adam ana karakter kral'ın dikkatini çekmeyecekte ne olacak :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
52. Bölüm Onu çağıran sesler #1
Birkaç gün sonra...
‘Bugün 4.gün ve önümüzdeki 3 gün boyunca da bir hayli vaktimiz olacaktır.’
Görevini tamamlayan Theodore, ertesi gün Büyü Cemiyeti’ne kısa bilgi yolladı. Normal prosedürlere göre geri döndükten hemen sonra rapor yollaması gerekiyordu, ama hal böyle ciddiyken, ufak bir not önceliği kapıyordu.
Olanlar duyulduğu anda, Mana-vil’e kıdemli bir müfettiş yollayacakları şüphesizdi. Theo, müfettişin tıpkı onun kullandığı hızlı bir araçla 3 gün içinde gelmesini umut ediyordu.
O zamana dek, kasabanın durumunu da yatıştırmalıydı.
Wuooong...
Theo düşüncelerine yoğunlaşınca terlemeye başlamıştı. Çarşafı terden sırılsıklam olmuştu. Yarım gün süren teffekkürünün yanında, 5.halkadan kaynaklanan titremesi vücudunu rahat bırakmamıştı.
Can damarını yemesiyle kazandığı 5.halkası, alışageldik yollarla elde edilmediğinden henüz uyum sağlayamamıştı.
‘...Hoo, görünüşe göre 5.halkaya kestirmeden gidince fark ediliyor.’ Theo tüm halkalarını kapatıp alnındaki teri silerken mırıldandı.
Yine de halkaların zamanla uyum sağlaması iyi bir şeydi. Halkalar büyücülerin vazgeçilmeziydi, üstelik kalpleriyle bağlantılı bir organ hükmündeydi. Bu sabitlenmeyen halkaların durumu, hayatı riske atan kalp rahatsızlıklarından farksızdı.
Sonuç olarak, Theo yeni halkasına kavuşalı daha 2 hafta geçmemişti.
‘Büyü kitapları gerçekten bir tuhaf.’
Aynısı ‘Ölüme ibadet’ için de geçerliydi. Giovanni daha yeni 5.halkaya ulaşmış bir büyücüydü. Sylvia’nın başarılarına haset eden ve iki ay içinde yaşlı zombiye dönüşen bir adamdı. İki durumda da 5.halkaya ulaşmak o kadar da şahane bir şey değildi.
‘Bunu Vince hocaya nasıl söylesem...?’ Theo odadan ayrılır ayrılmaz bunu düşündü ve oturma odasına doğru ilerledi.
Babası, ekmeğini çiğnediği masadan ona baktı. Zombilerin ortadan kalkmasıyla, babası olduğundan daha sakin bir ifade takınmıştı.
‘En büyük oğlum uyanmış. Gece iyi uyudun mu?’
‘Uyudum, baba.’
‘Artık endişelenecek bir şeyim kalmadı. Sırtımı dayayacağım oğlum geldi. Hehehe!’
Kasabanın asillerinden olan babası, aptal biri değildi. Şayet oğlu Theo gelmese, Dennis kasabanın ne hale geleceğini tahmin bile edemezdi. Toy gördüğü oğlu, bu sorunu çözmüştü.
Dennis büyücülerden ve yaşlı zombi denilen şu yaratıktan anlamazdı. Ama bildiği bir şey varsa o da, oğlunu iyi yetiştirmiş olmasıydı. Theo duyduğu samimiyet dolu ses karşısında gülümsedi.
‘Baba abartıyorsun.’
‘Oh, aklıma Sylvia denen şu kız geldi.’
‘Ha? Ah, evet.’ Sylvia’nın ismini duyunca gözlerini kırpıştırdı.
Babasının ne diyeceğini kestiremiyordu, o yüzden tedirginliği üstündeydi. Neyse ki, endişelenemsi gereken bir durum olmamıştı.
‘Uyanır uyanmaz ön kapıya gitti. Galiba biri geldi?’
‘Kim geldi?’
‘Şey demişti...’
Şu saatlerde Theo’nun mesajının başkente ulaşması gerekiyordu. Büyülü bir uçan ata binmediği sürece Büyü Cemiyeti’nin müfettişinin gelmesi imkansızdı.
‘Başkası da geldi mi?’ Theo düşüncelere dalmıştı...
‘Sanırım Beyaz Kule’den bir temsilci?’
Theo’nun gözlerinde bir ateş parladı.
***
‘Sylvia, kafanı iyi kullanmak gerek!’
Theo bunu işitir işitmez dışarı fırladı. Buluşma yerine bir an önce varmalıydı. Sylvia görünüşte rahattı ama ne çeşit bir büyücü, temsilciyi bekletir ki?
Dahası ‘Temsilci’ rütbesi önemli büyücülere verilirdi. Yani gelen kişi Vince’den üstündü. Theo böyle birinden geçersiz not alırsa dezavantajlı olabilirdi. Hız büyüsü kullanıp kasaba civarlarında olan Sylvia’yı aradı.
‘Sylvia!’
‘Geldin!... Ha?’ Sylvia onu karşılamıştı ama yüzünü Theo’ya dönünce suratındaki ifade donuklaştı. Sahiden de ölesiye terlemişti.
‘Theo, niye bu kadar koşturdun? Yorgun olduğunu düşündüm o yüzden sen uyurken mesajı bir başkasının göndermesini rica ettim.’
‘Yok, Beyaz Kule’den temsilcisi gelecekmiş?’
‘Evet, Büyükbaba Shugel.’
‘Tanıyor musun?’
Sylvia başıyla onayladı. Ardından parmağıyla kasaba girişini işaret etti.
Daha öncesine kadar orada bulunmayan bir çadır vardı ve zombilerle yapılan savaş sırasında kullanılan büyü, çadırdaki yastıklara kadar işlemişti.
Beyaz Kule temsilcisi Shugel orada kalıyora benziyordu.
Theo, Sylvia’ya bakarken nefesini düzenlemeye çalıştı. ‘İçeri girelim mi?’
‘Evet, bugün seni getirmemi istemişti.’
‘... Boş yere mi koşturdum?’ Theo büyüyle hararetini düşürmeye uğraştı ve çadıra girmeden kıyafetlerini düzeltti.
Sandığı kadar ciddi bir ortam yoktu. Ya da Mavi Kule Üstadı ve Kral III. Kurt gibi daha üst kişilerle tanıştığı için miydi? Çadırdan içeri girip eğilerek selam verdi.
İçeride, yaşlı ve boğuk bir ses onları karşıladı. ‘Ohh, geldiniz mi?’
En az cübbesi kadar beyaz saç sakalı olan bir adam gülmeye başladı. Saçının aksine bu yaşlı büyücünün cildi oldukça gergin ve yaşlılık belirtisinden uzaktı. Bir çocuk gibi, gözlerinden enerji dolup taşıyordu.
Sylvia yavaşça adım atarak yaşlı adamın yanına yaklaştı. ‘Büyükbaba Shugel, bu Theo.’
‘Evet, emeğin için teşekkür ederim.’ Sylvia’nın başını yumuşakça okşadı ve bakışlarını Theo’ya çevirdi. Theo bakışları hissedince hemen eğildi. Bunun sebebi bir baskı hissetmesi değildi. Daha çok, genç bir büyücünün kendi üstüne saygı göstermesiydi.
‘Vince Haidel’in öğrencisi bendeniz Theodore Miller, Beyaz Kule temsilcisi Shugel’ı selamlar.’
‘Evet, Ben Beyaz Kule’den Shugel. Bu sefer, verdiğin raporu test etmek adına denetmen olarak geliyorum.’
‘Denetmenden kastınız?’ Theo müfettişleri biliyordu ama denetmenlerle ilgili bilgisi yoktu.
Shugel güldü ve bu soruyla sakalını tuttu. Ne de olsa meraklı öğrencilerin sorularını cevaplamak hocalara düşen bir sorumluluktu.
‘Genelde, denetmen olmazdım. Ancak bu olağanüstü bir durum sayıldığından mevcut durumu kontrol etmek için gönderildim. Bu sebeple, denetmenlerin varlığı fazla duyulmuyor.’ Diye açıkladı Shugel.
‘Ah... anladım.’
‘Sormak istediğin başka bir şey yok mu?’
Theodore, Shugel’ın sözleriyle biraz korkmuştu. Doğrusu, sormak istediği başka bir sorusu daha vardı.
Atla bile Miller kasabası ve başkent arasında gidip gelmek 1 hafta sürerdi. Ancak Shugel, raporların ulaşmasından 1 gün bile geçmeden buraya gelebilmişti. Algılara her yönden zıt düşen bir hızdı.
Yine de, Theo sorusunun cevabını ağzını açmadan bulmuştu. ‘Temsilci Shugel bir mekan büyücüsü.’
Sesinde son derece saygı vardı. Mekan büyüsünün büyü sisteminin en zor büyüsü olması su götürmez bir gerçekti. Rüzgar büyücülerinin oldukça yüksek kabiliyet sınırları olsa da, iş ‘mekan büyücüleri’ne geldiğinde sayıları bir elin parmağını geçmezdi. Dahası, Theo’nun tam önünde duran Shugel, bu denli bir mesafeyi nadir sayılan bir mekan büyüsüyle aşmıştı!
‘Ha... doğru cevap bu. Aklımdakileri söylediğin için rahatsız hissetmiş olmalısın.’
‘Ha? Ah, özür dilerim.’
‘Hahahaha! Şakaydı. Ciddi olmak iyidir ama mizaha da yer vermezsen hayat seni yorar.’
‘Ö-öyle mi?’ tıpkı Mavi Kule Üstadı ile olduğu gibi, Kule’den gelen büyüklerle anlaşmak Theo için çok zordu.
Theo bu zorlu koşullar içinde, kendi kendine iç çekti. Bu sırada, Sylvia oturup kitabını okumakla meşguldü. Konuşacakları çoktan bitmiş olmalıydı ya da Shugel raporları Theo’nun ağzından dinlemek istiyordu.
***
Gerçekten de, yaşlı adam konuşmayı bırakıp şu yaşlı zombinin hikayesini dinlemeye koyuldu.
‘Sonunda, yaşlı zombinin hedefinde olduğunu duydum..’ Theo’ya bakarken gülümsedi ve ekledi. ‘merkez odaya ışınlansan da can damarını nasıl yok etmiş olabilirsin? Teorik açıdan, ya kılıç ustası ya da 7.halka büyücü olmak gerek.’
‘Benim için, o an zurnanın zırt dediği yerdi.’ Bu cevap Theo’nun uzun zamandır hazırda tuttuğu bir cevaptı. Can damarını yok etmesiyle ilgili basit bir cevabı vardı.
‘Hocamdan ödünç aldığım boyut cebine Can damarını hapsettim. Şimdi bile düşününce delice geliyor.’
Obur’un açıklamasına göre, can damarı yalnızca negatif kaynakla korunabilirdi ve boyut cebinde izole edildiği takdirde zarar görme ihtimali oluşuyordu. Elbette bu sadece bir olasılıktı, o nedenle kesin konuşmak uygun olmazdı.
Fakat hal böyleyken, bunu doğrulamanın bir yolu yoktu ve kulağa mantıksız da gelmiyordu. Aslında boyut cebiyle can damarını yok etmek harika bir bahaneydi.
Şaşkına dönen Shugel tekrarladı. ‘Ah, yani aslında boyut cebini yok ettin?’
‘Evet, kazara oldu.’
‘Boyut cebi...Oh, boyut cebi? Böyle bir şey için de kullanılabileceğini düşünmemiştim... çok... yaratıcı, gerçekten.’ Shugel fikrin muhteşemliğine kapılmışçasına donuk bakışlarla mırıldandı. Onu gören herkes ruhunun bedenini terketmiş olmasından şüphe duyardı. Ancak, Beyaz Kule temsilcisi Shugel kendini çabucak toparladı.
‘Yanlış açıdan bakıyormuşum... aslında bu mümkün. Sonuç olarak, başardın da.’
‘T-Tabi ki.’
‘Ha... yaşlı zombiyi boyut cebiyle öldürmek...gerçekten şans işi.’
Gerçekten de öyleydi. Eğer yaşlı zombi, Obur’un sahibi Theodore’u merkez odaya göndermiş olmasa, bu savaşı zombi kazanırdı. Hemen ardından da Miller kasabasını yok eder ve yerleri sarsar en sonunda da tüm dünyayı kaosa sürüklerdi. Shugel ‘ın dediği gibi, bu kaostan şans eseri korunmuşlardı.
Shugel düzensiz nefeslerini sakinleştirip konuşmaya hazırlandı. ‘Yardımlarınız için teşekkür ederim. Söyledikleriniz kafama yattı. Diğerlerinin ifadeleriyle de uyuşuyor... Bu olaylarda suç ortağı olduğunuzu düşündüğüm için gerçekten üzgünüm.’
‘Hayır, siz işinizi yaptınız.’ Theo konuşmaya kibarca son verdi.
Önceden yaptığı hazırlıklar sayesinde, denetmene yanlışlıkla herhangi bir açık vermemişti.
Fakat, Shugel, Theo’ya hareketlerinden etkilenmiş gibi samimi bakışlarla baktı. ‘Söylediklerin kalbimi de tatmin ettiğine göre sana son sözü verip bu yaşlı adamın görevini sonlandırmamda bir sakınca yoktur.’
Theo, samimi havanın geride kalmasıyla kaşlarını kaldırdı. Eğer denetmen, artık denetmenlik yapmayacaksa geriye ne kalmıştı?
Sylvia da kitaptan başını kaldırığ endişeyle onlara baktı. Theo’nun huzura eren hayatı yine mi sarsılacaktı? Theo bu düşünceyle irkildi.
‘Eğer sadece bir denetmen olarak gelseydim, diğer büyücülerin de yetenekli olmaları gerekirdi. Ama buraya bizzat gelmemin sebebi seni getirme emri almış olmam.’
‘Beni... getirmek?’
‘Doğru.’ Shugel bir kağıt çıkartıp okumaya başladı. ‘Miller kasabasına gönderilen müfettişler Theodore ve Sylvia, en yakın zamanda geri dönmelidir. Bu, Beyaz Kule temsilcisi Shugel’e buyruğumdur... Meltor Krallığında sadece 3 kişi bana böyle hitap edebilir.’
Yaşlı adam, parmaklarını birer birer kitlerken konuşmayı sürdürdü. ‘Kızıl Kule Üstadı Veronica, Mavi Kule Üstadı Blundell ve Majesteleri III.Kurt.’
Bu noktada, Theodore gerginliğinin son noktasına gelmişti. Bu, Theo’nun yüzünü bile görmemiş Kırmızı Kule Üstadı’nın buyruğu muydu ya da ona görev yükleyen Mavi Kule Üstadı mı...Yoksa Majesteleri III.Kurt mu?
Theo üçü için de tahmin yürütse de hiçbiri birbirine uymuyordu.
‘Ama ilk kez bu üç ismi bir emir altında görüyorum. Theodore Miller, bu zirve isimlerin dikkatini çekmişe benziyorsun.’
Magnec