Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

104. Bölüm Yabancı Misafirler #2

Çevirmen: Gecekuşu / Editor: Gecekuşu

Theo’nun bu cüretkarlığı Orlando’yu şaşırtmıştı. Uzun boylu ve bir aslan soyundan gelen Orlando’nun yanında, Theodore minicik bir cüce gibi kalıyordu. Elflerin farklı güçleri vardı ama hiçbiri onun kas gücüne karşı koyamazdı.

O halde niye kimse Theodore’un bu küstahlığına bir dur demiyordu?

‘Yok, çok yoğun bir uğursuzluk hissediyorum...’

Orlando’nun bu cahil görünüşünün altında çok hassas hisler yatıyordu. Öyle olmasa her türlü belanın olduğu Büyük Ormanda lider olarak yaşayamazdı. Orlando kendini büyük bir tehlikenin altında hissettiği anda hiç düşünmeden kaçardı. Aynı şekilde, kazanamayacağını anladığı takdirde, canını kurtarmak pahasına bükemeyeceği el karşısında boyun eğerdi.

İşte bu sırada, sezileri ona sinyal yakıyordu.

‘...Güldürme beni!’

Ancak Orlando bu uyarıları kale almadı. Niye zayıf ve güçsüz duranbu insan evladından korkmalıydı ki? Hem bütün elfleri velveleye vermişti bir kere. Orlando korunarak büyütülmüştü ve kabilesindeki yaşlıların anlattığı kadar insanları tanıyordu, bu yüzden dolup taşan aşırı özgüveni gözlerinden okunuyordu.

Orlando’nun vücudu canavara dönüşürken kasları derisinin altında şişerken, uzun ve keskin tırnakları da demiri kesecek kadar güçleniyordu. Normalde bir trolü öldürebilirken, bu haliyle ikiz kafalı bir ogrenin hakkından gelirdi. Sert kayalar ve büyük ağaçlar onun yumrukları karşısında dağılıp giderdi.

Yaratık adamların gücünü simgeleyen yaratık formundaydı.

‘Benim niteliklerim! Aciz bir insan, Orlando’nun gücünü mü sorgulamaya cüret ediyor demek!’ Orlando tehditkar bir tavırla bağırırken başını kaldırdı. Yaratık formunda saç dipleri daha da geriye çekilmişti ama neyse ki enayilikte daha ileri gitmedi.

Orlando karşısındaki bu adamın ‘büyücü’ olduğundan kendine güvendiğini düşündü. Ne belinde kılıcı ne de vücudunu koruyan bir zırhı vardı. yalnızca büyücüler böyle öne atılabilirdi.

‘Seni öyle bir hale getireceğim ki ağzından büyü çıkamayacak!’

Theodore’un hala umursamaz ve bıkkın tavrını görünce parmağıyla işaret etti. ‘Taş Aslan Kabilesi yumruklarını kullanacak kadar kendine güvenir! Madem kendini kanıtlayacaksın bu işi bedeninle yap! Yumruklarımız kapışırsa haksızlık çıkmaz!’

Tabiki bu adil bir oyun değildi. Ümitsizliğe düşen Orlando’nun naçizane düşüncesiydi. Eğer rakibi reddederse o zaman onu korkak ilan edip kaçacaktı. Ama kabul ederse, bir insanı yenebilirdi. Orlandı ateş ya da şimşek gibi büyülerde ölümüne çekinse de, fiziksel güç devreye girdiği anda kazanacağından emindi.

O nedenle, rakibinin yanıtı daha da şaşırtıcı oldu.

‘...Sadece bir kereliğine mi? Bu kadarcık mı?’ Theo’nun sorusuyla, diğer büyücüler elinde olmadan gülümsedi ya da ağzını kapatmak zorunda kaldı.

Savaş büyücüleri şövalyeleri savaşta yenmemişler miydi? Dahası, Theo İmparatorluğun enerji dehası Rebecca’yı yenmiş biriydi. Bu durum karşısında gülmeleri doğaldı. O anda kafalarında ‘cesur ve cahil’in savaşı canlandı.

Bu tepkileri Orlando’nun başını döndürürken, Theo bir adım yaklaşıp Ellenoa’ya döndü.

Theo’nun neyi kastettiğini anlayınca hemen başıyla onay verdi. (Anladım. Elvenheim’ın kayıtlarına geçecek bir karşılaşma olacak. Lider Orlando, bu teklifi kendin yaptığından ileride şikayet etmeyeceksin, değil mi?’

‘Ta-Tabi ki etmem!’ cevabını veren Orlando ardından Theodore’a adım attı.

Ağırlık farkına bakıldığında onu tek yumrukla aşağı indirebilirdi. Bu teklifi kendisi sunmuş olsa da şimdi endişeden sırtından terler akıyordu.

‘Olamaz! Yumruklarım durdurulamaz!’ Theo’ya bakarken kendini toparladı.

‘Sana imtiyaz tanıyacağım. Sakin ol.’ Dedi Theo.

Bu kararlı sözleri Orlando’nun gururunu yaralamış, bu da onu fazlasıyla öfkelendirmişti. Artık korkusundan eser yoktu. O anda yumruğunu sıktı.

Kwaaaaang!

Beyaz bir dumanla birlikte coşkulu bir kükreme oldu. Kabilesinin Lideri olan bu güçlü adamın kükremesi Büyük Ormandaki kuşları korkutup kaçırmıştı. Ama asıl korkutan yumruğuydu. Fiziksel kuvvetin çok ötesinde olan bu yumruğun ufak bir tepeyi yerle bir edeceğini söylemek abartıya kaçmazdı.

‘Geber!’

Orlando sağlam bir yumrukla geliyordu ve...

Paang!

Theodore’un sol eli buna karşı koydu.

‘...Yumruğun sandığımdan daha güçsüzmüş. Şimdi, benim sıram mı?’

Theo’nun direk sahibinden aldığı savaş şarkısı sayesinde, Theo’nun fiziksel gücü Orlando’nunkiyle aşık atabilirdi. Konu dövüş sanatları olunca, Theo’nun tekniği, canavar kabilesinin liderinin ham yumruğundan daha karmaşık olabiliyordu.

Ancak, Orlando ikisinin farkını bilmediğinden mahvolmuştu.

Theo ayağını öne atıp yumruğunu iyice sıktı. Duk.

Sonrasında hafifçe öne atıldı. Kwaaang!

Yaratık havaya savrulurken ters dönünce çığlık bile atamadı. Bilinci yumruğun etkisiyle şoka girmişti. Ani darbeyle gergin kasları ve kemiklerine nüfuz eden acı, iç organlarına da zarar vermişti. Eğer Theo onu gerçekten öldürmeye niyet etse, oracıkta öldürmeye gücü yeterdi. Havada 10 metre savrulduktan sonra geriye ne söylenilebilirdi ki?

‘Kuwek, kuweeeek....’ Bilinci kapanan Orlando bir ağaca yaslanır vaziyetteydi ve kimse onunla ilgilenmiyordu.

(O zaman, ben talimatlarıma devam ediyorum.)

Ellenoa’nın yüzü, heyetin kazanan taraf olması ve ahşap merdivenlerden yukarı çıkması karşısında ışıldıyordu.

Büyücülerden bazısı Orlando’yu tekmelerken kimse müdahele etmemişti. Kaybeden aslan bundan böyle tüm saygınlığını yitirmiş biriydi.

***

‘Ahmağın tekiydi.’ Theodore odasına girip savaştığı yaratık adamı düşününce güldü.

Aslında Orlando’nun gücü fena değildi. Hatta şahaneydi. Eğer Theo bu güçte bir şovalyeyle savaşsa, birçok taraftan zorluk çekerdi. Örneğin Rebecca. Teknolojiyle harmanlanan güç onun için büyük bir tehdit haline gelmişti.

Ona nazaran, Orlando’nun yumruğu hiçbir şeydi.

‘Teknik ya da enerji olmadan, benimle boy ölçüşemez. Şimdi, yaratık kabilelerinin kıta üzerinde nadir görüldüğünü anlıyorum.’

Theo’ya yanıt veren ise alaylı iç konuşmaları oldu. –Bu kadar kolay sonuca varma. Yaratık kabilelerinin zayıflamasının bir sebebi var.

‘Ne sebebi?’

-Bu biraz belirsiz. Hem yasak hem de vasat bilgilerin bir karışımı aslında. Anlamayabilirsin ama dinlemek istersen anlatırım.

Bu, daha önce bilinmeyen bir bilgiye benziyordu. Eğer tarihçiler burada olsaydı, cevabı bulmak için karşılığında safra keselerini bile verirlerdi. Ama Theo’nun gözünde bu, basit bir heyecandan ibaretti. Başını aşağı yukarı salladı.

Obur da tek cümleleyle cevap verdi. –Çünkü yaratık kral Fenrir birisi tarafından öldürüldü.

‘...Bu ismi tanımıyorum.’

-Ben tanıyordum.

Theo daha fazla soru sormadı, ama Obur merakını uyandırmayı başarmıştı.

Theo’nun büyü kütüphanesinde birçok kitap okusa da,Fenrir adı ona yabancıydı. Yaratık kabileleri düşüşe geçeli 500 sene olmuştu. Ama Obur’a bakılırsa, hikayenin devamı vardı.

Ancak Theodore’un endişeleri fazla uzun sürmedi.

-Burası çok ilginç bir orman. Arv gücünden elde edilen dünya ağacı, yenilgiye uğramış bir türün mültecisi... Bir elf krallığının tüm bunların ortasına inşa edilmesi müthiş bir şey.

‘Elvenheim’ı mı diyorsun?’

-Evet. Elfler bunca zaman koloniler halinde yaşadı, ama bir arada kalma güdüleri çok iyi değildi. Ulu Elfler onların eklem noktasıydı, yine de krallık fikri onların doğasına tersti.

 Anlaması zordu. Theo 20 yaşında zeki bir genç olsa da, Obur yılların tecrübesi ve bilgisine sahip bir büyü kitabıydı. Obur için bu olaylar normal gelse de, ağzından çıkan kelimeleri açıklamaya mecburdu.

Elflerin bir ülke kurmaması mı gerekiyordu? Ya da kuramamışlar mıydı? Elvenheim uzun zamandır var olan bir yer miydi?

Bu soruları düşünürken, sonraki ses zihninde patlak verdi.

-Burada bir büyü kitabının olduğunu bilmiyordum. Galiba ormanda fazla sıkılmayacağım.

‘Ne, büyü kitabı mı? Büyük Ormanda mı?!’

Onlarca yıl, belki de yüzyıllar önce büyücüler tarihte görülen büyü kitaplarının karakter özelliklerini düzenlemişlerdi.Bazıları kitap görünümündeyken, bazıları da sahibinin isteğine göre şekilleniyordu.

Ancak esas bilgi farklı olsa da, büyü kitaplarının düzenlenen huylarıyla uyuşan bilgiler de mevcuttu. İçlerinde yer çekimine karşı koyan da, kendi sahibini kendi seçen de, daha önce bilinmeyen iletişim yolları olan da, sahibini ele geçirip kontrol eden de vardı. ama herkesin ortak bildiği şey, büyü kitaplarının insan dünyasında nadiren görüldüğüydü.

Ancak, Obur büyük ormanda bir büyü kitabı olduğunu söylemişti. Ses tonu sanki Theo’dan tepki bekler gibi yumuşaktı.

-Bu doğru. Bu güç dalgasını çok iyi hatırlıyorum. Mitoloji çağını kapatan savaş Ragnarok’u başlatan büyü kitabının gücünü hissedebiliyorum.

‘Ragnarok...!’

-O zamanlarda, Usta büyücü Surtr büyü kitabına el koyup asıl dünya ağaçlarını ateşe verdi. Adı (Laevateinn).

Obur bunları söyleidkten sonra, bilgiler Theo’nun zihninde canlanmaya başladı.

(Laevateinn)

(Ateş krallığı Muspelheim’a kilit vurulmasına sebep olan büyü kitabı. Ragnarok zamanında, Surtr büyü kitabının tüm güç engellerini kaldırıp, dünya ağaçlarını yakarak Muspelheim’ı serbest bıraktı. Ancak, karşılığında Surtr küle dönmüş ve artık nerede olduğu da kayıplara karışmış.

*Büyü Kitabının seviyesi ‘Efsane.’

*Tüketildiğinde, ???

*Tüketildiğinde, ???

*Tüketildiğinde, ???)

...Ölüme İbadet’e eş değer bir efsanevi büyü kitabı! Theodore kafasındaki bilgileri görünce gözleri parladı.

3 ay içinde yaşlı zombiyi taşıyıcısı haline getiren büyü kitabıyla aynı değerdeydi. Ayrıca, Laevateinn ile ilgili içerik daha bile kötüydü. Dünya ağaçlarını yakan kilit vurulmuş bir dünyayı içeren bu büyü kitabıyla karşı karşıyalardı. Zamanlamaya bakılırsa, büyü kitabının hedefinde Elvenheim vardı.

Theodore aniden sordu. ‘Obur, onu hissettiğini mi söylemiştin? Peki şimdi nerede olduğunu biliyor musun?’

Ancak, Obur’un cevabı umut verici değildi.

-Bilmiyorum. Mesafe çok fazla ve gücünü sadece bir anlığına hissettim. Laevateinn olduğunu anlamam bile bir şans.

‘Peki onu bu geniş ormanda nasıl bulacağım?’ Theo tedirgindi.

Obur ise onun bu haline hafifçe güldü. –Merak etme, yakında o bizi bulacak.

‘Ne?’

-Büyü kitabının gücünü serbest bırakması için bir şeyi feda etmesi ve gücünü geliştirmesi gerek. Laevateinn’in en sevdiği yemekler de bizim etrafımızda.

Büyü kitabının dünya ağacını yakan ateşi... Theodore’un aklında aniden bir fikir belirdi.

Obur mükemmel bir zamanlamayla ekledi. –Eğer bu sık ağaçların olduğu ormanda ateş yakarsa, en az iki gücünü serbest bırakabilir...Bu orman onun için bulunmayan hint kumaşı gibi.

‘...Dünya ağacı.’

-Aynen. Obur şeytanın ki kadar tatlı ve karanlık bir sesle onayladı. –Sakin ol ve bekle. Laevateinn’in ağzımıza geleceği gün yakındır.