Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

68. Bölüm Ulu Elf Ellenoa #2

Çevirmen: Gecekuşu / Editor: Gecekuşu

Aynı anda, önlerinde duran muhteşem bir ziyafet sofrası gözlerini kamaştırıyordu.

Gümüş ve altınların dekore ettiği salona değerli taşlarla bezenmiş avizeler ve tıpkı bir sanatçının elinden çıkmış gibi duran mermer zemin harika bir uyum sağlıyordu. Kuzey Ormanlarından kesilen ağaçlardan üretilmiş yemek masası, yüzlerce altın dahi teklif edilse güçlükle bulunabilecek değerli tabaklarla süslenmişti. Bu oda, tamamiyle diğer soyluların evinde bulunamayacak bir yerdi.

Masada yerini alan Earl Bergen, Vince ve Theodore’u kollarını açarak karşılamıştı. ‘Ohh, Bergen’in kahramanları gelmiş!’

Oldukça yakışıklı bir yüzü vardı. Kıyafetleri biraz buruşmuş olsa da, göze çarpacak kadar kötü durmuyordu. Hatta hantallığını kapatmasına yardımcı oluyordu. Bunların da ötesinde, yüzündeki parlak gülümseme tüm samimiyetiyle görülüyordu.

Köle ticareti tüm krallığın sorunu olduğundan, bu ikili gelmeyip ya da başarısız olup köle ticaretini durdurmuş olmasaydı şu an bu bölgede köle ticaretine imkan sağladığı için kendisi sorumlu tutulacaktı. Her şeyden bihaber yaşayan Earl Bergen için de bu gökten tepesine inen bir yıldırım olurdu.

İkisi, sandalyesinin önüne gelip eğildi.

‘Ben, Kırmızı Kule’den kıdemli büyücü, Vince Haidel.’

‘Ben, Kırmızı Kule’den orta seviye büyücü, Theodore Miller.’

Earl Bergen bu selamlarını gülümseyerek kabul edipve oturmaları için işaret etti. Üst makamda olmasına rağmen, karşısında oturan bu ikili küçümseyeceği insanlar değildi. Bununla birlikte, Vince ile eskiden beri tanışıklığı vardı.

‘Hahaha! Uzun zaman oldu, Profesör Vince. Seni tekrar bu şekilde göreceğimi düşünmezdim.’

‘Evet, ben de öyle diyordum. Profesörlükten istifa ettim. Buraya geleli de birkaç ay oluyor. Elf ticareti gibi büyük bir olayla karşılaşacağımı ummazdım.’

‘Bu, bayağı büyük bir olaydı. Hem de benim bölgemde...’

Earl Bergen’in her şeyi biliyor edasıyla konuşmasının yanında, Vince’in ona anlatmadığı bazı gerçekler vardı.

Kurtarılan elflerin arasında bir Ulu Elf vardı ve ‘Köstek’ organizasyonu Austen’den gelenlerin ürettiği bir maskeden ibaretti. Bunu gizli tutmasının sebebiyse, sorunun büyüyüp siyasi bir probleme dönüşmesiydi.

‘Haberler başkente ulaştı mı bilmiyorum ama, henüz çok yeni.’ Vince neyi söyleyip söylemeyeceğini çok dikkatli seçiyordu.

Earl Bergen’in karakteri bir yana, saklı gerçekler büyük olay yaratabilecek kapasitedeydi. Durgun suya taş atmanın sırası değildi. Şayet Ulu Elf’in Bergen’de olduğu ifşa olursa, diğer krallıkların da olaya müdahil olma olasılığı vardı. Yine de, burada büyücü olarak iki kişi olsalar bile, Vince yaralı haliyle ortaya çıkabilecek durumun altından kalkamazdı.

Bu yüzden, Earl Bergen’i başka bir konuyla oyaladı. Onu rahatsız eden bir nokta vardı.

‘Earl.’

‘Oh, konuşurken kendini rahat hisset! Ne istersen yardımcı olmaya çalışacağım.’

‘Bize verdiğin bunca şey fazlasıyla yeterli. Ben sana sadece bir soru sormak istiyorum.’

Theodore ve Vince’in dikkatini, Earl Bergen’in yanında oturan biri çekmişti. Uzun sarı saçları olan kız, Theo ile aynı yaşlardaydı. Cildi, tıpkı asillerinki gibi pürüzsüzdü ve sokaklarda rast gelinmeyecek nadide bir güzelliğe sahipti.

Earl Bergen, bu anı bekliyorcasına yanında oturan kızı tanıttı. ‘İleri yaşlarımda aileme katılan sevgili evladım. Tatlım, ne yapıyorsun? Hadi, gel de merhaba de.’

‘... B-ben Fiona Bergen.’

‘Hu, çok tatlı, değil mi? Henüz insanların arasına pek çıkmadığından nasıl davranacağını bilmiyor.’

Bu o kadar barizdi ki! İkili, Earl Bergen’in zihnini okumuş ve hemen ifadelerini değiştirmişti.

Theo, daha 20 yaşında Kırmızı Kule’nin orta seviye büyücülerinden biri olup mükemmel bir yetenekle kuşatılmıştı. Hal böyleyken, bir babanın kızını böyle bir yetenekle birlikte görmek istemesi şaşılacak bir durum değildi. Earl Bergen’in niyeti Theo’yu damadı olarak görmekti.

Beklendiği üzere, Earl daha açık seçik konuşmaya başladı. ‘Senin gibi genç bir Miller asilinin, yaşlı bir adam yerine genç bir bayanla vakit geçirmesi daha iyi olmaz mı? Bunu kızım olduğu için demiyorum, ama gerekten çok sevimli bir kızdır.’

‘...İlginiz için çok teşekkür ederim.’

Fiona el çabukluğuyla Theodore’un yanındaki sandalyeye geçti. Herhangi bir parfum ya da kozmetik ürün kullanmıyordu ama bir yerlerden gelen hoş bir koku burnunu gıdıklamıştı. Bu davetsiz misafir sağ olsun, Theo yemeğin tadını çıkartamıyordu.

Fiona’ya bakıp iç geçirdi. ‘Hu, bayağı da güzel kız...’

Her genç erkek, bir asil bayanla romantizmin doruklarına çıkmayı hayal ederdi. Fiona ise sarı saçları, büyük göğüsleri ve kusursuz cildiyle bu hayalleri süsleyen somut bir örnekti. Theo sıradan genç erkekler gibi olsaydı, gözlerini Fiona’dan alamazdı.

Asıl sorun, Fiona’dan daha güzel kızlarla karşılaşmış olmasıydı.

-Theo, büyüyü bu şekilde tamamlayacaksın.

Örneğin, gümüş saçları olan masumluk abidesi, Sylvia. Gizemli halleri, asla bir asilin aşık atacağı bir özellik değildi.

-Ne oldu, çocuk? Yoruldun mu?

Aklında beliren sıradaki kişi Veronica’ydı. Sadece güzel ve olgun biri olduğu için değil, aynı zamanda her dokunuş ve sarılışı Theo’nun aklını almaya yetmişti.

Theo kıyas götürmez derecede güzellikler gördüğündan, garip bir şekilde artık güzelliğe karşı koyabiliyordu. Kaldı ki karşısında, erkekleri tanımayan genç bir asil bayan duruyordu. Karşısında kıvranan bu kızı görmezden gelip yemeğine devam etti. Şu an, demir bir duvardan farksızdı.

‘Görünüşe bakılırsa, endişe etmeme gerek yok.’ Vince, Earl Bergen’a dönmeden önce Theo’ya bakıp güldü.

‘2-3 gün içinde Büyü Cemiyeti’nden biri gelecektir. Onlar gelene kadar, misafirperverliğine minnettarım, Earl.’

‘Ne demek. Her şey Krallık için. Burada 2-3 yıl kalsan bile, benim açımdan sorun yok.’

‘Hahaha, abartmayalım.’

İki saat gayet yavaş geçmişti. Birbirlerinden gizledikleri gerçekler olsa da, akşam yemeğinin havası fena değildi.

Theo sessizce yemeğini yerken, Earl Bergen ile aralarını yumuşak tutmak adına arada Fiona ile konuşuyordu. Bağ kurmanın ilk kuralı iyi imaj bırakmaktı.

Yemekler sofradan birer birer kaldırıldı.

‘Ah, bu bana bir şeyi hatırlattı, Asil Miller.’

‘Nedir?’

Earl Bergen aniden söyleyiverdi. ‘Asil Miller, sen de bizim akademidensin, değil mi?’

‘Evet, doğru.’

‘Duyduğuma göre başkentte turnuvalara katılıp diplomanı almışsın. Öyle olunca, ben de sana bir şey hazırladım.’

Earl, hizmetliden aldığı ruloyu Theodore’a uzattı. Ruloyu alan Theo, ortaya yapıştırılan kırmızı ipi kopartıp açtı. Aklına, içinden ne çıkacağı geliyordu ve gerçekten de umduğunu buldu.

‘Akademi’den dekanı davet etmek istiyordum, ama vakit bulamadım. Yine de, sertifikayı bana yolladı.’

‘....’

‘Ah, iyi mi ettim kötü mü ettim bilemiyorum.’

Theodore içeriği defalarca donuk gözlerle okudu.

Bergen Akademisi’nden gelen lisans diploması elindeydi. Geçmişte, hayalini bile kuramadığı bu kağıt şimdi avcunun içindeydi. ‘Theodore Miller’ yazısını tepede yazılı görmek, dekanın da olmayışıyla, şaka gibi geliyordu.

Aslında, birkaç ay öncesine kadar, çok istediği bir şey olmasına rağmen şimdi garip gelmişti.

‘Yok. İlginiz için gerçekten sağ olun, sayın Kontum.’  Theo duygularını bastırıp gülümsedi.

Yumruklarını sıkarken, akademinin aslında hiçbir şeye değmediğini anlamıştı.

***

Yemek daveti yavaştan sona ulaşmıştı.

Ayrılmaya gönlü olmayan Fiona ve Earl Bergen’ı arkalarında bırakıp yerlerinden ayrıldılar. Odadan gelen sesler, kapıların kapanmasıyla kesilerek etrafı sessizliğe gömmüştü. Belki de bu malikanenin koridorları yemek odasından daha sessiz olduğu içindi.

Yardımcının rehberliğinin ardından, bir süre yürüdüler ve Theo kısık sesle konuşmaya başladı. ‘Hocam.’

‘Hmm?’

Theo ruloyu çıkarttı. ‘Bu diploma ne anlama geliyor, şimdi?’

Vince ciddi bir ifade takınmadan önce duraksadı. ‘...Açık konuşursak, çok da bir anlam ifade etmiyor. Mezun olman, ulaştığın seviyeler göz önünde tutulduğunda konunun dışında kalıyor.’

Vince’in de dediği gibi, diploma yalnızca büyücü olduğunun bir göstergesiydi. 5.halka duvarını aşan Theo için bu diplomanın ona bir katkısı yoktu. Sahip olduğu büyü halkaları tecrübelerinin kanıtı olduğundan, büyücü olduğunu gösteren bir belge, lüzumsuzdu.

Theo bunu biliyordu. Ama ruhunu zehirleyen o beş yılın, bu basit kağıt parçasıyla son bulmasını hazmedememişti.

‘Ancak Theodore...’ Vince henüz bitirmemişti. ‘5 yılın o ruloya dahil değil. Büyünün yazılarla dolu kitaplarda bir mürekkep olmadığı gibi, senin yıllarının yeri de o kağıt parçası değil.’

Vince, parmağıyla Theo’nun göğsünü dürttü.

‘...Ah.’

Güç kullanmamıştı, ama sanki bir bıçak Theo’nun kalbindeki hüznü kesip almıştı. Bunca yıl savaş büyücüsü kimliğini koruyan Vince Haidel, Theo’nun içinde filizlenen şüpheleri kesip almıştı.

‘Unutma, diplomalar diploma oldukları için verilir. Ancak aldığın sertifikalar tek başına bir vasıf sayılmaz. Theodore Miller, sen kendi başına bu kağıtta bir isim ya da mühürden ibaret olmadığını kanıtlayacaksın.’

‘...Anlaşıldı, Hocam.’

‘Ee, peki diplomayla ne yapacaksın?’

Theo bu soruya sinsice gülümsedi.

Az önceki huzursuzluğundan, kafa karışıklığından ve halsizliğinden eser kalmamıştı. Elindeki bu diploma düşündüğü kadar ona yük olmayacaktı. Herkesin bildiği sıradan bir kağıttı ve kağıtlar ateş için mükemmel bir yakıttı.

Hwaruruk- Theo 1.halka büyüsü ‘ateşleme’ yi kullandı. Parmak uçlarından çıkan alev, diplomayı gri küllere çeviriyor ve küller yere savruluyordu. Rüzgarı kullanaran bütün külleri uzaklara postaladı.

Theo’nun kalbini karartan endişesi de rüzgarla birlikte gitmiş gibiydi. 5 yılın ona çektirdiği acı da kaybolmuştu. Theodore hayal alemine dalmışken...

(Theodore.) Bir anda, birisinin sesi kulaklarında yankılandı.

Bu durumu pek yadırgamadı. Çünkü ilk başta Obur olduğunu düşünmüştü. Bu sesi dün de duymuştu.

(Üzgünüm, ama olduğum yere gelebilirmisin? Yarım kalan konuşmamıza burada devam etmek isterim.)

Bugünün ikinci daveti de vuku bulmuştu.