Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

103. Bölüm Yabancı Misafirler #1

Çevirmen: Gecekuşu / Editor: Gecekuşu

Elf Krallıpının ortasında olan Elvenheim boyu bulutlara ulaşan devasa bir ağaca ev sahipliği yapıyordu. Mitolojik güçlerin neredeyse kaybolduğu bu çağdaki son dünya ağacının adı Yggdrasil’di.

300 yıl önce elfler güçlerini birleştirip bu yavru ağacı yetiştirmek istediler. Sırdana insanların ağaca yaklaştıkça nefesleri kesilir, kıdemli büyücüler bile büyü gücüne dayanamazdı. Ona rağmen bu ağaç, eskilerinin sadece onda biri kadardı.

Bununla birlikte, büyünün neden olduğu bir sisle kaplı olan alana elfler bile zorlukla giriyordu. Oraya Arv kanından gelen Ulu Elfler bahçıvanlık yapmak için giderdi.

Burası, Elvenheim’daki dünya ağacının kökleri üzerinde kalan en gizli bölgeydi. Bundan habersiz olan elf sayısı çok değildi, ama buradan bahsetmek bile elflerin çekindiği bir davranıştı. Bu yer ‘Ormanın Kalbi’ ismini taşıyan ahşap bir binaydı.

‘Çoktan geldiler mi? Ah, onları karşılamaya gitseydim keşke!’ Güneş gibi parlak sarı saçları olan bayan Elf Alisa üzüntüyle debelendi. Gözleri denizi andıran Alise neşeli karakteriyle yeniden ayağa kalktı.

Burada toplanan elfler arasında en genç görünüme sahip elfti, ama aslında en yaşlılarıydı. Theodore’un ilk duyduğu ses ona aitti.

‘Yapamazsın, eğer seni yollarsak akıllarındaki elf ve Ulu Elf imajını kuru yapraklar gibi parça pinçik edersin.’

‘Oh, bana müthiş iltifatlar ediyorsun!’

‘Bu iltifat değil ki!’ Öfkeli sesi olan elf eliyle masaya vurdu. Koyu ten rengi ve gümüş saçları ile sanki türünün son örneğiymiş gibi duruyor, geniş omuzları ve kaslı vücuduyla erkek olduğu anlaşılıyordu.

Güneşten çok Ay’ı andıran Alucard gergin bir sesle ekledi. ‘Bizim en büyüğümüz olmaya layık değilsin. Yıllar geçtikçe niye daha çok çocuklaşıyorsun?’

‘Bir çocuğun kalbi size göre değersiz midir?’

‘Bi’ git işine!’ En sonunda Ulu Elf’in ağzından argo sözler çıkmıştı.

Atışmaları devam ederdi ama araya bir başka Ulu Elf girdi.

Kahverengi saçları ve yumuşak bakışlarıyla bir ceylana benzeyen etkileyiciliği vardı. ‘İkiniz de sakinleşin. Bu, tartışmaya değecek bir şey mi? Asıl konuşmamız gereken konu uzun yoldan gelen misafirlerimiz ve son zamanlarda ortaya çıkan problemler olmalı.’

‘...Tamam.’

‘Pardon, pardon.’ Alisa hala alaylı cevaplar veriyordu, ama en azından susmuştu. En azından misafirleri karşılamaya gelmeyecekti.

O sırada, bilincinin yarısı yanılsamasında ve gözleri kapalı bir halde söze girdi. ‘...Ben geldim. Onları sizin yanınıza getireceğim. Sonra Edwin’i asıl yerine geri yollayacağım. Ardından birkaç koruma daha çağıracağım. Siz ne düşünüyorsunuz?’

‘Kabul ediyorum.’

‘Ben de ediyorum.’

‘Ben de!’

Bir kişinin sesi eksik olunca hepdi aynı yöne baktı.

Dağınık saçları ve kapalı gözleriyle uykulu bir görüntü çizen Ulu Elf, kendisiyle konuşurmuşçasına mırıldandı. ‘...Ka...bulll...’

Herkes hemfikirdi. Ellenoa kendi yanılsamasına geri dönüp misafirlere yatacak yerlerini gösteriyor aynı zamanda da başka elf korumaları çağırıyordu. Ratatoskr ile çok tecrübesi yoktu, o yüzden kendi vücuduyla ilgilenirken yanılsamasını da kontrol etmesi yapabileceği bir şey değildi.

Sonrasında, elfler gayet doğal bir şekilde sonraki meselelerine geçtiler.

‘Sırada, orman perilerinin önerileri var.Bu günlerde, birçok yaratık ormanın Doğu tarafına zarar vermeye başladı.  Periler bu yaratıkların azaltılmasını istiyor. Bu konuda fikriniz nedir?’

‘Hmmm. Periler Entlerle olan anlaşma aracılığıyla korunmuyor mu? Onlar için bu yeterli değil mi?’

Alucard ilk itiraz eden kişiydi. Orman perileri ağaçları kemiren varlıklardı. Ormana zarar verenleri kandırıp onları ormandan kaçırmaya güçlerinin yeteceğini düşünüyordu. Hatta, yürüyen ağaçlar ve entler orman perilerini koruyup onlarla iyi bir ilişki kuruyordu. Büyük Ormanda yaşayan entler diğer bölgedeki yaratıklardan çok daha fazla yaşam gücü barındırıyordu. Üst seviye yaratıklar bile onlarla sorun yaşamak istemezdi.

Ancak, Lumia yüzünü karartıp başını salladı. ‘Zararımız hala büyük. Doğu’daki entlerden ikisi çoktan yanarak öldü. Belki ormanda ateş kullanan güçlü bir yaratık vardır.’

‘...Katılıyorum. Tek bir koruma göndermemiz yeterli olacaktır.’

‘Edwin’in dinlenmesi lazım, başkasını seçelim.’

‘...Tek...kişi...olur...’

Mümkün olan derece de tek karara varmaya çalışıyorlardı. Ama tek kararın çıkmadığı zamanlarda oy çoğunluğu olan fikir kabul görüyordu.

Ellenoa bu toplantıda konuşmasa da Lumia dahil 4 Ulu Elf kabul etmişti. Doğu tarafına tek bir usta koruma yollamak tüm ciddi sorunları bile çözmeye yeterdi.

Sıradaki konu, canlarını sıkan bazı türlerle ilgiliydi.

‘Taş Aslan Kabilesi, ne aptal biri.’

Bir anlığına, Alisa konuyu duyunca neşeli bir sesle tepki verdi. ‘Hangi aptal birini öldürüp sonra da üzgün olduğunu söyler? Geçelim gitsin.’

‘Kişisel duygularla değerlendirmek iyi bir şey değildir.’ Alucard rahatsız edici bir sesle konuşurken, kendisi de sinirini bozan bir kabile lideriyle uğraşmaktan bıkmıştı. Büyük Ormanın en büyük yaratığı Orlando olmasa, çoktan itaatsizlik suçuyla yargılanmıştı.

‘...Sakin olun. Birkaç müfettişi yollayalım. Eğer bir iz bulamazlarsa geri gelirler.’

‘Cık, yapacak başka bir şey yok.’

‘...Ka..bul...’

‘Sonra da müfettiş takımını oraya sevk ederiz.’

3.meselenin sonucuyla ortam biraz gerilmişti. 4 elf birden derin nefes alıp Ellenoa’nın sözlerini bekledi. Ziyarete gelenlerin kim olduklarını çok merak ediyorlardı.

O sırada, Alisa’nın zihninde bir şimşek çaktı. ‘-Ah!’

Diğer 3’ü ne olduğunu merak edip sormaya yeltendi.

‘Bekle! Hatırladım. Taş Aslan Kabilesinin Lideri orada!’

‘Orada mı...?’

‘Eh?’

Kafası hala karışık olan Lumia’nın aksine, Alucard nefesini tutmuş bakıyordu.

Bilek gücüyle konuşmayı seven aptal bir yaratık lider... Taş Aslan Kabilesinin Lideri Orlando, Meltor’dan gelen heyete tahsis edilen bölgede kalıyordu. Köle avı döneminde yaratık boyları da insanlar tarafından fahiş fiyatlara satılmıştı.

Orlando’nun mizacını düşününce, ‘o’ mutlaka olurdu.

‘Ah, hayır. Ellenoa, onları hemen başka bir yere al...’

‘-Üzgünüm.’ Derken bir anda Ellenoa’nın yüzü ifadesiz kaldı. ‘Çoktan tanıştılar.’

***

Yaratık boyları, aynı zamanda yaratık adamlar olarak da bilinen bu varlıklar iki avantajla doğardı. İnsanoğlunun zekası ve yaratıkların yırtıcılığı. Asıl özellikleri vahşi hayvanları ve yaratıkları avlamak üzerine gelişir, bununla beraber bir toplum kurmak adına zekalarını da kullanırlardı. En azından, genel bilgi bu yöndeydi.

Ancak, gururları insanların gelişmesiyle parçalandı. Büyü ve enerji arasındaki rekabet nesillerdir kendi doğal güçlerine güvenen yaratık adamları zora sokmuştu. Kendi güçlerinde sarhoş olan bu yaratık adamlar sosyal yaşamın teknolojisini umursamayarak zamanla insanlardan kaçar oldu.

Onlarca kasabayı korkudan titreten kurt adamlar, kılıç ustalarının saldırılarıyla katledilirken, dağların kralı olarak tanınan ayılar büyücülerin alevleriyle küle dönmüştü.

O zaman, yaratık adamlar kendilerinin artık güçlü olmadığını anlayıp kıtanın sonuna kadar topuk salladılar. İnsanların giremediği Büyük Ormana gizlendiklerinden bu yana da 100 yıl geçti.

Yeni nesiller doğup büyürken, kanlarında akan korku azalıp yerini öfkeye bıraktı. Evet, tıpkı şimdi olduğu gibi.

‘Hey, sizi leşler! Buraya gelip anlatın!’

Ses o kadar gürdü ki bazı elfler acıyla yüzünü buruşturup kulaklarını kapatmıştı. Belden yukarısı tuhaf olan iki metre boyunda ve anormal davranışlar sergileyen bir adamın bağırışlarıydı. Aniden öne atılıp heyete karşı kaba saba bağırmaya devam etti. ‘Neden ormana insanları soktunuz?! İnsanların bize rahat vermediğini unuttunuz mu? Yoksa onların sinsi dilleri sizi de mi kandırdı?’

Ellenoa buna daha fazla dayanamayarak sesini yükseltti. (Derhal geri çekilin, Lider Orlando. Şu an kabalık ettiğiniz kişiler ‘insanlar’ değil, Elvenheim’ın konuklarıdır.)

‘Bana emir verme!’ Orlando’nun çiziklerle dolu derisinin yüzeyinde kabaran kasla görülüyordu. Orlando bunun üzerine çalışmasa da, heyete bakıp dişlerini sıkarken gayet göz korkutucu bir görüntüsü vardı. Neyse ki, kafa tuttuğu insanlar ondan güçlüydü.

Theodore’un yanında duran Beyaz Kule Üstadı mırıldandı. ‘Yaratık adamlar. Çok nadir varlıklardır. Bunu çözmenin en iyi yolu sence ne?’

‘...Çok da sıcak bir ortam sayılmaz, değil mi?’

Orlando düz mantıkta biriydi. Saçları aslan yelesine benzeyen birinin başını kolay eğmeyeceği belliydi. Elvenheim’da bir Ulu Elf’e bağırması bunun kanıtıydı. Ellenoa’nın yükselen sesindeki samimiyet tamamen yok olmuştu. O sırada Orlando en yakınındaki kişiye pençesini kaldırdı, bu kişi Theodore’du.

‘Bu insanlara Taş Aslan Kabilesi Liderinden daha iyi davranıyorsun! VIP odasını niye buna verdin? Eğer bana meziyetlerini kanıtlamazsa buradan gitmeyeceğim!’

(Lider Orlando, eğer buna devam ederseniz...)

Ellenoa kaşını kaldırırken, Theodore da sırıtarak öne adım attı.

Bu iki metrelik adamdan gelen yoğun baskıdan zerre korkusu yoktu. Veronica’nın yaydığı baskının yanında, hafif bir rüzgar gibi kalıyordu. Hatta onu öldürme isteğiyle yanıp tutuşan 7 Kılıç Ustasından biri Lloyd Pollan ile karşılaştırmak utanç vericiydi.

Theo karşısındaki yaratığın gözlerinin tam içine bakarak sordu. ‘Peki, senin niteliklerin neler?’