anlatman iyi oldu :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
18. Bölüm Güven kavşağında #2
Bergen Akademisi’nde 5 yıl geçirdikten sonra, Theo bir şeyi farketmişti; insanları önemsiz sözleriyle ya da anlık davranışlarıyla yargılamamak.
Profesörler ona aptal muamelesi yaparken, dostmuş gibi davranan sınıf arkadaşları da ona sırt çevirmişti. İnsanlara bu kadar güvenmek çok aptalcaydı.
Yine de Profesör Vince farklıydı.
-Sen şu uzun-vadeli mankafa mısın? Hangi saftirik bulmuş bu lakabı bilmem.
-Final sınavındaki cevapların mükemmeldi. Eğer sorun olmazsa, okul çıkışı laboratuarıma gel. Sana biraz daha öğreteyim.
-Seninle dalga geçenlere aldırma. Akademi’deki herkesten daha iyi birisin.
-Theodore Miller, büyü bilimcisi olmayı düşünür müsün?
Theo tüm bu konuşmaları hatırladı. Bu sözler, öfkeli, hayalkırıklığına uğramış ve utanç duyan Theodore’un kurtarıcısıydı.
Vince, Theodore’un kıymetini bilen tek kişiydi. Akademi’nin en iyi büyücüsü, bu uzun-vadeli mankafanın yeteneğine inandığını söylemişti.
Onun sözleri şimdiki Theodore’u varetmişti.
‘Profesör Vince... Akademi’de kendisine güveneceğim tek insan...’
Eğer Vince’e de güvenemeyecekse, gelecekte hiçkimseye söyleyemezdi.
Theodore’un gözleri bir şeyi farkedince aşağı indi; sonsuza dek bu şekilde yaşayamazdı. Sonunda, birisi kütüphanedeki kitapların eksikliğini farkedecek ve Akademi’dekiler Theo’nun ani becerileri ve performansına şüpheyle bakacaklardı.
O durumda, Theodore ne güçleri olan ne de ona hak sağlayacak mevkiye sahip bir öğrenciydi. Nitekim, Profesör Vince’i kendi tarafında tutarsa durum farklı olurdu.
‘Açıkça, bunun olmasını engelleyebilirim... ama bu şekilde, yardım alabilirim. Hem gerekli kitapları olmak da daha kolay olur.’
Mezuniyetten önce yakalanmamasının olasılığı vardı yahut Profesör Vince’in ona ihanet etmeme olasılığı, belirsiz olan istikbal, tartıya gelmezdi.
Theodore’un kafasındaki planlar ikinci fikirden yanaydı.
‘Profesör size bir şey göstermek istiyorum. Lütfen şaşırmayın.’
‘Denerim.’
Onu sessizce izleyen Vince, yüzünde ciddi ifadeyle, başını salladı. Kısa bir süre olsa da Theo’nun yüzündeki endişenin ağırlığı son derece fazlaydı. O kadar sıkıntıdan sonra, bu, Vince’e söyleyeceği bir sırdı. O yüzden temkinli olması gerekiyordu.
Theo, sağ elinde tuttuğu Kükreyen Alevleri yerine koymadan önce birkaç derin nefes aldı ve sonra sol elini üzerine yerleştirdi.
‘Obur, dışarı çık.’
Her zamanki gibi sahibinin sesini dinlemişti.
Hüp!
Avcundaki delikten bir dil dışarı pörtlemişti. Profesör yerinden sıçramıştı, ama Theo’nun öncesinde söyledikleri sayesinde herhangi bir büyü uygulamadı.
İki çift göz karşılaşınca, Obur’un dili de avına dolanmaya başlamıştı. Bu sefer ki avı, yoğun büyü gücü yayan Kükreyen Alevler kolyesiydi.
(+7 Kükreyen Alevler (Aksesuar))
(Az miktarda yüksek-kalitede büyülü taş olan mithril içeren gümüş kolye. Bu kolye Viscount Carter tarafından üretildi. Ama üretim metodu artık bulunmuyor. Kullanan kişi kolye üzerine kanını akıtarak kolyenin tüm işlevlerini kullanabilir. Kolye aktive edildiğinde, büyü gücü geçici olarak yükselecek ve ateş büyüsüne hassasiyet de aynı şekilde artacaktır.)
*Kolyenin seviyesi ‘Değerli’
*Tüketildiğinde, kaydadeğer miktarda büyü gücü elde edilecek.
*Tüketildiğinde, sindirim süresi 1 saat 38 dakika.
*Şuanki kullanıcı: Garcia Carter
*Başlangıç büyüsü: Gökte uçan kızıl ışık.
‘Değerli sınıfı...?! Diğer eşyalardan gerçekten farklıymış.’
Theo ‘kükreyen alevler’in değerine hayran kalmıştı. Şimdiye kadar, eşyaları hep normal seviyedeydi, arada sırada da nadir şeyler olurdu. Ancak ‘Kükreyen Alevler’ bunun çok ötesindeydi
Hem bir eşyanın sindirim süresinin 1 saati aşması da ilk kez oluyordu. Daha kuvvetli olan eşyalar muhtemelen daha fazla vakit alırdı.
‘B-bir açıklama isteyebilir miyim?’
Profesör Vince’in kendine gelmesi uzun sürmüştü ve parmağıyla dili işaret ediyordu. Ama Theo onun sorusunu cevaplamak yerine Obur’a baktı. İyi eğitilmiş bir tazı gibi, sahibinden izin bekliyordu.
‘Daha bitmedi... Ye.’
Dil, hemen Kükreyen Alevleri sarmaladı ve eşya ,Theo’nun sol eline gömüldü. Yemeğin lezzetli olduğunu belirten bir ses çıkartmıştı.
Hüp!
Bu sesle birlikte, Profesör Vince sarsılmış ifadesiyle sandalyesine çöktü.
‘Hah, hahahaha.’
‘Profesör, iyi misiniz?’
Theo,şoku atlatması için ona süre tanıdı ama Vince’in gözleri adeta açıkla diye haykırıyordu. Aslında, büyücüler, meraklarına hakim olamayanlardan çıkardı.
Neredeyse 6.halka sayılan bir 5.halka uzmanının merakını uyandırmak, susuz bir adamı çöle salmak gibiydi.
En sonunda, Kükreyen Alevler’e ne olduğunu açıklamıştı.
***
Hikaye, beklediğinden kısa sürede bitmişti.
Vince bir büyücü olduğu kadar zeki bir hocaydı da. Theo ona bir şey açıklasa, o bundan 3-4 anlam çıkartırdı ve çok sürmeden Vince, Obur’un varlığına anlam vermişti.
‘Gerçekten, açgözlü bir büyü kitabıymış.’
Profesör Vince hayrete düşerken bunları da söylemeden edemedi. Kendisi, kütüphanedeki tüm bilgileri yutmuş olan Theo’dan daha akıllı olduğundan bunun ne kadar da absürd olduğunu çok iyi biliyordu. Sahibinin büyüsünü ya da büyü gücünü elde etmek için sadece yemek yemek...?
Bu, modern büyücülerin hayal edemeyeceği bir şeydi.
Bir süreliğine heyecanını koruyan Vince, sakinleşip Theo’ya gülümsedi.
‘Bir profesör olarak, kütüphane kitaplarını ona yedirmeni methedemem.’
‘Üzgünüm...’
‘Eğer hayatın risk altındaysa, yapacak bir şey yok.’
Ya kütüphanedeki kitaplar ya da onun hayatı. Herkes Theodore ile aynı şeyi seçerdi. O yüzden, onu ayıplamak yerine ona bir espri yaptı, Theodore da aynı şekilde karşılık verdi.
Bu ardından gülüp geçilecek bir hikayeydi çünkü kitap kopyalama büyüsünün çıkmasıyla kitap fiyatları 150 yıl önce düşmüştü.
Vince’in soruları bitince, sıra Theo’ya geldi.
‘Profesör.’
‘Ha?’
‘Afedersiniz ama, sormak istediğim bir şey var.’
Ancak Vince, soracağı soruyu o daha sormadan biliyordu. ‘Galiba sorunun ne olduğunu biliyorum. Bu büyü kitabına neden tamah etmediğimi mi soruyorsun?’
‘G-gerçekten özür dilerim.’
‘Özre gerek yok. Bu bariz bir soru.’
Çoktan soğuyan kahvesinden bir yudum daha aldı ve büyü kitaplarını açıklamaya koyuldu. ‘Arkeoloji bilmeyen büyücülerin konuyla pek ilgisi yoktur. Ama benim gibi eski büyüleri okuyan herkes bilir. Theodore, avcuna sıkışıp kalan o büyü kitabı benim için değersiz.’
‘Ha?!’ Theo’nun gözleri bu beklenmedik sözler karşısında kocaman açıldı.
‘Her ne kadar, kitabın adına göre şekillenen bir büyü kitabına sahip olmak garip olsa da, onlar sahiplerini kendileri seçer. Eğer birisi bu sahibi öldürürse, büyü kitabı onlardan bir şey çalmadığı yada misilleme yapmadığı için şanslı sayılırlar. Aslında, birkaç büyücünün büyü kitabını zorla almaya çalıştığı için kitap tarafından öldürüldüğüne dair bir takım örnekler var.
‘Bu...’
‘Elbette ki, kitabı sevk etmek imkansız. Onun yerine, büyü kitabını sahibinin tarafında tutmakta fayda var.’
‘Ah.’ Theo başını kaldırdı. Artık Vince’in söylediklerini anlamıştı.
Tatmin olmuş bir şekilde kafasını salladı. Tek taraflı bir ilişki olmak zorunda değildi. Theo, kitabı ‘çalışarak’ kullanmayı bir pazarlık unsuru olarak görüşebilirdi. İki kişinin aynı gemide olduğunu söylemek mübalağa olmazdı.
Daha 20li yaşlarına bile gelmemiş biriyle karşılaştırıldığında olgun olan birine göre Theo’yu kafalamak zor sayılmazdı. Buna rağmen Vince ona hiçbir bilgiyi saklamadan herşeyi anlatmıştı.
Ayrıca, Vince, Theo’nun önünde saygıyla eğilmişti.
‘Bana söyledğin için teşekkür ederim. Ben, Vince Haidal, bu güveninin karşılığını bir öğretmenin ve büyücü arkadaşın olarak vereceğim.’
‘Profesör...’
‘O zaman aramızdaki güvenin kalıcı olması için bir şey yapmamız gerekmez mi?’
Bir şey söylemeye vakit kalmamıştı.
Pahat!
Theodore şaşırarak kafasını kaldırınca, kırmızı bir ışık Vince’in başında parladı. Bu ne saldırı ne de savunma büyüsüydü. Bu, sadece 5.halkaya ulaşanların kullandığı ‘Söz Büyüsü’ydü.
‘Olamaz...!’
Vince’in sesi büyü gücüyle yankılanmıştı.
‘Ben, Vince Haidel, söz veriyorum. Theodore Miller’ın söylememi istemediği sırları gizli tutacağım. Bu söz, büyü kurallarına göre korunacak.’
Bu büyü, duruşma ve sorgularda kullanılan bir büyüydü.
Başkasının zorlamasıyla harekete geçirilemezdi. Kişinin kendisinin karar vermesi gerekiyordu. Bununla beraber, bu büyü, birkez aktive edildi mi bir daha iptal de edilemezdi.
Theo’nun kullandığı büyülü parşömene kıyasla bu daha yüksek konumdaydı.Vince’in başındaki kırmızı ışık kaybolunca, ellerini gevşetti.
‘Bu yakınlığımızı gelecekte de görmeyi dört gözle bekliyorum, Theodore Miller.’
Theo artık onun gözünde bir çocuk ya da öğrenci değil, bir büyücü dostuydu.Theodore heyecanla Profesör Vince’in elini sıktı. Artık o da bir büyücüydü, bir çocuk değil.
‘...Teşekkür ederim.’
Gözyaşlarına nasıl olduysa engel olamamıştı.
Theo, Vince’in elinden gelen sıcaklıkla gözlerini kapattı. Akademi’nin uzun vadeli mankafsı Theodore Miller’in gerçek bir müttefik edindiği ilk seferiydi.
Magnec