Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

14. Bölüm İşte İsyan Başlıyor #2

Çevirmen: Gecekuşu / Editor: Gecekuşu

Uzun-vadeli mankafa...

Bergen Akademisi’nin sadece mevcut öğrencileri değil aynı zamanda yeni gelenler arasında bilindik özelliği, uzun-vadeli bir mankafalının varlığıydı. Herkes Theodore Miller’in 3. kez sene tekrarı yapacağını biliyordu. Kimisi son senesi olduğundan bahsederken kimisi de okulu bırakacağını söylüyordu.

Akademi’deki öğrencilerin hiçbiri Theo’nun mezun olabileceğini düşünmüyordu. 3.sınıfların Simya dersine giren Profesör Bernard Wheeler bile aynı fikirdeydi.

‘Akademi’ye niye gelmeye karar verdiğini bilemiyorum... 4 yıl buna katlansa da, o küstah yakında köyüne geri döner.’

Sanki dedikoduların farkında değilmişçesine dışarıyı seyreden Theo’ya baktı.

İkili arasındaki ilişki, başında bu kadar kötü değildi.

Profesör Bernard, bir öğrenciyi mevcut durumuna göre yargılayan dar görüşlü biri olmasına rağmen Theodore Miller, ailesi ne kadar yıkılmış olursa olsun yine de asil bir soydan geliyordu. Profesör Bernard’ın bu soğuk tutumunun arkasında ayrı bir sebep vardı.

Büyük ihtimalle iki yıl önce...?

İlk tekrar mektubunu alan Theo, hala sınıfta şevkle ders çalıştığı ve Profesör Bernard da ona öğrenci gözüyle baktığı zamanlardı. İkili arasındaki ilişki, simya dersinde olan bir olaydan sonra değişti.

-Profesör, üzgünüm ama, alıntı yaptığınız bu kağıt, iki yıl önce Büyü Cemiyeti tarafından geri çekilmişti.

-...Ne? Dersimin hatalı olduğunu mu söylüyorsun yani?

-Hayır, Büyü Cemiyeti öyle diyor.

-Senin gibi biri ne süretle bunu diyebilir?              

Belki çok da önemli birşey değildi.  Belki aynı yorumu bir dük veya kont yapsa, sessizce kabullenirdi. Ancak, Theodore kırsal kesimde doğmuş ve sene tekrarı yapan fakir bir öğrenciydi. Böylesi bir öğrenci Bernard’ın dersinde hata buluyor...

Bernard konumu ve hakimiyetiyle gururlanırdı. O yüzden ayıplanması katlanacağı birşey değildi.

O gün bu gündür, Bernard her Theo’ya baktığında rahatsız olurdu. Çoğu gecesini Theo’yu Akademi’den göndermenin yolunu arayarak geçirmişti. Fakat, Theodore’un davranışları örnek teşkil ettiğinden ve dahası pratik performans hataları dışında başka hatası bulunmadığından Bernard başka bir yanaşma yöntemi bulmuştu.

‘Bugün öğreneceğiniz karma denklemin adı ‘Dolunay damlası’, ki bu düşündüğünüzden daha karmaşıktır. Eğer hata yaparsanız, değerli malzemeler ziyan olur. Diğer taraftan, aşırı büyü gücü bunu ilaca değil, zehre dönüştürebilir. Ama etkisi müthiştir, ölümün eşiğinde olan birini hayata döndürmeye yeter.’

Bernard, tahtaya yazmayı sürdürürken bir yandan da Theodore’u izliyordu. Theo hiçbirşey yazmadan tahtaya bakıyordu.  Öyleyken bile, bakışı bayağı sinir bozucuydu. Geri dönüşü olmayan bir köprüyü geçtiğini bildiğinden, kendini kaybedip bir kahkaha patlattı.

‘Ve soru... Theodore?’

‘Evet.’ Theo yumuşak bir ifadeyle karşılık verdi.

‘Anlat bakalım, ‘Dolunay damlası’ niye zor bir denklemdir? 3 yıldır derslerime girmiyor musun?’

Bazı öğrenciler alaycı bir şekilde kırkırdadı. Tepkisiz kalan az öğrenci vardı ama onlarda meraklı gözlerini gizleyemiyordu.

O gün her zamanki gibi aynı alaylarla doluydu. Tek değişen şey Theo’ydu.

‘Dolunay damlası’büyüsünün her bir malzemesi yüksek büyü gücüne sahiptir ve kişi büyücü olmadığı takdirde bunun üstesinden gelemez. Eğer büyüyü düzgün kontrol edemezseniz, malzemeler bozulur. Bu sebeple, ‘Dolunay damlası’ yapılması zor bir büyüdür.’

Bernard gizliden gizliye bu cevaba gülüyor olsa da, diğer öğrencilere işaret etti.

‘Evet, biliyormuşsun. Alkışlayın hadi!’

Şak, şak, şak,şak, şak...

Samimiyetsiz alkışlar sınıfta yankılandı. Daha ne vardı? Theo, Bernard’a bakmaya korkuyordu.

Bernard, ‘Dolunay damlası’ için koyulan malzemelerin olduğu tezgahı gösterdi ve devam etti, ‘Bunu herkes rahatlıkla yapabilir, Theodore, lütfen bir ‘Dolunay damlası’ yap bakalım.’

‘... Yani ben?’

‘Evet, eğer bu okulda 5 yıl okuduysan, diğer öğrenciler için örnek olmalısın.’

Bernard’ın hedefi de buydu.

Theo, Bernard’ın niyetini anlar anlamaz dilini geri kıvırdı.

Bernard muhtemelen Theo’nun bu denklemde başarısız olacağı kanaatindeydi. Zira ‘Dolunay damlası’ büyüsü 3.sınıfın en zor ilaç denklemiydi. Bu seviye zor bir görev devamlı başarısız olan 2.halka birine verilmemeliydi.

Yine de Bernard diğerlerine Theo’nun yetersizliğini ve pahalı maddeleri zayi ettiğini göstermek istemişti. Şayet Theo reddederse de, burada geçirdiği 5 yıl üzerinden dalga konusu olurdu.

Akademi Profesörü gayet iyi bir plan hazırlamıştı.

‘Kafamı da kullanabilirim.’

Şöyle ki, Theo kış tatili öncesinden farklı biriydi.

‘Anladım.’

Theo yerinden kalktı ve malzemelerin olduğu tezgaha yaklaştı. Bernard, Theo’nun kendine güvenen tavrını görünce bir hata yaptığını idrak etti. Buna rağmen, mantığı sezgilerini inkar ediyordu. Bunun mümkün olmadığına inandı.

Bir müddet sonrasında, parlak bir ışık sınıfı kapladı.

‘Ohhh...!’           

‘Bu ‘Dolunay damlası’!’

Theo’nun elinde tuttuğu bardakta içinde minik taneciklerin olduğu bir sıvı bir ilaç vardı. Theo’nun elinden şoka girmiş ifadesiyle bardağı almadan önce gözlerinde boş bakışlarla olanları izledi. Diğer öğrenciler aklından neredeyse çıkmıştı.

‘B-Bu çok saçma. S-Sen...Nasıl...?’

Birkaç kez emin olmaya çalışsa da bu gerçekten bariz bir ‘Dolunay damlası’ydı. Hayır, hatta Bernard bile bu kadar mükemmelini yapamazdı. Profesörlükten önce büyücülük yapan biri olarak, Bernard’ın yüzü bembeyazdı.

Theo araya girerek birkaç laf etti, ‘Profesör, afedersiniz ama tahtadaki formüle bir tutam daha ay otu eklemek iyi olacak. Daha tesirli olması için.’

‘...N-Ne?’

‘Geçen sene Büyü Cemiyeti tarafından basılan kağıtta yazıyordu da.’

2 yıl öncesiyle aynı olay ve aynı ses tonuydu. Yeniden canlanan kabusuna şahit olan Bernard, sandalyesine çöktü. Ardından Theo’nun olduğu tarafa bakamadı bile.

Tam teşekkülü değişim, bu olayın ertesi günü başladı.

Meşhur mankafalının ‘Dolunay damlası’büyüsünü başardığı haberleri tüm Akademi’de yayıldı.

Vince dışındaki tüm profesörler, söylentiye pek kulak asmamıştı ve her biri Theo’ya bir iş hazırlıyordu. Özellikle, büyü halkaları öğreten Profesör Claude, diğer profesörlerin dahi zor bulduğu bir görev hazırlamıştı.

Bu görev 3 bileşenli büyü halkası oluşturmaktı. Büyü gücü miktarı yanı sıra, büyüyü yapanın büyü halkasının manasını ve sirkülasyonunu kavrayabilmesi lazımdı.

Eski günlerde, Theo bu sırra vakıf olmuştu ama yapmayı başaramamıştı çünkü hassasiyet seviyesinin minimum düzeyine bile sahip değildi. Yine de Theo için bu hassasiyet, başağrısına sebep olacak seviyedeydi.

Theo, içten içe dehşete düşen Profesör Claude’a sessizce gülümsedi.

‘Yeteri kadar hassasiyetim olmamasından bıkmıştım... Düşününce bu hafif fark bile oldukça büyük.

Kış tatili boyunca düzenli beslenmenin bir sonucu olarak, Theo’nun yetenekleri yaklaşık 4-5 katı gelişmişti.                           

Sadece bilgisi olduğu büyüleri öğrenmişti ve büyü gücü 3.halkanın yarısına ulaşmıştı. Bu denli büyümeye devam ederse, ilk dönem bitmeden 4.halkaya yetişirdi.

Ancak, geçen sürede, hassasiyeti minimal seviyede yükselmişti. Obur’a göre, bu en yüksek dereceydi. (Büyü hassasiyeti +30)? Ama hala ortalama rakamların altındaydı.

Buna rağmen, Theo’nun büyü becerileri mükemmel bir biçimde gelişme göstermişti. Neredeyse hiç hassasiyeti olmadığı geçmiş günlere nazaran bu durum susuz kalmış dereyatağına suyun taşması gibiydi.  Yüksek büyü gücüyle doğanlar da gökte uçuyormuş gibi hissetmişler midir?

Theo bunu düşünürken onu izleyen gözlerin arasında kendi yerine geri döndü.

***

Theo’nun bu değişimine şahit olanlar 3 şekilde tepki veriyordu.

‘Bu çocuk, bir mankafa mıydı? Hadi canım.’

‘Aynen, Profesörlerin bir sorunu mu var acaba?’

‘Olabilir aslında. Ya da geen sene gerçekten de kalınkafalıydı.’

‘Hey, sence bu mantıklı mı?’

Öncelikle, Theo’nun mevcut evrimini sorgulayanlar oldu. Böylesine muhteşem birinin neden Mankafa lakabını aldığını anlayamıyorlardı.  Hatta kasten Akademi’ye geldiğiyle ilgili komplo teorileri bile vardı.

Ardından ikinci tepkiler yağdı.

‘5 yıl boyunca okudu, demek sonucu buymuş.’

‘Doğu’da ‘geç çiçek açmak’la ilgili bir deyim yok muydu? Belki o da öyledir.’

‘Sanırım bu senenin gözde mezunu o olacak.’

 

Bazıları gözleriyle gördüğü gerçeği kabullendi.

Theo ‘Dolunay damlası’ ve ‘3 bileşenli büyü halkası’nı başarıyla yapmış bir adamdı. Olayı başından sonuna kadar görenler Theo’nun mükemmelliğini açıktan açığa konuşmaya başlamıştı. Kimisi teneffüs aralarında ona soru sormaya geliyordu.

Son olarak, 3.tip tepkiler geldi.

‘Şu hava atan başarısızlık abidesine bak...’

‘Bu, şansı biraz yaver giden üst sınıf değil mi?’

‘Birkaç bişey bilen köy zengini işte.’

Tüm o söylentilere rağmen, Theo’nun hala başarısız olduğuna inananlar da vardı. Bunlar, Theo’nun arkasından  düşmanca bakıp aşağılama ve ayrımcılık duyguları artık yüzeye çıkmış olanlardı.

Akademi’nin katı kurallarından dolayı kavga etmek anlamsız bir hal almıştı, ama aralarında buna bir çözüm getirmeye çalışan da vardı.

‘Sonraki ders savaş büyüleri değil mi?’

‘Evet, ve tam olarak ilk ders...’

3.sınıfta öğrenciler büyü kullanarak nasıl savaşacaklarını öğrenirdi.

İlk ders boyunca, çürencinin seviyesini anlamak adına karşılaşmalar profesör kontrolünde yapılırdı. Theo’yla savaşmak için buldukları metod ve amaç belliydi; dalaşmak.

‘Ben yapacağım. O Mankafın gururunu parçalayacağım.’

‘Hayır, eğer konu savaş büyüsüyle bu benim işim.’

‘Benim ailem birçok büyü ödülleri almıştı.’

Her biri kendinden emin konuşuyordu. Burnu havaya kalkan eziği yenecek ve ona kimin zavallı olduğunu göstereceklerdi.  Bu düşünceyle hepsinin yüzünde bir gülümseme belirdi.

... Elbette, düşündükleri kadar güçlü olacakları şüpheliydi.