kılıcını beline daha sıkı bağladı. Sonra geniş elleriyle Theo ve Sylvia’yı kavrayıp omuzlarında taşıdı. Randolph’un devasa gücü, ağırlıklarını hafifleten büyüyle harmanlandığında, omuzlarında taşıdığı iki kişinin ağırlığını neredeyse hissetmemişti. Dışarıdan görüntü kirliliğine sebep olsalar da, ellerinden bir şey gelmezdi.
Ardından, Randolph gözünü karartıp omzundaki ikiliyle zombilerin arasına daldı!
‘Ağzını açma patron! Dilini ısırırsın!’
Birinci sınıf bir kılıç ustası olarak, Randolph’un kuvveti sıradan bir insanınkinden kat kat daha yüksekti.
Tek adımla 10 metre yükseğe zıplayabiliyor, 50 metre öteye ilerleyebiliyordu. Yer çekimini neredeyse yok eden bir hareketti. Çok yükseğe zıplayabiliyor olsa da kanatları da olmadığından normalde yere düşmesi gerekiyordu.
Az sonra, Randolph dehşet verici bir hızla alçalmaya başladı.
‘Kık, Bu tarafa yol açıyorum...’ ayak tabanlarında hissettiği gıdıklanmayla hafifçe kıkırdamıştı.
Düşününce, yapacağı şey o kadar da zor gelmemişti. Zombiler çürük varlıklar olsa da, kafalarını ezip kendilerine yol açmak kolay olacaktı. Böylece Randolph’un ayağı zombi bir orkun kafasına iniş yaptı.
Peng!
Düşmenin ve Randolph’un etkisine karşı koyamayan zombi parçalara ayrıldı. Zombi orkun kafası patlayınca Randolph bir diğerine zıpladı.
Sadece bu değildi. Bir süre sonra cinlerin, ifritlerin ve cücelerin de kafasını patlatmaya başlamıştı. Zombiler topluluğunu aştıkça ayakları altındaki başlara basamak gibi tırmanıyordu. Bu metoda Doğu’da ‘Çimenlerde uçmak’ deniyordu ama Randolph bu yöntemi kullanırken kendi enerjisinden yardım alıyordu.
Sonuç olarak, üçü, balığın suda yüzmesi gibi cesetlerin arasından geçip gitmişti.
‘Harika...! Bu, senin enerjinle olan bir hareket mi? Bir insanın büyüsüz böyle ilerlediğini görmek...’
Bu sırada, Theodore, Randolph’un hareketlerini hazır ediyordu. Akademi’de okurken enerjinin nasıl çalıştığını öğrenmişti ancak, Randolph’un seviyesinde biriyle hiç tecrübe etmemişti.
Vücuttaki büyü gücüyle ortaya çıkan büyünün aksine, enerji denen şey, insan bedenini güçlendiren bir yapıydı. Büyü gücüne sahip olmayanlar için bir hile sayılabilirdi. Bu hile, Meltor Krallığının ezeli rakibi Andras İmparatorluğunun da milli gücüydü.
Büyüyle pek çok açıdan oldukça farklıydı. Enerji, saj gücün kristalleştirilmesiydi ve savaş tekniklerinin baştan sona öğrenilmesiyle geliştirilen bir taktikti. Son derece yetenekli bir enerji bükücü, ileri seviye bir yaratık olan bir dev ile kapışabilirdi veya tek bir kılıç darbesiyle duvarları ikiye bölen bir canavar olarak tekrar doğabilirdi.
‘Bu...sonuncusu!’
Puhak!
Randolph ayakları altında ezdiği cücenin üzerinden ileri atladı. Artık, zombilerin üstüne basmak yerine ağaç dallarıyla hareket edebilirdi.
Randolph sağ omzuna bakıp Theo’yla konuştu. ‘Buradan sonra, patronumun söylediklerini dinleyeceğim. Yolu yokuş olsa bile beni en kestirme yola yönlendir.’
‘Anladım.’ Diye karşılık verdi Theo.
Burası çocukluğunda çokça oynadığı yerdi. İklimi biraz farklıydı ama raporlarda belirtilen mağarayı bulabilirdi. Zorlu yokuşlara aldırmadan, haritada çizilebilecek en düz yol Theo’nun kafasında belirdi.
‘Küçük bir uçurum görene kadar 40 derece sola!’
Theo’nun emirlerini dinleyen Randolph bir ok gibi yeirnden fırladı. Arkalarında ilerleyen zombiler onların varlığını farketmemişti bile. Farketseler bile ormanlıkta bu üç kişiye zarar veremezlerdi.
Bu üçlünün karşı saldırısı karanlıkla başlamış oldu.
***
‘Gezen Kurtlar’ın lideri Randolph 300 altına fazlasıyla değerdi. Zombileri ve ağaç dallarını çiğneyip, uçuruma ve hatta küçük bir şelaleye dahi tırmanmıştı. Bu sayede, yolculukları 1 saatten 20 dakikaya inmişti. Yine de, Theo’nun ifadesi kaskatıydı.
Ormana girdikleri yerden oldukları yere kadar, Theo karşılaştıkları zombilerin sayısını hesaplayıp 10.000 bulmuştu.
‘Bu akıl almaz bir sayı...Büyücü bu denli büyük bir ordu kurmak için ne yaptı? Bu büyü kitabı, ölüleri canlandırmakla mı uzmanlaşmış?’
Büyücü özellikle bu çevrede bulunmayan ejderha ve devleri zombileştirmekle uzmanlaşmıştı. Bizzat yapmak yerine uzaktaki yaratıkları zombileştirmek daha kolaydı. Yahut yalnızca başıboş büyücülerin sahip olduğu ‘Negativ Boyut’ tan zombiler üretti. Şayet bir büyü kitabı varsa bunları yapması anormal değildi.
Theo’nun Obur’un kilitlerini kırması gibi, belki büyücü de kendisinin ‘negativ bpyut’a girmesine izin verecek bir özelliği aktifleştirmiştir.
‘Hey, patron.’ O anda, Randolph durdu ve bir yeri i,işaret etti. ‘Hedef bölgeye ulaştık. Ne emir vereceksin?’
‘... önce beni yere indir.’
‘Ooops, hafif olduğundan unutmuşum.’ 5 saniyeden az bir sürede, Randolph’un sert yüzü yerini sırıtmaya bıraktı.
Theo ve Sylvia büyüyle hafiflemiş olmalarına rağmen Randolph koşmuş olda da nefes nefese kalmamıştı. Onun yerine Sylvia sanki bir hastalığı varmış gibi nefes sıkıntısı çekti.
Theo, mağaranın önüne doğru yavaşça yürüyordu.
‘Büyü Gücü göster.’ Mavi büyülü ışık gözlerinden fırladı.
2çhalka büyüsü ona havadaki büyü güçlerini gösterdiğinden büyücünün içerde olup olmadığını söyleyebilirdi. Büyünün verdiği sonuç mükemmeldi.
‘Ah...?!’ Theo’nun görüşü aniden siyaha boyanmıştı.
Kara büyü zehirli gaz gibi yayılıpm gözlerine giriyordu. Yaralanmamıştı ama ani görüş kaybı korkunç bir şeydi. İll kez tecrübe edindiği kara büyünün yoğunluğu, Theo’nun tahmin edemeyeceği bir seviyedeydi.
Büyü gücü gösteren cihazı kapatıp alnındaki teri sildi. ‘Eminim. Büyücü içerde. Mağaradan yayılan büüy gücü karanlıkla dolu. Tam bir cehennem gibi.’
Büyücü mağarayı terk etmiş ise, Theo’nun grubu tavuk kovalayan köpeklere dönecekti. Saldırı planı başarısız olacak, tahliyeyi başlatmak için derhal Miller kasabasına döneceklerdi.
Kılıçlar karşılığında ödediği 200 altın da Randolph’a geri verilecekti.
‘Sylvia, duruöun nedir?’
‘Ben iyiyim. Bir anlığına sersemledim.’
‘Randolph bacakların iyi mi?’
‘Tabiki. Yorulursam asker olamam.’
Durumlarını kontrol ettikten sonra, Theo derin düşüncelere daldı. Bu zamana kadar başarılı olmuştu, ama sonrasında ne olacağını ya da olduğunu bilemiyordu..
Zafer ve Yenilgiden geçen kavşak noktası, bir adım daha attığı yerdi.
‘İçeri girelim.’
Buraya varmaları uzun vakitlerini almıştı. Eğer büyücü, Theo’nun üçlü geri saldırısını öğrenirse kaçar ve zombileri de peşine toplardı. Tedirginlik ve korkudan durmaya cesaret edemezlerdi.
‘Randolph yol gösterici olacak, ben ortada ve Sylvia da arkadasa oturacak. Bu bilgiyi aklınızda tutabildiğiniz kadar tutun. Büyücüyle kerşılaşırsanız da, elinizden geleni serbestçe yapın.’
‘Anlaşıldı.’
‘Anladım.’
Theo bilmese de, komutalık tecrübesini Alfred’den almıştı. Diğer ikisi Theo’nun etrafında sıraya geçip verilen komutları kabul ettiler ve Randolph mağaraya ilk giren oldu.
Fener gibi ayrı eşya taşımalarına gerek yoktu.
‘Işık.’ Aynı anda, karanlıkta iki küre ışık belirdi. Mağaradaki gölgelikler kaybolmuştu ve asıl görüntüleri ortaya çıktı.
Tüm zombilerin amacı savaşmak değildi. Üçü, savaşmak için hazırlandı.
Tam olarak o sırada...
(Fareler!)... Ne cüretle... evimi ilgal edersiniz?’ çirkin ve bozuk bir ses mağarada yankılandı.
Sesi, insan sesi yerine mağaranın derinliklerinden cehennem uğultusu gibi gelmişti. Negative büyü tepki verince Theo ve etrafındakiler buz gibi bir soğukla yüzleştiler.
(Benim kaldığım yeri bulmuş olabilirsin ama...! Buradan asla canlı çıkamayacaksın...!) zombilerin hareket etmesiyle büyücünün sesindeki öfke duyuldu.
Yanmış bir ork savaşçı eline bir balta alırken, zombi bir gri kurt sivri dişlerini gösteriyordu. Kalabalık bir zombi ordusu savunma için geride bırakılmıştı.
(Öldür...! ve öl...) bu sözleri zombilere söyleten, büyü kitabının kendisiydi!
Buna rağmen, Theodore bu cümleye yalnızca güldü. ‘Galiba zamanında başardık.’
‘Evet. Şu ahmağı dileniyorken altına işetelim mi?’ Randolph farketmesinin ardından alayla konuşmuştu.
Bir aslan asla havlamazdı; yani zaferini garnatileyen birisi, rakibini tehdit etmeye luzüm görmezdi. Şayet rakibi bu tehditten kaçarsa, onlar da avını kaçıracaklardı.
Sadece savunma hissiyle dolanlar, düşmana yaklaşmamasını söylemek adına havlarlardı.
‘Gidelim.’ Yenilenen güveniyle karşılık veren Theodore’un avcunda koyu kırmızı kıvılcımlar çakıyordu.
Magnec