Elinize sağlık
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
35. Bölüm Turnuva Finalleri #3
Theo ve Sylvia arasındaki savaş dinince, ağızlarını sıkıca kapatan seyirciler konuşmaya başladı. Turnuva başında, tutulmuş nefesleri yerini tezahürata bırakmıştı.
Önceleri çocuk festivali havasında ilerleyen turnuva, sonunda bu seviyeye kadar gelmişti!
Stadyumdakilerin ağızları hiç durmadan yorum yapıyordu. Aralarında ateşle saldıran Theo’yu destekleyen de vardı. Onun bu patlayıcı gücü seyircileri kalpten etkilemişti.
‘Soldaki çocuk, adı Theodore demiştin, değil mi? İlk saldırısı iyiydi. Sylvia yerine başkası olsa, iki puanı kapmıştı.’
‘Alev kabuğu ve Rüzgâr gücü… Kırmızı Kule’nin temel öğretilerinden. Vince’in öğrencisinin yetenekleri hiç fena değilmiş.’
‘Başarısı artarsa, orta rütbeye ulaşabilir.’
Ancak, Sylvia’nın teknikleri de seyircilerin yorumları arasındaydı.
‘Hmm, ben olsam o likit yılana yüksek bir puan verirdim. Bazı Mavi Kule büyücülerinin bile kontrol edemeyeceği bir beceri.’
‘Blundell’in çırağından bekleneceği gibi. Rakibinin görüşünü buz oklarıyla doldurup ardından yüksek hızda buz zeminde kayıp en sonunda da değnekle yakın dövüş yapmak… Bu, Blundell’ın meşhur elle dövüş stili.’
‘Bence büyü turnuvasında böyle bir tekniği kullanmak biraz… Ama yine de rakibi, saldırı karşısında puan kaybetti.’
Gerçek büyüyü bilmeyen biri böyle bir şey söyleyebilirdi.
-birisi ne kadar büyüye sahip olursa olsun, silahlı saldırıya makul bakar mı?
Bu soruya tüm büyücüler aynı cevabı verirdi.
-Haklısın, ama eğer hedeflenen kişiysen, bunda bir yanlış yok.
Biraz cahilce gelse de doğruydu.
Büyücülerin temel olarak savaş sırasında rakipleriyle aralarındaki mesafeyi korumaları gerekiyordu.
Büyü yapmak için gereken mesafe neydi ve ne büyüsü yapılabilirdi? Aynı zamanda rakiplerinin hızını ve tehdit oluşturacağı yakınlığı da hesaba katmalılardı. Böyle değerli bir hesap, büyü yapmanın yapı taşıydı.
Büyücüler, kendilerinin yakın dövüşte yetersiz olduklarını herkesten iyi bilirlerdi. O sebeple, yakınlarındaki rakipleri için önceden taktik belirlerlerdi.
Yakın dövüşte darbe aldıkları takdirde, ya büyücünün tecrübesizliği ya da rakibin yeteneği öne sürülürdü. Ancak tüm mesele büyücünün tecrübesi veya yeteneğini sorgulamak değildi.
Blundell, turnuvayı izledikçe yüzünde bilinmedik bir şaşkınlık oluşuyordu.
‘…Bu büyüyü hatırlıyorum.’
Mavi Kule Üstadı Blundell Adruncus bu sene 130’u deviriyordu.
Savaş kahramanı Alfred Bellontes ile geçirdiği günler gençliğinde kalmıştı. Bellontes eyaletine karşı savaştığı olmuştu. İşaret parmağından çıkan parlak mavi ışıkla irkilmişti.
Blundell, o gün ölmemişti ama ne zaman yağmur yağsa kemikleri sızlardı.
Clack!
Blundell’ın parmağını şıklatmasıyla, Vince ile etrafında bir ses engeli oluştu.Ses geçirmeyen, su ve hava karışımı bir duvardı. Aralarındaki konuşmanın dışarı sızmasını istemeyen Blundell, Vince’in oturduğu yere baktı.
‘Alfred’in büyülü oku… sen mi öğrettin?’
‘Hayır, çocuğun kendi yeteneği.’
‘..Hmm, ‘Ateşli Katil Vince’ yetenekleri gerçekten iyi görüyor demek.’
Blundell’ın ses engeli koyması gerçeği, bu kelimelerin etrafa yayılmasını istemediği anlamına geliyordu. Üstelik bunun için basit bir çocukla uğraşma ihtiyacı da yoktu. Vince neyi söyleyip neyi söylemeyeceğine dikkat ederek, Blundell’in sorusuna dürüst cevap verdi.
Blundell elini cüzdanına atıp kısık sesle mırıldandı, ‘Pekâlâ, iddiaya girelim istiyorsun… Eğer o kadar yeteneği varsa, kazanması için bir şansı var demektir.’
Theodore mu kazanacak yoksa Sylvia mı…?
Bahisler bu ikili sayesinde yükselmişti. Vince’in 100 altını ve Blundell’ın koyduğu 300 altın ile toplam 1000 altına ulaşmıştı.
Bahisler, en çok Sylvia’nın zaferine oynanmıştı. Kimisi de köşeyi dönmeyi umarak Theodore’a para yatırmıştı. Kazanan taraf, yatırdığı paranın 6 katını alacaktı.
Ancak, Blundell dikkatini iddiaya vermiyordu.
‘…Fazla yetenekli olmak insanı yalnız koyar.’
‘Ha?’
‘Sylvia, arkadaş edinme konusunda şanssız bir çocuk. Farklı olduğundan diğerleri tarafından dışlandı.’
Bu sözleri övgüden çok bir şikâyetti. Onun yegâne hocası ve ailesi olan Blundell, onun yalnızlığına ilaç bulamamıştı. 17 yaşında olmasına rağmen, çocukluğundan eser kalmamıştı.
Belki de Mavi Kule’nin en geç şaheseri 5.seviye engelini ‘psikolojik engeli’ yüzünden aşamıyordu. Yine de, bu duvar birçok noktadan hasar görmüştü.
‘Nasıl? Bir arkadaşla oynamak eğlenceli mi?’
Onu kızı gibi yetiştirdiği için miydi? Sözleri aptalca gelebilirdi ama yanlış şeyler değildi. Ona daha önce göstermediği gülümseyen yüzü…
Güneş gibi gülümseyen Sylvia’ya bakan Blundell da gülümsemeden edemedi.
‘Evet, oynayabildiğin kadar oyna.’
… Geçmişte kalan tüm eğlencesini çıkartana kadar.
***
Tribündeki duruma rağmen, iki yarışmacı da birer puan kaybedene kadar kızışmıştı.
Onlarca alevli ok havada uçuşmuştu. Vurduğu düşmanı kül edecek sürekli bir saldırıydı. Buna benzer olarak, soğuk hava veren buz okları da mevcuttu.
Yerler ıslandığı anda Sylvia büyüsünü uyguladı.
‘Büyük sarkıtlar.’
‘Toprak dalgası.’
Sarkıtlar zemine çarpıyor, toprak dalgası ise üstlerini örtüyordu. Sarkıtların hafifliği, toprağın ağırlığıyla baskılanmış ve çok geçmeden toprağa gömülmüştü. Ancak, gümüş saçlı kız yeni bir buz zemin oluşturmuştu.
‘Üzgünüm ama bu numarayı daha önce görmüştük!’ kızın hızı olağanüstü olsa da Theo gideceği yönü bildiğinden zorluk çekmemişti.
Parmağıyla Sylvia’nın rotasını takip etti. Rakibin savunmasını tersine çevirmek de bir taktikti. Büyülü ok her hâlükârda kullanışlıydı ve büyüyü parmağından serbest bıraktı.
Piiing!
Parlak ışık, oktan daha hızlı ilerlemiş ve Sylvia’nın cüppesinin kenarını parçalamıştı. Sylvia dişlerini sıkarak konuştu. ‘…Bu, daha önce bana gösterdiğin şey.’
Theodore, rakibinin hamlesini bilen tek kişi değildi.
Büyülü okun zayıf kaldığı şey, dar alanda kaçınmanın mümkün olmasıydı. Güç ve öldürücülük noktasında uzman olmak, küçük şeylerden kaçmanın kolaylığıyla ilgiliydi. Doğrudan saldırı yapmak da buna bir etkendi.
Bunun asıl ustası olan Alfred, bu zayıflığı yüksek hızla aşmıştı. Ancak Theodore’un büyüsü hala yetersizdi. Sylvia hızlılığını ve refleksini kullanıp saldırıdan korunmuştu. Yani bu saldırıyı tahmin etmiş olmalıydı.
Huoong!
Sylvia, Theo’yu un ufak etmek için değneğiyle saldırmıştı.
‘Ah?’
İllüzyon hilesi! ‘Gece Avcısının serabı’ından edindiği bir yetenekti. Gece Avcısının Serabı, kullanan kişinin birebir yanılsamasını oluştururdu. Sylvia’yı bile kandırması, bahsedildiği kadar iyi olduğunu ifade ediyordu.
Theo bu fırsatı kaçırmayıp işini halletti.
Kururung!
3 taş mızrak önüne çıkınca, Sylvia dengesini kuramayıp yere düştü. Önlem amacıyla, Theo ikincil bir büyüsü ‘Mızrak Kapanı’nı hazırlamıştı. Sylvia’nın iki mızraktan kaçabilmesi takdire şayandı. Ancak, kör noktasında beliren mızraktan kurtulamamıştı.
Pakang!
Sonunda, mızrak sırtına saplanıp ikinci kristali de kırmıştı. Theo bir sayı öndeydi, ama temkinli olduğundan olmadığından geri adım attı.
Bunun sebebi geri hücum yapma ihtimaliydi. Bu sefer, tuzakları işe yaramıştı ama Sylvia aynı yemi tekrar yutmazdı. Sürpriz olmayan bir şekilde, hırçınca tuzaktan kurtulmaya çalıştı.
‘İşte geliyor. Gözlerini ondan ayırma. Sylvia’nın ilk hamlesi…’
İlk başta, Sylvia buz sarkıtlarıyla buhar elde etmişti. O buharın arasında onu gözden kaçırmış ve onu, buzun üzerinde kayarken bulmuştu. Eğer Theo onu yakından izlerse, bu sefer ne yaparsa yapsın üstesinden gelecekti. Theo’nun gözleri ‘şahin göz’ sayesinde altına dönmüştü ve görüşünü odakladı.
O sırada, Sylvia hareketi kesmişti.
Puk!
‘Keuk…?’
Buz sarkıt aniden Theo’nun üstüne düşüp sırtını delmişti. Sylvia’nın az önce vurulduğu noktaydı. Arkadan gelen sürpriz bir atak yapmıştı. Theo’nun cüppesindeki kristallerin biri kırılmıştı.
Fakat, acı veren başka bir şey daha vardı.
‘Bu kız, benim yetenek ve taktiklerimi mi kopyalıyor…?’
Sylvia büyü noktasında Theo’dan önde olsa bile, Theo burada başka konularda öne geçiyordu. Bir defa, Sylvia savaş büyücülüğünde tecrübesiz olduğundan isabetli büyüleri seçmede ve zamanlamada sorun yaşıyordu. Öne geçmesi, sahip olduğu zekâsına dayanıyordu.
Ancak, bu durumda bile ürpertici bir hızda öne geçiyordu.
‘Oh, baş belası.’
Theo, ilk kez yaşıtları arasında kendisiyle eşit öğrenme kabiliyeti olan biriyle karşılaşıyordu.
***
Aksine, Sylvia durumdan memnundu.
‘Bu çocuk benden nefret etmiyor, korkmuyor. Hatta büyüleriyle beni şaşırtıyor.’
Sylvia ilk kez böyle bir şeyle karşılaşıyordu. Karşısındaki genç, nefret ya da kıskançlık hissi taşımıyordu. Sadece eş seviyede savaşacağı bir rakipti.
‘Oldukça eğlenceli!’
Çocukken terk ettiği gülümsemesi tekrar yüzündeki yerini bulmuştu.
Çocukluğundan bu yana, ona yaklaşan bir arkadaşı olmamıştı. Gümüş renkli saçları ve dillere destan güzelliği, kasabadaki kızların kalplerine kıskançlık tohumları ekmişti. Ayrıca, Sylvia elit tabakadan olmasa da, büyüdeki üstün yeteneği, onun kimliğinde esrarengiz bir algı oluşturmuştu. Kasabaya yolu düşen Blundell olmasa, bu yetenekleri çiçek açmadan ölüp gidecekti.
-Neden anlaşılmaz konuşuyor?
-Gösteriş yapmıyor mu?
-Öğretmek istemiyorsan söyle. Yalan atma.
-Sen doğuştan bizden farklısın. Bir dâhisin sen. Niye gidip kendin gibi bir dahi bulup ounla takılmıyorsun?
Birisi kıskanmıştı…
Başkası nefret etmişti…
Diğeri yanlış anlamıştı…
Öbürü arkasını dönmüştü…
Bu yüzden, yara almadan evvel, aklını herkese kapatmıştı. Artık diğerlerine yaklaşmaya çalışmaktan vaz geçmiş ve yardım eli uzatmayı bırakmıştı.
Blundell ve Mavi Kule’nin büyükleri onunla ilgilendilerse de bir arkadaş olamadılar. Yaşları gereği ebeveyn konumundaydılar. O nedenle, çocukluğunda zihnine inşa ettiği duvar, zamanla 5.halkaya erişmesini engelleyen gerçek bir duvara dönüştü.
Buraya geleli 5 yıl olmuş muydu?
-Oh, baş belası.
Theo, ördüğü duvarın ötesine ulaşmayı başarmıştı.
Magnec